Daha önceki kitaplarına yazdığım notlara baktım. Aynısını yazmak üzereyim. Temposu yüksek değil, heyecana kapilmiyorum. Çok fazla laf salatası var. Düşündüm ama söylemedim gibi Remzi Ünal 'in hem söylediklerini hem de soylemeyip kendine sakladıklarını okuyoruz. Ama bunların hiç bir önemi yok. Yani bir şeyi söyleyip soylememesi kitabın akışına etki etmiyor sadece laf kalabalığını artırıyor.
Remzi Ünal okurken canım surekli kahve ve sigara istiyor, neden acaba? Filtre kahve ve baristalar henüz popüler değil, sürekli su ısıtıp neskafe içiyorlar. Ev telefonları, araç telefonları, ankesörlü telefonlar uzak olmayan başka bir zamanı anımsatıyor bana. Cep telefonları yeni yeni çıkmaya başlamış. Kapıcılar, emlakçılar, taksiciler, reklam ajansları, olayların geçtiği mekanlar hep o döneme ait, bu açıdan güzel, yani yazıldığı dönemi yansıtıyor ki ben böyle anlatımları severim. Ayrica Remzi Unal'da tıpkı Sherlock Holmes'daki gibi bir kabiliyet var, söze nereden başlayacağını, kimle ne konuşacağını, kimin kendisinden ne isteyeceğini şıp diye biliyor.