What do you think?
Rate this book


138 pages, Paperback
First published January 1, 1980
Oy hakkı, eşit sosyal haklar çok güzel talepler olabilir, ancak esas özgürleşme, ne oy sandıklarında ne de mahkemelerdedir. Özgürleşme, kadının ruhunda başlar. Tarih bize, her ezilen sınıfın özgürlüklerini efendilerinden kendi güçleriyle söküp aldıklarını gösteriyor. Kadının bundan ders çıkartması çok önemlidir ki, özgürlüğe ulaşma gücü ne kadar artarsa özgürlüğü de o kadar artacaktır. Aynı zamanda, kadın için daha önemli olan, iç dünyasındaki yenilenmeyle eski önyargıların, geleneklerin ve adetlerin ağırlığından sıyrılmaya başlamasıdır. Hayatın her alanında eşit hak talep etmek, haklı ve adildir, fakat hepsinden önce, en hayati olan hak, sevme ve sevilme hakkıdır. Kısmi özgürleşme gerçek ve tam özgürleşmeye dönüşecekse, sevilmek, sevgili ve anne, köle veya birine tabi olmakla eşanlamlı gören saçma tutumdan sıyrılmalıdır. Cinslerin ikiliği saçmalığı ya da kadın ile erkeğin birbirine düşman dünyaları temsil ettikleri fikri de def edilmelidir. (87)
Toplum, erkeğin cinsel deneyimini, onun gelişiminin doğal gereği sayarken, kadının benzer deneyimine korkunç bir musibet, namusunu ve bir insanda bulunan bütün iyi ve güzel faziletleri kaybetmesi gözüyle bakar. (62)
Kıskançlıkta başka faktörler de etkilidir elbette: erkeğin kibri, kadının imrenmesi. Cinsel konularda erkek, serüvenleriyle ve kadınlara karşı başarılarıyla sonsuz biçimde övünen bir palavracı ve müstebittir; çocukluğundan itibaren kulağına mütemadiyen, kadınların fethedilmeyi istedikleri, ayartılmayı sevdikleri yolunda sözler fısıldandığı için fatih rolünü oynamakta ısrar eder. Avludaki tek horozun ya da ineği elde etmek için boynuzlarıyla çarpışan tek boğanın kendisi olduğuna inandığından, sahneye (ki bu, ince düşünceli diye bilinen erkekler arasında bile, kadının cinsel aşkının tek bir efendiye ait olması gerektiğine inanınayı sürdüren bir sahnedir) bir rakip çıkar çıkmaz kibrinin ve gururun ölümcül bir yara aldığı vehmine kapılır. Başka bir deyişle, yüz vakanın doksan dokuzunda 'erkeğin öfkeyle donanmış kibri'yle birlikte 'seks tekelinin tehlikeye düşmesi', kıskançlığın ilk sebepleridir.
Kadına gelince, kendisi ve çocukları adına duyduğu ekonomik korku ile destekçisi olan erkeğin gözlerinde iltifata mazhar olan başka her kadına duyduğu küçük imrenmeler, kadında değişmez biçimde kıskançlık doğurur. Kadınların hakkını teslim ederek söylenmelidir ki, geçmiş yüzyıllarda fiziksel çekicilik, kadının alışverişe sokabileceği tek malı olmuştur; kadının, bu kıymetli mülkünden faydalanmasını engelleme ihtimali olan başka kadınların cazibesi ve değerini kıskanmaya ihtiyaç duyması bu yüzdendir. (39-40)
Kitle övülmeye başlandığından beri mevcut olan siyasal kurnazlık Zavallı çoğunluk, kandırılan, kullanılan o devasa çoğunluk; "keşke bizi takip etseydi . . . "
Bu söylemi daha önce duymamış birisi var mıdır? Bütün politikacıların bu hiç değişmeyen nakaratını bilmeyen var mıdır? Kitlenin kanının emildiğini, soyulduğunu ve sömürüldüğünü bilmeyen var mıdır? Oy avcılarımız kadar ben de biliyorum bunu . Ama ben bütün bunlardan sorumlu olanın, birkaç parazit değil, kitlenin kendisi olduğunda da ısrar ediyorum. Efendilerine dört elle sarılıyor, kamçılanmayı seviyorlar ve kapitalist otorite ya da herhangi bir kurulu düzen aygıtına karşı bir protesto sesi yükseldiği anda ilk ' Çarmıha gerin ! ' haykırışı onlardan geliyor. (96)
Genel kanı, ülkemizdeki yabancı tehditlerden koruyacak bir orduya ihtiyacımız olduğudur. Ne var ki her tür entelektüel kadın ve erkeğin iyi bildiği üzere, aptalları baski altında tutmak ve korkutmak amacıyla uydurulan bir mittir bu. Birbirlerinden çıkarları olan dünya devletleri, birbirlerine kolay kolay saldırmazlar. Devletler, uluslararası ihtilafları, savaşlar yerine antlaşmalar yoluyla çözmekle kazançlarının daha fazla olacağını öğrenmişlerdir.(103)