“Şu, bütün hayata kuvvet veren. Tüm ormanı kucaklayan, şu arkası karanlık ağaçların yanına, usulca girebilsem. Şu zırva dünyadan kurtulup, karanlıklara gömülü köyün ardındaki ormanların içine... Kuşlar geliyor, “o dünyanın en güzel ağbisi, işte bak okuttu seni, öğretti sana, soyle bir mesleğin oldu, sakın ağlama!“ Başka bir serinliği var ağaçların, çiğ damlaları başka, kurumuş kuş tüyleri başka, yabancısı olmadığım bir yer. Geniş bir düzlük saklıyor içinde. Orada simsiyah gözlü yorgun atlar olmalı, çok çalışmalar, koşmuşlar, kardeşlerini, ailesini utandırmamış, aç koymamış.“ (Arka Kapak)
"Hayatımı infilak ettirip değiştiren, yarasını hep taşıyarak yüzdüğüm bu bataklığa şu haberle girdim, Kızılcahamam çocuk yuvasında otuz üç çocuk odacıları tarafından satılıyor, yuva kerhane gibi çalıştırılıyor diye, yazıyor Tercüman gazetesinde. Hafızam hâlâ kan saçıyor, Ruhi Su'nun sesinden 'ne duruyoruz be kardeşim'i dinliyorum, gözyaşlarım parlaklığını kaybetti, kan kusan bir katil oluyorum, yarından tezi yok birilerini öldürelim!" Seni çok iyi anlıyorum Nihat Ağabey, belli ki sen de bizi çok iyi anlamışsın. Artık daha da yalnızız. Beyler altın uykularından uyanmak üzere. Haydi, yollarını temizliyelim.
Kitaptaki cümleler, kelimeler adeta yürüyen birer canlı. Hepsini görebiliyorum.Vicdanımıza, insanlığımıza ateş ediyorlar. Vuruyor, yaralıyor, iz bırakıyor hepimizde. Kitabı okuyupta, etkisinden kurtulmak zor, karakterler hayalet gibi günlerce üzerinizde dolaşıyor. Kelimelerin dizilişi, sırası, etkisi, anlamı sonradan yapma değilde, adeta bir kazı sonucu bulmuş gibi. Her şey oradaydı, Nihat abi sadece üstündeki tozu almış gibi.
Nihat abinin, insanı anlatmakta ki mahareti, günlük işleri, siyaseti anlatmakta aynı etkiyi göstermiyor. O yüzden kitabın sonundaki günlük siyaset içeren, zamana yenik düşmüş hikayeler sırıtıyor.
Nihat Genç i tv deki siyaset programlarından tanıyorum. Yapmış olduğu doğru siyasi tespitler bir yana kelimeleri kullanmadaki yeteneğine ve konuşmalarındaki akıcılığa yıllardır hep hayranlık beslemişimdir. Bir insan saatlerce konuşup da bir kere ııı demez mi yahu! Bir kitabını alıp okumak ne zamandır kafamdaydı ve sonunda merakımı giderdim. Kitabın yazarına bakmasam heralde bu anlatım tarzı ne kadar da Nihat Genç e benziyor derdim. Kitap birbirinden bağımsız kısa kısa öyküler içeriyor. Anlatım tarzıyla sizi sayfalara kitleyen yazar öyküleriyle sizi kimi zaman düşündürüyor kimi zamanda gülmekten yerlere yatırıyor. Hemen hemen her öykünün sonunda siyasi bir takım analizler yapması ise beni oldukça etkilemiştir. Kitapta en çok beğendiğim öyküsü ise yazarın osurma eyleminden siyasi karakter analizi yaptığı öyküsüydü. Gülmekten gözümden yaşlar geldi :-)
Nihat Genç'in üslubu veya betimlemeleri, kitaplarını birer ikişer okudukça okurları için tekdüzeleşebilir belki bir noktadan sonra, bilmiyorum; fakat hikayelerinde kullandığı karakter havuzunun tükenmesi pek olası durmuyor. Bu kitapta da Güller Hala ve Hızır Süleyman gibi, akla kazınan, acayip insanlar var. Toprak Saha ve Kaşarlı Tost, yoğun politik eleştirilerin olduğu, sert salvolu ağır iki yazı. Bunun haricinde sürükleyici ve sağlam hikayeler olduğu kadar sıkıcı ve vasat öyküler de mevcut. 'İhtiyar Kemancı' bu bağlamda daha başarılı bir derleme bence.