"Adımlarıma yön vermeliydi aşk, düşüncelerime biçim. Kalçalarını davet edercesine sallayan bir orospunun rahatlığı olmalıydı benim aşklarımda, aynı zamanda uzun yoldan gelmiş bir yabancının ürkekliği. Başkalarına muhtaç bir bebeğin yüzündeki saflığın yanında yılların tecrübesini alnındaki kırışıklara sıkıştırmış bir ihtiyarın olgunluğu olmalıydı. Ortası olmamalıydı benim yaşadığım aşkın."
Kanatan tutkuların, yürek yakan acıların, aykırı aşkların romanı Nü Peride. Aynı kentin, aynı mekanlarında, şimdinin can yakan gerçekleri ile tarihin gizemli olayları arasında karşı konulamayan bir yolculuğa davet. Anılarını koynuna birer akrep gibi iliştirip her gece, kendi kendini sokmaya yatan sakat bir adamın, sevdiği kadına anlattığı garip öykünün dehlizlerindeki koyu yalnızlığa katılış. "Nü" çizmek için ölüme gebe bir heyecanla Peride'yi mahzenine kapatan Osmanlı ressamın amacına ortaklık. Aşka yelteniş en önemlisi, gerçek aşka uzanış.
Yunus Nadi Roman Ödülü'ne değer bulunan Nü Peride, dilimizin tüm zenginliklerini de içinde barındıran, çok katmanlı bir eser.
'Nü Peride' bittiğinden itibaren bende bir film tretmanı okumuş hissiyatı yarattı. Zaman geçtikçe de bu his güçleniyor. Gazeteci edebiyatçılarımızda rastladığımız, o romantik akış bu romanda ilk başta şiddetle izlenebilecek bir durum. Bunu zamanında çok severdim, şimdi ise içeriği edebiyatla süsleme olarak görüyorum. Salt kurmacanın kendini güçlendirmek için daha derinden akan bazı donelere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.
Akdoğan, kitabın merkezinde kurgunun gücünü kullanmak istemiş. Ancak romanın uzunluğu benim arada kalmama sebep oldu. Bu hikaye ya kısa bir öyküye yedirilmeliydi, ya da daha uzun bir romanın konusu olmalıydı bence. Aşk, intikam, tutku gibi güçlü duyguları temeline yayan bir romanda karakterlerle özdeşleşebilmek adına okuyucuya daha çok imkan tanınmalı. Böylelikle sanki görselleştirilecek bir metnin, ön okumasını yapmışım hissiyatından kurtulamıyorum. Bu anlamda Şebnem İşigüzel'in 'Öykümü Kim Anlatacak?' isimli hikaye kitabındaki öykülerden birinin, birazcık uzunca anlatılmış bir versiyonunu okumuş gibi hissettim.
Elbette bunun bir ilk roman olduğunu unutmamak gerekiyor. Aynı anda bu kadar çok karakteri, bambaşka zamanlarda, aynı mekanlarda birbirine bağlayabilmek dikkate alınması gereken bir çabanın sonucu olmalı.
Romana üç puan veriyorum ama bu kesinlikle kötü olduğu anlamına gelmiyor. Sadece bu romanının hakkının dolu dolu bir üç, kapasitesinin bu olduğunu düşünmem. Aynı hissi Banana Yoshimoto'nun "Mutfak" isimli kitabında da yaşamıştım. Tam olgunlaşmamışlık hissi.
Türk edebiyatında yeni nefeslere bakmak isterseniz, okumanızı tavsiye ederim. İyi okumalar!
Sevgili Hakan Akdoğan katılımcısı olduğum bir öykü yarışmasında jüri üyesiydi. Kendisini daha öncesinde okuma şansım olmamıştı. Bugün sabah sularında başladığım kitap birkaç saat içinde bitiverdi. Kitabın birkaç farklı akışa sahip olması fikrini sevdim. Beni etkileyen kısım daha çok geçmişin gölgesinde akan kısımdı. Ressam Halil’e olan kinimi de Necati’ye yansıtmamak elde değil sanırım. İkisi de benzer sapkınlıkların peşinde kendilerince sevdikleri kadınlara her şeyi yapabileceklerini düşünen insanlardı.
Kurguda genel hatlarıyla kadınların aşkın öznesi olarak anlatılması dikkatimi çekti. Karşılıklı hislerin paylaşımındaysa kadınların bakış açısından gördüğümüz kısımlar duygu ve düşünceleri değil görece eylemleriydi. Biraz da onların bakış açısına sızabilseydik çok daha keyifli bir okuma olabilirdi belki.
Bunun dışında insanların başına gelenlerin sorumluluklarını ne kadar taşıması gerektiğini de düşündürdü. İstemediği bir elmayı birine vermek adına düşülen yolda gelen ömürlük sakatlıkla misal trafik kazası geçirerek felç kalmak veyahut iş kazasında yaralanmak olaylarını ele aldım kendimce. Sorumluluk tanımadığımız birine aitse farklı bedelleri var sanki. Ömür boyu bir insana eziyet edercesine onu suçlayarak ajite etmek aslında hastalıklı birine ait diyorsun okurken. Nitekim sona geldiğimizde de görüyoruz düzeyini.
Başlangıçta okuru Necati’ye sempati beslemeye itecek bir anlatımla aktarırken sonrasında Nevtan ve Beril üzerinden bizlere verdikleriyle o şoku yaşıyoruz. Tüm kurguda beni en çok etkileyen Ante ve Mihriban’ın hüzünlü sonu oldu. İnsanın bencilliğinin sonu sınırı yok. Ek olarak yitirilen güzelliğin ve bulaşıcı hastalığın insanı izole bir yaşama itmesiyle sakatlıkların benzer bir karamsarlığı paylaşması da kurgunun alt metinlerindendi. İnsan yaşama gayesini nereden alır? Nasıl daim kılar?
Bir ilk kitap için gerçekten harika bir kurguya sahip Nü Peride. Yazarın diğer kitaplarına da mutlaka bakmalıyım hissiyle okudum, elimden de bırakamadım.
Nü Peride aşkın romanı, tutkunun romanı! Aşk ve tutku olunca beraberinde intikam da kaçınılmaz oluyor galiba. Osmanlı zamanında yaşamış Halil, Ante, Peride ve Mihriban.. Günümüzde yaşayan Necati, Nevtan ve Beril...Zamanlar farklı olsa da ortak mekanlarda yaşamış kahramanlarımızın sıradışı hikayesini anlatıyor roman.
‘Camının önünde oturup baharların gelmesini bekleyecek; baharlarda penceresine konan kelebekleri yakalamayı öğrenecek, sonra da kurutmayı’. Bu cümle nasıl bir güzel cümledir. Çok sevdim Hakan Akdoğan ın dilini şiir gibi akan cümlelerini.
Sanırım bir intikamın bu kadar tutkulu olacağını tahmin edemezdim. Sonu benim için beklenmedikti.
Sonsöz deki şiir de içime işledi
Hep kar vardı ,hep kardan adam yaptı çocuklar günlerce Günlerce ben onları seyrettim kıpırdamadan Kıpırdamadan kardan adam oldum Kardan Adam oldum burnu havuç , gözleri kömür Gel artık havalar ısınınca kardan adamlar ÖLÜR
Gece bitirirken ilk elimin gittiği 3 yıldız oldu, ancak salim kafa ile düşününce i like it'den çok it was Ok'e biraz daha yakın gibi.
İlk olarak kitap çok kısa, ve bu kısalıkta hikayeyi biraz daha derinleştirmek yerine ana karakter diyeceğimiz kişinin uzun uzun metaforlar ile dolu aşk tanımları üzerinde durulmuş. Ben zaten "aşk acıtmalı seni, yakmalı, dişlerini geçirmeli, acı ve mutluluk içiçe geçmeli bla bla bla" diye sürüp giden iç seslere gıcığım, oradan kaybetti puanları.
Sonra, Allah'ım Osmanlı ne kadar mistikti değil mi (ki Osmanlı dediğin devasa coğrafya ama olayın özü İstanbul) temalı kitaplar da artık çekmiyor beni. O kadar sevdiğim İhsan Oktay Anar dahi cezbetmiyor artık beni, her ne kadar bu kitap 2002'de yazılmış olsa da..Yedi Tepeli Şehrin mistikleri, gizemleri, dar sokakları, mahsenleri, karanlık evleri, kabadayıları, tütün severleri, şarapçıları, afyoncuları, ah fahişeleri, gerdanı beyaz kadınları, feraceleri, kadıları, padişahları, vezirleri ve daha pek çoğu tüm cazibesini yitirmiş artık.
Son olarak kitaptaki olayların bağlantısı da şaşırtmadı, hani oooooooo dedirtmek için birleştirilmiş noktalar ancak ooo diyemedim, gereksiz olmuş dedim .
"Kaçmak çare miydi kurtulmaya? Kendinden ne kadar uzaklaşabilirdi insan? Nereye gidebilirdi yaşadıklarını bırakıp? Her yere kendisiyle birlikte taşımaz mıydı o sinsi acıları?"
1998'de Yunus Nadi Roman ödülünü kazanan Nü Peride ,aynı zamanda Hakan Akdoğan'ın da ilk romanıymış. Okurken karakterlerin birbirlerine olan tutkularına, kinlerine ve takıntılarına hayret ettim. Yazarın dili ise bence oldukça çekici bir o kadar da gerilimliydi, bazı bölümlerde Tess okuyormuşum gibi hissettim:) Kesinlikle kurgusuna hayran kaldım. Konusu öyle gizemli ki... Neyse en iyisi siz okuyun ve sonunda da şu soruyu sorun karakterlere"... bir elma, tek bir elma için değer miydi?"
Kitabın başındaki biraz abartılı platonik duygular dışında (ki onun da nedenini sonradan anlıyorsunuz) kurgusu gayet güzel bir kitap. Özellikle farklı zamanlarda benzer yerlerde bulunan karakterlerin birbirleriyle gösterdikleri benzerlikler, üzerine düşünmeye değer 👍🏻
Yine listemde olmayan ama keyif alacağımı bildiğim için okumaya başladığım ve yanılmadığım kitaplardan biri oldu Nü Peride. Zira Hakan Akdoğan severek takip ettiğim yazarlardan biri. Nü Peride'de, Osmanlı'ya uzanan bir aşk hikayesi anlatıyor bize yazar ve çocukça bir şımarıklığın yol açabileceği trajik sonuçları... Ödüllü kitaplara pek paye vermiyorum, malumunuz. Ama bizim jürimiz biliyor bu işi, size o kadarını söyleyeyim. Aldığı ödülü sonuna kadar hak etmiş bu kitap. Kirpi Mesafesi'ni okumak için sabırsızlanıyorum. =)
hakan akdoğan'ın okuduğum ilk kitabı ve harikaydı. aslında kendi oylamama göre 4,3 denebilir ama 5 de olmadığından 4 verebildim.
öncelikle, kesişen hayatların kitabı değil, arka kapak yazısından yanlış anlamayın.
kitap çok güzeldi, dili, betimlemeleri, cümle oyunları, vurguları, ironileri, karakter düşünceleri -lafı dolandırmadan ama mecazlardan da kaçınmadan- fazlasıyla iyiydi ama beni rahatsız eden; artık kitaptaki düğümler çözülmeye başladığında, yani kitabın sonuna geldiğimizde sanki yazar yazmaya üşenmiş de bir çırpıda anlatmış gibiydi. öncesinde 1. bölümle 2. bölümün ortalarına kadar akıcı, alt bölümcükler ve zamansal geçişler varken 2. bölümün sonuna doğru bu dağıldı ve sadece olaylar çözümlemesi kaldı. gerçi eski zamanda geçen kurgu bittikten sonra görüyoruz, buna bağlı biraz da ama yine de özellikle karakterlerin düşünceleri başta çok çarpıcıyken kaybolmaya başladı sonlarda artık. ama bunlara rağmen çok beğendim.
diğer kitaplarını da okuyacağım; kesinlikle okunmalı, kütüphanenizde bulunmalı.
Hem anlatım dili olarak, hem de anlatı içeriği olarak kitap ilerledikçe başlangıçtan daha farklı bir tarza bürünüyor. Başta kullanılan edebi dil ve cümleler ilerledikçe daha yalın ve sürükleyici bir hale dönüşüyor. Konu da cümleler gibi aynı şekilde daha hızlı akmaya başlıyor.
Farklı bir okuma deneyimi, daha uzun olsun isterdim.
Stupid crazy love... Full of passion and historical...
3 Yıl sonra gelen edit: 3-4 yılda bir tekrar okuyorum Nü Peride'yi. Yıllar içerisinde kendimi yokluyorum bu kadar sevmeme hala değiyor mu diye; evet değiyor, hala ilk 10 içinde benim için.
Son 3 aydır Hakan Hoca’nın derin okuma atölyesine katılmış bir kişi olarak okudum bu kitabı. Onu dinleyen, kitap analizlerinden çok şey öğrenen bir kişi olarak... Varlık ve Piçlik, Kirpi Mesafesi ile Nü Peride kitapları bugün elime geçti ve hemen ilk kitabı olan Nü Peride ile başladım okumaya. Hakan Hoca muhteşem bir kurgu yaratmış. Karakterler çok özgün. Son dönemde aynı tadı Mine Söğüt kitaplarında bulmuştum. Kaleminize sağlık Hakan Hocam.
Знаете дека пред да започнам со составувањето на впечатоците од ова дело си се смеев самата со себе.
Причината не е содржината на приказната, напротив, туку моето лично задоволство сето тоа да биде убаво спакувано, поточно покрај текст да има и слика која ќе одговара на содржината на самата книга.
Корицата самите можете да ја видите, а содржината пробајте да си ја претпоставите. 🤣🤣🤣
Дека е за над 18 +, но не во таа смисла !
Значи што мислите како требаше да се сликам ??? 🤣🤣🤣🤣🤣
Доволно се насмеавме сега да преминам на содржината, иако се уште си се кикотам. 😆😆😆🍷
Навистина сето ова го правам од љубов кон пишаниот збор и сакам да споделам со Вас се тоа што ми се допаднало, а богами и се тоа што не ми се допаднало и секогаш ќе си останам доследна на тоа.
Е сега за содржината ....
Во последно време често во мислите ми се вртеше добро познатата озогласена книга на Патрик Зискинд ,, Парфем " и кога започнав да ја читам го имав токму тоа чувство што го имав додека ја читав ,, Парфем ", се уште се ежам целата кога помислувам на таа книга.
Веднаш ќе Ви кажам дека тоа чувство е само во првиот дел од ,, Голата Периде ".
Халил е лик кој е опседнат со убавината на Периде, а тој е човек кој е постојано затворен во своето живеалиште. Најголемата причина за тоа е дека е неподвижен и се наоѓа во инвалидска количка и често набљудува низ прозорецот од својата соба. Од време на време го напушта своето претстојувалиште во потполна тишина, во потрага по совршена женска кожа, поточно нејзината совршена нијанса за кожа, а се подразбира и обликот на женското тело. Потребата за да ја наслика својата совршена замисла која постојано му се одигрува пред очи, но никако тоа не успева да го преточи на платно. Така доаѓа до идејата да ја грабне Периде со која е опседнат од првото видување и својата скриена желба да си ја оствари.
Тоа се случува и од преголем страв Периде се онесвестува, што со самото тоа му ја олеснува работата на Халил. Го разголува нејзиното тело и започнува да ја црта. Конечно ќе ја добие својата ,, совршеност " , конечно жената ќе го добие својот облик токму таков каков што и всушност е !
Неочекувано завршува првиот дел и започнува вториот. Одреден период се чувствуваш изгубено, што верувам дека и тоа му била и намерата на авторот и успева во тоа. Како одминува дејството, се отплеткува клопчето и веќе започнува да ни биде јасно дека тоа што се случува во вториот дел е поврзаноста на ликовите од денешно време кој и самите се во потрага по истата приказна, во потрага по вредното уметничко дело кое се знае дека постои, но никој не може да му ја пронајде трагата.
Но, што кога и последниот лик од приказната ја поседува истата опседнатост како и Халил ?
Што кога љубениот на таа личност е всушност тој кој е во потрага по скриеното богатство ?
Луѓе, не знаете кое шилче е книгава ! Шилче кое што има само 130 страници и се чита во еден момент, а останува долго во сеќавање.
Јас искрено не очекував таков крај !
Дури еден период од дваесеттина страници бев разочара, си помислив добро започна, зошто сега вака. Толку внимателно го читав почетокот и толку многу ме привлече книгата, што наеднаш загубив интерес, за да на самиот крај јас да бидам воодушевена.
Богат стил на пишување ! Ги обожавам турските автори со својата брутална реалност.
Hakan Akdoğan'ın ilk kitabıdır. Bence tüm kitaplarının nüvesidir. Ben bu kitabı hakan Akdoğan'ın kitapları içinde en son okudum. En popüler kitabı bu olduğu için sona bırakmıştım ama bence okuyacak olanlar da bu kitabı sona bırakmalı. Çünkü nü peride kitabı diğer kitapları için spoiler içeriyor.
"Adımlarıma yön vermeliydi aşk, düşüncelerime biçim. Kalçalarını davet edercesine sallayan bir orospunun rahatlığı olmalıydı benim aşklarımda, aynı zamanda uzun yoldan gelmiş bir yabancının ürkekliği."
"Gülümsüyordun ve gülümsemek senin için vardı. Oysa acı kemiriyordun, korku emiyordun yaşamın bin bir türlü memesinden. Yüreğin su topluyordu bir işçinin elleri gibi. –Önemli olan acılara gülümseyebilmektir.–"
"Gelmeni bekliyordum ve gelmeni beklerken geçmiş inanılmaz bir ağırlıkla biniyordu sırtıma."
"Eşitiz, aynıyız. Ama o elma olmasaydı yine eşit olacaktık. Değer miydi bir elmaya ?"
Karanlık bir ilk kitap. Açıkçası ilk başta kitabın dili hoş geliyor; Yunus Nadi Roman ödülünün şaşırtıcı olmadığını düşünüyorsunuz. Bitirdiğimde ise karmaşık kurgusu, olay örgüsü ve gereksiz karanlıklığı bana manasız geldi-okumayın derim😅
Kitaptaki 3’leme ilişki tufanı: Halil-Peride Nevtan-Beril (Necati Beril’in çocuk arkadaşı) Ante-Mihriban Hanım
Başladığım gibi bitti, çok sevdim farklı zamanlarda birbiriyle iç içe geçen bu kısa romanı, aldığı ödülü hak ediyor. Eski zamanı daha çok sevdim hatta biraz daha uzun olsa dedim. Hakan Akdoğan okumaya devam edeceğim.
Kitap film gibi insanın gözünün önünde akıyor.Tarihsel olgu ve olayları içeren kitapları okumayı sevdiğim için bu kitabı keyifle okudum. Kurgusu çok iyi. Öte yandan benim için işkence sahneleri içeren kitapları okumak biraz zor olduğundan kitabın bir kısmını okurken rahatsız oldum.
This entire review has been hidden because of spoilers.