Jump to ratings and reviews
Rate this book

Hizmet Insaninin Portresi Adanmislarin Vasiflari

Rate this book

272 pages, Paperback

Published September 11, 2011

3 people are currently reading
3 people want to read

About the author

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
8 (72%)
4 stars
2 (18%)
3 stars
1 (9%)
2 stars
0 (0%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 of 1 review
Profile Image for Selvi.
82 reviews
July 11, 2024
“Adanmışların Vasıfları”, adının da söylediği gibi kendini hak yoluna adamışlara bazı tavsiyeler ve hatırlatmalarda bulunan bir kitap. Belli şeyleri tekrar ettim, bazı şeyleri de yeni öğrendim. Bilgilerim paslandığında tüm kitabı tekrar okumama gerek kalmasın diye detaylı bir özet çıkarmak niyetindeyim.
***

SORUMLULUK DUYGUSU VE DİNE HİZMET ETMEK
- “Sabahleyin veya akşamleyin herhangi bir zamanda Allah rızası istikametinde cihad gayesiyle bir kere yürümek (dine hizmet gayesiyle koşuşturmak), dünya ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır. ” (Buhârî, Cihâd 5)
- Mesuliyet duygusuna sahip bir mümin,kendisine düşen vazifesini idrak eden, kulluğun ağırlığı altında belinin kemikleri çatır çatır çatırdayan, ibadet şuuruyla her an iki büklüm yaşayan insandır. Nitekim Efendimiz, “Eğer benim bildiğimi bilseydiniz çok ağlar az gülerdiniz!” buyurur.
- Yolumuz hak yolu, düşüncemiz “hakkı tutup kaldırmak”, hedefimiz de gözlerimizi açıp-kapayıp Allah’ın rızasını araştırmaktır.
- Efendimizin “Beni ihtiyarlattı” dediği ayet: “Festakim kemâ ümirte (Hûd, 11/112) ‘Ne fazla, ne eksik, tam emrolduğun gibi dosdoğru ol!’
- Mekkeli zengin bir ailenin çocuğu olan Hz. Mus’ab b. Umeyr’dir (r.a.) , nazik, medeni ve çok yakışıklı bir gençti. Ailesinin bütün imkânlarını terk ederek Müslüman oldu.
- “Bu dünya ibadet ve hizmet yeridir.”
- Hizmet ehli bir kimse, her an kendini aydınlatmalı, yenilemeli ve ruh dünyasında yeni bir dirilişe geçmelidir. Çünkü canlı kalma meselesi devamlılık isteyen bir husustur.

Bir Mümin, Dine ve Vatana Hizmet Etmek İçin Nelere Dikkat Etmeli?
- Dinini öğrenmeli
- Sabırlı olmalı
- Hoşgörülü ve yumuşak huylu olmalı
- Kulluk hayatına azami dikkat edilmeli , baş vakit namazla birlikte teheccüd, evvabin gibi nafile ibadetler de yerine getirilmeli, cevşen ve tesbihat ihmal edilmemeli, günlük hayat zühd (dünyaya ve maddi menfaate değer vermeme) ve takva (günahtan kaçınma, sakınma) üzerine oturtulmalıdır.

Hizmet İnsanının Vasıfları:
- Azimli ve kararlı
- Hürmetkâr ve insaflı
- Rasyonel ve basiretli; inanmış ve himmetli
- Her şeyi sahibine verecek kadar olgun ve Yüce Yaratıcı’ya karşı edepli ve saygılı
- Rabb’in iradesine inanmış ve dengeli
- Târumâr (perişan, darmadağınık) olduğunda fevkalâde inançlı ve ümitli; yeniden kanatlanıp zirvelerde pervaz ettiği zaman da mütevâzi ve müsamahalı
- Cânı-cânânı feda edecek kadar vefalı ve geçtiği bu şeylerin hiçbirini bir daha hatırına getirmeyecek kadar da gönül insanı ve hasbî olmalıdır
- Kısaca Kur’ân talebesi olmalıdır..


Hizmet insanının hak ve hakikati anlatacağı muhatapları için dertlenmesi ihmal edilmemesi gereken önemli bir meseledir:
->> Yurt dışında açılan özel okullardan birinin müdürü, okulun üst katlarının birinin penceresinden bir çocuğun düştüğünü görür. Hemen aşağıya koşar. Koşarken, içinden hep, “Bu çocuğun ailesine ben ne derim? Bu insanlar, bu hadiseden ötürü bize tavır alırlarsa, bu güzel hizmetler burada başlamadan biterse... Eyvah, eğitim hizmetlerimiz zarar görecek!” diye geçirir.
Çocuğun başına geldiğinde herkes açılır, yerdeki cansız çocuğu görür. Dudaklarından: “Elhamdülillah benim oğlummuş, hizmetler zarar görmeyecek!” cümlesi dökülür.


Hizmet Ederken Beklentilere Girilmemeli
- “Bize, hiçbir beklentiye girmeden hizmet etmek düşüyor. Burada ise burada, daha başka bir yerde ise orada; dünyevî hiçbir beklentiye girmeden hizmet etmek... Ders okuyan arkadaşlara her zaman, ‘Dünyaya dağılın. Burs, maaş beklemeyin. Taş kırın, temizlikçi, bulaşıkçı olun, geçiminizi çıkarın ve dininize, milletinize hizmet edin!’ diyorum.” (Ali Ünal, Amerika’da Bir Ay, s. 78.)
- Mümin, dine hizmet yolunda hizmette ileri, ücrette geri olmalı.
- “İnsanların en hayırlısı emr-i bi’l-ma’rûf nehy-i ani’l- münker yapan, çok okuyan, Allah’tan çok korkan ve sıla-i rahîmde bulunandır.” (Hadis)
- Günümüzde, dini yaşayıp yayma mânâsında dine sahip çıkmak, her mümin için farzlar üstü bir farzdır. Herkes kendi bulunduğu konum, sahip olduğu imkân ve şartlar çerçevesinde bu vazifeyi yerine getirmekle mükelleftir. Yoksa âhiret gününde bunun hesabını vermek çok zor olsa gerek!..


Bir Gencin Tebliğ Metodu Nasıl Olmalıdır?
- Dine ait meseleler çok iyi bilinmeli: Başkalarına anlatmadan önce, kendisini iyice yetiştirmek zorundadır. Meâl ve tefsirlerden istifade etmelidir. Ayrıca sevgili Peygamberimiz’in (s.a.v.) hayatı, hadîs-i şerifleri, sahâbeleri ve genel hatlarıyla İslâm tarihi bilinmelidir. İrşadı hayatlarının gayesi hâline getirenler, kendilerini ilim ve irfanla donatmalıdır.
- Asrın ilim ve tekniği takip edilmeli: İnanca muhtaç kitleler, fen ve felsefe adıyla konuşmaktadır. Bunun karşısında Müslüman aynı teknikle mukabelede bulunmak zorundadır. Bu da kendi devrinin kültürünü bilmekle yakından alâkalıdır. Zaten bir bakıma gerçek ilim ve irfan da budur. Ayrıca ilim ve irfan da müminin ayrılmaz birer vasfıdır.
- Muhatabımızın ruhuna girme, gönlünü ve güvenini Kazanma yolları araştırılmalı; meseleler anlatılırken muhatabın seviyesi göz önünde bulundurulmalı; tartışmadan uzak durulmalı; mantıklı ve realist olmalı

İrşad Erleri İçin Ölçüler
- Muvaffakiyetin düşmanı refahtır, lükstür. Müslümanların muvaffakiyeti, ancak komando gibi basit yaşamakla mümkündür.
- Hiç kimse, kendi seviyesinden üstün olanlara bir şey tebliğ etmeye çalışmamalı, zira aksûlamel (ters tepki) yapabilir.
- İlâhî hakikatleri, gidilen ülke insanlarına anlatmak için o insanların dillerini öğrenmek önemli bir vesiledir.
- “Demek her müslüman gerçek mânâda sahip olması gereken sıfatları taşıyıp, onları hayatına hayat kıldığında, o ulvi duygu düşünce adına aşamayacağı hiçbir engel yoktur.”
- “Çok şeyi bilmektense bir şeyi bilip ve onu yaşayarak temsil insanı olmak çok daha önemlidir.” “Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmadığınız şeyleri söylemek, Allah’ın en çok nefret ettiği şeylerdendir.” (Saff, 61/2-3) -> Madem söylüyorsunuz, Hakk’a tercüman oluyorsunuz, davranışlarınız neden O’na tercüman değil?
- Bir tebliğ insanı kendisine bakanlara, “Yalan yok çehresinde!” dedirtmeli ve muhataplarını, “Eğer bu insanları böyle yüksek bir karakter ve ahlâka ulaştıran şey dinleri ise onların dini de yalan olamaz.” hakikatine ulaştırmalıdır.



UHUVVET - Kardeş Olmak Neyi Gerektirir?
İman kardeşliğinin, kardeşler arasında gerektirdiği çok önemli hak ve sorumluluklar vardır. İmam Gazalî de âyet ve hadislerden birbiriyle kardeş, gönüldaş, dost ve ahbab olanların haklarını ve gözetmeleri gereken kuralları şöyle sıralar:
Kardeşlerin birbirinin yardımına gönüllü olarak koşmaları, gıyabında kardeşini savunmaları, birbirlerinin kusurlarını örtmesi, hatalarını affetmeleri, hayatta iken de öldükten sonra da dua etmeleri, birbirlerine karşı vefalı ve samimi olmaları gerekir.

Müminler, Bir Vücudun Organları Gibidir:
[…] Vücuttaki organlar bir gün kendi aralarında toplantı yaptılar. Hepsi mide için çalıştıklarından şikâyetçiydiler. Hâlbuki mide görünürde hiçbir şey yapmıyor gibiydi ve onlar olmadan da hiçbir şey yapamazdı. […] Toplantının sonunda organlar artık midenin isteklerini yerine getirmemeye karar verdiler. Mideyi boş bıraktılar. Fakat aradan çok geçmemişti ki, gözler bulanmaya, eller titremeye, ağız kurumaya, dişler çürümeye, ayaklar takatsiz kalmaya başladı. Görünen o ki, mide onlarsız hayatını sürdüremese de onlar da midesiz yaşayamayacaktı.

Kardeşliği Tehdit Eden Virüsler Nelerdir?
“Sakın zanna yer vermeyin. Zira su-i zan , sözlerin en yalanıdır. Tecessüs etmeyin (insanların özel hallerini araştırmayın), haber koklamayın, rekâbet etmeyin, hasetleşmeyin, birbirinize buğzetmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, ey Allah’ın kulları, Allah’ın emrettiği şekilde kardeş olun. Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona (ihânet etmez), zulmetmez, onu mahrum bırakmaz, onu tahkir (onur kırma, aşağılama) etmez. Kişiye şer olarak, müslüman kardeşini tahkir etmesi yeterlidir. Her müslümanın malı, kanı ve ırzı diğer müslümana haramdır. Allah sizin dış görünüşlerinize/kalıplarınıza bakmaz, fakat kalblerinize ve amellerinize bakar. Takva şuradadır - eliyle göğsünü işaret etti - Sakın ha! Birinizin satışı üzerine satış yapmayın. Ey Allah’ın kulları kardeş olun. Bir müslümanın kardeşine üç günden fazla küsmesi helâl olmaz.” (Hadis)

Allah İçin Sevmek ve Affetmek:
- Sen arkadaşını nasıl seviyorsan şunu bil ki, Allah da seni öylece seviyor. (Hadis)
- Kardeşlerimizin kusurlarından daha çok, iyi yanlarını görüp takdir etmek, hatalarına karşı gözsüz, kulaksız ve dilsiz olmak, kusurları görmeyip affedici olmak müminlik görevidir. Nitekim dinimiz, insanların kusurlarını araştırmamayı, istemeden gördüğümüz zaman da göz yummayı ve onları affetmeyi sadaka saymıştır. Rabimiz böylesi insanları Kur’ân-ı Kerim’de şu ifadelerle anlatır: “O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkeyle yutkunur ve insanları affederler..” (Al-i İmran, 3/134)
- Muhatabımızın içinde bir ukde hasıl edecek sözlere karşı baştan tavır konmalı ve gıybete karşı ağza fermuar çekilmelidir.


*Fena Fi’l-İhvan Ne Demektir?
Uhuvvet bir idealin muvvaffakiyete ulaşabilmesi için o düşünce mensupları arasında olmazsa olmaz denebilecek katiyette bulunması gerekli olan bir duygudur. Bu duyguyu “Şahsiyetini kardeşler içinde fâni edip, onların nefislerini kendi nefsine tercih etmek” şeklinde tarif eden Bediüzzaman Hazretleri, literatürümüze “Fena fi’l-ihvan” tabirini kazandırmıştır. Fena fi’l-ihvan, fertlerin, karşılıklı sevgide tam bir olgunluğa ulaşıp maddi-manevi her türlü nimetler karşısında başkalarını kendisine seve seve tercih edebilecek ahlâkî bir kıvam hâlidir ki, buna kısaca “tefanî”, yani kişilerin birbirlerinde fani (yok) olmaları da demek mümkündür.

- “O gün takva sahipleri hariç, bütün dostlar birbirine düşmandır.” (Zuhruf, 43/67)
- “Kardeşlerinizin nefislerini, nefsinize - şerefte, makamda, teveccühte, hattâ menfaat-i maddiye gibi nefsin hoşuna giden şeylerde - tercih ediniz.” (Lem’alar s.162)
- “Sakın birbirinize tenkid kapısını açmayınız!” (Uhuvvet Risalesi)
- “En iyi insan, kobralarla bile arkadaşlık yapabilen insandır.” (H.E.)
- “Kendi nefsimize karşı bir savcı, başkalarına karşı da bir avukat gibi davranalım.” (H.E.)



FEDAKÂRLIK VE DİĞERGÂMLIK
Fedakârlığı kendisine fıtrat hâline getiren bir hak aşığı, etrafında olup biten her meseleye karşı duyarlı olur. “Ateş düştüğü yeri yakar.” düşüncesini bir kenara bırakıp “Ateş nereye düşerse düşsün önce beni yakar!” duygu ve düşüncesiyle hareket eder.

! Yanlış fedakarlık anlayışı:
“Sahip oldukları maddi varlıkların ihtiyaç duymadıkları kısmı”nın yokluğu kendilerini pek fazla etkilemez. Bu tür bir davranış içinde olan kimseler, fedakâr olduklarını düşünebilirler. Kur’ân’da, Yüce Allah’ın razı olacağı ahlâkın, “gerektiğinde menfaatlerinden tümüyle vazgeçebilmek, hiç düşünmeden en sevdiği şeylerden feragat edebilmek” olduğu bildirilmiştir.

- “Sevdiğiniz mallarınızdan Allah yolunda harcamadıkça “fazilet” mertebesine ulaşamazsınız. Bununla beraber her ne infak (nakafa vererek bir kişinin geçimini sağlama) ederseniz, Allah mutlaka onu bilir.” (Âl-i İmran, 3/92)
- Olgun insan ve gerçek dost, Cehennem’den çıkışta ve Cennet’e girişte bile “Buyurun!” demesini bilendir. Hakikî insan, şartlar ne olursa olsun, kendi kovasına süt sağarken, başkalarının kovasını da boş bırakmaz. ( M. Fethullah Gülen, Ölçü veya Yoldaki Işıklar, s. 121.)
- “Kendileri muhtaç olsalar bile, başkasını daha çok düşünürler. Kendisini nefsinin cimriliğinden koruyan kimseler kurtulmuştur.” (Haşr, 59/9)

->> Nakşibendî tarikatında bir esas olan “terk” mesleği: Muhammed Bahauddin Nakşibend hazretlerinin yolunda dört şeyi terk etmek lazımdır ki; bu esas Farisî bir beyitle ifade edilmiştir:
“Der tarîk-i Nakşibendî lâzım âmed çâr terk, / Terk-i dünya, terk-i ukbâ, terk-i hestî, terk-i terk”

(Ukba: cennet sevdası ve cehennem korkusu)
(Hestî: 1. var olma, mevcudiyet, 2. Enaniyet ve benlik davası)

*Terk-i dünya: Dünya hayatına ait işlerden kazandığına sevinmeme, kaybettiği şeye de üzülmeme. Hazreti Eyyûb gibi “O vermişti, yine O aldı.” diyebilme olgunluğuna erişebilmek.
“Biz mutlaka sizi biraz korku ile biraz açlık ile yahut mala cana veya ürünlere gelecek noksanlıkla deneriz.” (Bakara, 2/155)

*Terk-i ukbâ: Cehd ve gayrete karşılık ahireti kazanma mülahazası da olmamalıdır. Gayemiz “Abdulcennet” veya “Abdulcehennem” değil “Abdullah” olmaktır.

*Terk-i hestî: İnsanın kendi benliğini de terk etmesi, nefsini düşünmemesi demektir. Mesela, namazda sen aradan çıkacak, artık kendini unutacak, sadece O’nu düşünecek, namazınla O’nu başbaşa bırakacaksın. Ağzından çıkan her kelimeyle O’nun rızasına vurguda bulunacaksın. Namazının her anında O olacak; senden bir parça ya da nefsin hesabına bir mülahaza kalmayacak orada.

*Terk-i terk: Bütün bu terklerden sonra, insanın aklına “Ben dünyayı terk ettim, ukbayı terk ettim, kendimi de terk ettim. Ben, O’nun uğruna her şeyden vazgeçmiş bir insanım” şeklinde bir duygu ve düşünce gelebilir. Şâh-ı Nakşibend orada bir terkden daha bahsediyor ve “terk-i terk” de lazım diyor.


Ensar ve Muhacir hakkında:
“Bir taraf, istiğnayı, diğer taraf da mürüvvet ve diğergamlığı temsil ediyordu.”
(İstiğna: gönül tokluğu)
(Mürüvvet: cömertlik, iyilikseverlik)

Üstad Hazretleri şu beş hususa çok dikkat ediyordu:
1. Kendine mahsus bir tedris (eğitim ve öğretim) usulü icad eder. Yani dini ilimlerle, asrın fenni ilimlerini birbirine katarak, dinin hakikatlerini müspet ilimlerle teyid etmek şeklinde talebelerinin zihinlerini aydınlatmak için çalışmak. […]
5. Dünyada hiçbir şeyle alâka peyda etmemek, onun geçici zevklerine gönül kaptırmamak. Bunun içindir ki: “Bütün malımı bir elimle kaldırıp götürebilmeliyim.” demiştir.


Hiç Hamallık Yapan Halife Olur mu?
Çocukları aç ve eşi askere gitmiş bir kadın, Hazreti Ömer’e - onun kim olduğunu bilmeden - hakkında ��öyle söyler: “Adamlarımızı askere almayı biliyor da gerideki çocukların durumunu hiç düşünmüyor mu? İnsanlara baş olmak, başa belâ olmak mıdır? Bunu duyan Hazret-i Ömer ağlayarak evine koşar. Arkasına bir çuval un eline bir kap yağ alıp kadının evine gelirken karşısına sahabelerden bir zat çıkar.
– Ey mü’minlerin Emiri, bu ne hâl, nereye koşuyorsun? Ver şu yükünü de ben taşıyayım.
– Yok vermem, bunlar Ömer’in günahlarıdır. Bugün yükümü alırsın ama yarın Allah’ın huzurunda günahlarımı alamazsın. Bırak da ben taşıyayım.


İstişare Kur’ân’ın Bir Emridir:
- Bir kimse, ne kadar zeki ve tecrübeli olursa olsun, meselelerini çözme noktasına istişareye başvurmuyorsa yanlış bir yolda demektir.
- “Aklın varsa bir başka akılla dost ol da işlerini danışarak yap.” der Mevlana.
- Ortaya attığımız fikirler makûl görülürse memnun olmalı; makûl görülmezse, “Mevsimi değilmiş!” deyip beklemeli ve katiyen kavga edilmemelidir.

Hizmet İnsanı ve Hz. Hubeyb:
İslâm’ı anlatmak için Efendimiz tarafından muallim olarak görevlendirilen Hz. Hubeyb, müşrikler tarafından yakalanıp Mekke’ye götürülmüştü. İdam edilmek üzere Mekke’nin o günkü hezeyan dolu gürültüleri arasında idam sehpasına çıkarılıyordu. Hz. Hubeyb iki rekât namaz kıldı ve, “Eğer, ölümden korktu da onun için namazı uzattı demenizden çekinmeseydim şu kıldığım son namazı uzatmak isterdim.” dedi. Topluluktan birisi:
– Yâ Hubeyb, şu anda senin kurtulman şartıyla, yerinde Muhammed’in idam edilmesini ister miydin?
– Hayır, vallahi! Değil benim kurtulmam pahasına O’nun idam edilmesi, benim kurtulmam karşılığında, şu anda Medine’de O’nun ayağına bir diken batmasına dahi gönlüm razı olamaz! deyiverdi.
İdam sehpasında son sözü: “es-Selâmü aleyke yâ Resûlallah!” oldu. Allah Resûlü (s.a.v.), Medine’de ashabıyla oturuyordu. Birden ayağa kalktı ve “Ve aleyke’s- selâm yâ Hubeyb!” dedi.

-> Her hizmet insanı, tebliğ aşk ve şevkinde Hz. Hubeyb’in ufkunu yakalamalı ki, “yeryüzü mirasçısı” olmanın hakkını verebilsin. (Bkz. Yeryüzü Mirasçılarının 8 Vasfı)

- “Elif, lâm, mîm! Mü’minler, sadece “iman ettik” demekle, öyle hiç imtihana tâbi tutulmadan kendi hâllerine bırakılıvereceklerini mi sanıyorlar? Elbette Biz, onlardan önce yaşamış nice mü’minleri de imtihanlara tâbi tutup denedik. Şüphe yok ki Allah, elbette şimdiki mü’minleri de imtihan edip, iman iddiasında sadık olanlarla bu konuda samimi olmayanları birbirinden ayıracaktır!” (Ankebût, 29/1-3)


Yeni İnsan:
- Yeni insan, insanların akıl, kalb, ruh ve duygularına ulaşma yolunda, bütün modern imkânlardan - kitle iletişim vasıtalarını kastediyorum - yararlanacak ve kendini bir kere daha ispatlamaya çalışacak..
- Yeni insan, bütün varlığa karşı sevgiyle dopdolu ve insânî değerlerin koruyucusu ve kollayıcısıdır.
- Bütün fenalıklara karşı savaş ilân eder ve onları, içinde yaşadığı toplumun bünyesinden söküp atacağı âna kadar bir yay gibi hep gerili kalır. İnanır, inanmayı herkese tavsiye eder..
- Yeni insan tam bir denge insanıdır.. Sebeplere riâyeti bir vazife bilir, Hakk’a teslimiyeti de îmânın gereği sayar.
- Yeni insan bir fâtih ve kâşiftir. Âfâk ve enfüsün sırlı kapılarını zorlar.
(Âfâk: dış dünya ve madde âlemi)
(Enfüs: insanın iç dünyası ve ruh âlemi)
Displaying 1 of 1 review

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.