ortaçağ, batı'nın çocukluğu. yazarın tabiri bu. ve bu tabir bu kitapla oluşacak ortaçağ düşüncesinin anahtarı. ortaçağ tarihi okumanın tüm ilgi çekici yanı da burada keza. çocukluk. çocukluğun genişliğini, zenginliğini, büyüleyiciliğini düşünelim. sonra bizzat batı'nın ortaçağ'ı "karanlık" diyerek karanlığa gömdüğünü. buradan ikinci bir boyut açılıyor: yeniden keşfedilen çocukluk. haliyle ortaçağ, bu bin yıllık çocukluk yeni ve capcanlı aynı zamanda.
kitabın yedi sayfalık başdöndürücü bir girişi var. temel-basit ortaçağ bilgisinin üstünden olabilecek en yüksek hızla geçiyor le goff. basit bilginin içindeki karmaşayı gösteriyor önce. o bilgiyle ve haliyle ortaçağ'la okur mesafesini açıyor. bilgiyi işliyor, yorumluyor, tartışıyor ve yedi sayfanın son iki cümlesinde düşüncesinin nihai noktasını, en net haliyle veriyor: "ortaçağ en iyi ve en kötü yönüyle bütünseldir. onun birliğini kabul etmek, öncelikle bütünselliğini yerine oturtmaktır."
üç yüzyıldan bin beşyüz yıla kadar genişletilen bir zaman dilimi nasıl bütünsel olabilir?..sadece takvimsel büyüklüğüyle değil üstelik, batı'nın, belki tüm insanlığın en karmaşık, en çelişkili döneminin bütünselliği nasıl yerine oturtulabilir?..bu kitabı okuyarak diye cevap vermeyi çok isterdim bu soruya. ama gerçek tam tersi. biz sıradan okurları geçelim, sıradan tarihçiler de ortaçağ bütünlüğünü yerli yerine oturtamaz. bu kitabın önemi ve güzelliği başka bir noktada: hissettirmesinde.
okur yorumalarında bu harika kitaba zor ve anlaşılmaz diyenler de roman gibi diyenler de haklı bence. zor bir roman gibi düşünülebilir belki. zor denen büyük romanları düşünelim. tam anlamıyla anlamak imkansızdır ama bir akışla ilerleriz. düşüncesini, merkezini yerli yerine oturtamayız ama sezeriz, hissederiz. tabii ki tarihe bakıştaki his edebiyattan farklı. his, empati kurmak değil. burada söz konusu olan ortaçağa aydınlanmanın akılcılığıyla, sürekli ileriye-iyiye gidiş kabulüyle bakmamak. hep karanlık yok, hep şiddet vahşet, yıkım, baskı yok. aynı şekilde, ulaşılan bir tam bir aydınlık, kusursuz bir uygarlık, özgürlük yok. his, ortaçağ'a çocukluk demekle başlıyor. ortaçağ çocukluksa tüm anlamı, tüm çağrışımlarıyla çocukluk.
kitaptan bazı başlıklar sıralıyorum: önce şu soru olanlar: "antikçağ'dan ortaçağ'a süreklilik mi kopma mı?", "dış dünyanın çekiciliği mi gelişme mi?", "genel bir durgunluk mu, ilerlemenin koşulu mu?", "toplumsal zaman: doğal zaman mı, kırsal zaman mı?.. sonra şunlar: "gerileme ve uyum sağlama", "uygarlık adaları", "dünyadan kaçış"...bu başlıkların birkaç sayfalık içeriklerini okuyarak bu konuları tam olarak anlayabilir miyiz?..
ama bir de şu başlıklar var: "düzlükler ve ormanlar", "doğa ve evren", "öbür dünya: tanrı", "öbür dünya: şeytan", "zaman, sonsuzluk ve tarih" ve son olarak "güvensizlik duygusu", "eskilere başvurma", "renk ve ışık, güzellik ve güç", "kaçışlar, düşler", "ikiyüzlülük ve yalan"...hissedebiliriz.