“Gazetelerin birinde ‘Yeryüzü cenneti adada satılık ev’ başlığı altında, adamızla ilgili övgülere yer veriliyordu. Bu gazete ilanı, yıllardır herkesten sakladığımız Son Adamızın, küçük topluluğumuzun herkes tarafından bilinmesi ve huzurumuzun bozulması anlamına geliyordu. Kim bilir, evi nasıl biri alacaktı?”
Ada sakinlerinin karmaşadan uzak kardeşçe yaşadığı son insani köşeye, son sığınağa, Son Ada’ya bir gün bir adam gelir. Adalıların o güne dek süren hayatları, huzuru ve mutluluğu bir anda yerle bir olur.
Bu beklenmedik durum karşısında adanın çocukları ne yapacaklar? Büyüklerin kararlarının sonuçlarına razı mı olacaklar, yoksa adadaki hayatı koruyabilecekler mi?
Kitapları 40’tan fazla dilde yayımlanan usta yazar Zülfü Livaneli’nin kaleminden genç okurlar için muhteşem bir roman. Son Ada’nın Çocukları, adalı çocukların barış ve özgürlük adına verdikleri ilham verici mücadeleyi anlatıyor
Tam adı Ömer Zülfü Livaneli’dir. 1946 yılında Konya-Ilgın’da doğan Livaneli, yazarlık kimliğinin yanında saygın bir müzisyendir. Müziği ile birçok ulusal ve uluslararası ödül almış ve eserleri John Baez, Maria Farandouri gibi sanatçılar tarafından yorumlanmıştır. Kültür, sanat ve politika alanında Türkiye’nin önemli isimlerinden birisi olan sanatçı, sanat yaşamı boyunca 300’e yakın besteye ve 30 film müziğine imzasını attı.
Bugüne kadar üç uzun metrajlı film yönetti; "Yer Demir Gök Bakır", "Sis" ve "Şahmeran". Valencia Film Festivali'nde "Altın Palmiye" ve 1989'da Montpelier Film Festivali'nde "Altın Antigone" ödülüne layık görüldü. "Sis", "En iyi Avrupa Film Ödülü"ne aday gösterildi. Sanatçının filmleri Türkiye, ABD, Fransa, Almanya, İsviçre, ve Japonya'da gösterime girdi ve BBC, WDR, İspanya, Kanada ve Japon televizyonları gibi bir çok televizyon şirketine satıldı.
Ekim 1986'da Cengiz Aytmatov'un daveti üzerine Federico Major, Yaşar Kemal, Arthur Miller ve diğer ünlü sanatçı ve düşünürlerin katıldığı Kırgızistan ve daha sonra Wengen, Granada ve Mexico City'de toplanan Issyk - Kul Forumu'nda yer aldı.
Livaneli, Elia Kazan, Jack Lang, Vanessa Redgrave, Arthur Miller, Mikhail Gorbaçov gibi ünlü kişilerle birlikte dünya kültürünün ilerlemesi ve dünya sanatlarının gelişmesine katkıda bulunmak üzere çalışmalarda bulundu.
1996 yılında Paris’te merkezi bulunan UNESCO (Birleşmiş Milletlerin Eğitim Kültür Bilim Kurulu) tarafından büyükelçilik verilen sanatçı Livaneli, orjinali ilk kez 1978’de çıkan "Nazım Türküsü"adlı albümde Nazım Hikmet'in şiirlerinden bestelediği şarkıları bir araya getirdi.
Sabah Gazetesi'nde köşe yazarlığına yaptı. Bir dönem CHP'den Milletvekili olarak aktif siyaset hayatına da katıldı.
Kimse kusura bakmasın aynı kitabın çocuk bakış açısıyla tekrar yazılmasını kabul etmiyorum. Aynı durumu daha yeni John Scalzi'nin Son Koloni ve Zoe'nin Öyküsü'nde yaşadım. Zülfü Livaneli gibi üretken bir yazara da yakıştıramadım açıkçası.
Kitaba başladığım zaman Son Ada'nın sonundan devam edecek sandım ki mantıksız da olmazdı. Ama bir de baktım ki tamamen aynı hikaye, aynı örgü. Üstüne katılan çok küçük eklemeler haricinde değişik hiçbir şey yok. Bir de çok enteresan Son Ada'daki yazarın düşündükleriyle Son Ada'nın Çocukları'nı yazan karakterin düşünceleri sözcükleri birebir aynı.
Kaldı ki işlenişi itibariyle hiç çocuklara yönelik bir kitap olduğunu da düşünmüyorum. Tek tavsiyem ya Son Ada'yı okuyun, ya da bunu okuyun. Her ikisini de benim gibi okursanız büyük hayal kırıklığı oluyor.
Zülfü Livaneli'nin Son Ada kitabında olan olayları bu sefer bir çocuğun gözünden , onun yaşadıklarını ve hissettiklerini okuyoruz Son Ada'nın Çocukları 'nda.
Hayallerimin adası olarak nitelediğim son ada ile tekrar buluştuğum için çok mutluyum . İnsanların barış içinde yaşadığı , doğa ve hayvanlar ile iç içe geçmiş bir ortam . Huzur ve mutluluk akıyor adadan. Öyle bir yer gerçekten olsa da orada yaşasam...
Kırk hanenin olduğu bu cennet adada evlerden birisinin satılması ve Başkan denilen kişinin adaya gelmesi ile başlıyor olaylar. İnsanların merakla ve sevecenlikle kucakladığı bu yeni komşularının adaya " medeniyet " , yönetim " , " düzen " adı altında yaptıkları , doğayı ne hale getirdiği ve insanların bu olanlara tepkisi küçük bir çocuğun gözünden ve bakış açısından yazılmış. Daha sade bir dille yazılan kitap akıcı ve her yaş grubu rahatça okuyabilir. Çocukların bakış açısından olduğu için kitabın sonu da çocuklar gibi umut dolu . Bu sonu çok sevdim . Hayatın tekrar yolunu bulacağı ve her kötülüğün ardından umudun olduğunu hatırlattı bana .
"Bir yerde kötülük varsa, oradaki herkes biraz suçludur."
Son Ada'nın Çocukları bir çocuk kitabı gibi görünmesine karşın her yaşa hitap eden ve bir solukta okunabilecek bir kitap. Kitabın dili oldukça sade ve akıcı fakat konusu öyle derin ki..
Siyasi kitaplardan uzak duran biri olarak bu kitabın biraz siyasi olduğunu fakat tarafının yalnızca barış tarafı olduğunu söylemem gerekir. Küçük çocuklara "diktatör" kelimesini ancak bu kadar düzgün anlatabilirdik.
Açıkçası lise çağından itibaren her yaştan insana okumasını tavsiye ederim. Kütüphanenizde mutlaka olması gereken kitaplardan biri.
İnsanların sakince yaşadığı ve kimsenin birbirine karışmadığı adaya esrarengiz bir adamın gelişiyle her şey değişti ve kimse bunun farkında değildi… Gerçekten çok güzel bir kitaptı. Okurken olayları kendim yaşıyormuş gibi hissettim. Herkese tavsiye ediyorum📚👍📚👍📚📚👍📚📚👍
I have followed this writer closely for years, listened to his voice, traced his thoughts - yet, for some reason, this is the first time I have read one of his books. And I was truly captivated. The metaphors are striking in their precision, the language disarmingly simple, yet the weight of the meanings it carries is profound. I find myself wondering whether this resonance comes from how deeply the book mirrors our contemporary world. Perhaps it does. After all, it was written in 2024.
Still, I am convinced that this is a book that speaks beyond its own time. It seems to echo Turkey’s or whole world’s social order deeply molded by political currents in 1960s, its 1980s, its 2020s - and, remarkably, even the imagined 2040s of the future. It is a book that flows effortlessly, inviting the reader in with ease, yet once finished, it refuses to be forgotten. Simple to read, impossible to erase from memory.
Bu kitabın yazılmasındaki amacı anlıyorum. Çocuklara önemli mesajlar verilmek istenmiş. Fakat itiraf edeyim bir çocuk kitabı için fazla didaktik buldum. Mesaj kaygısı öyküyü boğuyor.
Kitabın karakterleri olan çocuklar politik mesajın gerisinde, ikinci planda; hatta diktatör karakterin bile gerisinde, üçüncü planda kalmışlar. Karakter olarak öne çıkamıyorlar, isimleri bile yok. Dayı karakterinin de diktatör karakterinin gerisinde kaldığını düşünüyorum.
İnsanların şiddetli yaralanmaları, martıların silahlarla vahşice öldürülmeleri, yumurtalarının ezilmesi... Mesaj vermenin daha çocuk okurlara uygun bir yolu bulunamaz mıydı diye düşündüm sürekli.
Tasvir edilen adanın aynı Sedef Adasına benzediğini düşündüm. Adadaki atmosferi ve o huzurluğu derinden yaşadım. Bu bakımdan kitap çok başarılı. Umarım Sedef Adasının başına böyle şeyler gelmez.
Öncelikle söylemeliyim ki, okulum ve Türkçe öğretmenlerim olmasaydı bu harika kitabı asla öğrenemeyecektim. Buradan onlara teşekkürlerimi sunuyorum: Sessiz, sakin, herkesin kendi halinde olduğu bir adaya esrarengiz bir adamın gelip her şeyi değiştirdiğinin kimse farkında değildi. Martılardan tilkilere, yılanlardan leyleklere herkese savaş açan bir topluluğa dönüşen ada halkı, ’’Son Ada’nın Çocukları’’ olmasa bunların asıl sorumlusunu anlayamayacaktı. O, geldiğinden beri sanki herkesi hipnotize etmiş gibi bir ordu yaratıyordu. En güzel ormanlık alanlarındaki gölgelik olan ağaçları kesmişlerdi. Kimse yaptıklarının ne kadar kötü olduğunu bilmiyordu, kalplerindeki iyiliği tekrar bulmaları zaman aldı. Bazı kişiler, adanın kötü bir yer olduğunu farkına varıp adadan çekip gitmek istedi ama adayı bırakmak istemiyorlardı, orası onların yuvasıydı. O, martılara savaş açtıktan sonra bütün martılar deliye döndü ve yaşlı bir adamcağıza saldırıp onu öldürdüler. Bu olaydan sonra, ada halkı ayaklanıp martılara ateş etmeye başladılar yani savaşa katıldılar. Ayrıca, adaya tilkiler getirttirildi. Bu şekilde martıların yumurtalarını çalabilir, daha fazla martı doğmasını engelleyebilirlerdi. Evet, tilkiler martıları azaltmıştı fakat o sırada başka sorunlar da ortaya çıkmıştı: Her yer yılan dolmuş, insanlara zarar veriyordu. Bunun nedeninin, martıların azaldıkları için olduğu anlaşıldı çünkü eskiden martılar yılanları avlıyordu. Fakat martı sayısı azaldıkça, yılan sayısı artmıştı. Ekoloji bozulmuştu. O, bu yüzden adaya bir uzman getirtirdi. Belki uzman yılanlarla ilgili ada halkına yardım edebilirdi ama olmadı. Uzman adaya leyleklerin gelmesi gerektiğini, bu şekilde leyleklerin yılanları avlayabileceğini düşünmüştü. Bu yüzden ada halkından uzun direkler dikmesini üstüne de leylekler için yuvalar yapmalarını söyledi. Bu kadar emek de boşuna gitti çünkü leylekler adaya gelmek istemediler. Bunun üzerine uzmanın bir dolandırıcı olduğu anlaşıldı ama uzmanı yakalamaya gittiklerinde, uzman çoktan gemisine binip uzaklaşmıştı. Bu yılan sorunu, artık herkes için bir fiyaskoya dönüşmüştü ve bu sorunun sorumlusunun tilkiler olduğunu düşünüyorlardı. Ayrıca adada yaşayan doktor, tilkilerin hastalıklarda en bulaşıcı hayvanlardan biri olduğunu söyleyince, ada halkı tilkileri bir canavar olarak görmeye başladı. O, bu yüzden onları ormanda kontrollü bir yangın çıkararak kovma fikrini ortaya attı. Tabi ada halkı bu fikri hemen kabul etti. Fakat kontrollü bir yangın derken, ormanda çok büyük bir yangın çıkıp her şeyi yakmaya başladı. Artık yapacak hiçbir şey yoktu. Bütün evler, orman yanmıştı. Bunun üzerine onu kovdular. O, buraya ait değildi. O, artık herkesin ona düşman olduğunu anlayınca çekip gitti. Herkes sonunda adaya olan şeylerin sorumlusunun o olduğunu anlamıştı. Ama bunları anlamalarının sebebi, Son Ada’nın Çocuklarıydı. Onlar, Son Ada’yı yitirip tekrar bulmalarını sağlamıştı… Annem sayesinde de, Son Ada'nın Çocukları kitabının konusunu, Zülfü Livaneli'nin ''Son Ada'' kitabının konusuna çok benzettik. Umarım sizlerde, bu kitaptan benim keyif aldığım kadar keyif alırsınız. Sevgiler: ADA SEVEN
This entire review has been hidden because of spoilers.
Öncesinde Son Ada'yı okumuş ve çok beğenmiştim. Bu kitabı nasıl değerlendirmem gerektiğini bilemedim. Bir çocuk ağzından düşününce çocuklardan duymayı beklemediğim siyasi cümleler var. Yine aynı sebeple kitabı bir çocuk kitabı olarak da göremedim.
okuldaki etkinlik için okudum çocuklarla birlikte. vay anasını. keşke çocukken çocuk kitabı okusaymışım, ne gereği varmış ki austenlara, dickenslara, meyerlara o yaşta
Karan'ın okulda Son Ada'nın Çocukları nı okumaya başlamasıyla ben de fırsatı değerlendirdim. Livaneli'den ikinci kitabımı okumuş oldum. Çok tanıdık bir senaryo, güzel bir şekilde ele alınmış. Keyifli bir okuma oldu. Ada'daki ütopik yaşantı, iyilerin zayıf yönleri okurken sinirime dokunsa da Karan'ın nefessiz okumuş olması da kitaba ekstra bir yıldız vermemin sebeplerinden.
Bu kitapla da kesinleştirmiş olacağım ki hayran olduğum, saygı duyduğum, şarkılarını söyleyerek büyüdüğüm Zülfü Livaneli'nin siyasetçiliğini kabullenemediğim gibi romancılığını da kabullenemeyeceğim. Bunun neden böyle olduğunu kendime de açıklayamıyorum ama böyle. Öte yandan bir öğretmen olarak bu kitapla ilgili güzel bir öğretim ortamı düzenlenebilir ve birçok kavram çocuklara sezdirilebilir.
Göndermeler ve semboller oldukça yerindeydi. Büyükler halen gözlerini kapatıyor ve korku duvarını aşamıyor, küçükleri hor görüyor ve deniz üzümü oluyorlar. Dünyayı getirdiğiniz durumun tadını çıkarın.
Son Ada kitabını bir çocuğun gözünden tekrar okumak çok keyifli bir deneyim oldu. Çocukların o saf dünyasını ve hiç bitmeyen umutlarını çok çok iyi yansıtmış Zülfü Livaneli. Şimdi oğlum okuyacak. O okuduktan sonra var olabileceğini umut ettiğim bu ada hakkında konuşmak için sabırsızlanıyorum.
Gereksiz opmuş biraz işin özeti: Son Ada da iki muhtesem çocuk bibu düzeni yikti ve adayi eski huzuruna kavusturdu. iste bu yüzden Son Ada nin Cocuklari denilmis. Son Ada'nin Cocuklar Son Adayi eski haline kavusturdu.
Son Ada kitabının başka bir gözle anlatımı. Daha gençlere yönelik bir içeriğe bürünmüş ve aynı hikayeyi başka bir gözle de okumak çok güzeldi, hele Zülfü Livaneli olunca.