Invidia e gratitudine'', pubblicato nel 1957, è la conclusione di quarant'anni di fecondo lavoro psicoanalitico di Melanie Klein (1882-1960), la quale è senza dubbio il personaggio di maggior rilievo apparso nel campo della psicoanalisi dopo Sigmund Freud. Allieva di Ferenczi e poi di Abraham, ella si dedicò fin dall'inizio della sua attività allo studio del bambino mettendo a punto la tecnica del gioco, un metodo di analisi ispirato alla regola freudiana delle libere associazioni, che permette di esplorare e quindi di trattare i disturbi psicologici anche di bambini molto piccoli. Tramite questo nuovo strumento di ricerca la Klein ebbe modo di compiere osservazioni del tutto originali sullo psichismo infantile: infatti, oltre a dimostrare che alcune fasi dello sviluppo psicologico quali il complesso edipico e la formazione del Super-Io sono già attive nei primissimi anni di vita, in anticipo cioè rispetto a quanto postulato da Freud, essa ha individuato nel bambino l'esistenza di processi di scissione, di proiezione e di elaborazione della colpa che testimoniano il difficile lavoro che il bambino deve compiere per difendersi dalle angosce che i prorompenti impulsi aggressivi gli suscitano. L'accento posto sulle problematiche aggressive precoci costituisce un aspetto fondamentale dell'opera della Klein la quale non solo ci dice che la distruttività è un nostro potente impulso, ma che essa ci minaccia fin dalla nascita allorché si presenta nella sua prima veste: l'invidia.
An Austrian-born British psychoanalyst who devised novel therapeutic techniques for children that had a significant impact on child psychology and contemporary psychoanalysis. She was a leading innovator in theorizing object relations theory.
psikanalizin temel kitaplarından biri. azıcık ağır bir okuma olmakla beraber ilgi duyan birinin okuyamayacağı kadar teknik de değil. hasetten şükrana giden yolu öğrenmenin oldukça ilginç olacağını garanti edebilirim.
Haset, oidipal kıskançlık ve şükran duygusunun temellerine inmesi, oral sadizm ile bağlantısını bu kadar net ortaya koyması hem de bu kitaplarda alıştığımız karmaşıklık olmadan bunun sağlanması 5 yıldızın nedeni. Nesne ilişkileri kuramını ortaya çıkaran M. Klein’in; kullanılan savunma mekanızmalarını detaylı açıklaması ve kendi analizanlarından örneklerle de konuyu derinlemesine pekiştirmesi net bir şekilde anlamamızı sağlıyor hem bu kavramları hem de nesne ilşkilerini. Okudukça ilksel bölünme ve bütünleşmenin oluşumunda karşılılaşılan güçlüklerin nelere sebep olduğunu siz de analiz eder hale geliyorsunuz. Örneğin; NKB ve OKKB’de en sık kullanılan savunma mekanizmalarının ( splitting, yansıtmalı özdeşim, idealizasyon/devaluasyon gibi) -kitapta hiç bahsedilmemesine rağmen- nerden kaynaklandığını oturtabiliyorsunuz. 100 sayfalık bir kitap için uzun bir okuma olduğunu söylemem gerek. Çünkü içselleştirmeye çalıştığım satırlarla Freud ile temel farklılıklarını anlama çabam, düşünmeme, başka kaynaklara ihtiyaç duymama ve bazı yerleri 2/3 kez okumama yol açtı. Çeviri için de ayrıca takdir etmek lazım çevirmenleri ve elbette Metis yayınevini.
Ahmet Bozkurt, “Haset ve Şükran”, Virgül, Sayı 26, Ocak 2000
Freud sonrası psikanalizin önemli isimlerinden Melanie Klein, Haset ve Şükran adlı eserinde hasetin nasıl bir libidinal arzu içerisinden geçtiğini gösterir; hasetin yıkıcı itkilerin oral-sadist ve anal-sadist bir ifadesi olduğunu ve yaşamın başından beri etkili olan bu tavrın aynı zamanda bünyesel bir temele dayandığını ortaya koyar. Çocuk analizinin ve aynı zamanda İngiliz "nesne ilişkileri" okulunun kurucusu olan Melanie Klein insan doğasının saldırgan yönüne özel bir önem atfeder. Ona göre, "nesnenin hasetle bozulması" demek olan paranoid-şizoid konumun sözel dünyasını bilince açmak ancak bilinçdışının dilini bilince tercüme etmek sayesinde gerçekleşebilir. Fakat bunun için de kendi bilinçli dünyamızın sözcüklerini kullanmamız gerekir. Dolayısıyla Klein açısından yıkıcı itkileri, haseti ve açgözlülüğü hafifleten etken, haz ve bunun yol açtığı şükrandır. Zira Kleincı psikanalizde nesne ilişkilerinin gelişimsel sürecinin ortaya çıkardığı içgüdüsel davranış kalıpları, kendilerine vücut veren fantazmatik içsel nesnelerin doğal sonucudur. Çocuğun ilk nesne ilişkisine, yani annenin memesiyle ve anneyle ilişkisine özel bir önem veren Melanie Klein'a göre, eğer içe yansıtılan bu ilksel nesne "ben"de yeterince güvenli bir biçimde kök salabilirse olumlu bir gelişimin temelleri de atılmış olur. Doğuştan gelen etkenlerin de etkide bulunduğu bu gelişimsel süreç esnasında meme, içgüdüsel bir biçimde, besin kaynağı ve dolayısıyla daha derin bir anlamda yaşamın kaynağı olarak algılanır. Bu fiziksel ve zihinsel yakınlık sonrasında, yitirilmiş olan doğum öncesi anne-bebek birliği ve buna eşlik eden güven duygusu da yeniden kurulur. Doyurucu meme ile olan bu ilişki sonrasında çocuk tarafından iyi meme içe yansıtılır ve "ben"in bir parçası olur; böylece başlangıçta annenin içinde olan çocuk artık anneyi kendi içinde taşır hale gelir. Orallikten kaynaklanan en erken nesne ilişkileri ve içselleştirme süreçlerinin belirli bir yönüyle ilgilenen Melanie Klein açısından memeyle kurulan ilk ilişkide dışsal etkenlerin çok önemli bir rolü vardır. Ona göre, eğer doğum zor geçmişse ve özellikle oksijen yetersizliği gibi sorunlar yaşanmışsa, çocuğun dış dünyaya uyarlanma sürecinde bir sarsıntı olur ve memeyle ilk ilişki elverişsiz koşullarda başlar. Çocuğun memeyle ilk ilişkisine hüsran ve doyumsuzluğun karışması kaçınılmazdır bu durumda, çünkü mutlu bir beslenme bile doğum öncesi anne-çocuk birliğinin yerini tutmamaktadır. Çocuktaki erken duygusal yaşamın, iyi nesneyi yitirme ve yeniden kazanma duygusuyla belirlendiğinin altını çizer Klein. Ona göre hem sevgi yetisi hem de yıkıcı itkiler bir ölçüde bünyeseldir. Anne memesine duyulan ilksel hasetten söz eden Klein, haset duyulan ilk nesnenin de besleyen meme olduğunu söyler. Zira bebek bu memede kendi arzuladığı her şeyin bulunduğunu, memenin sınırsız süt ve sevgi verebileceğini, ama bunları kendi doyumu için alıkoyduğunu zanneder Klein'a göre. Arzulanan bir şeyin başka birine ait olduğu ve bize değil de ona haz verdiği inancının yol açtığı bir duygu olan hasetin o istenen şeyi sahibinden çekip almaya ya da bozmaya, kirletmeye yöneldiğini belirten Klein, açgözlülükten farklı olarak hasetin öncelikle anneye ve memesine kötülük atfetmek, kötü dışkıları ve benliğin kötü parçalarını anneyle ve memeyle bağlantılandırmak olduğunu öne sürer. Hasetin mutluluk ve şükran duyma yetilerinin gelişimi üzerindeki etkilerini de betimler Klein; hasetin, bebeğin iyi nesneyi kurma yolunda karşılaştığı güçlükleri daha da artırdığını belirtir. Zira bebek, yoksun kaldığı doyumun kendisini hüsrana uğratan meme tarafından alıkonduğuna inanır. Hasetin nesnesi büyük ölçüde oral olduğu için, ilksel nesne olan anne memesi karşısında geliştirilen açgözlülük, nefret ve zulüm görme kaygısının da doğuştan gelen bir temeli vardır. Bu da, besleyici memeye duyulan hasetin ilksel nesneye yöneltilen saldırıları şiddetlendiren bir etken olduğunu göstermektedir. Klein'a göre huzurlu ve kesintisiz bir beslenme sonrasında memede doyum ve kabullenme deneyimi ne kadar güçlenirse haz ve şükran deneyimlerinin sıklığı ve yoğunluğu da o ölçüde artar. Buna bağlı olarak bebekte bu sefer de karşıdaki nesneye haz verme isteği güçlenir. Bütün bu tekrarlanan nedensel süreçler şükranın en derin kaynağını oluşturmaktadır. Şükran duygusunun kökeni bebekliğin ilk evrelerindeki duygu ve tavırlara uzanmaktadır. Melanie Klein haseti yaratan bünyesel etkenlerin yoğunluğundaki farklılıkları, Freud'un kaynaşmış ölüm ve yaşam içgüdülerinden birinin ya da ötekinin daha baskın olduğu hipoteziyle bağlantılı olarak açıklar. Bu iki içgüdüden birinin ya da ötekinin daha baskın olmasıyla "ben"in güçlü ya da zayıf oluşu arasında bir ilişki olduğunu düşünen Klein, aynı zamanda, "ben"in başa çıkmak zorunda kaldığı kaygılar karşısındaki gücünün de bir etken olduğunu belirtir. Bünyesel olarak güçlü bir "ben"in hasete kolayca yenilmeyeceğini ve iyi ile kötüyü bölmekte çok güçlük çekmeyeceğini söyler. Zira ona göre, "ben"in ve içgüdüsel dürtülerin gücünün belirlenmesinde doğuştan gelen öğelerin payı hiçbir zaman azımsanamaz.
Ötekini Dinlemek serisine bayılıyorum, Metis gerçekten çok iyi bir iş çıkarmış her birinde bu da bir istisna değil. Saffet Murat Tura'nın harika önsözü ve kitabın akıcı çevirisiyle bu kitabı Metis Yayınları'ndan okumak gerçekten büyük bir şans. Yayınevini övdüğümüze göre kitaba geçebiliriz. Psikanalizin en temel metinlerinden biri Haset ve Şükran. Genelde bu tarz temel psikanaliz metinlerinin kriptik bir dili olur ancak bu kitapta bu durum hiç söz konusu değil. Klein, derdini oldukça açık ve anlaşılır bir şekilde anlatıyor ama bu yine de sizi yanıltmasın psikanalizin temel kavramlarına dair bir bilginiz yoksa kitabı anlamak zor olacaktır. Yalın dili, açık ve anlaşılır anlatımı ve vaka örnekleriyle çok başarılı bir çalışma. Yine de ufak bir kusuru var ki kitaptan alınan verimi düşürdüğüne inanıyorum. Eski ekol RPG oyunlarında "Wall of Text" denilen bir olay vardır. Oyun size derdini anlatmak için kocaman paragraflarda adeta bir yazı duvarı önünüze koyar. Bu kitap da tam olarak öyle hissettiriyor. Paragraflar çok uzun, paragraf araları çok dar ve kitap herhangi bir şekilde bölümlere ayrılmamış. Bu da okuyucuya nefes alması için imkan tanımıyor. Bu durum yayıneviyle mi alakalı diye düşündüm ama hayır farklı dillerdeki metin de aynı şekilde. Kitabın yalın ve akıcı anlatısını adeta baltalayan bir tercih olmuş. Onun dışında temel bir metin olsa da Klein'ın bütün kuramını anlattığı söylenemez. Klein'ı anlamak için okunması gereken ama okuduktan sonra ben artık Klein'ı anladım denilen bir eser değil. Bu bir eksik değil sadece okumadan önce beklenti buna göre ayarlanmalı.
Kuramsal açıdan bir değerlendirme yapmak bu sitenin amacına pek uygun düşer mi emin değilim. O nedenle kuramın işlenişi ve editöryel konularda değerlendirme yapmayı uygun görüyorum. Psikanalizin gelişimine dair fikir sahibi olmak isteyenlerin es geçmemesi gereken bir kuramcı olan Klein'ın haset ve şükranı, kuramın işlenişi; Freud ile olan fikir ortaklığı ve ayrılıklarının özellikle belirtilmesi; vaka örnekleri ve analiz esnasında karşılaşabilecek güçlüklere ayrı bir parantez açılması ile gayet başarılı bir kitap. Önsözde Saffet Murat hocanın Kleinyen kuramı özetler nitelikteki yazısı bence okuyucunun esere dair ilgisini de artırır nitelikte. Ayrıca belirtmem gerekir ki bu denli kısa bir kitabın bu derece fazla miktarda altını çizmem de Klein'ın cümle israfından kaçındığını gösterebileceği gibi aynı zamanda okuyucuya düşünceleri sindirmesine de pek müsaade vermediği kanısı da yaratabilir.
Klein oldukça katı fikirlere sahip olsa da literatüre kazandırdığı en önemli fikirlerden biri bireyin geliştikçe, olgunlaştıkça hasetin yerini şükrana bırakabilmesidir. Şükran duyabiliyorsak daha sağlıklıyızdır ona göre.
it is not difficult to read as I expected considering it’s a psychological book. As someone who has recently become interested in reading this kind of literature , I found it fascinating to explore the path that leads from jealousy to gratitude.
2-3 sayfada özetlenebilecek bilgi edinebildim. Mesleki açıdan bilfiil terapide işe yarayan bir metin belki. Genel okuyucuya hitap etmiyor. Akademik çalışma için çeviri yapılmış olabilir.
Çocuk psikanalizinin iki öncüsünden biri olan Melanie Klein'in bu metni psikanaliz literatüründe en çok atıf yapılan metinlerden biri olabilir. Klein Freud'un çocukluğun insan kişiliği üzerindeki etkisini daha da geriye götürerek en başa doğumdan itibaren bebekliğe kadar götürüyor. Burada insan yavrusunun ilk nesnesiyle -anne, anne memesi veya bakım vereni- olan ilişkisine ayna tutuyor. İlk nesne ile olan ilişki türünün bizim kişilik örüntümüzü şekillendirdiği çıkarımında bulunuyor. İlk nesneyle olan sağlıklı ilişkinin sevgi ve şükran duygusunun kişinin ilerleyen sürecini şekillendirirken, kötü ilişkinin temelde haset, kıskançlık ve açgözlülük gibi duyguların temelini oluşturduğunu ifade eder. "Bütün çalışmalarımda, çocuğun ilk nesne ilişkisine -annenin memesi ve annesiyle ilişkisine- büyük önem verdim. Vardığım sonuç şuydu: Eğer bu içe yansıtılan ilksel nesne ben'de yeterince güvenli bir biçimde kök salabilirse, olumlu bir gelişimin temelleri de atılmış olur. Bu bağın kuruluşuna doğuştan gelen etkenler de katkıda bulunur. Oral itkilerin egemen olduğu bir durumda, meme de, içgüdüsel bir biçimde, besin kaynağı ve dolayısıyla daha derin bir anlamda yaşamın kaynağı olarak algılanır. Eğer her şey yolunda giderse, doyurucu memeyle bu zihinsel ve fiziksel yakınlık, yitirilmiş olan o doğum öncesi anne-bebek birliğini ve buna eşlik eden güven duygusunu bir ölçüde yeniden kurar."
“İyi nesneye sahip olduklarından kuşku duyan ve kendi duygularının iyiliği konusunda kararsız kalan insanlar da açgözlü ve gelişigüzel özdeşleşmelere yatkın olurlar; böyle insanlar kolayca etki altında kalırlar, çünkü kendi yargılarına güvenmiyorlardır.
Şüphesiz, hüsran ve mutsuz deneyimler, her bireyin yaşamında belli ölçülerde haset ve nefretin gelişmesine yol açar; ama bu duyguların şiddeti ve kişilerin bunlarla baş etme yolları çok farklı olacaktır. Haz ve memnunluk yetisinin -ki alınan iyiliğe karşı duyulan şükran’la bağlantılıdır- kişiden kişiye değişmesinin nedenlerinden biri de budur.
Aşırı hasetin sonuçlarından biri de erken başlayan suçluluk duygusudur. Suçluluğun en derin kaynaklarından biri, her zaman besleyen, onaran iyi nesnenin; hasetli saldırılarla bozulmuş olma duygusuyla ilgilidir. “
Kafa karıştırıcı, okunması meşakkatli bir kitaptı, tavsiye üzerine okudum. Anne-bebek ilişkisini, daha doğrusu meme-bebek ilişkisini; psikanalist kuramlarla yazılmış tezlerle, ödipal kompleks ve rüyalar üzerinden anlatıyor. Bir bebek için açgözlülük, kıskançlık gibi duygu tanımlamalarını kabul edebilirim ama haset duygusunu kabul etmem zor görünüyor. Yok etmeye ve zarar vermeye yönelik karanlık duyguların bebekte olduğu iddiası bana çok hıristiyanvari geldi.
This book can be counted among my first psychoanalytical readings. Her ideas about envy, its origin and its relationship with gratitude make sense for me. However, I can't say the same thing about analysis of dreams. I found them little ridiculuos and deviant .In addition, I think she exaggerated the role of therapist, like an enviable god.Nevertheless, I am aware that my all criticisms are associated with the classic psychoanalytic theory rather than Melanie Klein's theory in particular.
Per quanto di lettura molto più faticosa rispetto ai testi di Freud (o Jung), Invidia e gratitudine è una delle opere più significative della storia della psicoanalisi. Ruota intorno al tema dell’invidia e della (conseguente) reazione terapeutica negativa. Per quanto sia molto discutibile l’ipotesi kleiniana del far risalire alcuni conflitti fondamentali ai primissimi mesi di vita del bambino, la finezza delle sue osservazioni cliniche è tuttora stupefacente.
Klein’in tezini üzerine kurguladığı zemini büyük ölçüde doğru bulmamakla birlikte, hasedin ve şükranın kaynağına dair kurgusunun oldukça “kafa açıcı” olduğunu düşünüyorum.
Kitap bende bir yumağı düzgün sarabilmek için sökme duygusu uyandırdı. Ve bu çağrışım bile, üzerine düşünmeye sevk ediyor beni. Hem konu hem de çevirinin karmaşıklığı sebebiyle okunması zor ama aynı zamanda etki altında bırakan, dinamik, güçlü bir temel metin.
Bebekliğimizde yaşadığımız nesne ilişkilerinin hayatımızdaki duyguları nasıl etkilediğini ve değiştirdiği üzerine bir psikanaliz kitabı. Teknik terimler çok fazla olsa da okurken bazı taşlar kafanızda yerine oturuyor. Çevrenizdeki insan davranışlarını daha iyi anlamlandırmak ve altyapısını görebilmek için faydalı bir yayın
Pek cok danisanda gordugumuz bölme mekanizmasının derinlemesine uzanan analiziyle meme ve bebek ilişkisine uzanan bir eser. Zaman zaman beni terapi odasındaki deneyimlerime götürerek geçmiş danisanlarimla olan aktarım ilişkilerimi daha iyi anlamami da sağladı. Klein'a hayran kaldım.
Psikoloji alanında çalışan veya okuyanlar daha fazla anlam çıkarabilir. Benim gibi bu konuda uzman olmayan ama konuya meraklı olanlar içinse biraz teknik bir dili var. Daha yüzeysel bir okuma oldu.