Yaşadığımız çağın çelişkilerini yansıtan bir resim: sürekli sıkılan ve yeni oyuncaklar talep eden obur büyükler ile hiç oyuncağı olmayan, zamanından önce büyümüş aç çocuklar. Aynı dünyada bambaşka hayatlar; vitrindekiler ve çöplüktekiler... Bu resim, Oburluk Çağı’nın hareket noktası.
Yıldız Silier, geniş bir okur kitlesinin beğenisini kazanan Özgürlük Yanılsaması’ndan sonra, okurların karşısına yine çok ilginç bir kitapla çıkıyor. Silier, edebiyatın olanaklarıyla beslenen, sade ve akıcı bir dille kaleme aldığı kitapta, önce Kafka’nın bir öyküsünden yola çıkarak, otoriteye itaatin nedenlerine, özgürlüğü engelleyen içsel korkulara değiniyor, “hayatın anlamı”na dair soruları ele alıyor.
Ve yeni sorulara cevaplar arayarak ilerliyor: Mutluluk fetişizmi bireyselliğin gelişmesini nasıl engelliyor ve bireyciliği nasıl körüklüyor? Kant, Marx, Mill ve Sartre’dan ilham alarak eleştirel ve nesnel ahlaki değerlerin kavramsal çerçevesini oluşturabilir miyiz? Marx’ın yabancılaşmanın aşılması hedefiyle, varoluşçuların sahicilik özleminin temelinde hangi farklı bireysellik anlayışları yatıyor? Postmodernizm, farklı “akıl” ve “ilerleme” kavramlarını birbiriyle karıştırarak, kapitalizmin yol açtığı yıkımları nasıl Aydınlanma’ya yüklüyor? Tarih içinde kadınların ana tanrıçalıktan paryalığa düşmesi ve "evcilleştirilmesi" nasıl gerçekleşti? Annelik deneyimlerinin, “annelik ideolojisi”nin kısıtlayıcı etkisinden kurtulup özgürleştirici bir potansiyel içermesi mümkün mü? Narsist bireylerin, özgürlüğü kuralsızlık ve sınırsızlıkla ilişkilendirmesiyle, tüketimciliğin oburluğu erdem haline dönüştürmesi arasında nasıl bir bağlantı var? Dünyayı yöneten şirketlerin, insanları da kendi suretlerinde biçimlendirmesiyle, “deforme” olmuş bireylerin kaynağındaki “irrasyonel” sistem nasıl doğallaştırılıp görünmez hale getiriliyor?
1975'te İstanbul'da doğan Yıldız Silier, 1997'de Boğaziçi Üniversitesi Matematik Bölümü'nü bitirdikten sonra aynı üniversitenin Felsefe Bölümü'nden 1999'da mastırını aldı. 1999-2003 arasında İngiltere'deki Kent Üniversitesi'nde felsefe doktorasını yaptı. Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde 2003'te öğretim görevlisi, 2004'te yardımcı doçent oldu. Halen bu bölümde öğretim üyeliğini sürdürmektedir. "Sosyal ve Politik Felsefe", "Modern Felsefe Tarihi", "Estetik", "Özgürlük" ve "Felsefeye Giriş" dersleri vermektedir.
Yıldız Silier, 1993 yılında Theoni Pappas'ın The Joy of Mathematics kitabını Yaşayan Matematik adıyla; 1996 yılında Dirk J. Struik'in A Concise History of Mathematics kitabını Kısa Matematik Tarihi adıyla Türkçeye kazandırdı. 2003'te Felsefe Tartışmaları dergisinin 31. sayısında "İki Özgürlük Anlayışı" makalesi yayınlandı. 2005'te İngiltere'deki Ashgate yayınevinden Freedom: Political, Metaphysical, Negative and Positive kitabı yayınlanan Silier, sosyal ve politik felsefe alanında çalışmaktadır.
keşke hocam olsa keşke dersine girsem de bir de kanlı canlı dinleyebilsem, ya da bir yerlerde tanışıp konuşsak ne güzel olur. İlk kitabına oranla daha bölük börçük konular ama yine de onları bağlamayı başarmış. Benim gibi felsefe bilgisi felsefe101'i bile geçemeyecek kadar az olan ama ilgisi derse gelip en ön sıraya oturup not alacak gibi olan biri için mükemmel bir ders kitabı. Siz, iyi ama zaten bildiğimiz şeyler bunlar diyebilirsiniz ama ben birçok şeyi yeni öğrendim ve öğretirken manipüle etmeyen, en doğruyu ben biliyorum demeyen, didaktik takılmayan samimi dili sevdim. Hamilelik üzerine yazdıklarını okumaya başlayınca ise korktum, anneliğin kutsallığı(!) bu kitabın konu bütünlüğünü bozmaya yetmişti peki ya düşünceleri de bozacak mıydı? korktuğum gibi olmadı, Silier metalaştırılan kadından, anneliği kutsallaştırıp kadını ezen sistemden,kör olduğumuz bir çok şeyden ve özgürlük yanılsamasından bahsetmeyi sürdürdü.
I Still Haven't Found What I'm Looking For* "İnsan ne zaman büyür? Kendimize hep içeriden bakmaya mahkumken ve hayatımız genelde bir süreklilik barındırırken dönüm noktaları yaşadığımız anlarda bunları fark edebilir miyiz? Yoksa ancak zaman geçip taşlar yerli yerine oturunca mı geçmişimizde yaşadığımız kırılmalar görünür hale gelir?" diyerek başlıyor kitabına sevgili Yıldız Silier. Bu sorular bir zaman kendime sorduğum, sonra unuttuğum ve tekrar sorduğum sorular. Kitap sorularını sormaya, aramaya ve anlamlarını bulmaya Franz Kafka'nın Yasanın Önünde'si ile başlayınca beni avcunun içine de alıvermiş oldu. Peki neden bu öykü ile başladı, burası yazarın bu öyküyü hayatında oldukça anlamlı bir yere koymasıyla da ilişkili sanırım. Bu sırada Roger Garaudy'nin Kafka eserinden de oldukça besleniyor ve bizde bir de o esere gitme iştahı kabartıyor. Tabi sadece Garaudy değil yararlandığı kaynakların hemen hepsi bende onları da inceleme isteği doğurdu. Mutluluk, erdem, özgürlük ve ahlak kavramlarını incelediği bölümlere geldiğimizde Aristoteles, Kant, Sartre, Hume, Mill, Marx, Nietzsche gibi felsefenin kilometre taşlarını karşılaştırmalı olarak inceliyor. Yıllardır Kant'a yaklaşmak isteyen ama buna da hep çekinen ben için çok anlaşılır, süzülmüş ve yorumlanmış güzel bir Kant okumasıydı bu. Hatta Yakın Kitabevi'ne gittiğimde felsefe raflarında Grundlegung zur Metaphysik der Sitten- Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi'ne gitti ellerim. Bu cesareti verdiği için Yıldız Silier'e teşekkürler.. Öte yandan modernite, aydınlanma, postmodernizm gibi kavramların eleştirel bir okuması ve de temelde ne olduklarının tekrar düşünülmesi için güzel bir kaynak olmuş diyebilirim. Oldukça açık, anlaşılır ve dupduru bir dille yazılmış bir kitap. En küçüğünden Epikürcülerle Stoacıların nasıl bir ortamda kendilerine yol bulduklarını sadece bir iki cümleden çıkarabilmek dahi yetti. "... Belirsizliklerle dolu, savaşların hüküm sürdüğü, toplumsal yapının çöktüğü, insan ilişkilerinin yozlaştığı, kısaca insanın kendi hayatı üzerindeki kontrol gücünün azalıp çaresizliğinin arttığı toplumsal dönemlerde hep böylesi felsefeler ön plana çıkmış ve bireye teselli vermiş. Bunun ilk akla gelen örnekleri, Epikürcüler ve Stoacılar. İkisi de nihai amacımızı, kaygı ve korkulardan kaçarak iç huzur elde etmek olarak tanımlıyor, ama bu hedefe ulaşmak için farklı yollar öneriyorlar. Epikürcüler erdem ve arkadaşlığı ön plana çıkarırken Stoacılar aklın duyguları ve beklentileri bastırmasını, dış dünyada olup bitene kayıtsız kalmayı ve belirsiz bir mesafeden bakmayı savunuyor." Bir satır arası olarak Marx'ı ,yabancılaşmayı (Marx diliyle), kapitalizmi, tüketim toplumunu, çağımızın çarpık benlik inşalarını okumak için de güzel bir kaynak. Yazarın hamilelik sürecinde başladığı kitap, doğumdan itibaren yazma aralıklarının uzamasıyla devam ediyor. Anneliğin nasıl bir dünyası olduğunu şu tatlı cümleyle anlatıveriyor: "Anne olmanın gündelik hayatımı baştan sona değiştirmekle kalmayıp düşüncelerimi, algılarımı, duygularımı, kısaca öznelliğimi de topyekün değiştireceğini tahmin etmezdim." Ve sıra anneliğin, kadınlığın yorumlanmasına geliyor. Farklı ekonomik sınıflardan annelerin devletin makbul gördüğü sınırlar içerisinde nasıl yaşayacağı, çalışan annenin iş-annelik mesaisinin dengesizliği, çalışan annenin çocuğuyla geçireceği zaman(sızığ)ın kıskacının nefes almaya çalışan kadının durumu gibi minik başlıklarla işaretleyebileceğim noktaları ve bu noktalar arasındaki ilişkileri güzelce eleştirmiş yazar. Tekrar okunmak istenecek sevilesi bir kitap, okuyun siz de sevin isterim. *; U2'nun The Joshua Tree albümününden. Yazarın kitabın akışı içinde bir yerde dillendirdiği bir şarkıydı.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Kapak arkası yazısı kitabın içeriğini çok güzel özetliyor. Ben kendi okuma deneyimime geçiyorum.
Yıldız Silier’i ilk defa okudum ve hayran kaldım. Akademide olup bu kadar net ve herkesin anlayabileceği şekilde felsefe yapan isimlere çok saygı duyuyorum. Ahmet Arslan da bu isimlerden biri.
İlgi duymama rağmen postmodern filozofların dertlerini neden anlayamadığımı bu kitapla bir kez daha gördüm. Çünkü laf salatasından derde bir türlü gelemiyoruz. Yazarın da bu soruna Sokal Vakası üzerinden değinmesi çok hoştu.
Yazarın felsefeyi yaratıcı bir şekilde aktarması çok keyifli. Bilgiyi dönüştürerek bu şekilde aktarabilmek büyük maharet. Sonuçta diğer türlüsü ders kitaplarında da mevcut. Mesela Sartre, Marx, Mill ve Nietzsche ile kurguladığı diyaloglara bayıldım. Bu kurgu sayesinde bu filozofların felsefesini daha önce hiç duymamış kişiler dahi temel farkları görebilir, kendi değerlendirmesini yapabilir. Yine felsefe öğrencileri ile etik üzerine kurguladığı diyalog da enfes.
Benim için en faydalı kısmı ise modern insanın içindeki boşluk hissiyle deli danalar gibi oradan oraya deneyim ve haz peşinde koşmasına, popüler kültür etkisiyle tektipleşmesine Marx’ın yabancılaşma kavramı üzerinden getirdiği açıklamalar oldu. Her geçen gün bireyci felsefelerden usanıp Marksistleşiyorum galiba…
Kitapta yer alan denemelerin hepsi o kadar çok hoşuma gitti ki. En sindire sindire okuduğum kitaplardan biri oldu. Hepimizin en azından ismini duyduğu tarihin o ünlü felsefecilerinin dialoglarının olduğu bölüm tam bir felsefeye giriş metni gibiydi. Hayatı anlamlandırma çalışmamız ve bunu bilen kapitalist düzenin bizi iyi hissettirme çabası (!) ve aslında girdiğimiz kısır döngüler, sürekli tüketimi teşvik eden ve sürekli bizi eksik hissettiren yeni dünya düzenine bir bakış..
Sadece yoga ve meditasyona bakış açısını cok dogru bulmadım. Yaklaşımı anlamakla ve doğru noktaya parmak bastığı ayrıntıların olduğunu kabul etmekle birlikte yoga ve meditasyonun çok daha derin anlamları olduğu bir gerçek. Yoga pratiklerine ve meditasyona sadece iyi hissetme araçlari olarak bakmamızın doğru olmadığını düşünüyorum. Aksine mesela meditasyonu bir rahatlama ve huzur bulma amacıyla yapmıyoruz. Pelin Dilara'nın da dediği gibi meditasyon "olmayan hakikatin farkına vardığımız bir pratik aslında". Yani huzurdan çok gerçeği sana tüm çıplaklığıyla sunan bir araç. Ama geldiğimiz noktada her gün yeni bir isimle bütün sorunlarımızı çözeceğini iddia eden yeni programlar, yönelimler ve yöntemler çıktığı için maalesef herşeyin kökenini unutup onu farklı bir hale sokuyoruz. Bu da tabii ki farklı bir oburluğa dönüşüyor. O yüzden ikisinin farkının altını çizmek bence önemli..
Söylenecek daha çok şey var ama herkesin mutlaka okumasını dilediğim bir kitap..
Günümüz insanının hemen her konuda doyumsuzluğu, sürekli bir tatmin peşinde koşması ve gerçeklerden uzaklaşarak kapitalizmin nesnesine dönüşmesi eleştiriliyor. Bu kitap denemeler şeklinde kaleme alınmış sekiz bölümden oluşuyor. Ahlak konusunun tartışıldığı 3. bölüm ve Sıkıntıdan Kaçış adını taşıyan 8. bölümü çok beğendim. Okunmasını tavsiye ederim. Çünkü herkes kendinden bir şeyler bulacak ve kendini bir özeleştiriye zorlayacaktır.
Kitap toplam sekiz denemeden oluşuyor ve birbirini takiben kapitalist sistemin toplumları ve bireysel insanı soktuğu durumu anlatıyor. Silier'in dili oldukça akıcı. Samimi bir dille yazılmış ve özellikle annelik deneyiminden ve kadın emeğinden bahsettiği bölüm okunmaya değer.
Bunların yanı sıra post-modern, yapı-bozumcu teorilerin karşısına koyduğu Marksist bakış açısı savunusu çok değerli. Kapitalizmin aslında piyasa değerlerini her birimizin hayatına nasıl içkin kıldığını ve sermayenin evrensel olduğu gerçeğiyle kurulan bir mücadele ekseninin diğer yapı-bozumcu programlardan nasıl daha işe yarar olduğunu anlatıyor. Bunları anlatırken Kant, Sartre, Hegel, Marx, Heidegger ve diğer tarihte iz bırakmış kişilerin teorilerinden bahsediyor. Kitabı anlamak için öyle çok da bilgili olmak falan gerekmiyor çünkü herkes için yazılmış gerçekten.
Tek anlayamadığım nokta, kitapta politik psikolojinin nerede olduğu. İlk denemesinde başlığa neden "politik psikoloji"yi eklediğini anlatıyor ancak kitabın gidişatında psikolojiye dair pek bir şey yok -kapitalizmin birey üzerindeki etkisini anlattığı kısımlar dışında. Ancak bu kısımlar da direkt psikolojiyle alakalı gibi yazılmamış. Belki de benim anlamazlığım, ancak böyle bir yönü var gibi geldi.
Bugün sizlerin huzuruna çok ama çok sevdiğim bir kitapla çıkıyorum. Kütüphanede şans eseri bulduğum ve merak ederek aldığım bir kitaptı. İyi ki de alıp okumuşum Yıldız Silier tarafından yazılan bu kitap bizlere birçok felsefi, politik ve psikolojik konu hakkında, birçok bilgiyi sunuyor. Sunum tarzı o kadar sürükleyici ve etkileyici durumda ki çoğu yeri sık sık okudum. Felsefe ve psikoloji ile ilgilenmeyen birisi bile rahatlıkla bu kitabı anlayacaktır. Günümüz çağına da çok güzel eleştiriler, mesajlar var. İçinde en sevdiğim kısım "Mutluluk Fetişizmi" oldu. Gerçekten günümüz dünyasının temsili... Bu tür kitapları okumayı sevenler için oldukça güzel bir deneyim olacaktır, tavsiye ediyorum. Felsefeden gözü korkan bir insan bile okuduğunda felsefeye bir adım daha yaklaşacaktır, hatta düşünceleri hayatında uygulamaya başlayacaktır şahsi fikrime göre Hepinize musmutlu, sağlıklı ve huzurlu günler diliyorum. Hoşçakalın, kitaplarla kalın güzel insanlar ❤
i wanted to enjoy this book so much but it was so dumbed down that i felt infuriated at every page. i would have given it a lower rating but i know this book wasn’t meant for people like me, i think it would be an intriguing book for teenagers to wet their feet in certain contemplations. unfortunately im past those contemplations.
tüketim üzerine son dönemlerde düşünmeye çalışıyorum, çok başarılı değilim diyebilirim. bu kitabı da geçen sene isminden ötürü almıştım. isminden ötürü kitap almayı bırakmam lazım normalde zira beklentilerimden çok farklı çıkabiliyor. bu kitapta da öyle oldu. benim beklentim daha çok tüketim odaklı, pratik bilgiler görmekti.
fakat felsefi kısmını okumak hiçbir motivasyon kaybına yol açmadı. Yıldız hocanın "hoca" olduğunu, gerçekten de derslerinin süper geçtiğini tahmin etmek zor değil. özellikle annelik üzerine yazdığı konuşmalar çok memnun etti beni. "konuyu nasıl bağlayacak?" diye bekledim bir yandan da içten içe :)
dilinin hiç "en doğrusu bu" gibi bir yerden olmaması gerçekten çok rahat bir okuma sağladı. marksist açıya yakınlığı zaman zaman iyi hissettirmekle beraber bazen kapitalist tarafım ayaklanmadı diyemem... düşünecek şeyler bıraktı, keyifli bir kitaptı.
ayrıca felsefeye girişmek istiyorum dieynlere de önerilebilir bence bu kitap. felsefecilerin aslında ne konuştuğu, nasıl konuştuğu üzerine çok güzel bir derleme. "eleştirel" bakabilmek adına birçok felsefeciyi tartıştırdığı makale de ilginç bir denemeydi :)
"Belki de çağımızda sorun, çocukluğun yitirilmesi değil de, tüketim toplumu yoluyla şehirlerde yaşayan orta-üst sınıf insanların büyümesinin engellenip, istediğini elde edemeyince yaygarayı koparan ve her yola başvuran şımarık çocuklar olarak yaşamaya mahkûm edilmesi. Öte yanda, yoksulluk nedeniyle küçük yaşta berbat koşullarda çalışmak zorunda kalan ve kocaman gözleriyle görmüş geçirmiş, yetişkinler gibi bakan çocuklar. Sürekli sıkılan ve yeni oyuncaklar talep eden obur büyükler ile hiç oyuncağı olmayan, zamanından önce büyümüş aç çocukların aynı dünyada bambaşka hayatlar yaşaması, bu sistemin çelişkilerine dair trajik bir kare.. "
Gerçekten çok güzeldi ve içinde olduğum bu depresif dönemde bana umut verdi. Özellikle son bölümlerini iyi ki okudum, keşke annelerimiz de bu bölümleri okuyabilse. Ve tüketicinin ödemediği bedel kısmını (sayfa 175) hiç açık açık bu şekilde düşünmemiştim. Erich Fromm’un Sahip Olmak ya da Olmak’ının etkisini de katarak artık aldığım şeylere daha çok dikkat edeceğim.
Yıldız hocadan üniversitede dersler almıştım. Kendisi üniversite hayatıma dokunan hocalarımdan biri. Bu kitabı okurken de onun sesini duyuyor gibi hissetmeyi ve derslerden de hatırladığım fikirlerini okumayı çok sevdim. Özellikle son 2 bölümü beni çok etkiledi.
İmkanım olsa da çevremdeki herkese okutsam. Hem dili çok akıcı ve güzel hem de vizyonu. Verdigi sinemadan ve edebiyattan örnekler ile dipnotlarına da ayrıca bakacağım.
“Çoğu kişi özgürlük istediğini söylerken aslında kendini kandırıyor. Onların asil istediği özgürlük değil, serbestlik, ya da bedeli ödenmemiş bir özgürlük.”
10 yıldız bu akıcı tıkır tıkır çalışan zihne. Bu kitabı okurken çok gurur duydum bu topraklardan böyle insanların çıkmasına. Oturup sohbet edebilmeyi veyahut bir dersine girmeyi ne çok isterdim.
Felsefe, toplum ve günümüz değerleri üzerine çok faydalı bulduğum bir kitap. Başrole oynamadan aslında kendini de anlatarak, günümüzde söndürülmüş ve baskılanmış duyguları çok yalın bir şekilde anlatmış. Öğrenmek isteyenler için sayfa sonu referanslara da göz atmalarını öneririm.