Mağara Arkadaşları, daha önce Kapak Kızı, Taş Kâğıt Makas, Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek, Evvelotel ve Aziz Bey Hadisesi adlı kitaplarını yayınladığımız Ayfer Tunç’un edebiyatının anlamlı başlangıcı olarak nitelediği kitabı. Tunç, bu kitabıyla öykücülüğümüzün usta yazarları arasına girmişti. Mağara Arkadaşları, büyük kentin karmaşası içinde kendi evlerine, kendi “mağara”larına kapanmış, insanları anlatıyor. Kitapla aynı adı taşıyan öykünün kahramanı bir apartman; Ayyıldız Apartmanı, katlarından birinde oturan Ayyaş Yazar’ın çok yakında saygın bir isim olacağını, böylece apartmanın itibarını da kurtaracağını düşünür. Ama yazar günlerini yedi katlı bu apartmanda Yedi Uyurlar söylencesini yeniden yazmayı düşünmekle geçirmekte, sonuç alamamaktadır. Ayfer Tunç’un başından beri kurduğu dil ve insan merkezli anlatım, onun kitaplarını geniş bir okur kitlesine taşıdı. Öyküseverlerin kaçırmamaları gerekiyor.
Erenköy Kız Lisesi'nin ardından İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu. Üniversite yıllarında çeşitli edebiyat ve kültür dergilerine yazılar yazmaya başladı. Edebiyat üzerine ilk yazılarını 1983 yılından itibaren çeşitli dergilerde yayımladı. 1989 yılında gazeteciliğe başladı. Sokak dergisinde, Güneş ve Yeni Yüzyıl gazetelerinde çalıştı. 1989 yılında "Saklı" başlıklı öyküsüyle Cumhuriyet gazetesinin verdiği Yunus Nadi Öykü Ödülü'nü kazandı. 1999-2004 yılları arasında Yapı Kredi Yayınları'nda yayın yönetmeni olarak çalıştı. 2001 yılında yayımlanan Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek başlıklı yapıtı, 2003 yılında altı Balkan ülkesinin katılımıyla düzenlenen Balkanika Ödülü'nü kazandı ve altı Balkan diline çevrilmesine karar verildi. 2003 yılında Sait Faik'in öykülerinden hareketle yazdığı Havada Bulut başlıklı senaryosu filme çekildi ve TRT'de gösterildi. Aliye ve Binbir Gece dizilerinin senaryo ekibinde yer aldı.
Eserleri
* 1989 - Saklı, Cem Yayınları, 1989, Öykü * 1992 - Kapak Kızı, Simavi Yayınları, 1992, Roman * 1995 - İkiyüzlü Cinsellik, Altın Kitaplar, 1995, Araştırma (Oya Ayman ile) * 1996 - Mağara Arkadaşları, Yapı Kredi Yayınları, 1996, Öykü (ISBN 978-975-3635-16-5) * 2000 - Aziz Bey Hadisesi, Yapı Kredi Yayınları, 2002, Öykü (ISBN 978-975-3635-68-4) * 2001 - Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek, Yapı Kredi Yayınları, 2004, Yaşantı (ISBN 978-975-0806-63-8) * 2003 - Taş - Kağıt - Makas, Yapı Kredi Yayınları, 2004, Öykü (ISBN 978-975-0806-85-8) * 2006 - Evvelotel, Can Yayınları, 2006, Öykü (ISBN 978-975-0706-30-1) * 2007 - Ömür Diyorlar Buna, Can Yayınları, 2007, Yaşam Dizisi (ISBN 978-975-0707-77-3) * 2009 - Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi, Can Yayınları, 2009, Roman Dizisi (ISBN 978-975-0710-24-7) * 2010 - Yeşil Peri Gecesi, Can Yayınları, 2010, Roman Dizisi (ISBN 978-975-0712-18-0) * 2011 - Suzan Defter, Can Yayınları, 2011, Roman Dizisi (ISBN 978-975-0712-97-5) * 2014 - Dünya Ağrısı, Can Yayınları, 2014, Roman Dizisi (ISBN 978-975-0719-28-8) * 2018 - Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura, Can Yayınları, 2018, Roman Dizisi (ISBN 978-975-0736-80-3) * 2020 - Osman, Can Yayınları, 2020, Roman (ISBN 978-975-0745-52-2)
Senaryo Düş, Gerçek, Bir de Sinema (1995) Usta (2008) 72. Koğuş (2011)
Ayfer Tunç sevdiğim bir yazar, çağdaş edebiyatımızın da güçlü isimlerinden. Ancak, ilk kez 20 yıl önce yayınlanan bu kitabını, birkaç öykü (Cinnet Bahçesi, Küçük Kuyu ve Alafranga İhtiyar bence en iyileri) dışında sevemedim. Çok tahmin edilebilir, dram boyutu yoğun, adeta bu bakımdan ağdalı öyküler genelde. Kitaba adını veren öykü ise tam bir felaket. Elbette zevk meselesi ama Ayfer Tunç'un çok iyi kitapları varken bununla vakit kaybetmeyin derim.
yeni kitap sanarak başlamıştım, değilmiş; bunu hissettikten sonra araştırınca öğrendim. "sanki birinin ilk kitabı gibi" dedim. tam olarak ilk mi bilmiyorum ama belli ki ilklerden biri. neyse. hissedebildiğim için kendime +1.
kitapla ilgili iki sorunum var. birincisi bazı öyküler ayfer tunç'a göre çok zayıf kalıyor, muhtemelen ilk kitap olmasından kaynaklı bu. ama hiç tanımadığım bir yazarın bile olsa okurken sıkılacağım öyküler var. bi de ayfer tunç'a ait gibi değil. ikincisi öyküler arasında bi pattern yok. mesela bana öykü okumayı sevdiren kitaplardan biri ayfer tunç'un taş-kağıt-makas'ıdır, onda hiçbir öykü benzer konulardan bile bahsetmediği halde sonunda bi bütünlük hissi vermişti. bunda her bir öyküde tekrar adapte olmak için uğraştım. tabi bu ikinci sorun fazlasıyla subjektif. ciddiye almayabilirsiniz.
tüm öykülerdeki anlatıcının erkek olduğu kitabına ilk kez denk geliyorum sanırım, öykü gibi değil de daha çok içini döken adamların yazdıklarını okumuş gibiyim. yine oldukça karanlık öyküler var, ama çok güçlü çok güzel. ilk hikayeyi pek sevmedim onunda dışında tüm öyküler güzel. ses tutsağı ve cinnet bahçesi favorilerim.
Neden Ayyıldız apartmanı hariç karakterlerin hepsi erkek? Ayrımcılık değil de, her defasında şaşırıp birkaç sayfa geriye gidiyorum. Benim şahsi eksikliğim bir yandan, bir yandan edebiyatımızdaki en iyi kadın yazarlardan birinin de erkekleri anlatmaya daha çok değer bulması sanki üzerinde biraz düşünülesi.
Çok fazla yazar için bunu söyleyemem; ancak Ayfer Tunç için artık rahatlıkla "ne yazsa okurum" diyebilirim. Kalemini çok seviyorum. Okurken çok etkileniyorum. Mağara Arkadaşları da belki de onu tam aradığım zamanda karşıma çıktı. Uzun zamandır öykü okumayan bünyeme çok iyi geldi. Her öyküyü büyük bir keyifle okudum. Hatta bir kısmından o denli etkilendim ki sanki okumamışım da Tunç hikayesini anlatırken ben de o anlattığı hikayeye şahit olmuşum gibi hissettim. Bazı öyküler zihnimde capcanlı duruyor hâlâ.
“Ve hayat belki de şu anda birilerine yeni, hiç tecrübe edilmemiş ve nasıl bir neticeye varacağı kestirilemeyen yeni cilveler hazırlıyor. Bunu düşünmek bile hayat denen maceranın hakikaten macera olduğuna inanmama kâfi geliyor”
Tek tesellim Ayfer Tunç’u bu kitapla tanımamış olmam :) Gerçek bir Ayfer Tunç okuyucusuyum. YAZARIN okumamış olduğum tek kitabı buydu. Bir ilk kitap olarak bile epey vasat bence. Son öyküler akmadı bir türlü. Ama yazarın şahane gelişimini görmek beni çok mutlu etti. En sevdiğim öykü Alafranga İhtiyar oldu.
İlk kez Ayfer Tunç okuyacaksanız bu kitapla başlamayın lütfen. :)
Bir yazarın külliyatına giriş yapmak istiyorsam mümkünse kronolojik bir izlek edinmeye gayret ediyorum. Aslında (tabi doğru şekilde süzme kapasitesine sahip olunduğunu varsayarak söylüyorum) teknolojik gelişmenin geldiği nokta itibariyle hem görsel hem de işitsel anlamda bunca kaliteli içerikle kuşatıldığımız bir zaman diliminde bu tercihimi bir nevi hovardalık olarak da görmüyor değilim. Yani okunacak, izlenecek, dinlenecek, ilgilenilecek, üzerine kafa yorulacak bir ton şey var dünyada; ve insan ömrünün tüm bunlara hakkaniyetli biçimde yetmeyeceği çok açık!
Ayfer Tunç merak ettiğim bir yazardı. İnternette pek de itina etmeden göz attığım yorumlara istinaden kabaca edindiğim izlenim, 8 hikayeden müteşekkil bu kitabın, kendisinin en iyi eserlerinden biri olmadığı yönündeydi. Hikayelerden pek etkilendiğimi söylemesem de yazarlığı kariyer olarak benimsemeye karar vermiş kişinin -ki parçalardan bir tanesi de bunu konu ediyor- ilk etapta ürettiği işleri gözlemleme açısından fena olmayan bir deneyim sunuyor. 1990 ile 1995 yılları arasında yazılmış öykülerin, muharririn olgunluk dönemi eseri olmadığı muhakkak; ancak diğer kitaplarına zaman ayırma konusunda heves kırdığını da iddia edemem.
Okuduğum ilk Ayfer Tunç kitabı ve son olmayacak. Sekiz yalnızlık dolu hikayeden oluşuyor diyebiliriz sanırım bu hikayeler için. Nihan kaya hiçbir kitap özetlenemez her kitabın ifadesi kendisidir diyor ama benim bunu yapmama gerek yok kitabın arka kapağı kitaba dair çok güzel fikir veriyor zaten. Yalnızlığın içinde bütün duyguları yaşatıyor size kitap: umut, hüzün, bekleyiş, cinnet, aşk ve yanılgı ve dahası. Küçük Kuyu hikayesini Göksel Baktagir Masum Aşk fonunda okumanızı tavsiye ederim. Acaba bir yanılgı mıydı Leyla?
Kendimi unutmak için seslerle oyalanıyordum. Seslere veriyordum benliğimi… Buna, bir şehri tanımak denebilirdi belki. Belki bir yalnızlığı tanımaktı. Kocaman bir şehrin yalnızlığını tanımaktı. Sesler, her şeyi ele verirdi….
Ne yazsa okurum dediğim sevdiğim yazarın maalesef ki bu kitabını okurken çok sıkıldım :/ Belki Ayfer Tunç dilinin hikaye örgüsüne tutunamadım, belki ânı değildi belki de beklentim yüksekti bilemiyorum. Evet içinde iyi öyküler de var ama bütüne baktığımda benlik değildi.... Ben romanlarından devam, çünkü bu sene tüm külliyatını devirmeye söz verdim kendime ;)
Ayfer Tunç'tan yalnızlık temalı 8 öykünün yer aldığı bir kitap. 3 tane hikayesi muhteşemdi. Sanırım uzun süre aklımdan çıkmaz, 1 tanesini beğenmedim, gerisi de klasik A.Tunç hikayeleri. Şöyle bir göz gezdirirsek kısaca;
1- Mağara Arkadaşları : Öykünün kahramanı bir apartman, içinde yaşayan kişileri, bağlantılarını ve yalnızlıklarını apartman dilinden anlatıyor. 2- Ses Tutsağı : En beğendiğim öyküsü bu oldu benim için. Bir gün balkonunda oturuken üst katındaki komşusunun neden olduğu sesler ile onu hayal etmeye başlayan adamın hikayesini konu alıyor. 3- Cinnet Bahçesi : Bir cinayetin anatomisini anlatıyor öykümüz, bir çok kişinin bakış açısıyla tabii ki. Biraz gerçek kesit tadında ilerliyor :) 4- Gençlik Sabah Çiyidir : Çok çok güzel bir öyküydü, yaşlılık hallerini, hayattaki amaçları anlatan, sessiz başlayıp tatlı devam ederken ilginç biçimde sonlanan bir hikaye. 5- Küçükkuyu : Beğendiğim bir diğer öykü. Bunu daha önce OT dergisinde okumuştum. Biraz nefes almak için bir kasabanın pansiyonuna yerleşen adamın hayatı orada tanıştığı pansiyon sahibinin kızıyla değişecektir. 6- Siz ve Şakalarınız : Huzur evinde kalan bir kadının ikinci baharını yaşamak isterken yaşadıklarını anlatıyor. Fena değildi. 7- Alafranga İhtiyar : Hafiyelik peşinde koşan bir gencin karşılaştığı bir kapıcının senfoni konserlerine gitmesini araştırmasıyla ve adamın hayatını merak etmesiyle gelişiyor. Güzeldi. 8- Ana Renkler Grubu : 3 mini öykü var bunun içinde. Beğenmediğim tek öykü buydu.
2020 - Bu, kitabı ikinci okuyuşum. Kitap yalnızlık temalı ve birbirinden hüzünlü sekiz hikayeden oluşuyor. İlk okuduğumda favori hikayem Mağara Arkadaşlar'ıydı. Bu okumamda ise Cinnet Bahçesi hikayesini daha güzel buldum.
--- 2016 - İçerisinde birbirinden güzel hikayeler var. Ben en çok kitaba da ismini veren, "Mağara Arkadaşları" hikayesine tutuldum. Nedense kişilik kazandırılmış nesneler, ev olur, bina olur, terlik olur. Mağara arkadaşlarının kahramanı da yaşlı bir bina...
Hikayeler yazım sırasına göre; çok iyi, iyi, orta diye gidiyor. Hikayelerde üslup her seferinde farklılaşıyor. Bu da hikayelerin gerçekçiliğini arttırıyor.
“Keşke böyle olmasaydı her şey..” “Ya da her şey böyle olsaydı da, ben umarsız olsaydım, olamadım..” (Bir apartmanın yakınmasına sahibiz.) * …‘İçinde yaşadığımız devir, her ne kadar ilmî yönden çok zenginleşmiş, türlü türlü cihazlarla teçhiz edilmişse de insanî bakımdan çok trajiktir. O türlü nev’iden cihazlar, fukaralığa, harplere, insanoğlunun her an biraz daha düşmesine ve mahvolmasına mani olamamaktadır. Elinden bir şey gelmeyen, gelmediğini düşünüp teselli bulan devrin insanı, bu büyük vahşeti ve trajediyi görmezden gelmek için ister istemez kendine ferdî ve eğlendirici meşgaleler bulma gayreti içindedir. İstikbâlinden endişe eden, sırtında kendini himaye edecek bir kuvvet hissedemeyen nesil, bugününü neşeli geçirmek için her türlü maskaralığa göz yummakta ve bu hâl, bilhassa devrin gencini zekâsı mukabilinde muzip kılmaktadır. ’… . Birçok yerde gençliğe çok fazla atıfta bulunması dikkatimi çekti ya da artık neredeyse her yazarda rastladığım bu atıflara rastlamak eksiklik hissetmememi sağladı. Yine de yerinde ve güzel tespitler. İyi Okumalar!
Bir hafta önce başladığım ve ilk hikaye yüzünden okumaya devam edemediğim kitabı dün gece birkaç saatte bitirirdim.İlk hikaye inanılmaz sıkıcıydı.Sonra devam ederim diye bıraktığım kitabı bu yüzden elime almak istemedim.Alafranga İhtiyar ve Cinnet Bahçesi dışındaki hikayeleri de sevemedim.İlk kez yazarı okuyacaksanız,önce diğer kitaplarından başlayın derim.Diğer kitaplarındaki olağanüstü başarısına bu kitapta yaklaşamamış.Bu kitabıyla değerlendirerek,böyle muhteşem bir yazardan mahrum kalmanızı istemem.
Her zamanki Ayfer Tunç kalemi. Ancak "Alafranga İhtiyar" isimli eski dille yazilmis hikayeyi okumakta zorlandim. Hoşuma gitmedi malesef. O kısmı biraz acele okudum en başta, sonrasında okumak biraz daha kolaylaşmış olsa bile yine de bildiğim, sevdiğim Ayfer Tunç tarzı gibi hissettirmediği için sıcak gelmedi bana. Geri kalanı bildiğimiz gibi, her zamanki gibi. Kalemine sağlık ve iyi ki var Ayfer Tunç.
Her Ayfer Tunç okuyuşumuz bayramdır. Her karakterin, her hikayenin içine derinlemesine girmemize olanak sağlayarak bizi uzun süreli bir keyfe zincirleyen romanları kadar olmasa da Ayfer Tunç öyküleri o kadar leziz ki bitmesin istiyorsunuz. Ses Tutsağı, Cinnet Bahçesi -ki bana Barteby’i anımsattı-, Küçük Kuyu ve Alafranga İhtiyar öykülerini çok beğendim.
Hikayelerin hepsi aynı keyifi vermiyor elbette, bazılarında konu hemen hemen aynı ama karekterlerin cinsiyeti farklı, bazısında anlatılan ana hikaye 2 sayfa ama oraya varmak 108 sayfa. Çok boğuyor ayrıntılar. Yazarın gelişimini görmek mümkün ama, bir dili var ve bu dil çok iyi gelişmiş.
Karşı dairede kimin oturduğunu bilmiyoruz, kim olduklarını hakkında fikrimiz yok oysa her gün aynı gerçekliğin iki ucunda günlerimizi geçiriyoruz. Ne kadar üzücü aslında. Mağara arkadaşlarıyız günün sonunda.