Perdere il favore di coloro da cui dipende la nostra stessa vita. Mordere la polvere quando si è conosciuto il fulgore degli altari. Non essere più amati. È il destino intollerabile che accomuna i protagonisti delle due novelle qui riunite: una dama del Settecento e un cane. E il dolore, il furore, il desiderio di vendetta non saranno meno violenti nell'animale che nella donna. Splendida, intelligente e ambiziosa, amica di Montesquieu e di Voltaire, amante del duca di Borbone, la marchesa de Prie sembra onnipotente e, soprattutto, intoccabile. Ma quando nel 1726 il duca di Borbone cade in disgrazia presso Luigi XV, per lei si spalanca, d'improvviso, il baratro di un esilio avvilente. Confinata in Normandia, rabbiosamente sola, Madame de Prie non può che tormentare il giovane amante, contemplare allo specchio il suo volto che sfiorisce - e progettare una morte degna dei fasti del passato. Le forze brutali - distruttive e autodistruttive - che solo l'orgoglio ferito e l'amore ripudiato sanno scatenare innervano anche il secondo racconto, dove a sperimentare la più tremenda delle perdite è Ponto, cane tirannico dapprima oggetto di una sfrenata passione e poi di colpo ignorato e bandito dal suo regno non appena la padrona resta incinta. Sagace nel suo odio, l'escluso preparerà la sua vendetta, suscitando nel lettore un'attesa angosciosa - e una suspense quasi hitchcockiana.
Stefan Zweig was one of the world's most famous writers during the 1920s and 1930s, especially in the U.S., South America, and Europe. He produced novels, plays, biographies, and journalist pieces. Among his most famous works are Beware of Pity, Letter from an Unknown Woman, and Mary, Queen of Scotland and the Isles. He and his second wife committed suicide in 1942. Zweig studied in Austria, France, and Germany before settling in Salzburg in 1913. In 1934, driven into exile by the Nazis, he emigrated to England and then, in 1940, to Brazil by way of New York. Finding only growing loneliness and disillusionment in their new surroundings, he and his second wife committed suicide. Zweig's interest in psychology and the teachings of Sigmund Freud led to his most characteristic work, the subtle portrayal of character. Zweig's essays include studies of Honoré de Balzac, Charles Dickens, and Fyodor Dostoevsky (Drei Meister, 1920; Three Masters) and of Friedrich Hölderlin, Heinrich von Kleist, and Friedrich Nietzsche (Der Kampf mit dem Dämon, 1925; Master Builders). He achieved popularity with Sternstunden der Menschheit (1928; The Tide of Fortune), five historical portraits in miniature. He wrote full-scale, intuitive rather than objective, biographies of the French statesman Joseph Fouché (1929), Mary Stuart (1935), and others. His stories include those in Verwirrung der Gefühle (1925; Conflicts). He also wrote a psychological novel, Ungeduld des Herzens (1938; Beware of Pity), and translated works of Charles Baudelaire, Paul Verlaine, and Emile Verhaeren. Most recently, his works provided the inspiration for 2014 film The Grand Budapest Hotel.
Bu cehennem sıcaklarında bile kendini okutabilen başka yazar var mı bilmiyorum? Karakterlerini, kaderlerinin yazgısıyla birlikte yazıp, size gerçek bir insan gibi sunabilmesi beni en çok etkileyen yanı. Farklı bir ruh, farklı bir yaradılış Stefan Zweigh. Not: İş Bankası Kültür Yayınlarına özenli çalışmaları için teşekkür ederim.
XV. Louis döneminde yaşamış gerçek bir kadın olan Jeanne Agnès Berthelot de Pléneuf ya da Madame de Prie'nin hikayesine dayanır bu kitapta anlatılanlar. İsmi her ne kadar "Bir Çöküşün Öyküsü" olsa da aslında kitap bir "gözden düşüşün öyküsü" diyebiliriz. Bir insanın çevresiyle ya da yaşadığı "ortam" ile olan bağlarını kopardığınızda ona nasıl zarar verebilirsiniz? Sorunun cevabı bu kitapta aslında.
Kitabın en çok beğendiğim yönü, yukarıdaki yaptığım alıntıda da görüleceği üzerine tasvirlerin canlılığı ve zenginliği oldu.
Geçtiğimiz günlerde Konya'da sahafların bulunduğu Rampalı Çarşı'da dolaşırken bir sahaf beni tanıdı. Oysa en son 8 sene önce uğramıştım dükkanına. Ayaküstü konuştuk neler yaptığımı, nerelerde olduğumu... Ardından bu kadar sohbetin üzerine dükkanından bir şey almadan çıkmayı istemedim. Gözüme Zweig seti ilişti, hepsinden birer tane aldım. Zannediyordum ki, setin tamamını alıyorum. Aslında yanılmışım. Eve döndüğümde fark ettim bunu, o ayrı mesele. İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkan bu sette acaba bu kadar kısa öyküleri neden ayrı ayrı tek tek kitaplarda topladılar? Bence bu öykülerin her birinin ayrı kitap olması zaman ve kaynak israfı sadece. Kapak tasarımları, kağıt kaliteleri fena değil. Yazıları okunaklı.
Her kelimesini iliklerinize kadar hissedeceğiniz bir kitap okumak isterseniz, size bu kitabı öneririm. Kitabı çok sevdim. Hikayesi içimi gerçekten yaktı ve kitabın içerisinde yazılmış olan hikaye gerçek bir yaşamdan alınmış. Yani kısaca Zweig yine şahane bir şey yapmış.
Madame de Prie'nın, Paris'te ki o sözde renkli ve kalabalık olan hayatından sürgün edilmesini, yalnız kalıp, terk edilmesini ve bu duygu ile nasıl savaştığını okuyoruz. Ne yapacağını bilemeyen bir kadın ve onu sarıp sarmalayan yalnızlık. İçindeki her şey susmuş.
Herhangi bir cümleyi 5 kez okuduğunuz da farklı açı ve duygulardan sizi üzecek, sizi düşündürecek anlatımlar var. 5 kez okumanın her birinde sizi farklı yerden yakalayacak. 48 sayfalık bir kitap ama sizi sarıp, sarmalayacak.
Peki okumalı mıyım? diye sorarsanız; Evet, sevgili okur. Okumalısın! derim.
Yine bir Zweig harikası, en ince detayına kadar işlenmiş bir karakterin kısa ama etkileyici hikayesi. Yaşananlardan ziyade Zweig'in anlatımı etkileyici tabi.
Bir çöküşün öyküsü, Madame de Prie'nın, Kral'ın gözünden düşmesi ve ardından Normandiya'ya sürülmesi ile başlıyor. Paris'teki iktidar sahibi günlerinden sonra yapayalnız bir sarayda yaşamak ona acı vermeye başlıyor. İhtişam, entrika ve eğlenceli hayatını tek bir mektupla geri bırakan Madame, sığ ve kibirli düşünceleri için yeni planlar yapmaya başlıyor.
Her zaman olduğu gibi kitabı çok sevdim. Zweig, kesinlikle kadın karakterler konusunda daha çok başarılı. Kitaplarını okurken erkek karakterlerden çok kadın karakterlerden hoşlanıyorum. Kadınların hislerini ve düşüncelerini daha iyi yansıttığını düşünüyorum. Zweig'ın iş bankasından bugüne kadar çıkan en iyi kapak! Kitabı görür görmez zaten vurulmuştum. 50 sayfalık bir kitap size nasıl bu kadar güzel şeyler katıp, nasıl bu kadar etkileyici olabilir bilemiyorum.
Zweig okumaya istediğiniz kitaptan başlayın. Hepsinden aynı lezzeti alacağınıza eminim. Ama illa ki bir kitap ismi istiyorsanız: ''Bilinmeyen bir kadının mektubu'' kitabından başlayabilirsiniz.
Büyük usta Zewig yine bir duyguyu, bu kez Bir Çöküşün Öyküsü’ nü anlatıyor bize. Yine olağan üstü çarpıcı ve etkileyici.. Zweig’ in öykülerinin çok farklı bir tadı var. Adeta siz de aynı duyguyu yaşıyorsunuz. Ne anlatacağını kitabın başlığında söylemiş zaten. Önemli olan nasıl anlattığı!
Saraydan sürülen Madame de Prie , geri dönüş şansı yaratmak için enteresan yollar dener. Ama bu denemeler büyük çöküşü engelleyemez. Fiziksel çöküntü ve ruhasal çöküntü ilerleyen aşamalarda bilinç akışını da etkiler. Artık geri dönülmez bir yola girilmiştir..
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat Korku Mürebbiye Olağanüstü Bir Gece Satranç Yakıcı Sır Amok Koşucusu
Zweig ne yazarsa okunur ! Tabi ki biyografileri de en az öyküleri kadar güzel!
Cosa succede quando improvvisamente, senza neppure capirne la ragione, perdiamo il potere e i privilegi che con fatica avevamo conquistato? Quando passiamo dall'essere adulati all'indifferenza più completa? Varie sensazioni si impossessano di noi: frustrazione, disagio, rabbia, perdita di fiducia in se stessi, ossessione, depressione, voglia di rivalsa.
Sensazioni che doveva conoscere bene Zweig, che fu costretto, mentre era all'apice del suo successo, ad emigrare dal suo paese in quanto ebreo e a vedere per questo le sue opere osteggiate e messe al bando.
Zweig ci racconta questi stati d'animo in questi due racconti, abilmente accostati dall’editore, "Storia di una caduta" del 1912 e "Legittimo sospetto" pubblicato postumo. I due racconti ci mostrano due esempi agli antipodi: Madame de Prie, la splendida, intelligente e ambiziosa amica di Voltaire, nonché amante del duca di Borbone e.... un cane.
Una rabbiosa solitudine, quella che accumuna i due personaggi che, abituati ad avere tutte le attenzioni per sé, tentano invano di rivendicare tale diritto fino alla fine. Curioso che al termine del primo racconto, del 1912, la protagonista si uccida proprio per questa "caduta", anticipando l'epilogo della vita dell'autore. Come se Zweig avesse già previsto, con anni di anticipo, la fine della sua vita.
Mi sono domandato le ragioni delle fortissime sensazioni causate da queste “cadute”. Forse le persone che si trovano in determinate situazioni di successo o di potere tendono a sentirsi “migliori degli altri” dimenticando spesso che il potere, il successo, la fama, sono dovute non soltanto alla loro bravura (e alla fortuna a volte), ma anche all’apprezzamento e dell’approvazione della gente che le circonda (spesso snobbata e guardata dall’alto in basso). Solo quando l’apprezzamento viene meno queste persone si rendono conto di quanto fosse importante per loro. (OK, è vero, sono considerazioni scontate alla Alberoni, va bene, lo riconosco...).
La scrittura di Zweig, sempre raffinata, piacevole anche se un po' di maniera, ci regala pagine di fine scavo psicologico e di tensione. Molto più riuscito il secondo racconto rispetto al primo, forse a causa della maggiore maturità raggiunta.
Bir Zweig kitabına da psikolojik tahlilleri çok iyi yapıyor demeden yorum yapalım diye düşünüyorum her seferinde. Ama mümkün değil. Adam gerçekten bütün duyguyu, bütün düşünceleri okuyucuya çok iyi şekilde aktaracak bir tahlil yeteneğine sahip. ⠀ Bir de tabi kadın karakterlerin ağzından yazma meselesi var. Bir erkek nasıl olur da bir kadının ağzından hislerini, düşündüklerini bu kadar güzel anlatabilir hayret ediyorum. Stefan Zweig gerçekten her seferinde hayran olmaya devam ettiğim bir yazar. ⠀ Bu kitabında da XV. Louis döneminde Fransız Sarayında epey etkili olan aristokrat bir kadının gerçek yaşam öyküsüne dayanarak; Madame de Prie’nin çöküş öyküsünü ele almış. Gözden düşmesi üzerine kral tarafından saraydan uzaklaştırılan Madame’ın ilgi odağı olduğu, entrikalarla dolu gösterişli günleri ardında bırakması epey zor olmuştur. Hatta bir noktada bunlar olmadan yaşayamayacağının farkına varan kadın bütün servetini harcayarak malikanesinde inanılmaz eğlencelere imza atar ve tekrardan bütün ilgiyi üzerine çekebilmek için bir plan yapar. ⠀ Aslında konu itibari ile öyle muhteşem bir yapıya sahip olmasa da Madame’ın içinde bulunduğu ruh hali ve Zweig’ın bu ruh halini anlatımı sayesinde kitap nasıl başladı nasıl bitti anlamıyorsunuz. ⠀ Bütün kitaplarını olduğu gibi bunu da tavsiye ediyorum.
1 yıldan uzun bir süre önce Zweig ile tanışmıştım. Bugün tekrar Zweig üzerine düşünürken art arda okuduğum iki öyküsünün de, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu ve Olağanüstü Bir Gece, üzerimdeki yıkıcı etkilerini tekrar keşfettim.
Zweig insan psikolojisini çok iyi biliyor ki zaten öykülerinin temelinde yatan şey bu. Bir kişiyi anlatıyor ve o bir kişi devleşip tüm okuyucuların kendini yerine koyabileceği birine dönüşüyor. Bir şeyler öğretiyor bize Zweig, bizi durmadan bir yerlere sürüklüyor, bizi oradan oraya fırlatıp duruyor ve biz okuyucular buna göz yumuyoruz. Göz yumuyoruz çünkü Zweig ustaca ve usulca bunları yaparken biz onun yazdıklarının etkisiyle bulunduğumuz yeri, kim olduğumuzu, ne yaptığımızı, ne yapacağımızı sorguluyoruz.
Bir Çöküşün Öyküsü'nde bir çöküşü okuyoruz. Ben biliyorum ki bu çöküşün çöküntüleri ruhumda bir yerlerde kalacak ve ben yıllar sonra yine hatırlayacağım derinden.
Çok az beklenti ile başlayıp okurken zamanı unuttuğum bir kitap oldu. Zweig’ın ana karakterin psikolojik durumunu tasvir edişi çok güzeldi. Sonunu az buçuk tahmin etsem de karakterin ilerleyişini okumak çok keyifliydi. Uzun zamandır Zweig okumamış olduğum için yazarın insan tahlillerinin büyüklüğünü unutmuşum. Yeniden kitaplarını okumamız gereken bir usta Zweig.
Kitabın başarılı çevirmeni Regaip Minareci’yi tebrik etmeden bitirmek istemiyorum. Regaip Hanım’ın hatasız ve akıcı çevirisi kitabı daha da keyifli kıldı benim için. Regaip Hanım’ın çevirilerinin takipçisi olacağım!
Cinsiyet, sosyal konum fark etmeksizin, insan psikolojisini okuru sıkmadan anlatan en iyi yazar sanırım.
Kitabın konusu, zaten başlıkta da belirtildiği için sürpriz olmayacaktır. Genel anlamda Madame de Prie'nin hayatının, tüm çabalarına rağmen bize göre hızlı, ona göre yavaş çöküşü anlatılmış.
Psikolojik olarak insani bir çöküşün derinlikli betimlemesi.. Sanırım Zweig'ın kadın karakterlerini kurgularken zihninin hangi derinliklerine girdiğini hiçbir zaman anlayamayacağız.!
C'è un po' di insoddisfazione da parte mia al termine di questi due racconti: brevi, brevi, troppo brevi! Entrambi uniti da una caduta simbolica, Madame de Prie non è più nelle grazie del re - siamo in Francia alla corte di Luigi XV - mentre Ponto viziatissimo bulldog viene relegato ad un ruolo di secondo piano dal padrone alla notizia che la moglie è incinta, i due racconti si spingono all'analisi di una situazione psicologica estrema provocata dalla caduta nel baratro. Poco importa se a precipitare sia una bella ma invecchiata cortigiana francese o un bulldog delle campagne inglesi: entrambi sono feriti nell'orgoglio e reagiscono con una violenza e una rabbia inaudite all'esclusione. Zweig, anche questa volta, ci descrive un'ossessione, quella che porta Madame de Prie - la sua incapacità ad accettare l'invecchiamento mi ha ricordato molto la gelida protagonista di Jezabel di Irène Némirovisky - e Ponto a desiderare la vendetta, quale unica soluzione per appagare il proprio ego. Ancora una volta Zweig - la cui scrittura come al solito riesce a trasportare in epoche lontane e da un paese all'altro senza alcuna fatica - si muove su un sentiero minato: il rischio è sempre quello di riconoscere qualcosa di sé. Solo una cosa non mi ha convinta del tutto: la cattiveria del cane; da gattofila mi duole ammettere che Ponto, caratterialmente, è molto più gatto che cane :-)
Gerçekten de bir kadının çöküşünün öyküsü... İktidar hırsının bir insana yapabileceği ve yaptırabileceği şaşkınlık veren durumlar. Zweig'in yaşattığı duyguları seviyorum. Evet her kitabında insana hikayeden ziyade dehşet duygularını bayağı bayağı yaşattırıyor. 😊😊
Salon insanı çizgisindeyken sürgüne gönderilen bir kadının psikolojik çöküntüsünü anlatmış Zweig. Günümüzde yazsaydı herhalde internet bir anda yok olsa (Instagram, WhatsApp, Facebook olmasa) ne olurdu, nasıl olurdu diye anlatırdı.
Kitabın tek kötü yanı kısa olması diyebilirim. Ayrıca bu kitapta da baş karakter bir kadın ve karakter tahlilleri yine harika. Zweig tam bir insan sarrafıymış sanırım.
Zweig dahi bir psikolog. Kitaba değer verişim tamamen bundan. Kurgusal kişilik Madame De Prie'nin intiharıyla kendi intiharını planlamış olabileceği çok malum. Başlarda Normandiya'ya sürülen De Prie, bu altüst oluşu bir avantaja çevirebilecek enerji ve çevikliğe sahipken, sonradan sıradan insanların esiri olduğu basit duyguların (şatafat, dedikodu, kıskançlık ve diğer yalanlar) yoksunluğunu çekerek yok oluşa sürüklenen bir bunalımın pençesinde buldu kendini. İnsan sosyal bir varlıktır; ama tüm hayatını onlara yaslanarak sürdürmeye çalışmak da tehlikeli bir yönelim değil de nedir? Daha önce Satranç'la "yokluğun ve boşluğun" insanı çıldırtması hadisesini ustalıkla işleyen Zweig, burada da yapay şeylerin ne kadar tehlikeli olabileceğine değinmiş.
Sarsıcı, kısacık bir öyküydü. Çok fazla sözüm yok zira söze hacet yok. Zweig benim çok ilginç bulduğum yazarlardan biri. Biraz ürkütücü geliyor bana insan duygularına yaklaşımı ama gerçekçiliği ile sarsıyor hakikaten.
Bu kitabını epeyce sevdiğim için mutluyum. Çok basit olarak diyebilirim ki Kral'ın gözünden düşen bir kadının, hayatının bu yeni haline karşı hissettiği duygular ve değişime karşı tavrı anlatılıyor. Kişisel görüşüne değindiği bir yer dışında kitapta sevmediğim hiçbir şey yoktu. O kısım kimlerin dikkatini çeker bilmiyorum ama söylememeyi tercih ediyorum.
Zweig’in yaklaşık 6 tane kitabını okudum. Adam yine efsanevi kalemini konuşturmuş. Bu öykü resmen kısacık hayatınızda yaşadığınız olaylardan birinin ufak bir yansıması.