Yazarlar yapıtlarının dünyaya verilmiş benzersiz yanıtlar olmasını ister. Ama bir yapıtın neden benzersiz olduğunu görmek için ona bir başkasının ışığını düşürmek gerekir. Başkaları ne söylerken o bize bunu söylemiştir? Aynı soruyu başkası nasıl, o nasıl yanıtlamıştır? Başkasının probleminin yerine kendi problemini geçirebilmiş midir? Benden Önce Bir Başkası bir yazarı bir başkasının ışığında okuyan denemelerden oluşuyor. Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'sını Kafka'nın Dönüşüm'üyle, Kafka'nın Babama Mektup'unu Oğuz Atay'ın "Babama Mektup"uyla, Tanpınar'ın günlüklerini Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ıyla, Benjamin'in Pasajlar'ını Tanpınar'ın Beş Şehir'iyle birlikte okuyan ikili denemeler. Peyami Safa'nın "Şark Nedir?"ini Cemil Meriç'in Bu Ülke'siyle, Cemil Meriç'in Bu Ülke'sini Edward Said'in Şarkiyatçılık'ıyla birlikte ele alan, bir çapraz okuma perspektifiyle birbirine bağlanan karşılaştırmalı denemeler.
Nurdan Gürbilek Boğaziçi Üniversitesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi ve aynı bölümde master yaptı. Akıntıya Karşı, Zemin, Defter ve Virgül dergilerinde yazdı. İlk kitabı Vitrinde Yaşamak'ta 80'li yılların Türkiyesi'ndeki kültürel değişimi konu aldı. Yer Değiştiren Gölge ve Ev Ödevi adlı kitapları edebiyatla ilgili denemelerine yer verir. Kötü Çocuk Türk Türkiye'nin yakın tarihinde öne çıkmış kültürel imgeleri, Kör Ayna, Kayıp Şark Türk edebiyatına yön veren endişeleri, Mağdurun Dili edebiyatın mağdurlukla ilişkisini tartışan denemelerden oluşur. Gürbilek'in Walter Benjamin'in yazılarından derleyip sunduğu Son Bakışta Aşk Metis Seçkileri'nde çıkmış, Vitrinde Yaşamak ve Kötü Çocuk Türk'te yer alan denemeleri İngilizcede The New Cultural Climate in Turkey: Living in a Shop Window (Zed, 2010) başlığıyla yayımlanmıştır.
Nurdan Gürbilek, 2010 Erdal Öz Edebiyat Ödülü ve deneme dalında 2011 Edebiyat Mevsimi Büyük Ödülü’nü aldı.
Nurdan Gürbilek bu kitabında da farklı eserler/yazarlar arası bağın peşine düşüyor ve geçmiş-gelecek üzerinden harika köprüler inşa ediyor. Dostoyevski-Kafka; Tanpınar-Dostoyevski (ki Yeraltından Notlar ve Günlükler üzerinden kurulan yakınlığına hayran oldum) ve Tanpınar-Benjamin ruhdaşlığı üzerinden yapılan okumalara bayılmamak elde değil. Her Nurdan Gürbilek eseri gibi yine çok kafa açıcı.
buraya da not edeyim: yolu Oğuz Atay'dan, Kafka ve Dostoyevski'den, Tanpınar'dan, Walter Benjamin'den, Peyami Safa'dan, Cemil Meriç'ten ve Orhan Koçak'tan geçenlerin, buraya da uğramaları halinde ufuklarını açacak yazılar
Nurdan Gurbilek'in yaklasimini seviyorum. Ben yazmak istedigim turden kitaplar yaziyor. Belki de biraz da bu yuzden okurken ayrica zevk aliyorum. Oguz Atay, Peyami Safa, Cemil Meric, Ahmet Hamdi Tanpinar; Dostoyevski, Kafka, Benjamin.
benden önce bir başkası. nurdan gürbilek kitap isimleri seçme konusunda oldukça yaratıcı ve başarılı gerçekten. halise'nin bana bu kitabı hediye etmesinin üzerinden gerçekten epey zaman geçti. bugün bitirir bitirmez hemen paylaşmak istedim çünkü çok uzun süredir beni entelektüel anlamda bu kadar tatmin eden bir kitap olmamıştı. yazarları, kitapları, edebiyatları, tarihi olay ve olguları karşılaştırmayı seviyorum. nurdan gürbilek de bu kitapta inanılmaz köprüler kurarak harika bir okuma deneyimi sundu bana. o yüzde hem halisekuş'a hem de yazara kocaman ♥️ altını çizdiğim yerleri de özellikle paylaşmak istedim. tecrübeler, duygular, fikirler birbirini çok sık tekrar edebiliyor. acaba hangimiz 15 yaşındayken kaçmak istemedik ya da hangimiz bizi büyütenlere sık sık öfkelenmedik, onları suçlamadık? hangimiz kendimizin -bazı zamanlarda- şahsi sabotajcısı olmadık? bize verilmeyenden vazgeçmek hangimiz için zor olmadı? veya geçmişin izlerinden kaçamamak ya da o izler tarafından takip edilmek bize özgü mü? bunları düşünmediğim zaman yok. ve bunları düşünürken doğduğumuz yere karşı -bazen- düşman kesilmek, çok suçlayıcı olmak. bu kitabı okurken bildiğim önemli şeylerden birinin geçmişin bize hatalarından arındırılmış olarak geldiğini (a.k) hatırladım. buna rağmen bizden önce bir başkasının olması her zaman rahatlatıcı değil. kendi olmaktan hiçbir zaman vazgeçmek istemeyenler için. 💔
Okuduğunuz ilk Gürbilek kitabı değilse, pek çok aşinalık yaşayacaksınız okurken; zira daha önce ele aldığı Doğu/Batı karşıtlığı, ezici baba figürü gibi konuları derinleştiriyor bu kitabında yazar. Her bakımdan kitabın geri kalan tüm bölümlerinden çok farklı olan son bölüm de, ele aldığı yazar ve düşünür Orhan Koçak'ın yazdıkları gibi zor anlaşılır bir dil ve içerikle kaleme alınmış.
“Hiçbir yapıt boşluğa doğmaz; akan nehre sonradan eklenir. Bu dünya bizden önce de düşünülmüştür; bütün yapıtlar kendilerinden önceki yapıtlarla yapılmış bir konuşmanın izini taşır.”
“Dil bu dünyayı anlamamızın saydam bir vasıtası değil, o dünyayı var eden ortamlardan biri; eğer dil değişmezse bu dünya da değişmez; öyleyse dil değişmelidir.”
“Aynı yüzyılda birçok avrupalı yazar Doğu’yu fethedilmeyi bekleyen bir uysal dişi olarak hayal ediyorsa, Tanzimat yazarı da Avrupa’yı benzer biçimde hayal ediyor, kudretini kaybeden bir inparatorluğun yazarı olmasına rağmen erilliği kendine yakıştırıyor, yabancı kültüre nüfuz etme arzusunu kadına nüfuz etme arzusu olarak görebiliyordur…”
Birincisi, hiçbir yapıt boşluğa doğmaz; akan nehre sonradan eklenir. Bu dünya bizden önce de düşünülmüştür; bütün yapıtlar kendilerinden önceki yapıtlarla yapılmış bir konuşmanın izini taşır.
Nurdan Gürbilek'in denemeleri ile sonunda tanıştım. Övüldüğü kadar varmış gerçekten. Benden Önce Bir Başkası kitabındaki denemelerinde yazar "Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'sını Kafka'nın Dönüşüm'üyle, Kafka'nın Babama Mektup'unu Oğuz Atay'ın "Babama Mektup"uyla, Tanpınar'ın günlüklerini Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ıyla, Benjamin'in Pasajlar'ını Tanpınar'ın Beş Şehir'iyle, Peyami Safa'nın "Şark Nedir?"ini Cemil Meriç'in Bu Ülke'siyle, Cemil Meriç'in Bu Ülke'sini Edward Said'in Şarkiyatçılık'ıyla birlikte ele alıyor."
Çapraz okuma nasıl yapılır hakkında ders niteliğinde bir çalışma olmuş. Sanatçıların birbirinden ayrı adalar olmadığı, sanatın ve kültürün toplumsal kodları aşan devamlılığı ve bağlantıları hakkında aydınlatıcı metinlere imza atmış Nurdan Hanım.
Birbiri ile karşılaştırılan metinleri okumamış olsanız bile denemelerden sıkılmazsınız çünkü yazar yaptığı alıntılar ile bağlamı kavramınızı sağlıyor.
Benim için oldukça öğretici oldu bu kitabı okumak. Tek eleştirim; metinlere psikolojik bir bakış açısı ile bakılmasının eksikliğini duymak oldu. Bu hususta değinmeler var tabii. Peyami Safa ile ilgili olarak açıkça bu alana girilmeyeceği belirtilmiş. Fakat yazarın uzmanlık alanı olmayan yerde söz söylemekten imtina etmesini çok iyi anlıyorum.
Ele aldığınız kitaplar hakkında teorik okumalar yapıp farklı bakış açıları kazanmak isterseniz mutlaka okuyun derim Benden Önce Bir Başkası kitabını.
Kitap nefis. Hiç düşünmeden 5 yıldız vermeyi planlıyordum. Ancak Orhan Koçak’lı bölüm, fazla, yersiz, abartılı ve ifadesiz geldi. Koçak, bu kitaptaki isimlerin gramaj olarak çok altındadır. Önemsizdir hatta. Hele karşılaştırmalı olarak okunması kabul edilemezdir.
"Her yazar etkilendiği kitaba kendi kapısından girer" diyor Nurdan Gürbilek. Kapıdan girenlerin kümesine okuru da ekleyerek, bu kitabın içinde Dostoyevski, Atay, Kafka, Tanpınar, Benjamin, Meriç, Safa, Said gibi pek çok kapıyı bulunduran görkemli bir "ev" olduğu söylenebilir. Kapıdan içeri bir girildi mi de "benim içimdeki çocuk hiç büyümedi... yaşamadığı için büyümedi hiç, amcası" demeye devam eden Hikmet ile hasret giderilip Kafka sayesinde yenilgiler sevecenlikle bağırlara basılır, "devcileyin boyuttaki güçsüzlük" bir yabancılaşma yakarışı olmaktan kurtarılıp kendisine gereken bakım gösterilir, şunun gibi mükemmel cümlelerin gölgesinde gökyüzü [tavan] izlenir : "Taksim-i şahsiyet; şahsiyet bölünüyor çünkü. Ama aynı zamanda tezyid-i şahsiyet; iç dünya daha kalabalık artık. (Evet, "ben'in farklı temcilcilerinin birbiriyle konuşmaya artık katlanabiliyor olması")