Bu kitap Gilles Deleuze’u¨n Kant u¨zerine derslerinin deşifresinden hareketle vu¨cut bulmuş olsa bile bir öğretmenin öğrencilerine belli bir dersi anlatmasından çok daha öte bir kavrayışı ortaya çıkarır. 1978’te Vincennes’deki seminerlerindeDeleuze dinleyicilerini (ve şimdi okurlarını) bir du¨şu¨nme su¨recine katılmaya davet eder; bu Kant’ı anlatmaktan çok, Kant’ın ritmini yakalamaya dair bir su¨reçtir. Böylece, u¨zerine çöken sisin dağılması suretiyle Kant’ın şaşkınlık verici mimarisini görmek mu¨mku¨n olacaktır. Bu, iki bu¨yu¨k filozofun, Deleuze ile Kant’ın çocuğu olan bir metindir. Kime hangi yönleriyle benzediğini saptamak ise, Kant ve Deleuze okurlarının kendi başlarına vermesi gereken bir karardır. Belki de en iyisi Deleuze’u¨n tavsiyesine uymak, Deleuze’u¨n anlattığı Kant’ı veya Deleuze’u¨n Kant’ı nasıl anlattığını anlamaya çalışmadan Kant anlatan Deleuze’u¨n ritmini yakalamaya çalışmaktır.
Deleuze is a key figure in poststructuralist French philosophy. Considering himself an empiricist and a vitalist, his body of work, which rests upon concepts such as multiplicity, constructivism, difference and desire, stands at a substantial remove from the main traditions of 20th century Continental thought. His thought locates him as an influential figure in present-day considerations of society, creativity and subjectivity. Notably, within his metaphysics he favored a Spinozian concept of a plane of immanence with everything a mode of one substance, and thus on the same level of existence. He argued, then, that there is no good and evil, but rather only relationships which are beneficial or harmful to the particular individuals. This ethics influences his approach to society and politics, especially as he was so politically active in struggles for rights and freedoms. Later in his career he wrote some of the more infamous texts of the period, in particular, Anti-Oedipus and A Thousand Plateaus. These texts are collaborative works with the radical psychoanalyst Félix Guattari, and they exhibit Deleuze’s social and political commitment.
Gilles Deleuze began his career with a number of idiosyncratic yet rigorous historical studies of figures outside of the Continental tradition in vogue at the time. His first book, Empirisism and Subjectivity, is a study of Hume, interpreted by Deleuze to be a radical subjectivist. Deleuze became known for writing about other philosophers with new insights and different readings, interested as he was in liberating philosophical history from the hegemony of one perspective. He wrote on Spinoza, Nietzche, Kant, Leibniz and others, including literary authors and works, cinema, and art. Deleuze claimed that he did not write “about” art, literature, or cinema, but, rather, undertook philosophical “encounters” that led him to new concepts. As a constructivist, he was adamant that philosophers are creators, and that each reading of philosophy, or each philosophical encounter, ought to inspire new concepts. Additionally, according to Deleuze and his concepts of difference, there is no identity, and in repetition, nothing is ever the same. Rather, there is only difference: copies are something new, everything is constantly changing, and reality is a becoming, not a being.
انسان و زمانآگاهی مدرن: درسگفتارهای ژیل دلوز دربارهی کانت/ اصغر واعظی/ نشر هرمس . پدیدارشناسی مدعی علمی متقن دربارهی پدیدار بماهو پدیدار است؛ یعنی از خود این را میپرسد: دربارهی واقعیت پدیدار شدن چه میتوانیم بگوئیم؟ پدیدار در مقابلِ نظم نمودها است. پدیدار به چه چیز ارجاع دارد؟ نمود چیزیست که در رابطهی انفصالی به ذات ارجاع دارد، یعنی اینکه یک چیز یا ذات است یا نمود. پدیدار چیزیست که به شروط آنچه پدیدار میشود ارجاع دارد. اکنون چشمانداز مفهومی کاملاً تغییر کرده است، مسئله پدیدارشناسانه شده است. کانت به جای زوج انفصالی ذات/نمود، زوج اتصالی آنچه پدیدار میشود/ شروط پدیدار را جایگزین میکند. اینجا همهچیزجدید است.(16)
قاعدهی باشکوه هولدرلین: در ادیپ، آغاز و پایان دیگر همقافیه نیستند و قافیه دقیقاً همان قوس زمان است به گونهای که آغاز و پایان با همدیگر همقافیه میشوند؛ در آیسخیلوس برای بیعدالتی تاوان وجود داشت، اما در ادیپ زمان به خط مستقیم بدل شده است، خطی که ادیپ بر روی آن بیهدف و سرگردان پیش میرود... سرگردانی طولانی ادیپ. دیگر هیچ تاوانی وجود نخواهد داشت، حتی اگر فقط به شکل مرگی وحشیانه باشد. ادیپ در یک بلاتکلیفی ابدیست. او مسافر خط مستقیم زمانش میشود (54) . با کانت دیگر به مسئلهی شر بر حسب بیرونبودگی نمیاندیشیم... در فلسفهی کلاسیک تمایل به گفتن این هست که ماده شر است، شر جسم است، چیزیست که مقابله میکند، چیزی که مقاومت میکند. با کانت این ایدهی بسیار عجیب پدیدار میشود، ایدهای که منشا آن آشکارا پروتستانیسم، نهضت اصلاح دینیست. این ایده که شر امری روحیست. شر حقیقتاً درونِ روح است و نه ماده به مثابه امری بیرونی (119)
Gilles Deleuze önemli bir abimizmiş ben bilmiyordum. Kant üzerine giderken kendisini tanıdım o da Kant'çı değilmiş ya olsun. Benim okuduğum edisyon Ulus Baker çevirisi idi. Onun da dediği gibi pek hazetmediği Kant'ın "havasını ve huyundan" bahseden ders ve röportajlarının toplamı sanıyorum. 4 ders diyince kronolojik ya da sistematik 4 ders değil ya da ben göremedim. Kitap tabi ki civa gibi ağır, benim için, ama en azından bazı noktalarda birlikte yürümek çok güzel bu kitaplarda, hoş sonra bazen çok enteresan sokaklara sapabiliyor işler, orda da oyunda kalabilmek, mümkün mertebe takip etmek bazı fikirler verebiliyor. Burda Kant'ın bulanık, karmaşık yapısı, katı ve sert olmasının büyük etkisi var. Biraz da ben lafı ortaya korum anlayan anlar anlamayan sonrasını hiç anlamaz mantığı var bu işlerde.
ı wish ı had read Kant years ago. Even though directly reading Kant is so difficult, Deleuze explains the hardest concepts in such an easy way that he makes them understandable. I will read this book's English translation again soon
Kitabın henüz başında bize *büyük bir filozofun kavramlar icat eden biri olduğunu” söylüyor Deleuze, Kant da böyle bir vaka. Ancak Deleuze ekliyor, “ önemli olan bu filozofu anlamak değil, onun ritmini yakalamaktır.” ve eğer sağlam durup bu ritmi yakalayabilirsek önümüzdeki sisin dağılıp “şaşkınlık verici bir mimariyle” karşılaşacağımızı vaadediyor. Ben de 5 yıldızlık bir felsefe kitabının kavramları iyi açıklayan bir eser olduğunu iddia ediyor, Deleuze’e ve Ulus Baker’e teşekkürlerimi sunuyorum.
kitap derli toplu olma açısından başarılı fakat anlatımı yeterince açık değil. 1. ve 2. dersler gerçekten çok faydalıydı. Özellikle 2. derste açımlanan zaman kavramı çok kilit. Şeyleşme fenomeniyle birlikte düşünüldüğünde kapitalist "zaman" düşüncesini çok güzel bir biçimde oturtabiliyor insan. Çembersel zamanın çıkıp parametrik zamana geçilmesi ve bunun antik yunan boyunca izinin sürülmesi anlayışı kuvvetlendiriyor, ki bence kitapta özümsenmesi gereken ana noktalardan biri.
'Fırtına dindiğinde, çığ sona erdiğinde sentezlerime yeniden kavuşurum - ama bir an için bilgi dıştan gelen bir şey tarafından katedilmiştir; bu bilginin nesnesi olmayan yücenin patlamasıdır' (s. 109).