Yedi Güzel Adam, ortaya koydukları eserler ve tamamen yerli kaygılarla verdikleri mücadelelerle Türk okuru nezdinde özel bir yere sahiptir. Beş yıl önce âhirete göçmüş olan Erdem Bayazıt da bu müstesna insanlardan biridir. Şiirler, onun yayınlanmış tüm eserlerini ihtiva ediyor.
Adil Erdem Bayazıt (1939, Kahramanmaraş - 5 Temmuz 2008, İstanbul), Türk yazar, şair ve milletvekili. İlk ve orta öğrenimini Kahramanmaraş’ta tamamlayan Bayazıt, sırasıyla 1953’te İstiklal Ortaokulu’ndan, 1959 yılında ise Kahramanmaraş Lisesi’nden mezun olmuştur. Aynı yıl kaydolduğu İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde yüksek öğrenimine başlayan şair, tahsiline iki yıl kadar bu üniversitede devam ettikten sonra geçim sıkıntısı nedeniyle 1961 yılında öğrenimini devam mecburiyeti olmayan Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne nakleder. Bayazıt 1963 senesinde yüksek öğrenimine ara vererek askere gider. Askerliğini yedek subay öğretmen olarak Burdur iline bağlı Çuvallı, Yeşilova köyünde yapan şair, askerden döndüğünde ise tahsil hayatında büyük bir değişiklik arz edecek yeni bir kararı uygulamaya başlar. Zira Hukuk Fakültesinde başladığı tahsil hayatına artık Dil Tarih ve Coğrafya fakültesinde devam edecektir. Erdem Bayazıt askerden döndüğünde Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne kaydolur. 1971 yılında buradan mezun olan Bayazıt, memuriyet hayatına atılır ve edebiyat öğretmeni olarak Kahramanmaraş’ta vazifesine başlar. Mezun olduğu Kahramanmaraş Lisesi’nde edebiyat öğretmeni olarak görev yapan şair, daha sonra Kahramanmaraş İl Halk Kütüphanesi’ne müdür oldu.
İstanbul Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nın kuruluş günlerinde genel sekreter olarak vazife alan şair, Milli Eğitim Bakanlığı’nda Basın Bürosu Memurluğu, Milli Kütüphane Süreli Yayınlar Şube Müdür Yardımcılığı görevlerinde de bulunmuştur. Erdem Bayazıt daha sonra Sanayi Bakanlığı İnsan Gücü Eğitim Daire Başkan Yardımcılığı görevini yürütürken istifa ederek kurucusu olduğu Akabe Yayınları’nın ve Mavera dergisinin yönetimini üstlendi.
Henüz öğrencilik yıllarında şiir yazmaya başlamış olan Bayazıt, Edebiyat ve Mavera dergilerinin kurucuları arasında yerini alır. İlk şiir kitabı olan “Sebeb Ey” 1972 yılında Edebiyat Yayınları arasında (2. ve 3. baskısı Akabe Yayınları), son şiirleri “Risaleler” adı altında 1987’de Akabe Yayınları arasında çıkmıştır (2. baskı 1989). Bu iki kitap İz Yayıncılık tarafından “Şiirler” adı altında 1992 yılında bir arada basılmıştır (4. baskı 1998). 1981 yılı Temmuz ayında Ajans 1400 adlı bir firmanın film ekibiyle beraber Afganistan’a doğru yola çıkan şair Şenol Demiröz, Yücel Çakmaklı, Ahmet Bayazıt, Çetin Tunca, Halil İbrahim Sarıoğlu ve Necdet Taşçıoğlu’ndan oluşan çekirdek bir kadro ile birlikte Pakistan’ın Peşaver kenti başta olmak üzere İran, Hindistan ve Afganistan içlerini gezer. Yaptığı bu iki aylık gezinin izlenimlerini topladığı "İpek yolundan Afganistan’a" adlı eseriyle 1983 yılında Türkiye Yazarlar Birliği Basın Ödülü’nü kazandı.
1984’te Akabe Anonim Şirketi’nin İstanbul’a taşınması kararıyla bu görevini devrederek yeniden memurluğa döner. Devlet Planlama Teşkilatı’na sözleşmeli personel olarak giren şair, daha sonra bu vazifeyi bırakır ve 1987 yılı seçimlerinde Kahramanmaraş’tan milletvekili adayı olur. 29 Kasım 1987 milletvekili seçimlerinde Anavatan Partisi’nden aday olan Bayazıt, Kahramanmaraş milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 18. dönem çalışmalarında Milli Eğitim ve Çevre Komisyonlarında görev alır. 1988 yılında Risaleler adlı şiir kitabıyla Türkiye Yazarlar Birliği Şiir Ödülünü kazanır. 1991 seçimlerinde adaylığını koymayan Bayazıt, İstanbul’a yerleşir. Evli ve dört çocuk babası olan Bayazıt’ın şiir ve yazıları Açı, Hamle (Kahramanmaraş), Çıkış (Ankara), Yeni İstiklal, Büyük Doğu, Edebiyat, Mavera, Yedi İklim ve Hece dergilerinde yayınlanmıştır.
Erdem Bayazıt, 5 Temmuz 2008 tarihinde İstanbul'da vefat etmiştir.
İyi şair olmakla iyi şiir yazmak arasında fark var. Bu kitap da Erdem Bayazıt'ın, üç-dört iyi şiiri barındıran (örneğin: Sana, Bana, Vatanıma, Ülkemin İnsanlarına Dair, Aşk Risalesi, Yok Gibi Yaşamak...) maalesef vasat bir şiir kitabı. Benim beklentimin altında çıktığı için biraz üzüldüm açıkçası. Yine de, endüstriye karşı tabiata çağrısıyla önemli bir kitap Türk şiiri için. Bir de şairin ilk şiirlerinin sonrakilere göre çok daha başarılı olması da kitap boyunca dikkatimi çekti. Türk siyaseti iyi şairleri öğütüyordur belki de.
"şiir diye bir ömür tüketerek yazdıklarım iki saatte okunuyor bundan ucuz ne olabilir havadan başka" demiş okuyucusuna kitabın başında erdem bayazıt. insana acı verir elbet.
Risaleler - Türkiye Yazarlar Birliği 1988 Şiir Ödülü
Erdem Bayazıt’ın (1939-2008) toplu şiirleri. İnsanın yeni çağdaki durumunu, geçirdiği değişimleri, doğayı, geçmişin nostaljisini, mücadeleye çağrılan Müslümanları anlatan şiirler. Soyut çağrışımların öne çıktığı şiirler var. En eskisi 1950 sonlarında, en yenisi 2000’lerin ilk birkaç senesinde yazılmış görünüyor. Daha çok serbest ölçü tercih edilmiş. Bazı kelime seçimleri artık alışılmış dursa da üzerinden geçen zamana rağmen okuyucuyu yakalayan imgeler ve ifadeler var. O zamanın kurallarına göre böyle mi yazılıyormuş bilmiyorum ama bugün yazım yanlışı kabul edilecek kullanımlar var.
Birazdan Gün Doğacak … Elleriniz kök salmış ağacıdır zamana O inanmışlar çağının. (11) … Yemyeşil bir rüzgâr eser yıldızlar arasından. (14) 1966
Sebeb Ey … Her sabah bütün bitkiler iştahlı bir çocuktur (28) 1966
Güneşçağ Savaşçıları … Sonsuz devirleri aşarak savaşçılar geldiler Ve akşamın ipini kestiler Gece putun üstüne devrildi put yere devrildi Yanlış pazarlara sürülmüş yılgın uykusu şehrin Ortasından bölündü. (30) 1966
Sürüp Gelen Çağlardan … “Yememiştir hiç kimse Elinin emeğinden daha hayırlısını” diyerek (37) … Sürüp gelen çağlardan çağlara Renk veren tarihe yeşil çağlayan (38) 1975
Deniz Denizin bir gülüşünü arıyor çocuklar ellerinde oltaları Geçmişin günün geleceğin yükünü üstünde Pul pul taşıyan balıkları Denizin bir gülüşünü yakalıyor çocuklar ellerinde oltaları. (64) 1960
Güvercinler Sonra bu güvercinler niye varlar Bir anıyı yaşatmak için mi Ölümsüz bir ses mi taşımak için ötelere Avuç içlerinde camilerin (66) 1966
Sana, Bana, Vatanıma, Ülkemin İnsanlarına Dair … Evrensel kadınların iki büklüm çapa yaptıkları tarla kenarlarında (77) 1971
Dünyaya Dair … Geçen zamanlar bitmeyen bir beste Tarih bir nakarat sanki. (85) 1993
Kız Kulesi … Gücünü alıp yasalardan Cengiz Han’ın çadırından Çıkıp gelen ta Çin Seddi’nden Başında mücevher dolu bir sele On yedisinden bir cariye Den kalma bir ünlem mi bu kule? Konuvermiş suların üstüne. (86) 2004
Tabiat Risalesi … Yerden göğe doğru alan incecik ırmakları Kendime mahsus bir tarzda dinlerdim ağaç bedenlerinde (95) 1977
Bulmak … Bir ışık bir kelebek biraz çiçek biraz kuş Yeni bir ülke yüzün ellerimde kaybolmuş … Gözlerinden göğüme sayısız yıldız akar Bir gülüşün içimde binlerce lâmba yakar … Sensiz geçen zamanı belli yaşamamışım Sensizlik bir kuyuymuş onu aşamamışım
Bir yol buldum öteye geçerek gözlerinden İşte yeni bir dünya Peygamber sözlerinden
Ölüm bize ne uzak bize be yakın ölüm Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm (207-208) 1971
Erdem Bayazıt "Bütün yazdıklarım, iki saate okunuyor, bundan ne ucuz olabilir..." diyerek şiirlerini iki saat değil kırk beş güne yararak okudum. Tabii ki orada anlatılmak istenen başka ama şiiri hemen tüketmemek lazım. Şiirlerinde buram buram Anadolu kokusunu, Müslüman coğrafyasının acısını, Peygamber efendimizi, çağdaşlaşmanın yaşamımızda açtığı yaraları, bireysel duyguları hissedebiliyorsunuz. Hele-ki o Aşkı ne güzel yakıştırmış dizelerine. https://www.instagram.com/p/BNG1XJGFZ... Burada bir şiirini seslendirdim.
Eski dostlarını da unutmuyor tabii ki bu koca yürekli adam. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
Bazı yazarlar var, bir kelimeyi öylesine kullanırlar ki, kelimeyi herhangi bir yerde gördüğünüzde hatırınıza o yazar gelir, tâ başka biri gelip uslûbuyla durumu değiştirene kadar. Erdem Beyazıt'a da öyle bir kuyu kazmıştım. Bu kitapta bulunmayan "Naciyem" şiiri üzerine çizmiştim böyle bir resim.
Naciye'sine diyor ki: "Güzelim, güzel sıfatına en güzel gidenim."
Sanki "Güzelim" seslenişi ayrı bir dize, ayrı bir şiir olabiliyormuş gibi. Güzel kelimesi burada başka bir anlam kazanıyor ve taşıyor gibi.
Bu kitapta çok güzel şiirler var. Erdem Beyazıt bir dert sahibi idi. Modern şehirde geçinemeyen, geçemeyen ve geçirilmeyen hassas ve samimi bir insan idi. Vahşi modernleşmeye ve endüstriye karşı, aslında insanoğlunun vahşileşmesine karşı çok manidar şiirler var bu kitabın içerisinde. Bazı şiirler de şiir kalıbına sığdırılmaya çabalarken kıvamını kaybetmiş, nesir'e daha yakın gibi. Denildiği gibi bazen, "dindar" bir şair da değil.
Şöyle çok mânâlı dizelerle bitiriyor kitabı:
"Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm, Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm."
Güzel bir kitap, tavsiye ediyorum. Allah rahmet etsin.
Nice akşamlar bilirim ki Karanlığını Bir millet hastanesinde Dokuz kişilik kadınlar koğuşu koridorunda Başını kalorifer borularına gömmüş Beyaz giysilerinden uykular dökülen tabiplerden Haber sormaya korkan Genç kızların yüreğinden almıştır.
Güzel, hoş, samimi, Anadolulu bir dil. Aynı zamanda da maneviyat şerbetli bir fikir. Velhasıl, bende ki hatimesi; gönlümde, zamanda kaybettiğim beni bulmak oldu.