Geceleri uykumda kendimi mi dişliyordum yani? Böyle bir hastalık var mı?
Uyurgezerliğin bir türü mü bu? Yamyamlığın bir türü mü ya da?
Yoksa ben mi icat ettim? Cinsel fantezi kurbanı olduğumu sanan doktora söyleseydim keşke,“İyi de doktor bey, ben yalnız yaşıyorum,” diye.
Söyleyememiştim. Tutmuştum kendimi. Nedenini de gayet iyi biliyordum aslında: Kendi kendimi bilinçsizce ısırıyor olmam, en sapkın ilişkiye girmemden çok daha rahatsız ediciydi.
Uzak, sanki hiç varolmamışçasına hatırlanmayacak uzak bir İstanbul semtinde başlıyor Karanlık Oda… Boş bir belediye otobüsü, pırpır eden floresanlar, ıssız ve alelacayip vitrinlerle giriyor söze… Suya daldırıldıkça ağırlığı artan paçavra gibi dibe giden, kendini ve unuttuklarını hatırlamaya çalışan bir fotoğrafçı çıkıyor karşımıza.
Sezgileriyle yürüyen, rutinlerle yaşayan, ürkek ve takıntılı bir adam bu…
Hakan Bıçakcı, akılcılığın maskesini çıkarttığı, her gecenin bir gündüzün içine aktığı şizoid ve polarize bir karanlığı resmediyor. İçinde ısırıkların, sararmış resimlerin, tekinsiz erkeklerin, alışveriş merkezlerinin, sanat galerilerinin, otel odalarının, markaların ve beyhude zaman usancının yaşadığı genç bir roman daha sunuyor bize…
Hakan Bıçakcı was born in Istanbul in 1978. After completing his primary and secondary education in Istanbul, he went to university in Ankara in 1996. In 2001 he graduated in economics from Bilkent University and returned to Istanbul.
His first novel, Romantic Fear, 2002, his second novel, Dream Diary, 2003, his third novel, Spare Time, 2004, his first book of short stories, A Midsummer's Nightmare, 2005, and his fourth novel, The Apartment Shaft, 2008 were published by Oğlak Publishing House.
His fifth novel, Dark Room, was published in 2010 by İletişim Publishers. In 2011, the Apartment Shaft, Spare Time and Dream Diary were republished by İletişim Publishers. His book of new and old short stories, Me Against All of You, was published by İletişim in 2011.
The Apartment Shaft was translated into Albanian in 2009, into Arabic in 2010, and into Bulgarian and English in 2011.
His articles on literature, the cinema and popular culture have been published in various magazines and newspapers.
Books Published:
Me Against All of You / story / 2011 Dark Room / novel / 2010 The Apartment Shaft / novel / 2008 A Midsummer's Nightmare / story / 2005 Spare Time / novel / 2004 Dream Diary / novel / 2003 Romantic Fear / novel / 2002
Bedeninde çoğalan morluklarıyla baş etmeye çalışan, boksör dişliğini bile denemiş, ağzı kafesli köpekleri irdelemiş, kendine yabancı, şizofren karakterli, metropol hayatından bunalmış, sergilediği eserlerini “ isimsiz“ olarak imzalamış takıntılı bir fotoğrafçının yaşadıkları...
"Morluklar çoğalmaya devam ediyordu. Her yanımdan sivilce gibi diş izi fışkırıyordu. Güneşin altında uzun kollu tişörtlerle, boynumu kapatan tuhaf giysilerle dolaşıyordum. Düşüncelerimin okunduğuna dair o rahatsız edici duyguya daha sık kapılır olmuştum. Her türlü insan ilişkisinden çekiniyordum. Bu takıntı içimde o kadar derinleşmişti ki, etrafta kimse yokken bile düşüncelerimin okunduğunu hisseder olmuştum. Görmediğim, tanımadığım, yine de aklımdan geçenleri tüm ayrıntılarıyla bilen birilerinin varlığını ensemde hissediyordum sürekli.”
Hakan Bıçakcı'nın okuduğum altıncı kitabı. Psikolojik gerilim türünde yazdığı bir başka kitabı. Benzer bir konu ve anlatıma sahip olan Apartman Boşluğu'nu daha iyi bulmuştum açıkçası. Bu da kötü değil belki ama Apartman Boşluğu'ndaki yoğun anlatım Karanlık Oda'da yok maalesef. Karaktere fazla derinlik katılmamış. Böyle olunca karakterle olan bağ kuvvetli olmuyor. Apartman Boşluğu'ndaki Arif daha çok yönlü bir karakterdi.
Karanlık Oda Hakan Bıçakçının okuduğum ilk kitabı. Dili basit olduğu için yaklaşık 1 2 saatte bitiyor ve akıcı diyebileceğim bir kitaptı. Okurken sıkılmadım ama anlam veremediğim çok yer oldu, ki bu yazarın tarzıyla alakalı. Psikogerilim - gizem dolu diye biliyordum açıkçası son 30 sayfa hariç büyük bir merak duymasam da bir an önce devamını okumak istedim. Farklı bir konusu olması da diğer kitaplar arasından hoşça ayırıyor, yine de "kesinlikle okunmalı" diyemem. Çok zaman almadığı için vakit geçirmek için güzeldi, yazarın diğer kitaplarına da göz atmayı planlıyorum.
Rüyalar, Tekinsiz Sokaklar, Tuhaf İnsanlar, Sevilemeyen Bir Toplum ve Onun Aynılaşan İnsanlarının verdiği sıkıcılık. Klasik Bıçakçı imgeleri ile dolu baştan sona merak duygusunu körükleyen ilginç ve güzel bir roman.
الإنسان.. في البدء ينتصبُ عوده، يتعلم كيف يحفظ اتزانه، ثم يخترع ما يُسميه جيتارًا. يشد الأوتار فيُصدِر نغمًا. ثم يفكر في الطبول، ويعزف على كليهما معًا. لتكن موسيقى.. لم يُرضِه هذا..!
آلآت مختلفة، يصل إلى التناغم بينها. يفكر في تسجيلها؛ ليكون له الاستمتاع بصنيعه دون أن يتكبد عناء العزف. شرائط تسجيل، اسطوانات موسيقية، أقراص مدمجة. عَمِل معدات تُشغل هذه التسجيلات. ثم وضع ما أسماه زواجًا. وقبل ن يتعلم الوقوف على قدميه، عرف الإنسان التمايل بجسده مع الموسيقى المنطلقة من الأجهزة التي اخترعها وسجل عليها أنغام الآلات التي ابتكرها. لم يُرضِه هذا..!
يُخَلِقُ مايسميه الورق. ينتقل بالكتابة التي أوجدها قديمًا إلى الورق. يسجل مجددًا. ثم يفكر في تلوين الورق وتقطيعه لقصاصات صغيرة. بووم! نِثار. تنهال علينا قصاصات ملونة.
يبتكر حفلات الزفاف كما ابتكر الطبول، والبيس جيتار، ومكبرات الصوت. يخترع الكاميرا.. ويسجل مجددًا. ثم يبتكر ما أسماه أوضاعًا لالتقاط الصور. لم يُرضِه هذا..!
يطبع الصور على الورق الذي اكتشفه من قبل، وأقوم أنا بتوزيعها الآن على أصحابها من بين الراقصين، تحت وابلٍ من رقائق الورقٍ الملونة..
وضعتني هذه الرواية في "بيت الكوابيس" المسلسل التركي الذي كنتُ أتابعه في وقت ما من سنين مُراهقتي، وقد شكّل أجلّ وأعظم مخاوفي حينذاك. كنتُ أتفقد الحياة وأتعرّف عليها بتخبّط الأمواج عند صخور الشاطئ، الكثير من الأفكار لم أفهمها حينها، الكثير من المشاهد سقطت من محيط إدراكي الغضّ البريء، لكنّه ورغم ذلك اتخذ لنفسه قدرًا ثقيلًا وحيّزًا واسعًا من تصنيع وصقل مخاوفي تجاه العالم. تشبه قُمرة ذلك البيت، الذي ما إن تطأه قدم المُستأجر حتى تتكشّف صراعاته الداخلية وتسلك طريقها نحو الواقع، فتتجلى أمامه بكامل جبروتها وشغفها المُرعب للسيطرة. بطل قُمرة أسير لمخاوفه الخاصة، ماضيه وحاضره، مستقبله وأحلامه وذاكرته ومُخيّلته الفنية، يحيا في الحلم أكثر، تدوّره حلقة اضطرابه النفسي كيفما شاءت، وتقذفه ثم تمسك بيده لتعينه على الوقوف قبل أن تصفعه مجدّدًا ليقع ويسقط وينجرف مع موج بحرٍ غير مرئيّ. كنت أقلب الصفحات في الواقع وذاكرتي تقلب حلقات بيت الكوابيس المُفزعة لخيال الطفلة التي سكنت روحي قبل سنوات، وتتبدّى هواجسي الحالية في منامات توقظني في الليل مذعورة، وتدور بي في حلقتي اللانهائية الخاصة التي أحاول قدر استطاعتي "كبتها" في النهار.
Bakın şimdi, eğer evde varsa okunur ama kitaplar çok pahalandı satın alınmaz. Okuduğuma pişman değilim ama okumasam hiçbir fark olmazdı. Çok güzel bir konuyu ustaca işlememiş bence ve ilginç kısmı yazarda bu beklentiye ulaşacak bir potansiyel olduğunu düşünüyorum. Bu kadar :)
Yazarın işine karışmak gibi olmasın ama kitabın bittiğini sanmıyorum. Pek çok kez bir sahneyi/duyguyu/cümleyi tekrar etmek de gerilim yaratmıyor bana kalırsa.
Rüya ile gerçekliğin iç içe geçtiği, şizofreni bir karakter ile ilerlediğimiz sürükleyici ve katmanlı olmasına rağmen özgün olmayan bir roman. Klasik hakan Bıçakcı esintileri var. Her cümlede "kusma isteği", "uyanma sonrası yaşanan algılama problemi" gibi okuyanların aşina olduğu durumların hemen hepsi bu kitapta da yer alıyor. İlk defa başlayacaksanız yazarı okumaya bence "Ben Tek Siz Hepiniz" ile başlayabilirsiniz. Yazarı takip edenler zaten okuyacaktır, hızlı da ilerliyor, bir plaj sefasında bile bitirebilirsiniz kanaatimce.
Gayet hoş, farklı bir anlatım tarzı. Olan olaylardan çok, isimsiz karakterin o olaylarla ilgili hislerini, iç dünyasını okuyoruz. Şahsen virgüllerle ayrılmış, çok fazla sıfat, tarif, tespit sevmem. Yine de bu kitapta öyle seçmece sözcüklerle bu yapılmış ki, hoşuma bile gitti. "Meğerse şöyleymiş" tarzı bir final aramıyorum, dolayısıyla final de bence lezzetli ve tatminkar olmuş. Gayet başarılı buldum. İyi ki okumuşum.
Dünyanın tüm absürdlükleriyle dalga geçiyor bu adam ve o kadar haklı ki... Değeri pek bilinmeyen bir yazar bence Hakan Bıçakcı. Rüyaların içindesiniz ama her şey son derece gerçek. Hâliyle neyin gerçek olduğu konusunda yine muallaktayız. Bunun konuyla bir ilgisi yok gerçi. Baştan aşağı saçma bir dünyada yaşıyoruz zaten, rutin hayatlarımızın olması tam bir mucize. Severek okudum, tavsiye ederim. =)
Audiobook dinlemenin kötü yanı altını çizemediğim için kitap bittikten sonra neyi neden sevip sevmediğimle ilgili net bi fikrimin oluşmasının daha zor olması galiba . Kitabı sevdim ama neden sevdiğimi de ifade edemiyorum. Hakan Bıçakçı’nın tarzını sevdim, diğer kitaplarına da bakıcam ileride.