"Aklı hin yüreği hüzünbaz bir yazardan imgelizce öyküler..." ... Aşkımız iki gözlüklünün öpüşme çabasıydı; gözlükleri çıkarmak hiç aklımıza gelmedi. ... Hiç düşündün mü belkiyi? Belki, eline en yakışan takı benim elim. Belki de en belli olacak yalan, benim söylediğim... Belki sen ve belki ben... ... Yoksulluk, kirden rengi tanınmayan bir beyaz tutsaklık... İnsan kendine iltica edebilir mi? ... Ölü olarak ele geçiriliyor en sıcak insan sözleri... Ve hüznüm bir kamu morgunda işe başladı.
Yılmaz Erdoğan (d. 4 Kasım 1967, Hakkari), Kürt kökenli Türk oyuncu, yazar ve yönetmen.
Çocukluğu Ankara Aydınlıkevler'de geçti. Lise eğitimini Ankara Aydınlıkevler Lisesi'nde tamamladıktan sonra İstanbul'a geldi.
Senaryosunu ve hikayesini yazdığı Bir Demet Tiyatro adlı dizideki, Mükremin Çıtır isimli karakter ile tanınırlığı büyük ölçüde arttı. 1994 yılında Necati Akpınar ile birlikte Beşiktaş Kültür Merkezi'ni kurdu. 2001 yılında hem yazıp oynadığı hem de yönettiği Vizontele isimli ilk uzun metraj filmini çekti. Film çok büyük bir gişe başarısı yakalayarak, Türkiye'de en çok seyredilen film ünvanını uzun zaman elinde tutmuştur. Son olarak sırasıyla Vizontele:Tuuba, Organize İşler ve Neşeli Hayat adında iki sinema filmi daha çekmiş ve bu alandaki başarısını devam ettirmiştir. Erdoğan'ın ayrıca, Kayıp Kentin Yakışıklısı , Anladım ve Sahiler Düş Düşler Sahi adında üç şiir kitabı ile oyun ve deneme kitapları da bulunmaktadır. Oyuncu Ağustos 2006'dan beri Belçim Bilgin Erdoğan'la evlidir.
Kitabı rahatlıkla okudum desem yalan olur kitap sıkıcı desem doğru olmaz. Bazı hikayeler çok şiirsel. Bazı hikayeler devrik cümlelerden oluşuyor, bazı hikayelerde kürkçe yazılış açısından anlama yönünden sıkıntı oluyor. Kitabı okurken ülke için"ağlanacak halimize gülüyoruz" cümlesinin tasviri görülüyor. Bunun mizah yolu ile anlatılması kitabı okumak için kolaylaştırıyor.
Yılmaz Erdoğan son yıllarda yaptıklarıyla güzel işler çıkaran biri. Kimliği, ırkı vs. konularıyla zerre ilgilenmiyorum. İlgimi de çekmiyor. Yaptığı işleri önemsiyorum. Toy zamanlarında, 90'lı yıllarda yazdığı ağdalı öyküler ve tiyatro oyunundan oluşan bu kitabında da düşüncelerim aynen geçerli. İlk kısım geneli Kürt milliyetçiliği kokan öykülerden oluşuyor. Şartların zorluğu, devlete karşı verilen mücadele ve aşk var. İlk kısmı geçiyorum. Yorumladığımızda ya vatansever olacağız ya terörist. O yüzden bu sulara girmek istemiyorum. Ancak kitabın 2.kısmı hakkında güzel sözler söyleyebilirim. Sanırım oyun yazmak konusunda bir yetenek bahşedilmiş Yılmaz Erdoğan'a. Zira örneklerine göre çok çok başarılı metinleri var. Çok eski olmasına rağmen, güncelliğini hala koruyabilecek oyunlar yazmış ki yıllar sonra bu oyunlar tekrar oynanabilir bence. Bir günlük bir kitap, zorlanmadan bitirebilirsiniz.
Yılmaz Erdoğan gene kelimelerin ruhunu ortaya çıkardığı bir kitap ile karşımızda. Yılmaz Erdoğan’ı ilk kez okuyacak olan biri için biraz yorucu olabilir, ama onun bu kelimleri süslemesi insana çok farklı bi açıdan bakma fırsatı doğuruyor.. “Nasıl olurda nasıl olur sorusunu sorar olurum? Ne demek şimdi o tüttürüyor şiirimizi? Biz yazmadık mı? Düşümüzden tırnağımızdan arttırmadık mı?”
This entire review has been hidden because of spoilers.
İlk öyküler kısa kısa, tadımlık. Oldukça lirik, duygu yüklü. Son iki öykü ise beni çok güldürdü. Çok güzel anlatmış derdini, hepimizin dertlerini Erdoğan. 4.5'tan 5!
"Ben bir düşüm. Senin. Elleyemezsin. İnsan kendi düşünü bile elleyemiyor, yazık."
"Daha ünce ağır kayıplar verdik. Yenildik ama ezilmedik. Hep beraberliğe oynuyoruz, ondan herhalde."
" Çay bahçesindeki kadın, seninle ışıkları söndürmek de mümkün. Kendimi sana anlatma çabası, çayın demi kadar içten.. Ve sancılarıma ortak etmek seni.."
"...eli ayağı çok düzgün olmasa da, bakıldığında el ve ayak olduğu anlaşılan bir anlamdı aradıkları."
"Allah’ın kahretmesi uygun düşer ki hiçbir şey olmadı."
This entire review has been hidden because of spoilers.
İSHAK - Çünkü akıllı adamdır. Biliyor ki idam yanlış tır.. Şimdi, ben birini vurdum, mahkeme de beni vursa, lazım biri de mahkemeyi vursun: e, kan davası da böyledir..