Görüp geçirdiğim olayları anlatmaya başlamamın, öyleyse, tek ve ikincil nedeni, bir kere, kaza eseri de olsa kalemi elime almış olmamdır. Bahanem yok; kendimi, yaşadığım şeylerle tanıdığım kişilerin, hayvanların, bitkilerin, gezip gördüğüm yerlerin, serin duvarlar arasına saklanmış iç açıcı odaların, birbirinden güzel kadınlarla bunların olağanüstü memeleriyle kalçalarının, Allahın belası bir hançerin, bu hançer tarafından kesilerek öksüz bırakılmış kolumun, bu kesik avucumda aylarca saklamayı başarabildiğim yüzüğün, leyleklerin, tilkilerin, fillerin, kaplanların ve bu kaplanlarla kutsal aslanlar üzerinde seyahat eden başka seyyahların, kitapların, bu kitapları okuyarak deliren acayip dervişlerin ve bütün bunları oturup yazmaya çalışan Zeyrek adlı bir kişinin bahanesi sayıyorum. Faruk Duman'dan, büyülü bir âleme kışkırtıcı bir yolculuk.
Faruk Duman, 1974 yılında Ardahan'da doğdu. Ankara'da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Kütüphanecilik Bölümü'nden mezun oldu. Öyküleri, 1991 yılından beri Yazıt, Damar, Papirüs ve Adam Öykü gibi dergilerde yayınlanmaktadır. 1996 yılında Çankaya Belediyesi'nin Öykü-Şiir Yarışması'nda Çocuk Öyküleri dalında ikincilik almıştır. Bu öyküleri daha sonra Mızıkçı Mızıka adıyla yayınlanmıştır. 1997 yılında Can Yayınları'ndan çıkan ilk öykü kitabı Seslerde Başka Sesler, 1998'de Orhan Kemal Ödülleri öykü dalında ikincilik almıştır. Yazarın ikinci öykü kitabı olan Av Dönüşleri, 2000 Sait Faik Hikâye Armağanı'nı kazanmıştır.
Puanlama yapmadan önce yorumlara biraz baktım ve kitabın İhsan Oktay Anar'ın kitaplarına benzetildiğini okudum. Ben de ilk başta böyle düşünsem de sonradan başka bir kitaba daha fazla benzediğini fark ettim: Binbir gece masallarına. Mistik ve masalsı anlatımı, çok katmanlılığı, bir de cinsiyetçiliği biraz bunu hatırlattı bana. İşin kötüsü ana hikaye dışındaki o incelikle örülmüş yan hikayeleri akılda tutması da epey zor. okumak sıkıcı değil, hatta son derce sürükleyici. Yine de bayıldım diyemiyorum.
Faruk Duman'ı diğer kitaplarından da yakınen tanıyoruz. Çok beğendiğim bir üslubu var.. dı... bu kitaba kadar. Bu kitap tamamen ezber bozan, puslu kıtalar atlası kokan bir anlatıma sahip. Bu kadar kasmaya ve büyüsel öğeler eklemeye gerek var mıydı bilemiyorum. Değişik bir deneme ve Faruk Duman'ın kalemine biraz uzak geldi. Daha önceden çok iyi uygulanmış bir tarzda yazıldığından taklit hissi yaşatıyor ne kadar özgün olsa da.
Faruk Duman'ın tüm kitaplarında fantastik ögelere rastlamak mümkün. Yazarın bu ögelere hikaye akışını bozmadan ve gerçekçiliği ön planda tutarak yer verdiği Köpekler İçin Gece Müziği ve Sus Barbatus! gibi kitaplarını çok başarılı bulsam da, İncir Tarihi'nde yaptığı büyülü gerçekçilik denemesini ne yazık ki başarısız buldum. Ortak kahramanlara sahip onlarca masalın birbiri ardına dizilip roman formatına sokulması bana fazlaca zorlama geldi. Zannediyorum aynı sebepten kitabın akışında da problemler var; dolayısıyla kitaba devam etmek için kendimi ikna etmekte epey güçlük çektim. Benden farklı olarak, Faruk Duman'ın fantastik ögeleri ön planda tuttuğu kitapları seven fakat bu kitaba devam etmekte zorlanan okurlara geçtiğimiz yıl yayınlanan Kargasabunu adlı kitabını önerebilirim. Kitap birbirinden bağımsız masallardan oluştuğu için okuması size daha keyifli gelebilir.
Kaybolan zamanımdan ötürü sinirlendim. Gerçekten arada 3 5 parça okunmaya değer şeyler dışında gereksiz cinsiyetçi bir erotizm var kitapta. Onun dışında cüce diye aşağılanıp dalga geçilen bir karakter olması çok korkunç.
Eskiden yazılan eserlerde bunlara dikkat edilmezdi çünkü başka değer yargıları vardı o insanların. Fakat insanları görünüşlerinden veya cinsiyetlerinden aşağılayan küçük düşüren şeyleri güncel dünyamızda yazmak yazarın ahlak ve kültür seviyesini gösteriyor. İhsan Oktay Anar hocayla kıyaslamak hatta ve hatta aynı cümle içinde ismini anmak, anmaya yeltenmek ve imasında bulunmak hocaya büyük saygısızlık.
Yapmaya çalıştığı şeyi başarabilmiş, bu da başka bir zamanın başka kitaplarına öykünmek. Patatesin mevcudiyeti, Suriye'ye Suriye denmesi gibi bir kaç detay dışında, inandırıcı bir metindi, ancak başarmak istediği şeyi her başarabilen metni takdir edecek miyiz? Neyin başarıldığı, yani seçilen hedefin kendisi de bir kıstas olamaz mı? Bence böyle bir kitaba gerek yoktu, çünkü aklı bu dünyada tatmin etmek mümkün değildir, ancak zeker mutmain olabilir, onun için de tıpkı Alacalı Mercimek hikâyesi*nde olduğu gibi türlü merhaleler gerekir.
Alacalı Mercimek Hikâyesi
Eski zamanların birinde üçü erkek, üçü kız altı kardeş yaşarmış. Bunların babaları belli değilmiş belli olmamasına, ancak anneleri de belli değilmiş. Ancak şu işe bakın ki anne babaları belli olmamaklarıyla öksüz ve yetim olamamışlar, her uyandıkları günün sabahında yaşadıkları evin ikinci katında o zamana kadar görmedikleri halis bir adamla munis bir kadını uyanır bulurlarmış. Bu adam ve bu kadın bu üçerden altı kardeşe anne ve baba olmakla hepsinin ismini de bilirlermiş. O zaman anlaşılmış ki anne ve baba olmak öyle de zor bir iş değilmiş, asıl zor olan evlat olmakmış, çünkü evlat ebeveynine benzemezse de, ebeveyn evladına benzemezse de, her ikisi de evlâdın suçuymuş.
Yazarımız beslendiği masalların, halk hikayelerinin, dini kıssaların, seyahatnamelerin anlatım tekniklerini, dilini kullanmayı; bunlara öykünmeyi veya bozarak yeniden yaratmayı, arada deneme yazıları ile kendini göstermeyi sevmektedir.
Binbir Gece Masalları esintili bir kitaptı. Açıkçası okumamı ilerletebilmek için Kitap Dünyam'ın videosunu izlemem gerekti. Ön bilgi olmaksızın ya da yazarın tarzına aşina olmaksızın kitabı okumak zor bence. Yine de keyifli bir okuma olduğunu söyleyebilirim.
Binbir gece masalları, Binboğalar efsanesi gibi destansı eserlerden etkilenen yazar kitabını da o masalsılıkta yazmış. Ben okurken çok zorlandım. Binbir gece masallarını da okumakta zorlanırmışım.
Romanda postmodern detaylar olmakla birlikte geleneksel anlatım mevcut. Metinlerarası (pastiş, parodi, ironi) tekniğiyle yazılmış. Kitapta 58 farklı bölüm var. Büyülü gerçekçilik de var tasavvufi motifler de. Ne ararsanız var. Yazar bir çok başka esere gönderme çakmayı da unutmamış. Anlatım çok zengin ama yavaş yavaş okuyun. Benim açımdan zorlu bir okuma süreciydi.
“Kitap Dünyam” okuma grubuyla okuduğumuz bir eserdi. Onu da belirtmek istedim :)