Bugun Islam dunyasinin hemen her yani maalesef ates altindadir. Yabanci isgaller ve askerî mudahaleler, ic savaslar, terorizm, askerî darbeler, insan haklari ihlalleri ve topraklarindan goc etmek zorunda birakilan milyonlar, Musluman dunyada baris, huzur ve guvenlikten soz etmeyi âdeta imkânsiz kilmaktadir. En onemli varlik nedeni 'uluslararasi baris ve guvenligi saglamak' olan Birlesmis Milletler orgutu ise, en azindan Islam dunyasi baglaminda yukumluluklerini yerine getirmekten uzaktir. Islam dunyasinin BM orgutu ile Soguk Savas sonrasindaki iliskisini butuncul bir perspektifle inceleyen bu calismada, soz konusu 'bolgesel' ya da 'uluslararasi' boyutlari olan kriz noktalarina odaklanilirken, her bir ornek olayda BM'nin aldigi tutum elestirel bir perspektif icinde ele alinmaktadir. Muslumanlarin, ozne olarak, yasadiklari sorunlari, onceliklerini ve beklentilerini ifade etmeleri, onlar acisindan hem bir hak hem de sorumluluk teskil etmektedir. Bu kitap ayni zamanda boyle bir kayginin urunu olarak kaleme alinmistir. (Tanitim Bulteninden)
BM'nin kuruluş amacını,sürecini, işleyişini ve zaman içerisinde geçirdiği değişimleri teker teker (örneğin soğuk savaş öncesi ve sonrası olarak), genel ve güvenlik konseylerini ele alarak ve de tüm bunların İslam dünyasına ait coğrafya ve sorunlarla bağlantısını irdeleyerek kaleme alınmış, son derece sistemli ve düzenli bir çalışma bizi karşılamaktadır. Aral, BM'nin tutarsızlıklarını, sorunlarını, aldığı/almadığı kararlarını değerlendirerek ve son olarak da buna alternatif çözümler sunarak meseleyi daha anlaşılır kılmaktadır. Dolayısıyla hem kapsayıcı nitelikte, bilgilendirici bir metin hem de eleştirel bakış açısına sahip bir metin olarak ortaya çıkmaktadır. Yazılış itibariyle uluslararası siyaset ve ilişkiler alanına dair pek bir bilgisi olmayan biri olarak bile bana hitap etti. Elimizde bu konu çerçevesinde -bildiğim kadarıyla- çok fazla kitap bulunmadığından bu eserin büyük önem taşıdığını düşünüyorum. Şayet geliştirilebilir yanlarından bahsetmem gerekirse, belli başlı yerlerde başvurulan tekrar ve gereksiz uzatmalardan söz edebilirim.
Yazarın da yaptığı gibi şu sözlerle bitirmek isterim:
| Bu coğrafya, aynı zamanda dinamik nüfusu, esas itibariyle İslam'dan neşet eden sağlam aidiyet duygusu, güçlü sosyal dokusu ve köklü gelenekleri itibariyle potansiyel bir 'dev'i bünyesine barındırmaktadır. O nedenle bugün bu kadim dünyanın şu üç hareket tarzını ve onun zihni arka planını benimsemesi isabetli olacaktır: Birincisi, İslam dünyası, birlik ve bütünlük içinde hareket etmediği müddetçe, BM'nin de içinde yer aldığı küresel hegemonik düzen içinde nesneleşmekten kurtulmayacaktır; ikincisi, İslam dünyasının en büyük güvencesi ve dayanağı yine Müslüman toplumların kendileridir; son olarak, tüm insanlığın özlemi olan küresel hak ve adalet için İslam dünyası güçlü olmaya mahkûm ve mecburdur | .