Ayşe Kulin kitapları pek bana hitap etmese de, hediye olarak aldığım bu kitabı özellikle otobiyografilere aşırı meraklı olduğum için merakla okudum. 1941-1983 arası Türkiye'si özellikle biz 80 sonrası kuşağın hiç bilmediği, bizden özellikle saklanan, Türkiye tarihinde hakikaten bir dönem olduğu için ilgimi çok çekiyor. Ayşe Kulin tabii bu Türkiye'ye ne kadar hakimdi dersek :)) onun premses gözlerinin işte kolejde büyürken, danslara gidip gelirken arada yakaladığı ayrıntılar var bu kitapta. Bir anlamda sevimli çünkü hakikaten çok el üstünde büyümüş, pembe pop.. pardon yanaklı, sarı kurdeleli türk kızlarına dair şirin bir kesit sunsa da, ülke kaynarken bu şirin kızın büyümesi, liseyi bitirip ailenin onu dışarı fazla salmayan baskısı (!) sonucunda hemen evlenmesi, birbiri ardına iki (sonradan 4 oluyor) çocuk yapıp bir nevi pembe bulutlardan hayatın gerçeklerine inmesi bence hoş anlatılmış. Çünkü açıkcası ben de o pembe pop.. pardon yanaklı beyaz türklerden biriyim, eğri oturup doğru konuşursak. Dolayısıyla kendime yakın buldum o iki çocukla zorlandığı (her ne kadar hizmetçiler nany'ler arasında da olsa o, yine de bi premses zemini çalkalanmış elbette) zamanları, yurtdışından türkiye'ye baktığı günleri, işte ailesinin ona kıyamamalarını falan..
Ama bir de tabii kolejde iki cümleyle geçiştirilen misal Tomris Uyar'la sınıf arkadaşlığı, zamanın gazetecilerine yakınlığı vs de var şimdi aşırı ilgimi çeken. Yani "light türkiye tarihi" okumak istiyorsan, keyifle okursun. İkinci bölümü 65-83'ü de biri hediye ederse okurum :)) Yoksa sanırım kendim gidip almayı aklıma getiremeyebilirim.... Çok mu gömdüm? Napim, sevdiğim bir yazar değil.... Bu yorum da böyle olsun. Birkaç alıntı:
"Bunca yanlışı kırk yıla iyi sığdırmışım. Aferin bana! Çocuklarımı saymazsam, elde var kocaman bir sıfır. Başarısızlığımla beceriksizliğimle yüzleşmek için babamın ölmeye yatmasını beklemiş olmam da cabası!" - demez mi herkes ama ara sıra.. <3
"Dedemin kızları, torunları ve diğer akrabaları çene çalmak için arasıra bu sedire doluşurlar ve genellikle hep aynı konuları konuşurlardı: Sabahat teyzem o sırada evdeyse ne olacak bu memleketin hali, Sabahat teyzem yoksa, ne olacak bu Sabahat'in hali.." - tüm aileler aynı..
"İLkokula başlayınca benim dünya yüzündeki sultanlığım sona erdi. Bir de baktım ki sınıf benim gibi biriciklerle dopdolu. Öğretmenin gözünde şişman, sıska, zengin, yoksul ya da kız erkek hiçbir farkımız yok." - ah keşkeee.. 2000 sonrasının çocuklarını pardon "tontiş"lerini düşünürsek...