Bu kitap, kadınların kadınlara anlattıkları cinsellik hikâyelerinden oluşuyor. 2002 Şubat'ında bir araya gelen dört kadın önce birbirleriyle, sonra da başka kadınlarla cinselliklerini konuşmaya başladılar: Bastırılan, kışkırtılan, metalaşan, küfürleşen, gözlerden ırak yaşanan, gözümüze gözümüze sokulan, haz veren, gizlenen, utanılan, korkulan, susulan, arzulanan, içimizi kıpır kıpır yapan, kabusa dönüşen, adı olmayan, adını başkalarının koyduğu cinselliklerimiz önce söze döküldü, sonra da yazıya... "Hikâyelerimizi dillendirmek, başka kadınların hikâyelerini dinlemek ve onlarda kendimizden parçalar bulmak, yalnız olmadığımızı bilmek bize güç verdi. Umuyoruz siz de bu hikâyeleri okurken, seslendirirken, seslendirilmelerini dinlerken veya kendi hikâyelerinizi paylaşırken benzer bir süreç yaşarsınız.
2006 yılında yürütülen Bizim Bedenlerimiz, Bizim cinsellik projesiyle birlikte onlarca kadının cinsellik hikayelerinden derlenmiş bir kitap. Temel hedef, sıradan insanların bu konu hakkında akıllarında yer eden anılarını ya da ilk akıllarına gelen hikayelerini paylaşmaları. Bu böyle olunca paylaşılan hikayelerin de oldukça içten, sakınımsız ve doğal bir dili vardı. Kadınların yalnızca yaş ve mesleğinin yazıldığı (45 yaşına hastabakıcı, 47 yaşında doktor, 23 yaşında öğrenci gibi) ve herhangi bir öyküleme kaygısı olmaksızın konuşur gibi metne aktarıldığı görülüyor. Nedenleri, sonucu yok. Hatta bazı durumları kendileri dahi ilk kez birileriyle paylaştıkları için o ilk anki paylaşımın verdiği çekinmeler ya da daha da rahat olabilmek için kurulan cümleler olageldiği şekilde yansıtılmış. Bu sebeple gerçekten karşında seninle kendisi ile ilgili özel bir şeyi ya da özel olması, saklaması öğretilmiş/zorunlu kılınmış bir şeyi tüm samimiyeti ile paylaşan bir kadın görüyorsun. Kitaptaki hikayeler bu proje ve sonrasındaki farklı projelerde kadın ve erkekler tatafından sesli okuma atölyelerinde de birçok insana ulaştırılmış. Hal böyle olunca kitabın böylesi bir yöntemle ayrıca yaşamaya ve birirlerine dokunmaya devam etmiş olduğunu söylemek yeridir. Yazıldığı dönemde vajina monlogları oyunundan esinlenmiş. O oyunu da okumak ne zamandır aklımdaydı, edineyim diyorum..
Çok samimi bir çalışma olmuş. Bu hikayeleri okuyunca kadınlardaki çekinme ve utanç duygusunun tamamen yetiştirilme şekli ile ilgili olduğunu anlıyorsunuz. Bedeninin, kadınlığının, cinselliğinin farkında olan kadınlar daha bilinçli ve de daha mutlu. Burcu ve Goncagül hikayelerinde ailenin çocukları ile rahatça konuşması ve karşılaşabileceği sorunlar konusunda bilgilendirdirici yaklaşımları dikkat çekiyor. Bu öyküler cinselliği bastırılması saklanması gereken bir eylem olmaktan çıkarıp, kadınların deneyimlerini rahatça anlattıkları bir sohbet havası veriyor.
Başlamamla bitirmem bir oldu denilebilir. Eser, aslında bir bilinç yükseltme (consciousness raising) operasyonu; başarılı kılan şey ise katılımcıların çok farklı hayatlardan gelmiş olmaları. Okuması çok akıcı, ve toplumsal değeri çok yüksek. Cinsellik olgusunun 13 yaşında evlenmişlerden kendi iddiasıyla çok liberal bir ailede rahat büyümüş kadınlara kadar değinen bir incelemesi.
Tabulaştırılmış her şeyin bu kadar açıklığa ihtiyacı var, özellikle de Türkiye’de kadınlığın. Sesli tiyatro unsurunun kollektifliğini de göz önünde bulundurduğunuza ortaya ancak MacKinnon’da okuduğumuz gibi bir bilinç yükseltme ortaya çıkıyor, çok değerli.
kadın olmak öyle bir şey ki, ne kadar anlatırsak anlatalım karanlıkta kalan konuşulmamış köşeleri oluyor. bu güzel eser bize farklı meslek gruplarından, farklı yaşlardan, farklı yönelimlerden ve farklı yörelerden kadınların hikayelerini okuma imkanı sunuyor. bu kadar özgürce, korkusuzca konuşabilmenin hala bir ayrıcalık olduğu bu devirde, 2008'de böyle bir çalışmanın yapılmış olması paha biçilemez. yazılan, daha doğrusu yaşanan hikayeleri okudukça sizin ve türkiye'nin geri kalanındaki bütün kadınların yaşadığı o odadaki bir köşe daha aydınlanmış gibi hissediyorsunuz.
Farklı yaşlardan ve sosyo ekonomik kesimlerden kadınlar kendileri için cinselliğin ne anlama geldiğini anlatıyor. Kimliklerin farklılığına rağmen değişmeyen duyguların, kendini bastırma, kısıtlanma, vücudunu tanıyamama ya da sevmeme olduğunu görmek çarpıcı. Kimseye anlatılamayan dünyaların açılması ve tarihe not düşülmesi anlamında çok kıymetli buldum.