Kitaba başlarken o kadar çok korkuyordum ki.. Severek takip ettiğim bir blogda görmüştüm bu kitabı. Türk yazarların tanıtımı yapıldığında genelde açmam o yazıyı, okumaya tenezzül bile etmem. Türk yazarlar, edebiyatçılar, ile ciddi dertlerim var evet, istenildiği kadar oturduğunuz yerden yargılayabilirsiniz bu durumu, gerçeği değiştirmeyecek.
Bu kitap ile ilgili yazıyı açmamda Aziz Nesin'in bir başka kitabını, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz'ı okumam etkili oldu. Onu bundan daha 5 yıl önce, edebiyatla bir derdim yokken okumuştum ve cidden ama cidden sevmiştim. Sonuç olarak açtım ve yazıyı okudum ve sonra kendimi D&R'da bu kitabı sorarken buldum. Eve gelene kadar bir Türk yazarın kitabını aldığımı bile fark etmemiştim. Eh fark etmeden olunca acısı da az oluyor. Okumamda şimdiyi buldu işte.
Nasıl desem? Bir farklı oluyor. Kendi dilinden, vatanından bir yazarı okumak... Ana dilinin inceliklerini biliyor, uzun zamandır Türk yazar okumadığım için çok fazla dikkatimi çekti bunlar. Çevirmenlere karşı duyduğum yoğun ilgide bu yüzden sanırım. Çeviri kitap okuyunca evet kitap senin dilinde tekrar yazılıyor, kitaba bir 2. yazar doğuyor ama ana dilde bir roman gibi değil. Sanırım herkes hemfikirdir bu konuda bende. Neyse konudan çıkmayayım.
Yazar kendi bile demiş , kitabı yazarken sizleri de kendim gibi büyümüş saydım, diye. Bir yerden sonra insan içindeki o çocukluk saflığını, tazeliğini yitiriyor. Ne kadar istemese bile. Ne kadar çocuk gördüysem, büyümek için sabırsızlanıyor. Bi büyük olsam diye hayıflanıyor. Bana kalırsa bunlar sırf büyüklerin yüzünden. Çocuklara sürekli çocuk o anlamaz, senin yaşın uymaz muamelesi yüzünden. Oysa ne güzel demiş Aziz Nesin 40 yaşında kişilerin konuştukları bile 12 yaşındaki bir çocuğa çocuk dilinde aktarılabilir. Belkide yetişkinler çocukları anlamayı denese, anlatmayı denese bu bir büyük olsam lar azalacak belki de yok olacak.
Ben kendimi bu durum için şanslı sayıyorum. Anneme bu konu hakkında o kadar müteşekkirim ki. Zira sürekli büyümek istemiyorum çocuk kalmak istiyorum dediğimi hatırlıyorum. Hatta küçükken bana 18 yaşına kadar herkes çocuk sayılır dendiğinde çok sevinmiştim. Eh keşke bana zihni durumun bu duruma girmeyeceğini söyleselermiş. Eninde sonunda büyüyorsun işte.
Kitapta toplum yapısı, birebir bizim öz toplumumuz öyle güzel anlatılmış ki... Hiç birini garipseyebileceğimizi sanmıyorum. Saf, temiz çocuklar sırf başkalarının önünde böyle yapılmaz diye eğitilmesi, büyüklerin onlardan fazla yaptığı hatalar onlar yaptığında daha büyük bir probleme dönüşmesi - kısaca büyüklerin iki yüzlülükleri-, kültürümüzden uzaklaştırılıp başka kültürleri benimsemelerine zorlandırılmaları, ezbercilikle yetiştirilmeleri... Her şey. Aziz Nesin cidden en kör noktayı yakalamış ve teker teker okuyucuların yüzüne çarpmış.
Kitabın arkasında yer alan Aziz Nesin'in 2 tane mektubu ilgi uyandırıcı. Böylesine bir kitabın katıldığı yarışmada daha ilk turda elenmesi durumun vahimliğini ortaya koyuyor aslında. Büyükler kendilerini eleştiren kitaba anlayışla bakamamışlar bile.
Umarım dışarıda işler değişmiştir, daha iyicedir.
Ben kendi edebiyat hocalarıma baktıkça aslında daha vahim olduğunu düşünüyorum. Böyle bir kitabı okumak için bu kadar geç kalmış, 18 yaşıma gelmiş, olduğumu düşünürsek. -Yanlış anlaşılmasın, her yaştan okuyucu okumalı, ama keşke daha erken okusaydım diyorum.- Belkide edebiyatçılarla öyle bir deneyim yaşamasaydım şimdi kitaplığımda bir sürü Türk yazar olacaktı, nefret etmeyecektim onlardan. Her neyse, daha yerli yazar okur muyum bilinmez ama Aziz Nesin'i okurum, okuyacağım evet.