MELİSA KESMEZ, Eylül 1980’de İstanbul’da doğdu. Mimar Sinan Üniversitesi’nde Sosyoloji okudu. Bir dönem Londra’da yaşadı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları ve söyleşileri yayımlandı. Çeviriler yaptı. İstanbul’da yaşıyor. Keriman isimli bir kedisi var.
‘İnsanla insanı bağlayan yegane şey sevmekten başkası değildi; ne olursa olsun, bir insanı eskimeyen, durduğu yerde kıymetlenen, olanı biteni unutturan bir sevgiyle sevebilmek varabileceğin en üst mertebesiydi bu işlerin.’ . Nergis, Elif ve Mehmet. Üç kişinin üç ayrı (ama birbirine rengarenk düğümlerle bağlı) hikayesi. Melisa Kesmez önceden kesişip sonradan çatallaşan yolları anlatıyor ve sanki şöyle diyor : hepimizin yavaşça okşadığı taşları var, gün gelince olanca güzelliğiyle parıldayan maviliğe göndermek için. Kısacık anlatılmış uzun bir roman aslında ‘Küçük Yuvarlak Taşlar’. Elif’i de Nergis’i de Mehmet’i de çok sevdim ancak bir de Gülsüm vardı. İşte onunla koyu bir sohbete çekilmek, bir ömür süren dostluğa hoş gelmek istedim.. . Güzelim kapak illüstrasyonu ise Seda Mit çalışması ~
Hikaye birbiriyle bağlantılı üç öyküden oluşuyor. hayatı birbirine bağlı ama apayrı üç kişi. aşkın değince iyileştirdiği bazen de mahvettiği bir duygu seli. önceki kitaplarına olan sevgimi alıyorum koyuyorum bi köşeye. çok çok sevdim. küçük yuvarlak taşlar, dünyaya tek başına dönemeyeceği yerlere yuvarlanan insanları toplayıp yalnız hissetme dedi sanki bana. her hikaye kendi başına bir kahraman benim için. yalnız ilk defa melisa kesmez'in bir kitabında bir hikayeye fangirl seviyesinde yükseldim. elif'in hikayesine tabii ki. artık Elif ve Evren'in hikayesini kafamda kuracağım da kuracağım.
Üç kısa öykü üç kısa hayat. Gerçekten de öyle mi? Melisa Kesmez o harika diliyle, anlatısıyla bir kez daha yazarlığını ortaya koyuyor. Farklı bakış açılarından ortak bir öykünün, ucu açık hayatların ihtimallerini, çıkmazlarını, ara yollarını tarife girişiyor.Halen "Bazen Bahar"ın etkisindeyim ve bu kitabı bir iki tık alta yerleştirebilirim. O da benim okurluk seçimim. Yoksa gerçekten çok iyi yazan, çevreme muhakkak önerdiğim, "Bu ülkede harika yazarlar var!" diyerek bahsettiğim bir yazar Melisa Kesmez. Daha çok yazsın daha çok okuyalım.
Harika! Tek kelimeyle kitabın özeti bu. 84 sayfada ruhumun birçok yerine dokunup, bana unuttuğum, bildiğim ve öğrenmek istediğim tüm hisleri yaşatan bir kitap oldu. Nergis, Elif, Mehmet, Gülsüm, Evren, Şevket Abi, Lale Hanım… Sanki onların hayatına kısa bir bakış atma şansı bana verildi ve ben bunu bir saatten uzun bir süre yapabildim gibi. Onlar gerçek kişiler, yaşıyorlar bir yerlerde ve hikayelerini Melisa Hanım’a anlatmışlar gibi. O kadar güzel ve harikaydı ki kitap. Hangi kelimeleri kullanmalıyım bilmiyorum. Melisa Hanım’ın benim için en iyi kitabı oldu Küçük Yuvarlak Taşlar.
Sadece Gülsüm kaldı ruhumda eksik. Onu da dinlemek isterdim. O da konuşabilseydi keşke. Mavi gözlerinin gördüklerini anlatabilseydi bize. Umarım başka bir kitapta karşıma çıkabilir koca yürekli Gülsüm…
Mutlaka ama mutlaka okuyun bu kitabı! Tanışın bu insanlarla ve onların naif hayatlarından birazını dinleyin. Seveceksiniz hem de çok :)
“Sevgi ne zarif şeydi. Yumuşacık yastıklar seriyordu düşenin altına.”
Melisa Kesmez'in cuma günü çıkan taze kitabı Küçük Yuvarlak Taşlar, üç ayrı bölümden oluşan bir kısa roman. Selçuk Baran'ın Tortu kitabı gibi, bence öykü değil de roman. Yaşamları kesişen üç kişinin hikayesi her bir bölümü oluşturuyor. Melisa Kesmez'in yazdığı her şeyi okuduğum için yeni kitabın çıkacağını öğrenince de heyecanla alıp okumak istedim. Ama fark ettim ki insanın okuma zevkleri de yaşı gibi değişiyor. Bu kitabı beş yıl önce okusam bayılırdım sanırım. Bu kitabı anne olunca yeniden okursam da eminim farklı bir şeyler hissedeceğim. Ama şu an, 31 yaşındaki Yaprak olarak okuduğum bugün bana gerçeklikten uzak diyaloglarla süslü, hafif Türk filmi tadında bir eser hissi verdi. Benim hayatımda kimse buradaki karakterler gibi konuşmuyor, muhtemelen konuşmaz da. Bunun edebi bir eser olduğunun elbette farkındayım. Sadece bağ kurabilmek açısından ne yazık ki gerçekçilikten uzak, fazla şiirsel buldum. O nedenle okuduğum için memnunum ama favori Kesmez kitabım olmadığını da eklemek isterim.
Melisa Kesmez bu dördüncü kitabında, ilk üç kitabıyla alıştığımız kısa öykülerinden biraz uzaklaşmış. Birbirleriyle bağlantılı üç tane “uzunca” öyküden oluşuyor bu yeni eseri. Kitabı kurgularken aklında bir tür roman (ya da novella) tarzı yapı oluşturmak mı vardı bilmiyorum ama aktarılan hikayelerin birbirine eklenmesi ve fikri sürekliliği açısından bu türlerin daha uzun erimli anlatımına sahip olduğunu düşünmüyorum metnin. Daha ziyade tartıştığı konulara dair, birbirlerine bu konular aracılığıyla bağlı, farklı karakterlerin öznel pozisyonlarını sunarak döngüsel bir anlatım kurmuş bence.
Melisa Kesmez anlatımını sevdiğim bir yazar. Bu yüzden ilk kitabından bu yana kendisini takip etmeye çalışıyorum. Bu eserinde de anlatımının akıcılığı bana göre okuru esere yaklaştırıyor. Ancak bölümlerin, ve daha önemlisi bölüm içindeki olayların, birbirlerine eklenmesi çok idealize edilmiş bir haldeydi kanımca. Anlatıma bir tür büyülü, masalsı, bir hava katmak için mi bu tür olağanüstü denk gelişleri tercih etmiş yazar bimiyorum. Ama metni okumaya başlarken beklediğim daha gerçekçi düzelmede, çokça ölçüp biçilmiş, hesapla tasarlanmış görünerek hikayeyi sunileştirdi bu tercih. O da bir miktar sürükleyiciliği bozdu ve metinden uzaklaştırdı beni.
Yazarın daha önceki eserlerinde de sıkça arasında dolaştığı aile içi etkileşimler etrafında dönen öykülerin tartıştığı konuların ve aktardığı duyguların gerçekliği (ya da kurmaca sınırları içinde olduğumuz için inandırıcılığı mı demeli?) ise kurgunun bende uyandırdığı yapaylıktan olabildiğince uzak bir şekilde, şüpheye yer bırakmıyor. Özellikle ebeveynlik nedir sorusu ile doğum sonrası anne çocuk ilişkisi hakkında yazdıkları ilgi çekiciydi benim için. Kendisi de yakın zamanda anne olan yazarın konu seçiminde ve kurduğu perspektiflerde bu durum ne kadar etkindi bilmiyorum ama bu taze tecrübesinin aktardıkları üzerinde çok zenginleştirici etkisi olduğuna da şüphem yok.
Sonuç olarak biraz da Melisa Kesmez torpili ile “Küçük Yuvarlak Taşlar”ı beğendiğimi söyleyebilirim.
P.S. Bir de metinle çok ilgili olmasa da kapak görselini de beğendiğimi söylemek istiyorum. Sel skandalından sonra yazar İletişim’e geçince, yayımlı üç kitabı için tasarlanan yeni kapaklarında olduğu gibi yine Seda Mit’in bir çizimi kullanılmış kapakta. Sanatçı, bu çizimi Hıdırellez ilhamıyla yapmış sanırım.
2022'nin yükü, alıp götürdükleri bir yana dursun, bu kadar güzel bir veda ile yılı tamamlamak damakta çok tatlı bir his bırakıyor. Melisa Kesmez'in satır arası tespitleri, hayata bakışımızla o kadar örtüşüyor ki. Denk düşen noktalarda durup dakikalarca dalıp gitmiş halde buluyorsun kendini. Bu ilk okuduğum kitabı değil kendisinin, ancak tanıştığımız için çok mutlu olduğumu farkediyorum bir kez daha. 84 sayfalık bir kitap olmasına rağmen bitmesin istedim, sonunu öteledikçe öteledim. Şu da var kısa gibi görünse de bir cümlesi dahi boşa söylenmemiş satırlar geliyor ard arda. Çok uzun bir kitap okumuşum hissi ve doluluğuyla kapattım az önce kapağını son kez. Nice yazmalarına, nice yeni tanışıklıklarımıza olsun diyelim. Yeni seneden ilk dileğim de böylece dökülüveriyor parmaklarımın arasından..
Melisa Kesmez'le yildizim barisamiyor. Daha once iki kitabini okumustum, sevmeyince hatta tekrar okumustum. Olamiyor. Begenemiyorum. Oykulerin icin giremiyorum. Fazla masalsi. Bana olabilirmis gibi gelmiyor. Gerceklikten uzak gibi. Dili de cok sekerli, agdali, yapis yapis bir his birakiyor bende.
Uc ayri anlaticinin agzindan dinledigimiz bir hikaye var. Daha dogrusu ortak bir hikayenin cesitli bolumlerini uc karakterin agzindan dinliyoruz. Fakat bu uc karakterin dili de ayni. Yani sanki ayni kisi konusuyor, uc farkli kisi degil. Simdi Flaubert'in Madame Bovary 'siyle kiyaslamak ne denli dogru bilemiyorum ama son okudugum kitap o oldugu icin onun uzerinden gidecegim. Orada kac karakter varsa hepsi ayri ayri yasadilar bende, ayri ayri gozumde canlandilar, ete kemige burunduler. Emma, onun asiklari, kocasi, eczaci, onun ciragi, hizmetci, annesi, babasi, kör dilenci.. herkes, herkes... Bu kitaptaki kisilerin hepsi bir kisi gibi, bir bulamac gibi hatta. Bir parcasi biraz erkek olmaya calismis cinsiyetsiz ama daha cok kadinsi bir yaratik. Erkekler kadinlardan daha bile duygusal ve icli.
Bir ornek verecegim; 'sulari patlata patlata denize girmek'. Ben simdiye dek boyle bir kullanim duymadigim icin ilginc gelmisti. Ama bunu iki ayri bolumde birbirinden farkli karakterler soyluyor. O yuzden sanki tek kisiymis gibi geliyor bana, hepsinin konusmasi birbirinin ayni cunku. Kisacik kitapta daha cok goze batiyor. Koftehor diyordu yine apayri hikayelerdeki iki farkli karakter. Konu guzeldi ama baska seylere takilmaktan zevk alamadim belki de kitaptan.
Melisa Kesmez en sevdiğim yazarlardan biri. Küçük Yuvarlak Taşlar'da da yine insanın içini ısıtan üç öykü var. Bu kitabın diğerlerinden farkı ise öykülerdeki karakterlerin birbiriyle ilişkili olması. Nergis ve Elif'in hikayesini Mehmet'in hikayesine kıyasla daha başarılı bulsam da kitap tek kelimeyle harikaydı.
Sarıp sarmalayan, nahif, dokunaklı üç öykü, aynı yaşamın içerisindeki üç karakterin, kendi taraflarından baktıkları ve anlattıkları aslında tek öykü belki de. Harika bir dili var yazarın, şekerli böyle, sıcacık. Bazı yerlerinde kendimi gördüm, kimi zaman gözlerim doldu. Diğer kitaplarını da cok sevmiştim ama bu beni fena vurdu.
Ben bu kitaplara bayılıyorum arkadaşlar. Analar çıkıp "sen ne anlarsın, analık dünyanın en güzel şeyi, ruhsuz kalpsiz kadın, hemen rahmini muhasebeye teslim et ve burayı terk et" diyebilir. Ben de bsg deme hakkımı kullanırım bu durumda.
Plansız anne olmuş ve anne olmadan önce kendisine ait olan ama çocukla beraber tamamen değişmiş ve kendisinin de çok hazır olmadığı bu hayat sebebiyle zamanla kızından da uzaklaşan bir kadının hikayesi.
Bir gün durduk yere birine aşık olup, şraks diye kocasına "sana aşık değilim" diyip ayrılıyor. Kızı da kısa bir süre kendisiyle yaşadıktan sonra babasının yanına gitmeyi tercih ediyor. Suçluluk ile rahatlamanın birbirine karışması ve hayatının "tekrar" sadece kendisine ait olmasının yalnızlık ve terk edilmişlik hissiyle çarpışması aslında roman.
İkinci ve üçüncü bölümlerde kızı ve en yakın arkadaşının gözünden de tüm bu geçmişi ve onların deneyimlerini dinliyoruz. Kadınların dostluğu, annelik ve aşk üzerine kısacık ama çok dokunaklı bir resim çiziliyor.
Ben Türk Edebiyatı'na müthiş mesafeliyim maalesef ama Melisa Kesmez'in diğer kitaplarını şimdiden listeme aldım.
2,5/5 Bir hikayeyi onu yaşayan farklı kişilerin ağzından okumayı, eğer hakkı verilerek yazılmışsa çok seviyorum. Melisa Kesmez farklı üç dil yaratamamış, sanki hep aynı kişi konuşmuş. Hikaye dokunaklı, kalp ağrısı çekenlere bol miktarda aforizma da vermiş. Karakterlerden ilki olan annenin o olamama hali, iç sıkıntısı çok iyi anlatılmış fakat kızı Elif ve eşi Mehmet karakterleri ortada kalmış. Anne karakterine çalışıldığı gibi diğer iki karaktere çalışılmamış, tembellik yapılmış. Merakla Mehmet’in hikayesini bekledim fakat yazar, Mehmet karakterine yapmasını istediği şeyi yaptırmış ve öylece bırakmış. Bir de daha az aforizma olsa daha mı iyi olur acaba?
Çok beğendim… Küçük Yuvarlak Taşlar 3 kişilik, çekirdek bir aileyi anlatıyor. Anne, kız, baba; üç ayrı öyküde, her birinin gözünden ailenin hikayesine farklı açılardan bakıyorsunuz. Melisa Kesmez sadece 84 sayfada anne ve baba olmak, aile, ilişkiler, şartlanmışlıklar, yalnızlık üzerine çok şey anlatmış. Cümleleri suya atılan taşlar gibi, halka halka insanın yüreğini sarıyor… Bu sefer özellikle, anneliği sorgulamasını sevdim...
kitabın tek üzücü yanı, uzun uzadıya bir roman olmayıp da pat diye bitivermesi. melisa kesmez’in yazın yolculuğunu takip etmek çok hoşuma gidiyor; dümdüz yükselen bir çizgi değil de, birbirine karışmış ipler sarmalı gibi, gerçek ve çağın tanığı.
Melisa Kesmez... geç tanıştık fakat içime içime işliyor kendisi.
bu kitaba bir türlü öncelik verememiştim, bir sebebi varmış, benim bir şeyler yaşamam gerekiyormuş kitap daha da anlamlı olsun diye. ayrıca melisa kesmez'in okuduğum iki kitabında da arkadaşlarına yüklediği anlam, verdiği sevgi çok büyük geliyor bana. çok iyi hissediyorum okurken, müthiş bir zevk bu.
"dünyaya tek başıma dönemeyeceğim bir yere yuvarlanmıştım, bir hayatı normal bir şekilde idame etme, duygularımı denetleme kabiliyetimi yitirmiştim. bir boşluk beni yurtmuş, sonra geri kusturmuştu."
"olmayan ilişkileri oldurmaya çalışmaktan, bir sürü adamın muhtelif travmasını sırtlanmaktan bitap düşmüştüm. şefkate muhtaçtım. onun sakin, güvenli sularında huzur bulurum sandım. hem çok sevilmek ne güzel şeydi. kim istemezdi ki çok sevilmeyi?"
"çocuklar sağlam bir zemin arıyordu büyümek için. dünyanın tekinsiz halleri karşısında yanlarında durunca kendilerini emin ellerde hissettikleri birini. onları bırakmayacak, onlara "merak etme, ben buradayım" diyecek biri. gönülsüz ebeveynlik bir çocuğun başına gelebilecek en fena şeydi. Ben Elif'in talihsizliğiydim. Mehmet ise onun başına gelen en güzel şeydi."
"bensiz gayet işledi düzen. dünya bensiz de döndü. neticede bana gerek kalmadı."
"heves lazım, tamam, köpek gibi aşık olmak da lazım, illa ki başın dönecek, aklını yitirecek gibi olacaksın, onsuzluğu hayal edemediğin biçare bir hal gelecek üstüne ama bunlar uçucu, kaçıcı şeyler. sonra çok iş var. emek vermen lazım. bazı şeyleri feda etmen lazım. teslim olamn lazım. yer açman lazım. taş üstüne taş koyman lazım. sonra o ilişkiye gözün gibi bakman lzım, çürümesin, çökmesin, eskimesin. ona hayatını vermen lazım. bunlar yoksa heves balon gibi bir şey, sönüp gidiyor."
"insanla insanı bağlayan yegane şey sevmekten başkası değildi; ne olursa olsun, bir insanı eskimeyen, durduğu yerde kıymetlenen, olanı biteni unutturan bir sevgiyle sevebilmek varabileceğin en üst mertebesiydi bu işlerin. gölün dibine çökmeyen, bilakis çamurlu suyun yüzeyinde bembeyaz açmış bir nilüfer çiçeği gibi duruyordu sevgi Gülsüm'le aramızda. Gülsüm beni doğurmayan annemdi. Bu dünyadan kaçıp saklandığım ağaç kovuğum. 'geliyorum demenden çalacağım kapım.' yeşerdiğim toprak. bahar bahçem. arkam. arkadaşım."
"yağmur yağınca daha da karardı gök. Nihal'i düşündüm. Nihal'i düşündükçe aydınlandı içim. Kafamın patırtısı dindi. Kalbim çiçeklendi. Yaşam benden vazgeçmemiş, bana yeni bir sevme ihtimali yollamıştı. Yeni bir sevme, sevilme ihtimali. Lekesiz, ellenmemiş, yorulmamış bir ihtimal. Basılmamış kar. Girilmemiş bahçe. Kaçırmadığım, henüz kaçırmadığım bir tren."
hediyesi için Feyza'ya teşekkür ederim, böyle hediyeler çok kıymetli!
2 sene evvel Nohut Oda ile tanıştığım , herkese öve öve bitiremedeğim, 4-5 kelimelik cümlelerin kraliçesinin yeni kitap haberini alınca çok beklentiye girmiştim . Ama kitap (novella) bitince "Niye böyle oldu ya,neresi beni tatmin etmedi ?" diye kendime sormak zorunda kaldım. Yazar yine bildiğimiz gibi aslında , sade , doyurucu , akışkan , yeri geldiğinde vurucu. Ancak kitabın bazı kısımları yazarın yaratıcı potansiyelinin çok altında klişe ve yapay . ( ) Bir de anne , kız ve babanının hikayelerinin anlatıldığı 3 ayrı bölümü de yazar üslubunu değiştirmeden karakterin ağzından anlatıyor ve ortaya Anne Melisa , Kız Melisa ve Baba Melisa gibi garip bir durum çıkıyor. Hikayeleri dışarıdan onları izleyerek anlatsaydı daha iyi olurdu bence. Bunların dışında yine beni birkaç yerde çok güldürdü. Kraliçe unvanını hakettiği cümleleriyle de yine etkiledi. Bu galiba yazarın ilk novella/roman/herneyse denemesi. Nohut Oda'da olduğu gibi bu türde de devam ederse ustalaşacağına inancım tam !
"..evrendeki tek sabit noktamdı. her şey biteviye altımdan kayıp, üstümden uçup kaçmış, insanlar bir istasyona uğrayan trenler gibi ömrüme uğrayıp gitmiş, kimsecikler kalmamış ama”
çok sevdim, aktı gitti insanın annesiyle bu kadar benzemesi bir kere daha yüzüme çarptı, bu gece evren ve elifle ilgili overthink yapacağım
Kitabı Malma İstasyonu (Alex Schulman) ile peş peşe okumamdan ve benzer temaları da işlemesinden mütevellit, çok daha derli toplu fakat daha yüzeysel ve ruhsuz buldum.
Çok da haksızlık etmeyeyim ama beni pek etkilemediğini itiraf edeyim. Karakterlerde aradığım derinliği bulamadığımı düşünüyorum. Nasıl diyeceğimi de tam olarak bilemiyorum ama sanki karakterlerin acıları ve acı çekiş biçimleri de pek bir ambalajlı, sunumlu ve klişeydi. Neyin neden olduğuna dair hiçbir iç görü yoktu karakterlerde. Yine de kitabın sonundaki o telefon konuşması kalbimi ısıttı diyebilirim.
Nergis, Mehmet ve Elif… Birbirine bağlı bu üç insanın farklı zaman dilimleri… Duygu dolu geçişler ve mekanların duyguları tamamladığı büyülü bir anlatı… Gülsüm yandan yandan geçse de hikayelerde gönlümdeki yeri bol çiçekli 🌼🌼🌼 Bir de Evren ❤️
Çok sevdim sizi, keşke daha uzun olsaydı sizinke birlikteliğim 🥰
Melisa Kesmez öykülerini okumayı çok seviyorum,bu son kitabını da zihnimi bir türlü toparlayamadığım,kendimi bir şeylere vermekte zorlandığım bir anda ilaç gibi geldi. Yazarın öykülerini ne zaman okusam bana iyi gelir hemen içine alır yormaz beni.Kitaba gelecek olursak;hızlıca okunup bitirilecek bir öykü kitabı ama kalbinizin de mutlaka bir yerine dokunup sizi hüzünlendirecek bir kitap.Aynı ailenin farklı bireylerinin hayatlarından minik kesitler okuyoruz.Ben sevdim okunmalı.
Nereden başlasam bilmiyorum. Bu gece bu kadar fazla okumayı planlamıyordum normalde ama hazır uyuyamıyorum uzun zamandır okumak istediklerimi okuyayım demiş bulundum. Evimden uzaktayım, ev arkadaşım türk olduğundan ana dilimi günlük olarak konuşabilme lüksüne sahibim, ama çok uzun zamandır ana dilimde bir edebiyat eseri okumuyordum. İki aydır hatta, evet. Melisa Kesmez'in okuduğum ilk eseri Bazen Bahar'dı. 3 Şubat 2023'te okumuşum. Annemi çalıştığı hastanede ziyarete gitmiştik Ege'yle. Bir nevi çocuklarını işe götürme günü gibi olmuştu, boş odada oturup okumuştum ilk defa Melisa Kesmez'i. Büyülemişti beni. 3-5 sayfaya sığdırdığı sayfadan dışarıya taşan karakterleri, içimde bir yerlere dokunan diyalogları, tasvirleri, orada burada rastladığım edebiyat, sinema ve müzik referansları... her şeyden öte, İstanbul'um. tüm hikayeleri İstanbul'da geçmez Melisa Kesmez'in, ama öyle bir İstanbul anlatır ki defalarca aşık olur insan okurken. Aynı şekilde Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz de bize sahneler verir güzelim İstanbul'dan. Daha doğmadığım yılların istanbul'una götürür beni. Ben kendimi bildim bileli aşığım zaten İstanbul'a, şimdi tekrar Kurtuluş'a, Beşiktaş'a, Kadıköy'e, hatta Eminönü'ne rastlamak, hem de evden çok uzaktayken, bir otobüse, vapura, metroya atlayıp gidemeyecekken... içim buruk oldu bir. Bu buruk hissiyat, ki Melisa Kesmez'i okurken hiç bırakmamıştı peşimi iki öykü kitabı boyunca, yine benimle beraber geldi Kanada'ya kadar. Resmen İstanbul'un onca yıllık neşesini, sokaklarını, türkülerini, hüznünü getirmişim bavulumda, haberim yok. Annelik çok ön plandaydı bu minik novellada. Sanırım novella diyebiliriz, değil mi? Geçen gün bu kitap üzerine yazarla yapılan röportajı dinledim, karakterlerini yazarken bu sefer o kadar hızlı ayrılmak istememiş, öyle diyor. Haberi yok ki yazmış olduğu iki sayfalık öykülerin karakterlerinden de ayrılmak istememiştim ben hiç. Bunca canlı, bunca renkli karakter yaratabilmek her yazarın harcı değildir, tebrik etmek lazım. Yanılmıyorsam bir noktada Sait Faik ödülü de almıştı. Ne diyordum, annelik. Her kadın bir potansiyel anne midir gerçekten? Kendimi bildim bileli sorarım bunu. Ve kendimi bildim bileli bilirim bir gün anne olacağımı. Abartısız, dört yaşımdan beri kurguluyorum bunu. Kocaman bir evim olacak, bir sürü de çocuğum. Her kadın düşünmez bunu ama. Zorunda da değil. Nergis iyi bir fikir olduğunu düşünmüş, kendisini seven bir adamla, Mehmet'le bir çocuk yapabileceğini, bir aile oluşturabileceğini hayal etmiş. Olmamış. Elif'e dilediği gibi, olmasını istediği, beklediği gibi bir anne olamamış. Bunun vicdani ve duygusal yükünü de atamamış yıllar yılı. Kendi kızının anne olduğunu bile ne kadar zaman sonra öğrenmiş, öyle ki kızı annesini yanında istememiş doğum yaparken. Çok dokundu bunlar okurken. Sonra Elif'in hamileliğini okumak, onun da tıpkı annesinin zamanında yaptığı gibi kendisini seven ama kendisinin sevmediği bir adamı bırakıp bir başkasının kollarına umutla koşmasını ama ellerinin nihayetinde boş kalmasını görmek düşündürdü bana: aynı kaderin yolcusu mudur anneler ve kızları? O göbek bağı kesilir doğumla ama ayrı da olsalar birbirlerinin hayatlarını mı yaşarlar ömürleri boyunca. Bunca paralellik nereden gelir? Acaba Elif büyüyüp de annesiyle benzer bir noktada bulunca kendini, geçmişe dönüp affetmiş midir annesini babasını terk ettiği için? Her şey bir yana, bence anneliği Nergis'ten, Elif'ten ziyade Mehmet'te, ve hatta Gülsüm'de yansıtmıştı Melisa Kesmez. Doğurmadığı çocuğa içinde süt olmayan memesini veren Gülsüm. Kendisini bir kere onca yıl aramamasına rağmen, hayatının aşkı öldüğünde arayınca telefonu açmamasına rağmen Nergis'in tek telefonuna her şeyi kenara bırakıp onun yanına giden Gülsüm. Her şeye, herkese şefkatli, fedakar Gülsüm. Ve hatta Mehmet, kızı için yaşamayı bir gün bile bırakmayan Mehmet. Annelik doğurmaktan öte bir şey belki de. Annelik gün geliyor doğurmadığı yavruları başka kedilerden kaçıran kedi Pakize'de gösteriyor kendini. Annelik, kadınlık... üstüne atılıp tutulması çok kolay, gerçekten olması çok zor. Okumayı bitirince bir çay koydum kendime, sonra da annemi aradım. Orada sabah şu an, kahvaltı edcekti tam, o da çay suyu koyuyormuş. Şöyle bir yüzüne baktım annemin. İki buçuk aydır dokunmadığım, aynı odada bulunamadığım annem. Bana sahip olmayı tüm kalbiyle isteyen, beni sevmeyi bir an bile bırakmayan, onca yaptığı fedakarlığa rağmen hala büyük ihtimalle dünyanın en iyi annesi olmadığına inanan annem. Düşündüm içimden, acaba bir gün senin kadar iyi bir anne olabilecek miyim? Anneler ve çocuklarının göbek bağı doğumla kesiliyor, doğru, ancak bence her anne ve çocuğunun kalpleri arasında bağlı görünmez bir bağ var, asla kopmuyor. Elif bile unutamamış ya annesini, gözünü kapadığı vakit altı yaşında yazlıktaki hali gelip durmuş gözünün önüne. Çok uzun oldu, ve belki çok saptı konudan. Ama Melisa Kesmez harikalar yaratmış neticede, başından sonuna dek kalbim çarparak okudum. Yer yer gözlerim dolarak, yer yer gülümseyerek. Bana geldiğim ve gideceğim yerlerden tatlı bir esinti getirdin, çok sağ ol sevgili Melisa.
Bayılıyorum okurken kafamda filmini çekebildiğim kitaplara. 3 sezonluk dizi olsa, hem de televizyonda yayınlananlardan uzun uzun yani, yine de böyle anlatamazlardı herhalde kişilerin içsel dünyalarını.
ya da ben sevince bi yazarı, çok abartıyorum. bilemiyorum. ben şimdi diğer kitaplarına tekrar başlayacağım.
Kitaba dair olumlu eleştirim yok, tümü olumsuz: İlk olarak eserin karakterlerinin yaşadığı duygular bana temas edemedi. Bu tarz bir kurguya dayalı pek çok eser okudum. Olga Tokarczuk'un Son Hikayeler'i örneğin aynı tarz kurgulanmıştı, kat be kat daha başarılı idi. Kitabın hem kurgusunda hem de dilinde yapaylık söz konusu. Dili hem gündelik olma hem de edebi olma uğraşında ama günün sonunda ikisi de olamamış.
Ben Melisa Kesmez’den novella ya da uzun öyküler değil de kısa ve çarpıcı öyküler okumayı seviyorum sanırım. Kesmez çok daha iyilerini yapmıştı geçmişte. İster istemez yazarı kendi içinde kıyaslayarak iki yıldız veriyorum.