What do you think?


Türkiye'nin Düzeni: -Dün, Bugün, Yarın- 2 Cilt Takım
Paperback
Published January 1, 2003
About the author
Doğan Avcıoğlu
19 books39 followers1926 yılında Bursa’da dünyaya geldi. İlk ve Ortaöğrenimini tamamladıktan sonra Fransa’ya gitti. Fransa’da iktisat ve siyasal bilimler eğitimi gördü. 1955’de Türkiye’ye dönerek Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde asistan oldu. 1956’dan sonra haftalık Akis ve Kim dergilerinde yazıları yayımlandı. Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Araştırma Biriminde çalıştı ve partinin yayın organı Ulus Gazetesinde yazılar yazdı. 27 Mayıs 1960’tan sonra CHP kontenjanından Kurucu Meclise üye seçildi. 1961 Anayasasının hazırlanmasında görev aldı. 1960-61’de Vatan ve Ulus Gazetelerinde yazarlık, Ankara Radyosunda dış haber yorumculuğu yaptı.
1961’de Mümtaz Soysal ve Cemal Reşit Eyüboğlu ile birlikte Yön Dergisini kurdu. 1967’ye değin yayınlanan Yön Dergisi,1960’tan sonra belirli bir gelişme gösteren Türkiye Sol Hareketi içinde bir tür “Kemalist sosyalizm” anlayışının savunuculuğunu yaptı. 1960 sonrası sol düşünce ve eylemin biçimlenmesinde derin etkileri olan bu dergi , 1930’lardaki Kadro hareketinin görüşleriyle önemli benzerlikler taşıyordu. Avcıoğlu’na göre üstyapı alanında başarılı olan Kemalist devrim altyapıda, dışa bağımlı sermaye ile toprak ağalarının etkisini kıramamıştı. Dolayısıyla Kemalist devrimin altyapıda sürdürülmesi, radikal bir toprak reformu ,devletçi sanayileşmenin ve ekonomik alanda tam bağımsızlığın gerçekleştirilmesi halen Türkiye’nin gündemindeydi.
Doğan Avcıoğlu 1968’de yayınladığı Türkiyenin düzeni adlı kitabında Türkiye’nin geri kalmışlığının nedenlerini araştırıyor, yukarıdaki öğeleri içeren “Milli Devrimci Kalkınma Modeli” adını verdiği bir tür devletçi- sosyalist bir ekonomi modeli öneriyordu. Topladığı ilgi kadar eleştiriye de uğrayan Türkiye’nin Düzeni adlı yapıt siyasal etkisinin yanı sıra, Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapısı ve tarihi üzerine araştırmaların yaygınlaşmasında çığır açıcı bir rol oynamıştır.
Doğan Avcıoğlu, 1963-65 arasında Türk-iş Araştırma Merkezi Müdürlüğü, 1968-69’da CHP Yüksek Danışma Kurulu Üyeliği yaptı.1969’da Yön’deki siyasal görüşlerini daha net bir şekilde dile getirdiği haftalık Devrim gazetesini çıkardı. Bu Gazete 12 Mart 1971 Muhtırasında kapatıldı.
Avcıoğlu 1971’de yayımladığı Devrim Üzerine adlı kitabında, öngördüğü devrim stratejisi ve programı konusundaki görüşlerini dile getirdi. Ona göre devrim, Kemalist aydınların yol göstericiliğinde, Kemalist askerlerin öncülüğünde bir geniş cephe tarafından gerçekleştirilebilirdi.
12 Mart döneminde emekli general Cemal Madanoğlu ile birlikte tutuklanarak, orduyu isyana teşvik iddiasıyla yargılandı ve beraat etti.
1973 sonrasında siyasal yaşama katılmadı. Milli Kurtuluş Tarihi ve Türklerin Tarihi adlı çalışmalarını hazırladı. 4 Kasım 1983’de öldü.
1961’de Mümtaz Soysal ve Cemal Reşit Eyüboğlu ile birlikte Yön Dergisini kurdu. 1967’ye değin yayınlanan Yön Dergisi,1960’tan sonra belirli bir gelişme gösteren Türkiye Sol Hareketi içinde bir tür “Kemalist sosyalizm” anlayışının savunuculuğunu yaptı. 1960 sonrası sol düşünce ve eylemin biçimlenmesinde derin etkileri olan bu dergi , 1930’lardaki Kadro hareketinin görüşleriyle önemli benzerlikler taşıyordu. Avcıoğlu’na göre üstyapı alanında başarılı olan Kemalist devrim altyapıda, dışa bağımlı sermaye ile toprak ağalarının etkisini kıramamıştı. Dolayısıyla Kemalist devrimin altyapıda sürdürülmesi, radikal bir toprak reformu ,devletçi sanayileşmenin ve ekonomik alanda tam bağımsızlığın gerçekleştirilmesi halen Türkiye’nin gündemindeydi.
Doğan Avcıoğlu 1968’de yayınladığı Türkiyenin düzeni adlı kitabında Türkiye’nin geri kalmışlığının nedenlerini araştırıyor, yukarıdaki öğeleri içeren “Milli Devrimci Kalkınma Modeli” adını verdiği bir tür devletçi- sosyalist bir ekonomi modeli öneriyordu. Topladığı ilgi kadar eleştiriye de uğrayan Türkiye’nin Düzeni adlı yapıt siyasal etkisinin yanı sıra, Türkiye’nin sosyo-ekonomik yapısı ve tarihi üzerine araştırmaların yaygınlaşmasında çığır açıcı bir rol oynamıştır.
Doğan Avcıoğlu, 1963-65 arasında Türk-iş Araştırma Merkezi Müdürlüğü, 1968-69’da CHP Yüksek Danışma Kurulu Üyeliği yaptı.1969’da Yön’deki siyasal görüşlerini daha net bir şekilde dile getirdiği haftalık Devrim gazetesini çıkardı. Bu Gazete 12 Mart 1971 Muhtırasında kapatıldı.
Avcıoğlu 1971’de yayımladığı Devrim Üzerine adlı kitabında, öngördüğü devrim stratejisi ve programı konusundaki görüşlerini dile getirdi. Ona göre devrim, Kemalist aydınların yol göstericiliğinde, Kemalist askerlerin öncülüğünde bir geniş cephe tarafından gerçekleştirilebilirdi.
12 Mart döneminde emekli general Cemal Madanoğlu ile birlikte tutuklanarak, orduyu isyana teşvik iddiasıyla yargılandı ve beraat etti.
1973 sonrasında siyasal yaşama katılmadı. Milli Kurtuluş Tarihi ve Türklerin Tarihi adlı çalışmalarını hazırladı. 4 Kasım 1983’de öldü.
Ratings & Reviews
Friends & Following
Create a free account to discover what your friends think of this book!
Community Reviews
Displaying 1 - 1 of 1 review
January 8, 2026
Bugünden bakıldığında ciddi şekilde eleştirilebilir tezleri olsa da, 1960'ların sonunda birkaç sandık kitapla bir eve kapanıp 1.5 sene içerisinde bu kitabı yazabilmek cidden delilik. Sırf bu nedenle bile Faruk Gürler'i isabetli sözlerinden dolayı kutlarım.
Kitabın temel tezlerini şöyle özetleyebiliriz sanırım: ATÜTçülerin dediği gibi, 17.yy öncesi Osmanlı toplumu öyle durağan ve gelişmeye kapalı bir toplum değildi. Hatta kıyaslandığında ticari canlılık ve teknolojik gelişme açısından dönemin Batı toplumlarından daha bile ilerideydi. Ancak Avrupa devletlerinin okyanus ötesi hamleleri, ticaret yollarının değişmesi ve Batı'daki devlet destekli sermaye birikimi sonrasında Osmanlı bu gücünü ve canlılığını yitirdi. Daha sonrasında ise adım adım Batı'nın Osmanlı'yı bilinçli olarak geri bıraktığı bir tarihsel süreç yaşandı. Yani aslında Osmanlı kendi imkanlarıyla kapitalist kalkınmasını gerçekleştirebilirdi, bu yönde bir potansiyel vardı ancak bu emperyalist müdahale nedeniyle olmadı. Bu noktada bağımlılık ekolünün tezlerinden alınan ilhamı çok net bir şekilde görüyoruz. M.Kemal önderliğindeki cumhuriyetçiler bu bağımlılık ilişkisini kırmaya çalışmışlarsa da, sınıfsal temelleri gereği bu hedeflerine ulaşamamışlardır. 1946 sonrasında bağımlılık ilişkileri ise yeni oluşan, Avcıoğlu'unun tutucu güçler koalisyonu diye adlandırdığı tarihsel blok tarafından tekrardan çok daha güçlü biçimde tesis edilmiştir.
Bu bağımlılık ilişkisini kırmak ve zinciri koparmak adına Avcıoğlu'nun önerdiği tez, aydınlar ve zinde güçler olarak adlandırdığı ordu öncülüğünde yukarıdan aşağıya gerçekleştirilebilecek bağımsız bir kalkınma ve sanayileşme hamlesi. Bu noktada da dönemin Nasırcılığının etkilerini çok açık biçimde görebiliyoruz. Zira kendisi o dönemde TİP'in 1965 sonrası girdiği rota nedeniyle, parlamenter yoldan da ümidini kesmiş. Avcıoğlu'nu anti-demokratik olarak suçlamak çok yersiz olur. Zira halkın demokratik özgürlüklerinin ve örgütlenmesinin olmazsa olmaz olduğunu her seferinde belirtiyor ancak dönemin Türkiye'sinde alttan neşet edecek bir kalkınma hamlesinin mümkün olmadığını düşünüyor, çünkü işçi sınıfı ve köylülerde böyle bir potansiyel görmüyor. Ancak orduyu ve aydınları da ezel-ebed bir çözüm olarak değil daha çok vurucu güç olarak geçiş süreci iktidarı olarak görüyor.
Avcıoğlu'nun Osmanlı'ya ve bürokrasiye dair tespitlerinin dönemin birçok aydınından çok daha incelikli olduğunu söylemek mümkün. Ancak 1970 Haziran'ında binlerce işçi İstanbul'u sallamışken 1971 Mart'ında darbe macerasına kalkışması ve sonrasında aktif politik hayattan tamamen çekilmesinin stratejisinin sakatlığını ve biraz da talihsizliğini gözler önüne seriyor diyelim.
Kitabın temel tezlerini şöyle özetleyebiliriz sanırım: ATÜTçülerin dediği gibi, 17.yy öncesi Osmanlı toplumu öyle durağan ve gelişmeye kapalı bir toplum değildi. Hatta kıyaslandığında ticari canlılık ve teknolojik gelişme açısından dönemin Batı toplumlarından daha bile ilerideydi. Ancak Avrupa devletlerinin okyanus ötesi hamleleri, ticaret yollarının değişmesi ve Batı'daki devlet destekli sermaye birikimi sonrasında Osmanlı bu gücünü ve canlılığını yitirdi. Daha sonrasında ise adım adım Batı'nın Osmanlı'yı bilinçli olarak geri bıraktığı bir tarihsel süreç yaşandı. Yani aslında Osmanlı kendi imkanlarıyla kapitalist kalkınmasını gerçekleştirebilirdi, bu yönde bir potansiyel vardı ancak bu emperyalist müdahale nedeniyle olmadı. Bu noktada bağımlılık ekolünün tezlerinden alınan ilhamı çok net bir şekilde görüyoruz. M.Kemal önderliğindeki cumhuriyetçiler bu bağımlılık ilişkisini kırmaya çalışmışlarsa da, sınıfsal temelleri gereği bu hedeflerine ulaşamamışlardır. 1946 sonrasında bağımlılık ilişkileri ise yeni oluşan, Avcıoğlu'unun tutucu güçler koalisyonu diye adlandırdığı tarihsel blok tarafından tekrardan çok daha güçlü biçimde tesis edilmiştir.
Bu bağımlılık ilişkisini kırmak ve zinciri koparmak adına Avcıoğlu'nun önerdiği tez, aydınlar ve zinde güçler olarak adlandırdığı ordu öncülüğünde yukarıdan aşağıya gerçekleştirilebilecek bağımsız bir kalkınma ve sanayileşme hamlesi. Bu noktada da dönemin Nasırcılığının etkilerini çok açık biçimde görebiliyoruz. Zira kendisi o dönemde TİP'in 1965 sonrası girdiği rota nedeniyle, parlamenter yoldan da ümidini kesmiş. Avcıoğlu'nu anti-demokratik olarak suçlamak çok yersiz olur. Zira halkın demokratik özgürlüklerinin ve örgütlenmesinin olmazsa olmaz olduğunu her seferinde belirtiyor ancak dönemin Türkiye'sinde alttan neşet edecek bir kalkınma hamlesinin mümkün olmadığını düşünüyor, çünkü işçi sınıfı ve köylülerde böyle bir potansiyel görmüyor. Ancak orduyu ve aydınları da ezel-ebed bir çözüm olarak değil daha çok vurucu güç olarak geçiş süreci iktidarı olarak görüyor.
Avcıoğlu'nun Osmanlı'ya ve bürokrasiye dair tespitlerinin dönemin birçok aydınından çok daha incelikli olduğunu söylemek mümkün. Ancak 1970 Haziran'ında binlerce işçi İstanbul'u sallamışken 1971 Mart'ında darbe macerasına kalkışması ve sonrasında aktif politik hayattan tamamen çekilmesinin stratejisinin sakatlığını ve biraz da talihsizliğini gözler önüne seriyor diyelim.
Displaying 1 - 1 of 1 review


