Hayalet Hikâyeleri bireyin uzun zaman susmus gecmisinin yeniden dile geldigi oykulerle orulu bir kitap. Kimileyin urkutucu, kimileyin yaralayici olan suskunluklarin kendilerini disa vurarak, artik o gecmise sahip insanlari sahipsiz birakarak kendiyle yuzlesmeye ittigi oykuler bunlar. Bir Deli Agac ve Akisi Olmayan Sular adli oyku kitaplariyla romanciligi kadar oykuculukteki ustaligini da kanitlayan Pinar Kur’un kaleminden. “Bir kere bile donup baksaydin yuzume... Bir kere bile donup bakmadin. Manasiz mavi isiltili saclari oksadigini gordum – hatta optugunu mu bile? Ne yapabilirdim? Firlayip zorla cekse miydim o saclari gogsunden? Insan durdugu yerde buyuk bir yukseklikten buyuk bir hizla bosluga dustugu duygusuna kapilir ya... Biraz daha durursa yere gum diye cakilacagindan, paramparca olacagindan korkar ya... O anda soylenecek herhangi bir soz var miydi?” (Tanitim Bulteninden)
Yazar. Bursa'da doğdu. Tam adı Havva Pınar Kür. Yazar İsmet Kür'ün kızıdır. İlk ve orta okulu Ankara'da , liseyi New York'ta okudu. Üniversiteye New York'ta başladı ve İstanbul'da Robert Kolej'in yüksek kısmında tamamladı. Fransa'da Sorbonne Üniversitesinde 'Yirminci Yüzyıl Tiyatrosunda Gerçekçilik ve Yanılsama: Pirandello, O'neill ve Etkileri' teziyle doktorasını verdi. Ankara'da Devlet Tiyatrolarında dramaturg olarak çalıştı (1971-1973). Bilgi Üniversitesinde ders verdi. Gazeteci Can Kolukısa ile bir süre evli kaldı. Hikâyeleri 1971'den itibaren dergilerde yayınlanmaya başladı. Müstehcenlik yüzünden tenkide uğradı.
Açıkçası Pınar Kür'ü tuhaf bir şekilde kendime yakın buluyorum nedensiz bir şekilde de yazılarını yazılarıma fazlaca benzetiyorum bu yüzden kitaplarını okurken eşsiz bir haz ile okuyorum bu hayalet hikayeleri de içindeki özellikle "Edebiyat neye yarar" ve "ses" isimli hikayelerine bayıldım okurken keşke bunların devamı olsa dedim aynı zamanda kitabı genel olarak çok sevdim ama ilk hikayeyi okurken bir süre anlam verememiştim onun dışında akıcı bir solukta okunabilecek bir kitap
İlk okuduğum Pınar Kür kitabı oldu. Ve çok sevdim. Açıkcası tipik hayalet hikayeleri beklerken bireylerin geçmişleriyle acılarıyla yüzleşmlerini okudum. Aslında haklı da geçmişimiz aslında her yere yanımızda taşıdığımız hayaletlerle dolu... Dili akıcıydı tek kötü yanı (ya da bu baskıda vardır-yeni baskısında belki düzeltmişlerdir-) son hikayedeki fransızca cümlelerin türkçesinin verilmemiş olması. İngilizce cümlelerde ingilizce biliyorsanız sorun olmuyor ama fransızca... Merak ettim. Ama buna rağmen net okunur diyorum.
3.5 ⭐⭐⭐ Sonunda Pınar Kür'ün kalemiyle tanıştım kendisi uzun zamandır okumak istediğim bir yazardı. Aslında hikayelerin çoğuna bayılmadım ama yazarın dilini, anlatış biçimini, karakterlerin gerçekçiliğini ÇOK sevdim. En sevdiğim hikayeler kına ve ziyaretçi oldu. Diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum.
Ilgi cekici hikayelerle dolu. Bir oturusla bitirilmesi zor. Terkedilmisligin, mutsuzlugun, caresizlik hissinin insanlarin hayatlarında yaratabildiği hayaletlere kısa bir bakış.
Pınar Kür külliyatına Hayalet Hikâyeleri ile giriş yaptım.Bu kitapla başlamak doğru muydu, başta emin olamadım. Hayalet Hikâyeleri, Pınar Kür’ün uzun bir aradan sonra geri dönüş eseri. Kimi, bu dönüşü çok beğenmiş, kimiyse önceki eserlerinden sonra hayal kırıklığına uğramış.
Beş hikâyeden oluşan kitap, ilk akla geldiği gibi fantastik ya da gotik bir anlatıma sahip değil. Karakterlerin karşılarına hayalet gibi dikilen geçmişlerini, sıkışmışlıklarını ve devam edemeyişlerini görüyoruz. Pınar Kür’ün diğer eserlerine hâkim olmadığım için ne kadar sağlıklı yorum yapabilirim, emin değilim ama anlatımındaki belirsizlik, sonlara doğru yapılan çözümlemeler ya da havada bırakma, genel tarzını oluşturuyor gibi görünüyor. En azından bu beş öyküde böyleydi.
Çoğu insanın kalbini çelen Bir Deli Ağaç ve Asılacak Kadın’ı okumadan çok fazla yorum yapmak istemiyorum açıkçası. Yine de Hayalet Hikâyeleri üzerine düşüncelerim burda dursun.
“Uyumak” beni diken üstünde tuttu. “Kına”yı, sonuna gelene kadar yüzümde bir gülümsemeyle okudum. Gece Görüşmesi (Ziyaretçi) ne ara, nasıl yaptı bilmiyorum ama benim hayaletlerimi karşıma dikti. Hikâyeleri arka arkaya okumamın büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. Beni yavaş yavaş yoğurduğunu, dördüncü hikâyeye kadar anlamadım. Bir süre kendi hayaletlerimle boğuşup son hikâyenin başına oturdum.
Boğuşurken yorulduğumdan mı, yoksa Pınar Kür’ün son hikâyeyi daha yumuşak yazmış olmasından mı bilmiyorum ama daha sakin bir şekilde okumaya devam ettim. Yumuşak başlayan ancak sonunda yine içime oturan son hikâyeyi bitirdikten sonra, duygularım karmakarışık bir şekilde kitabı kapattım.
Sırada kesinlikle Bir Deli Ağaç ve Asılacak Kadın var.
Çok sevdiğim Jeanette Winterson’ın çevirilerinden tanıdığım Pınar Kür’ün okuduğum ilk kitabı oldu. Her ne kadar ilk hikayeden yola çıkarak ilk anlamıyla hayalet hikayeleri okuyacağımı düşünsem de devam eden dört hikaye geçmişin hayaletleriyle yüzleşmek üzerineydi. Kötü hissediyorsanız tavsiye etmem biraz karamsar bir havası var, beni biraz negatif etkiledi. Onun dışında yazarının kültürel ve edebi donanımını güzel yansıtan başarılı bir kitap.
Polisiyedeki kalemini çok çarpıcı bulmuştum. Ama bu kitabını 'Bir Cinayet Romanı' kadar sevemedim. Daha nostaljik mi diyeyim, daha romantik mi diyeyim, daha hüzünlü mü diyeyim; ama kesinlikle daha etkileyici değil.
Yine de Pınar Kür güçlü bir kalem. Kısır tarifi yazsa okunur.
Pınar Kür'ün kalemiyle ilk kez tanıştım. Gayet hoş öykülerdi, özellikle ilk hikâyenin biraz daha uzun olmasını istedim. Edebiyat ne işe yarar ve hayaletli ev favori öykülerim oldu. Romanlarına da şans vereceğim sanırım.