Keske kalksaymisim. O zaman babam carsaftaki kani gorup, “Batirmis yatagi, al su kizi buradan,” diyemezdi. Donumdaki kana baka baka oyle agladim ki, annem sabah sabah “Anirma,” diyerek bir tokat atti. Bir daha onun killi suratina bakarsam ne olayim. Ablam da yanima gelip, “Aglama salak ben de hastalandim, artik her ay hastalanacaksin,” dedi. “Ben hasta degilim yalan soyluyorsun,” deyince; “Tabii sen kralicesin, kraliceler hastalanmaz, kicimin kralicesi,” dedi. Pis pis guldu gitti. Bitirgen bir buyume hikâyesi. Kucuk bir kiz cocugu, ergenlik arifesinde neler yasadigini anlatiyor. Nasil aklettigini, nasil dayak yedigini, nasil direndigini, kufrettigini, kabullenmedigini, anlamaya calistigini mirildaniyor. Sututyen dumutyen daladami bulutyen diyor Hokucuk’a. Bulent abiyi, Mujde ablayi, Firat Bey’i, anarsitleri, opusurken gozlerini kapatanlari, aksam evde yemegi hazir isteyenleri kim hikâyelestirebilir ki zaten... Figen Sakaci, Pala Hayriye’nin evveliyatini resmediyor, Bitirgen’le hikâyenin basina donuyor. (Tanitim Bulteninden)
1971 İstanbul doğumlu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. 1989 yılında gazeteciliğe başladı, çeşitli gazete ve dergilerde muhabirlik, köşe yazarlığı yaptı. Televizyona dizi senaryoları yazdı. İş Bankası Kültür Yayınları’ndan Her Doğum Bir Mucizedir ve Mizah Zekânın Zekâtıdır adlı iki nehir söyleşi kitabı yayımlandı. Üçleme olarak tasarladığı roman serisinin ilk kitabı Bitirgen 2011’de (ilk baskısı Everest Yayınları’ndan), ikincisi Pala Hayriye 2013’te yayımlandı (İletişim Yayınları). Aynı kitaptaki “Pişti” hikâyesinden uyarladığı “Topuklu Terlik Süt Yapar” tiyatro oyunu, Aysa Prodüksiyon tarafından 2017’de sahnelendi.
Figen Şakacı'nın roman üçlemesinin ilk kitabı.. Bitirgen ile 80'lerde çocuk olmanın kitabı, 10'lu yaşlarındaki bir çocuğun tuttuğu günlüklerle anlatılıyor.. Gerçek, samimi bir hikaye anlatılıyor ancak (romanın kurgusu gereği) çok çocuk diline hapsedildiğini son bölümdeki iki anlatı ile daha belirgin bir şekilde hissediyorsunuz.. "Tıpkı Kabuk" ve "Ceviz Oynamaya Geldim Yoktun.." ile son sekiz sayfa, önceki bölümlerin de daha kuvvetli bir dil ile yazılabileceğini işaret ediyor.. Zira ikinci kitap "Pala Hayriye" de bunun doğrulandığını görüyorsunuz.. Sıralamadan bağımsız okunabilecek kitaplar olmasına rağmen daha fazla lezzet almak için, önce Bitirgen'in okunması iyi olur..
bitirgen'le anıları çocukluğumu anımsattı ya. herkesten gizlediğim, sırlarımı yazdığım bir günlüğüm vardı arkadaşım gibiydi, büyüdüm o arkadaşımı da kaybettim. o zamanlara götürdü beni, sonu hüzünlü bitse de çok sevdiğim bir kitap oldu.
Daha önce Pala Hayriye'yi okumuş ve sevmiştim. Bitirgen'i olumlu beklentiler ile elime aldım. Biraz hayal kırıklığı yaşadım. Sanırım anlatının ergenliğin başındaki bir çocuğun diline teslim edilmesi, Pala Hayriye'deki erişkin dil ile aktarılan 'dünya'nın aynı ustalıkla aktarılabilmesinin önünde bir engel olmuş.
Geçmişi kendi zamanında ve Bitirgen'in ağzından yazdığında Şakacı ister istemez geçmişe dair bugünün algısını okurun muhayyilesine (haydi iğneyi kendimize batıralım) becerisine bırakıyor. Ne ki, metin içtenlik ve sahicilik çerçevesine sığdırılmak için fazlasıyla çocuk dilinin lakırdısı sathında kalmış. Emrah Serbes kırk yaşında on altı yaşın diliyle konuşarak kırk yaşın dünyasını silkeleyen şeyler söyleyebiliyor. Ancak Şakacı on, on iki yaşın diliyle kırk yaşın dünyasına sıçrayamıyor. Bu bir eksiklik mi. Evet. Kanımca bunu görmesi gereken Şakacı değil editör olmalıydı. Kitap 2011'de Everest'den çıktığı için Levent Cantek'in de hareket imkanı haliyle sınırlı kalmış. Bence bugünden düne bakan ve bugünün bilgisini / Bitirgeni'ni bir anlatı imkanı olarak değelendirse idi çok farklı bir kitap olabilirdi. Bu kanaatte ısrarcı olmak için bir büyük iki küçük nedenim var. Büyük neden: Pala Hayriye. Küçük nedenler: Bitirgen'in nihayetine yaklaşırken Tıpkı Kabuk ve Ceviz Oynamaya Geldim Yoktun başlıklı iki metin.
Kitap kapağındaki fotoğraf ne kadar mükemmelse kapak tasarımında seçilen beyaz çerçeve o kadar kötü olmuş. Boğaza bakan bir yalının pencerelerine PVC pencere takılmış izlenimi veriyor. Kirli beyaz olmadı ekru bir çerçeve romandaki sıcaklığa daha güzel eşlik ederdi.
Çok başarılı buldum ben. O yaşta ergenliğe yeni adım atan bir çocuğun pencererinden gayet başarılı aktarılmış. Defalarca beni maziye sürüklemiş, kapatırken de gözyaşlarına boğmuştur
birbirlerine olan sevgilerini göstermeyi başaramayan, iletişim kurmada beceriksiz, yaş ve erkekliğin getirdiği otoritenin zaman zaman yüzünü gösterdiği bir ailede ve sosyal çevrede yetişen bitirgen'in ilk gençlik anlatıları. zaman zaman gülerek okuduğum kitabın son kısmı böğrüme oturmasa iyiydi. ne güzel eğleniyorduk, gerek var mıydı buna hiç bitirgen?
Kitap kapağından (iletişim 2020 basımı) son sayfasına kadar çok başarılı bi eser. Çocukluk ve ergenlik arasındaki o gelgitler, o karmaşa, bi çok şeyin var olması ama bi yandan hiç olmaması, hemcins ebeveyne duyulan haset, aslında tüm dünyaya duyulan öfke…hepsi çok güzel anlatılmış, sanki gerçek bir günlüğü okur gibi hissettim.
Bu tarz günlükvari yazılmış, samimi kitapları okumayı sevdiğimi daha önce de söylemiştim. Benzer tadı #rungülüzarrun da da almış mest olmuştum. Sevgili #figenşakacı da bizi bu üçlemesinde aynı lezzetle selamlıyor ve bir tekne kazıntısının büyüme sancısıyla baş başa bırakıyor okuru.
Kendinden büyük bir ağabey ve bir ablanın kardeş zulmü, o yaşlardaki çocukların istismara ne denli açık oldukları, o evlerdeki çocuk yalnızlığı öyle göze sokulmadan ama direkt verilmiş ki yazarı takdir etmemek elde değil. Devam kitaplarını inanılmaz merak ediyorum.
Ergenlik dönemi eşiklerinde, sert, mert, kendini, çevresini ve ailesini sorgulayan, bu arada kafası azcık fazla çalışan ve düşündüğünü olduğu gibi söylemekten çekinmeyen bir kız çocuğunun günlüğünden oluşmuş; . uzun bir hikaye... . ya da kısa bir roman... . . Tam yazın tatilde okumalık 😊😉
Aslında bu kitap uzun öykü, kısa roman arası bir şey. Baştan iyi gidiyordu ama ilerledikçe enteresan olsun hikaye çıksın diye abarttığı hikayeler sonuna doğru iyice kişiliksiz tiplemelere doğru evrildi. Hikayeyi ağzından dinlediğimiz kızımız sınıf birincisiyken istiklal marşını ezberleyemeyen anarşiste dönüştü. Aydın, solcu gibi duran edebiyat öğretmeni pedofil manyak çıktı gibi. Anne-baba kavgalarından, kardeşler arası şiddet falan feci baydı beni.. ama yine okunabilir.
Olaylar kızımızın okul tatiliyle başlıyor, arada bir '80 darbesi oluyor, Evren paşa sahneye çıkıyor okullar geç açılıyor falan, sonra kızımız okula geri dönüyor. Bu arada kaza kurşunuyla can veren komşular, aşık olunan solcu abi falan klişelerimiz var. Tabi olaylar küçük bir çocuğun ağzından olduğu için fazla detay yok.
O yılı bir şekil iyi hatırlıyorum, yazar kitapta ramazanı okullar açıldıktan sonra başlatmış. Kahraman komik bir macerayla camiye gitmiş, ama ben temmuz-ağustos gibi hatırlıyordum, kontrol ettim doğru hatırlıyormuşum. Küçük bir çocuğun başına belki 5 yılda gelebilecek olay ve düşünceleri ard arda sıralamak beni güldürmekten çok itti. Yine belli bir tarihsel döneme oturtulmuş hikayede tarihsel hatalar da tuz biber oldu.
Belki biraz gülümsetebilir beni diye başladığım, başlarda tatlı tatlı akan kitap bir yerden sonra (Fırat-mezarlık) beni derinden sarsmaya, kalbimi kırmaya, hatta yaralamaya başladı. Öyle ki birkaç sayfa okuyup uyuyayım derken hiç bırakamadım ve gecenin üçüne kadar sarsıla sarsıla ağlamaktan kendimi alamadım. Belki kitapta yaşananlar belki son iki bölümün kuvvetli dili belki de yaşadığımız felaket (6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri) dolayısıyla ülkece içinde bulunduğumuz korkunç ruh hali sebep oldu buna. Bilmiyorum. Ama Figen Şakacı'nın dilini seviyorum. Kendisini Kesekli Tarla ile tanımıştım. Diğer kitaplarını da mutlaka okuyacağım.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Bir ergenlik-büyüme hikâyesi. Figen Şakacı'nın Pala Hayriye'sini biliyorsanız bu kitabı okuyun. Ya da onu okuyacaksanız da önce bunu okumanız faydalı olabilir çünkü bağlantılar keşfedeceksiniz :) Türk Edebiyatı için başyapıt diyemesem de bu tür büyüme hikâyelerini ben seviyorum sanırım. Okuduktan sonra çok akılda kaldığını söyleyemem ancak okuması da keyifsiz değildi.
Özetle ortalama bir kitap, okuma oldu benim için. Bir günde okunabiliyor olması bir avantaj tabi.
Figen Şakacı'nın Pala hayriye kitaplarının ilki. 80l'lerde genç kızlığa geçişin güncesiydi. Keyifliydi ama sonrasında beni mahvetti. Darbe sonrasında olanlar... Ah Mujde ablası... Kaybolan hayatlar... Ve kücük seylerle mutlu olma hali şimdi ne uzak... Ve ortada sinir oldum hatta net söylemek gerekirse iğrendim... Bitirgen çok vurdun beni...
Kitapta bir derinlik duygusu hissedemedim. Küçük bir kız çocuğunun ağzından yer yer gülümseten muzip detaylar var. Hızlı ve kolay okunuyor. İnandırıcılık ve olay örgüsü konusunda bence sınıfta kalıyor. Bu yüzden de gülümsetirken içini burkan yan ya da ana hikaye bana çok geçmedi.
Dışlanan bir kız çocuğunun bakışından... Oldukça akıcı, bir günde okudum. Bazı cümleleri çok yaralayıcı. Bazı olaylar var, yazar üstünkörü geçiyor oraları, derinlemesine inse kitap çok daha sarsıcı olacakmış. Mesela öğretmeni Fırat ile yaşadığı hadise gibi / maruz kaldığı taciz gibi. Öneririm
Hangi kiz cocugunun tipki buna benzeyen bir gunlugu yok ki? Figen Sakaci oyle guzel noktalara temas etmis ki yazarken, kendi eski gunluklerimi okurken hissettiklerimi hissettim yeniden. Tanidik, bir uzun hikaye.
Samimi sıcacık bir dille yazılmış ,kelimelerle adeta oyun oynamış Figen Şakacı.Çocukluğum ,ergenliğim ,yaz tatilleri ,beni en çok vuran da babaya olan düşkünlük ve sevgi oldu . Zaman zaman gülümseyerek ,bazen gözlerim dolarak okudum.Kısacık ama vurucu bir kitap ,tavsiye ederim .
Çok farklı zaman, çok farklı ailelerin kızları olmamıza rağmen kendimi çok gördüm karakterde. Kadın hikayelerinin ne kadar ortak olduğunu gösterdi bu bana. Kendi yazdıklarım için de ilham oldu. Olaylar farklı ama duygularımız bir.
Sevgili hocam Nihan Bozok sayesinde tanıştığım yazar ve kitap. Okurken içinde hissettim kendimi. Hele günlüğün son cümlesinde koptum gittim. Çok güzeldi sırada Pala Hayriye var.
O kadar tatlı bir hikaye ki! Bazı yerlerde kendimi görür gibi oldum. Of ya, biz bu ülkenin küçük kızları. Neden böyle değersiz hissettirilmek zorundayız ki?
storytelden dinlediğim ikinci kitap oldu. hüzünlü bir hikayeydi bitirgen. bir çocuğun, günlüğü aracılığıyla bize aktardığı çoğu hissini ne güzel anlatmış yazar. sevdim ben. 🙂↔
Bitirgen, “Pala Hayriye” serisinin ilk kitabı. Giriş kitabını ve diğer iki kitabı, geçen yıl okuyup şok beğenmiştim. Özellikle son iki kitap, beni canevimden vurmuştu. Bitirgen, “küçük ve tatlı” kayısı anlamına geliyormuş. Bu bilgiyi yazar satır arasında size veriyor. Ana karakterin, (Hayriye) tuttuğu günlüğüne verdiği isim, aynı zamanda babasının kendisine sesleniş şekli “Bitirgen.”
Figen Şakacı’yı ilk kez okumuştum bu kitapla, o kadar sevdim ki çocuk dilini, seriyi bekletmeden okumuş, bu yıl ise ikinci kez okuyorum. O denli sevdim, etkilendim. Ana karakterimiz, ergenlik çağında, bol soru soran, meraklı ve kalabalık bir ailede kendisinin unutulup değersizleştiğini hisseden çok özel ve güzel yazılmış, incelikli bir genç kız. Bitirgen’in annesiyle olan ilişkileri, babasına olan düşkünlüğü ve çoğunlukla sevmediği ablası ve ağabeyi. Yazlık zamanında yaşadığı umutsuzluk, aşk sancıları ve güven problemleri üzerine, arka planda da 12 Eylül’ün gölgesinde (1980 Darbesi) yaşam mücadelesi veren siyasi ve toplumsal Türkiye panoramasını bir çocuğun gözüyle ancak anlayabileceği kadar silik (iyi anlamda) bir şekilde veriyor, bu da oldukça etkileyici doğrusu. Özellikle finale doğru karakterin geçirdiği evrim, çocukluğa veda eden düşünce yapısını, yazar çok iyi hissettiriyor cümlelerde.
Figen Şakacı’nın serisini üst üste okuyunca, tam manasıyla çok iyi bir tek kitap okumuş gibi hissediyorsunuz. Çocukluğun sonu temalı kitaplar arasında benim favorilerime rahatlıkla girdi, üstelik serinin diğer kitaplarında üstüne koyarak ilerlemesi, okumak için müthiş bir bahane. Kaçırmamanız gerektiğini düşünüyorum. Okuyun, okutun.
arka yazısında, çocuk ve büyümeyi konu edindiği ve bunu ironiyle yaptığı okunduğunda, insanın aklına neler geliyor... gelmesin. büyük beklentilerle okumayın, en azından.