Günümüzde her yerde insan, müthiş bir özenle, bedeninin ve bedensel ihtiyaçlarının peşinde koşmaktadır. Saygı şöyle dursun, en küçük bir nezaket ya da himaye görmeyecek tek şey, düşünen kafa mıdır?
Hiçbir makam, mevki, soy sop farkı yoktur ki, kafalarını sadece bellerinin hizmetinde kullananlarla, "Hayır! Kafa bunun için kullanılamayacak kadar değerlidir, o sadece kendi bilgisinin hizmetinde kullanılmalıdır!" diyecek cesarete sahip olanları birbirinden ayıran derin uçurum kadar büyük olsun.
Böyle az bulunan insanlar, bu dünyanın olağanüstü ve çok çeşitli manzaralarını keyifle izleyip düşünerek, aklın bunları ister sanat ister edebiyat olarak yeniden üretmeye çalışması gerektiğine inanırlar. Onlar dünyanın gerçek soyluları, hakiki asilzadeleridir. Diğerleri köleler ve ırgatlardır. A. Schopenhauer
Arthur Schopenhauer was born in the city of Danzig (then part of the Polish–Lithuanian Commonwealth; present day Gdańsk, Poland) and was a German philosopher best known for his work The World as Will and Representation. Schopenhauer attempted to make his career as an academic by correcting and expanding Immanuel Kant's philosophy concerning the way in which we experience the world.
Schopenhauer’e göre deha tanımı bizim düşündüğümüzden farklı. Ona göre dehanın fenomenler dünyasına karşı nesnel bir ilgisi vardır, tümel ile ilgilenir. Deha, dış dünyayı kendi içerisinde yaratabilen insandır. Bu nedenle bu kişi sanat, felsefe, edebiyat ve bilim gibi konular üzerine içten gelen bir merak duyar. Sezgisellik, hayal gücü ve delişmenlik onun özelliklerindendir. Çağına değil gelecek kuşaklara seslenir. Keza kendi çağında sevilmeyecektir. Yalnızdır ve toplum dışıdır. Yüzyılda bir gelir böylesi. Çünkü bir deha olabilmek için aşılması gereken çok engel vardır ve çoğu kişi bu engellerin herhangi birinde takılır.
Sıradan insan ise dünyayı öznel değerlerle tasavvur eder, tikel ile uğraşır. Yüzeyseldir. Onun için asıl olan sırf iradenin (Freud’un libidosuna benzettiğim yaşam enerjisi, istenç) peşinde koşmaktır. Bedensel ihtiyaçlar peşinde bir yaşam, para , şöhret vs. Yetenekli olmak ve deha farklı şeylerdir. Örneğin, başarılı bir iş adamı, zeki bir bilim adamı, cin bir general veya dikbaşlı bir diktatör birer deha değildirler. Formüle bile eder Schopenhauer; deha üçte 1/3 irade + 2/3 akıl ise sıradan insan 1/3 akıl + 2/3 iradedir.
Dili oldukça sert ve agresif. Güzel tespitleri var. Bu kadar yukarıdan bakmasını garipsedim.
Kendisine şu eleştiri yapılabilir. İnsan topluluklarını birer ağaca benzetirsek, doğrudur, dehalar en güzel ve biricik meyveleridir. Fakat çöl ortasında gül yetişmiyor. Ağacın kökleri, gövdesi, dalları, çiçekleri olmadan o meyvelerin oluşması nasıl olacak? Herkes nadide bir meyve olamayacağına göre asıl olan güzel bir ağaç yetiştirmek değil midir? Bu açıdan sıradan insanların dehaların oluşmasında olan etkisi yadsınamaz.
İnsan çehresinden dahi insanın belirtilerini incelemesi zamanın ruhu ile alakalı olabilir. Malum 19. yüzyıl. Günümüzde ise Sosyal Darwinizm öldü.
Son bölümde ise kırbaç şakırtılarının derin düşünceyi bölmesinden dert yanıyor. Kendisini İstanbul’a bekliyoruz o zaman.
Daha önce hiç schopenhauer okumamıştım. Genel olarak kötü şöhretiyle tanıyor olmam dolayısıyla bazılarının duyduğu hayranlığı da anlamlandıramıyordur. Bu durumu daha çok dogmatik otorite figürlerinin kendi ‘kirli’ duygu dünyalarını rasyonelleştirme çabalarının benzer duygu dünyalarına sahip kişilerde bir sempati ve güven yaratması olarak düşünmüştüm. Bu kitap ile düşüncelerimin haksızlığını görmüş oldum. Çünkü karşımızdaki ne kadar kendi duygu dünyasını anlamlandırmak -söz yerindeyse haklı çıkarmak- için bir rasyonelleştirmeye başvuran huysuz bir bunak konuşuyor gibi gelse de bu sırada dil üzerindeki hakimiyeti (çeviriden ne kadar anlaşılır bilemem) ve muczip laf sokmaları okuma deneyimini oldukça keyifli kılıyor.
Yine de özellikle eğitim, zeka üzerindeki düşünceleri herhangi bir sağlam temelden yoksun olması bakımından büyük oranda işlevsiz buldum. Herif eğitimi zararlı buluyor mesela. İnsan bilgiyi kendi öğrenmesi gerek yoksa ezber bilgi, kişinin biricik deneyimi ile çelişir diyo. Ne diyelim şimdi bu adama. 1 çatışma kaçınılmaz olarak vardır. kişinin kendi değer sistemleri içinde başlar. Üretimin temelidir. 2 eğitim yönlendirici olmak zorunda değildir. Kişinin kendi değerlerini oluşturması için safsata, mantık ve sınanabilir bilgilerden(bilim) oluşan bir eğitim mümkündür. 3 tam olarak konuyla bağlantılı değil ancak bu kadar bireyci bir yaklaşımın insanın eksikliği dolayısıyla toplumsallaşmaya mecbur bir şekilde telafi etmeye çalıştığı acizliğini yadsımasını, bireyin kendisine karşılayamayacağı bir sorumluluk yüklemesi sebebiyle sürdürülebilir bulmuyorum.
Son olarak ben okurken eğlendim. Sık sık ara cümle kullanmasına alışmak biraz zor oldu tabii. Bilimin ilgi alanına giren herhangi bir kitabını okuyacağımı sanmıyorum ama önüme gelirse başka kitaplarına bakarım.
Not: Diyyor ki deha kendisini sadece yapılması mümkün gözle bakılmayanı yapabilmesiyle değil mümkün olanı da büyük bir esneklik ile yapabilmesiyle gösterir. Bu sırada yeni bakış açıları, yöntemler kazandırır bu alanlara. Kendi tıkanıklığını da üretime çevirebilmesi de ayırıcı bir özelliğidir. (daraldım yemin ediyorum bu ne sert tanımlamalar) Dış görünüş insanı anlatır diyo. Sadece kıyafetle de kalmıyor yüz hatlarını bile hesaba katma cürretinde bulunuyor. Bunu da insanların dış görünüşlerine göre onları anlamaya çalışmamızı kullanarak kanıtladığını iddia ediyor(?). Kanıt ve Sonuç aynı şey yani. Safsata. En son da gogol'un paltosuna laf sokuyor. okurken komik geldi laf sokması.
Seçkinlik ve Sıradanlık Üzerine'yi bitirdiğimde insan aklını ve çalışma prensiplerini daha iyi kavramıştım. Nefsi köreltmenin önemini bugüne dek hep ilahi emir ve maddiyattan uzaklaşma bağlamında değerlendiriyordum; artık sanat, deha ve üretim süreciyle ilişkisini de anlıyorum. Delilikle dahilik arasında neden ince bir çizgi olduğunu, dehanın neden dünyaya uyumlanmakta zorlandığını (Hep birlikte Kien'i hatırlayalım) artık daha iyi anlıyorum.
İnsana daha önce düşünmediklerini hatırlatan, düşündüklerini doğrulayan (ya da yanlışlayan) ve çelikleştiren, tefekküre sevk eden bir eser. Tipik Schopenhauer sizin anlayacağınız.
Bu konu üzerine bir şeyler düşünenlerin aşağı yukarı düşündüğü ve gözlemlediği şeyleri schopenhauer toparlamış ve biraz radikal, biraz da derinlemesine ve başka durumlarla bağdaştırarak vermiş.
Eğer hiç üzerine düşünmediğiniz bir konuysa gerçekten ufuk açıcı bir kitap.
Üzerine düşünülesi çokça cümle var.
Sondaki gürültüyle ilgili kısmı da gülerek okudum.
Arthur Schopenhauer is one of my favorite philosophers and one whose ideas I admire the most. His position as one of the greatest proponents (and even the father) of nothingness is the main reason I read his work with such curiosity. Schopenhauer penned his thoughts very clearly in his work, "On the Distinction Between the Excellent and the Common." In it, he very clearly explained people's positions and attitudes on these two phenomena. The following passage, which is on the back cover and on page 17 of the book, summarizes what I mean:
"... No difference in rank, position, or lineage is as great as the deep chasm that separates the millions of people who use their minds only to serve their bellies—in other words, who see it as a servant of their will and desires—from the few and rare individuals who have the courage to say, 'No! The mind is too valuable to be used for that; it should be used only in its own service. It should be used to contemplate and happily observe the wonderful and varied spectacles of this world, and then to try to reproduce it in a form, whether as art or literature, that corresponds to one's personality as an individual."
TR: Arthur Schopenhauer, benim en sevdiğim ve düşüncelerine en hayran olduğum filozoflardan birisidir. Özellikle hiçliğin en büyük savunucularından biri olması (hatta babası) kendisini merakla okumamın da en büyük sebebidir. Schopenhauer, "Seçkinlik ve Sıradanlık Üzerine" adlı eserinde düşüncelerini oldukça net bir şekilde kaleme almıştır. Bu iki fenomen üzerinde insanların bulundukları konumu ve tutumlarını oldukça net bir şekilde açıklamıştır. Kitabın arkasında ve 17. sayfasında da geçen şu kısım aslında ne demek istediğimin özeti niteliğindedir.
"... Hiçbir makam, mevki, soy sop farkı yoktur ki, kafalarını sadece bellerinin hizmetinde kullanan, bir başka ifadeyle, onu iradelerinin, emellerinin bir hizmetkarı olarak gören milyonlarca insan ile 'Hayır! Kafa bunun için kullanılmayacak kadar değerlidir, o sadece kendi kendisinin hizmetinde kullanılmalıdır. Bu dünyanın harikulade ve çok çeşitli manzaralarını hoşnutluk içinde izleme ve düşünmeye ve sonra da onu bir birey olarak kişiliğime yanıt olabilecek şekilde, ister sanat ister edebiyat olarak bir biçim içerisinde yeniden üretmeye çalışmalıdır' diyecek cesarete sahip çok az ve ender bulunur kimseleri, birbirinden ayıran derin uçurum kadar büyük olsun.
Kitap, tıpkı kitabın sonlarına doğru Schopenhauer'un çok doğru bir şekilde değindiği meselede olduğu gibi, hazır olarak zihne sunulan bilgilerin zihne vermiş olduğu zararların tasavvur edilemeyeceği gerçeği göz önünde bulundurduğunda; okuyucuya kendi, prangalardan azade, düşünce âleminin ihtişamını tekrar hatırlatan, tipik ama derin bir Schopenhauer ürünü.
İnsan çehresinden yola çıkarak insanın entelektüel kabiliyetine dair saf bir doğru yargıya ulaşabileceği, bilakis insan ahlâkı söz konusu olduğunda aynı önyargının çıkarımlarının pek de mümkün olmadığını ilettiği pasajlardaki bu tespitlerine pek katılmadım. Mamafih, bir insanı anlamanın en iyi yolunun, onun kendi başına kaldığı saf hâldeki durum olduğu düşüncesi göz ardı edilmemesi gereken çok öneml bir nokta.
Son olarak kitaptan birkaç kayda değer alıntı:
"Gerçekten insanların çoğu, her ne kadar bunun açıkça farkında olmasalar da, kalplerinin en derinlerinde düşünceye hayatlarında mümkün olduğunca az yer vererek idare etme kararındadırlar ve bu onların davranışlarına yön veren en temel düsturdur, çünkü onlar için düşünme en zahmetli yüktür."
"İnsanların büyük çoğunluğu, tabiatları gereği yeme, içme ve çiftleşme dışında herhangi bir konuda ciddi olmayacak biçimde yaratılmışlardır. Bu çok nadir rastlanır ve yüksek yaradılışa sahip kimselerin din, bilim veya sanat adı altında dünyaya getirdikleri her şey, büyük çoğunluk tarafından hiç vakit kaybedilmeksizin kendi bayağı amaçları için birer amaç olarak kullanılacaktır, çünkü çoğu durumda onlar bunları kendi maskeleri haline getireceklerdir."
"Bir çocuğun dünyaya gözlerini açtığı bu ilk yıllarda zihnine, daha sonra önyargılardan başka mahsul vermeyecek olan yanlış fikirlerin tohumlarının ekilmesiyle ne büyük bir zarar verildiği bırakın açıklamayı tasavvur dahi edilemez."
gerçekten ağlayarak bitirdiğim bi kitaptı. Say yayınenden okuduğum/okumaya çalıştığım beşinci kitap. İlk okuduğum kitap da Schopenhauer toplu eserlerindendi ve kendimi aptal gibi hissettirmişti. İnternette bakınca birsürü kişinin çeviriden muzdarip olduğunu gördüm. Schopenhauer hakkında daha çok şey okumak istediğim için bi şekil katlandım bu çeviriye de ama gerçekten değmezdi. Yarım almanca ile orjinal metnini okurken daha az zorlandığım gerçeği say yayıneviyle belirsiz bi süre daha görüşmeyeceğim hakkında beni emin kıldı. İyi eğlenceler Say’cığım );
İçerik olarak ise Schopenhauer için vasat fakat genel değerlendirmede başyapıtlar arasında sayılabilecek metinler bütünü.
Muhtemelen çevirisi sebebiyle beni aylarca süründürmüş bir kitaptır. Anlatımından çıkarılabilecek sonuç ise parça parça. Schopenhauer küstahça, günlük hayatının devamını, aklını fayda için kullanarak sağlayan kişilere yukarıdan bakan bir ton kullanmakta. Onun için deha, aklını kullanırken hiçbir fayda düşünmeyen kişi olmalıdır. Pek çoğumuzun bu konuda farklı düşünceye sahip olduğuna eminim. ‘Seçkin’ ve ‘Sıradan’ kimsenin kim olduğunu, hangi özelliklerin kimi ‘seçkin’ yahut ‘sıradan’ yaptığını açıklamayan, ama kendisinin ‘seçkin’ ya da ‘deha’ olduğuna inandığını hissettiren bir yazar. Başka çevirilerde daha başarılı anlamlar çıkabilir, bu baskıyı önermiyorum.
Kısa ve konudan kopmayan bir kitap. Schopenhauer'ın bazı fikirleri bilimsel olarak yalanlandığından (cinsel seçilim, çehre ve karakter ilişikisi) kitaba konsantre olmak zor oluyor. Seçkinliği kendi başına ifade edişinden çok sıradanlıkla karşılaştırmalı olarak ifade etmesini sevdim. Aklın iradeye hükmedememesini sıradanlık olarak nitelendirmesine ben de hak verdim. Şeçkinliği ise yalnızlık ve sanat eseri üretebilme ile kısıtlaması fikirlerimle uyuşmadı.
Akıl iradenin dışına çıktığında sanat eseri (sanat,şiir,felsefe) oluşur. Schopenhauer bunun yanı sıra dehanın da seçkinlikteki önemini vurguluyor. İradenin en merkezde olduğunu söyleyerek önemini açıklıyor. Zihni basmakalıp fikirlerle doldurmak suni eğitim tarzıdır, diyor.
*Bütün dahiler kasvetlidir. *Her insanın çehresi bir hiyerogliftir, ki hiç kuşku yok sırrı çözülüp okumaya elverişlidir.
Seçkin mi yoksa sıradan mı olduğunuzu size fark ettiren bir eser. Sıradanlığı kabul etmek ve seçkinleri fark edip saygı duymayı da sağladığını söyleyebilirim. Seçkinliğin ve sıradanlığın doğası üzerine güzel tahliller okurken çok lezzetti geliyor.
Çeviri metnin kendisinden daha zorlayıcıydı yine de okuduğum için mutluyum. Bir yazarın kırbaç seslerin şikayet ediyor oluşu çok garip hissettirdi. Onun harici deha üzerine düşüncelerini daha sade bir metne dönüştürmeyi düşünüyorum..
hemen her sayfada schopenhauer'un deha olduğunu düşündüm. çok fazla duraksadım okurken, düşündüm, hatta bazı bölümleri kendime hitaben durup anlattım; unutmamak için.
Schopenhauer'in makalelerinden yapılmış derleme bir kitap.
Günümüzde bile geçerli olan bir alıntısı: "İnsanların büyük çoğunluğu, tabiatları gereği yeme, içme ve çiftleşme dışında herhangi bir konuda ciddi olamayacak biçimde yaratılmışlardır. Bu fevkalade nadir rastlanır ve yüksek yaradılışa sahip kimselerin din, bilim veya sanat adı altında dünyaya getirdikleri her şey, büyük çoğunluk tarafından hiç vakit kaybedilmeksizin kendi bayağı amaçları için birer araç olarak kullanılacaktır, çünkü çoğu durumda onlar bunları kendi maskeleri haline getireceklerdir."
Eğitim sistemi üzerine yorumu hysteron proteron yani arabayı atın önüne koymak. Eğitim üzerine: "Alışılmış usül, kendilerine ait birkaç özel gözlemde bile bulunmalarına fırsat verilmeden çocukların zihnine kavramları ve kanaatleri, kelimenin tam anlamında, önyargıları kazımaktır. Böylelikle fikirlerinin, olması gerektiği gibi, kendi hayat tecrübesinden oluşmasına izin vermek yerine, kendisine hazır verilmiş olan fikirler aracılığıyla dünyaya bakmaya ve tecrübe edinmeye başlar."
While I was asking myself: "Yeah, I am learning the information easily, but is this really what I want?" I was getting disturbed by "learning", then I saw Schopenhauer is disturbed by "learners". It was very odd to see someone who lived in 19th century could think the same thing with me with such precision. Actually, now I know that people who think usually finds the same questions on the way of thinking.
In this book, Schopenhauer explains that learning shouldn't be just getting information, but creating it, feeling it, by trying to understand, discover and find a new way by self.
The book contains many great essays but the genius Schopenhauer defines got my attention the most. The genius does not just copy other people's experiences, he lives and analyses it for himself.
And it is funny that Schopenhauer is soooo angry with stupid people who talk empty and stupid. It is really, funny how angry he is...
Makale yazarlarının ve fenomen konuşmacıların en fazla alıntı yaptığı Schopenhauer'in söylediklerini kendi hayat anlayışıma çok yakın bulduğumdan okumak istedim. İlk seçtiğim kitabı açıkçası dil olarak bana ağır geldi. 40. sayfadan sonra konsantrasyonumu tutamadım ki Almanca, İngilizce ve Latince kelimelerle cümlelerin çevirisinin bir kat daha bozulması buna katkı sağlamıştır. Yine de seçkin ve sıradan insanlar üzerine kesinlikle desteklediğim çok çarpıcı ifadeleri odaklandığım ilk 2 bölümde bulmuş olmaktan mutluyum!