Pınar Kür, öykülerini bir yapı ustasının dikkatiyle kuran yazarlarımızdan. Edebiyatın her şeyden önce bir yapı sorunu olduğunu bilen, dağınık anlık izlenimlerin kolay şiirselliğine kendini kaptırmayan bir kurgu ustası. Pınar Kür’ün öykülerindeki şiirsellik, özellikle öyküler okunup bitirildikten sonra tadına varılan bir kusursuzluktan kaynaklanıyor. Bu öyküleri okuduğunuzda, yalnızca belli öykü kişilerinin aşklarına, acılarına, yaşamlarına değil, iyi edebiyat alanına giren bir yazarlık çabasına da tanık olacaksınız. Onun öykülerinin en belirgin özelliklerinden biri de zamana karşı dayanıklı oluşlarıdır. Eski günlerden ne zaman söz açsa, yalıdaki yaşamı bir masal anlatırcasına anlatmaya koyulsa bana, her şeyden, herkesten çok “Pertev Ağbi” ile ilgili anılar aktarması, kendisiyle ilgili hiçbir “aşk”ı araya katmaması, evlenmemişliği –“Hanımefendiden ayrılamazdım”– kafamda geliştirdiğim umutsuz sevgi imgesini pekiştiren öğelerdi. Ama inancımı doğrulayan, her şeyden çok Enise Abla’nın hep yumuşak bakan ela gözlerinin Pertev Bey’e bakarken daha bir ışıltılı yumuşamalarıydı.
Yazar. Bursa'da doğdu. Tam adı Havva Pınar Kür. Yazar İsmet Kür'ün kızıdır. İlk ve orta okulu Ankara'da , liseyi New York'ta okudu. Üniversiteye New York'ta başladı ve İstanbul'da Robert Kolej'in yüksek kısmında tamamladı. Fransa'da Sorbonne Üniversitesinde 'Yirminci Yüzyıl Tiyatrosunda Gerçekçilik ve Yanılsama: Pirandello, O'neill ve Etkileri' teziyle doktorasını verdi. Ankara'da Devlet Tiyatrolarında dramaturg olarak çalıştı (1971-1973). Bilgi Üniversitesinde ders verdi. Gazeteci Can Kolukısa ile bir süre evli kaldı. Hikâyeleri 1971'den itibaren dergilerde yayınlanmaya başladı. Müstehcenlik yüzünden tenkide uğradı.
Pınar Kür’ün derin ama sade, yalın ve içten anlatımı beni çok etkiledi. Öykülerde olaylar, duygular, zaman kendiliğinden akıveriyor ve okuyucu da farkında olmadan o akışa dahil oluyor. Ayrıca, yazarın son öykü dışındaki diğer tüm öykülerinin başarılı bir şekilde erkek bakış açısıyla yazılması oldukça dikkat çekici.
Okuduğum ilk Pınar Kür kitabı 'Akışı Olmayan Sular'. Yazarın sade ve akıcı anlatımına, kalemine hayran kaldım. Kadın yazarları okumaya başlarken ilk beklentim genellikle bir kadının bakış açısını okumaktır. Bu kitapta beni şaşırtan, son öykü hariç, kitabın erkek bakış açısıyla kaleme alınmış olması oldu ve yazarın erkek bakış açısını başarıyla yansıttığını düşünüyorum.
Öykü kitaplarını ineceğim durağa varmadan bir iki öykü okuyabilmek için toplu taşımada okumayı tercih ediyorum genelde. Bu kitaptaki öyküler buna pek elverişli olmadı açıkçası. Uzun, derin öyküler içeren bir kitap.
okuduğum ilk Pınar Kür kitabı. öykü kitabı ile başlamam yazarın kalemi ile tanışmam açısindan yerinde bir seçimmiş.
Kitapta 5 tane öykü var. ilk oyku ile son oykunun arka planinda bir ailenin ekonomik olarak çöküşünün ve bununla mucadelesinin anlatılması ince bir açılış ve kapanış detayı olmuş.
yalın dilini, bizi hikayenin icine almasını, acaba ne olacak simdi diyerek merakla okumamızı sağlamasını sevdim.
Öykülerin hepsini ayrı ayrı çok sevdim. Pınar Kür'ün sevdiğim özelliklerinden biri de birinci tekil şahıstan erkek karakteri yazabilme cesaretine sahip olması. Erkek yazarlar becersinler becermesinler kadın baş karakter üzerine bina edilmiş çok daha fazla oranda roman ve öykü yazarken, kadın roman ve öykücülerde karşı cinsin ağzından yazılmış esere çok daha az rastlanır. Pınar Kür bu cesarete sahip bir yazar. Ayrıca bilinç akışı yazın tarzından hiç hoşlanmama rağmen, ilk kez Pınar Kür eserlerinde bu tarzı içime baygınlıklar gelmeden, hatta keyifle okuyabildim.
Kitaptaki ilk dört öykünün modern Türk hikaye geleneğine yeni bir şey katmamasına, hatta yer yer bayağılaşmasına ve tekrarlarıyla sıkmasına karşın; son öykü olan 'Bitmiş Zamana Dair' hayatımda okuduğum en iyi klasik anlatılardan biriydi. Bu yetmiş sayfalık öykü için bile okumaya fazlasıyla değer bir kitap.
Pınar Kür’ün okuduğum ilk eseri. Çağdaş kadın yazarlar yolculuğumda rastladım kendisine. İyi ki de rastlamışım yaa. I like it. Ben daha baya okuyacak gibiyim Pınar Kür’ü. 1984 yılında Sait Faik Ödülü’nü almış kitap. Ne yalan söyleyelim ödüle kanıp tercih etmiştim bu kitabı. Koskoca Sait Faik Ödül’ü jürilerinin bi bildikleri vardır boş adam değillerdir demiştim öyle de oldu.. Jüri üyelerini tebrik ederim 🤪
Gezmeye gitmek için süslendiğinde daha bir güzel oluyor. Onu öylesine güzel görmekten mutluyum ama gideceği için de mutsuz… Gitmese olmaz mı? Şunun şurasında haftada iki gün evdeyim, babam başka bir gece götürse onu, ne çıkar ? Aynanın karşısında oturup pudralarına, fırçalarına uzandığında yüreğim hop ediyor, karnımın oralarda kaynar sular fokurdamaya başlıyor. “Ne oldu anne ? Bir yere mi gidiyorsunuz ?” “Evet canım..” “Ama niyeee?” Hırçınlık yapacağım, ikimiz de biliyoruz bunu. Belimden kavrayıp beni yanına çekiyor, yanağımdan öpüyor. Aynadan birbirimize bakıyoruz. “Hadi bana yardım et” diyor, “annenin güzelleşmesine yardım et”
…. 40 yıl önce Sait Faik Hikaye Armağan’ını alan Akışı Olmayan Sular, yüzeysel ilişkiler, aile geleneği, eski-yeni kuşaklar arası bitmeyen çekişme, erişilmeyene duyulan özlemle örülü beş öyküden oluşuyor.
Sokağa çıktığında her gün gördüğün, harala gürele bir yaşamak çabası tutturmuş birbirinin aynı insanlar değil Pınar Kür'ün öykülerinde bize gösterdiği karakterler. Bir şehrin içinden geçip şehrin kendisine hiç dokunamadığı, bir ailenin içinde yaşayıp o aile bireylerinin kendisine hiç dokunamadığı, bir toplumun içinde varolup o toplumun kendisine hiç dokunamadığı insanlar öykülerinin kahramanları. Bu gözlemi, bu kaynaşamama halini öyle sakince, öyle basitçe, öyle ustalıkla veriyor ki okura, öykü bittiğinde ne üzülürken ne acırken buluyorsun o insanlara kendini, yalnızca "anlamış" buluyorsun hepsini. Hikaye anlatıcısı için bundan büyük maharet olabilir mi?
İlk hikayeyi okuduğumda kitabın geri kalanı için oldukça heyecanlandım. Ne yazık ki sonraki hikayeler ,kendi başlarına beni etkileyebilecek olabilmelerine rağmen, ilkine kıyasla biraz tekrar geldi. Bu yüzden de son hikayeye başlamadan önce bütün heyecanımı kaybetmiştim. Ama son hikaye meğersem kitabın en başarılı parçasıymış. Yani sanırım burada sorun hikayelerin değil de daha çok hikayelerin bir araya getirilişi. Yine de okumaya değer.
Muazzam iyi bir dile ve anlatıma sahip bir kitap. Ancak maalesef kitabın sonunu getiremedim. Yarıda bıraktım.
Hikayelerdeki karakterlerin iç bunalımları ve anlatılan günlük konular açıkçası beni sarmadı. Okumak kişisel bir deneyim. Benimkisi böyle bir deneyim oldu.
Eminim ki bu tarzı çok seven bir insan bayıla bayıla bu kitabı okuyacaktır.
Biraz daha ölmek ve leyla için şiir hikayeleri okurken ruhumdan bir parçayı satırlarla beraber götürdü. Düşünüyorum ki ara ara aklıma geldikçe ah leyla diyeceğim. Kitap akışı olmayan insanları, geçmişe dair anılarını anlatıyor her hikaye aslında her insan "her insana dair bir şey" ilk okuduğum kitabı bana ne kadar sıradan hissettirdiyse bu kitabı da bir o kadar özel ve dokunaklı geldi.
beş öyküden ikisini çoook sevdim, üçünü de hiç sevmedim.... gerçekten yetenekli bir yazar olduğunu düşünüyorum, anlatımı, betimlemesi, zaman akışı çok başarılı. sadece diğer hikayelerde ki ana karakterlerin bakış açılarını görüşlerini okumak beni rahatsız etti, gıcık oldum. ki böyle büyük hisler uyandırması bu kurgulama da bir yetenek orası kesin
Pınar Kür'ün bu kitabı kısa hikayelerden oluşuyor. Kahramanlar bize belki kendimizden tanıdık gelecek cinsten. Son derece yalın ve akıcı bir dil ile bilmediklerimizi, unutmaya çalıştıklarımızı hatırlatıyor. Sanki okuduğunuz mekana doluşuveriyor tüm karakterler.