“Müsait bir yerde inebilir miyim?” dedim şoföre. Severim ben bu sözü. Zamanın kıyıcılığına direnmiş ender tabirlerdendir. “Uygun bir yerde…” versiyonu tutmadı. Genç kuşaklar bile hâlâ müsait bir yerde iner.
Tevekkül belirtir bu sesleniş. Kesin bir yer söylemezsin de orta bir noktada buluşursun sürücüyle ve hiç bilemeden oranın senin için gerçekten müsait olup olmadığını, inersin.
İndim müsait bir yer olan evimin önünde. Bir sokak köşesinde sabahlamak daha gerçek olacakken belki de.
Yurtsuzum artık evimin içinde bile.
Okuyan herkesin, içinde kendinden bir parça bulduğu öyküleriyle beğeni toplayan Karin Karakaşlı’nın ilk romanı Müsait Bir Yerde İnebilir miyim? sevginin, ayrılığın ve yalnızlığın, sayfalarına oya gibi işlendiği, etkileyici bir eser.
Karin Karakaşlı 1972’de İstanbul’da doğdu. Sankt Georg Avusturya Lisesi’ni ve Boğaziçi Üniversitesi Yabancı Diller Yüksek Okulu Mütercim Tercümanlık Bölümü’nü bitirdi.
Günlük yaşamdan süzdüğü çoğu hüzünlü öyküleri incelikli bir anlatımla kaleme alan Karakaşlı’nın ilk kitabı Bu Yayınevi Roman Yarışması’nda mansiyona değer görülen Ay Denizle Buluşunca 1997’de yayımlandı. Başka Dillerin Şarkısı 1999’da Varlık Yayınları tarafından yayımlandı.
1998’de Varlık Yayınları’nın Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülü’ne değer görülen Karin Karakaşlı, 1994’te Gençlik Kitabevi Öykü Yarışması’nda üçüncülük, 1995 Gençlik Kitabevi Öykü Yarışması’nda birincilik kazandı.
Anita Brookner’den Özel Bir Görüş (1997) ve Péter Esterházy’den Hrabal’in Kitabı (1998) romanlarını çeviren yazarın öykü ve makaleleri Sel Yayınları’nın Kadın Öykülerinde İstanbul, Kadın Öykülerinde Avrupa ve Kadın Öykülerinde Doğu kitapları başta olmak üzere çeşitli antolojilerde yer aldı.
Şiir kitabı Benim Gönlüm Gümüş (Aras Yayıncılık) 2009’da; yeniden gözden geçirilen gençlik romanı Ay Denizle Buluşunca ve çocuk kitabı Gece Güneşi 2011’de (Günışığı Kitapları) yayımlandı. Karin Karakaşlı’nın Günay Göksu Özdoğan, Füsun Üstel ve Ferhat Kentel’le birlikte hazırladığı Türkiye’de Ermeniler: Cemaat, Birey, Yurttaş (Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2009) adlı bir de araştırma kitabı bulunmaktadır.
1996-2006 yılları arasında Türkçe-Ermenice yayımlanan haftalık Agos gazetesinde editör, köşe yazarı ve yazı işleri müdürü olarak görev alan Karin Karakaşlı, kapanana dek Radikal 2’de köşe yazarlığı yaptı. 2012 yılında Agos'a geri döndü ve Üvercinka isimli köşesinde yazmaya başladı.
Karakaşlı, aynı zamanda Özel Getronagan Ermeni Lisesi’nde Ermenice öğretmeni ve Yeditepe Üniversitesi Çeviribilim Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor.
kitabı ilk elime alışımda tarzına alışamayıp okuyamamıştım fakat iyi ki bir şans daha vermişim yazarla tanışmak için. hayata geç kalınmışlığı anlatan çok güzel cümleleri var. şiirler ve öykülerden oluşan bir roman ve çokça hüzünlü.
Karin Karakashlının qelemi chox özel ve ferqlidir. Oxuduqca hem özünden nelerese shahidlik edirsen, hem de "bashqalashdırdığımız", anlamamaqda direndiyimiz insanları, meseleleri boğazımız düyünlenerek qebul edir ve hiss edirik. Elqerez, sade ve yalın dilin istifadesi ile cümlelerinin ağırlığı ele bir paradoksa sebeb olur ki, oxucu teeccüb edir.
"Yazmak, hayatı yazıyla yaratmak, benim tek gercheğimdi. Bir yandan onca ders kitabının anlatamadıklarını öğretiyordu edebiyyat, bir yandan yüreğe ilham ve umut veriyordu. Chünki umutsuzluğu bile yazıya dökme shansım vardı. Yazıldığında benden bağımsızlashıyordu her shey, uchabiliyordum yüklerimi bıraktığım ve insanın hayrına dönüshtürdüğüm noktada."
Okuduğum ilk Karin Karakaşlı kitabı. Yazarın dili oldukça akıcı, konusu ilişkilerde söylenememiş sözlerin, sorulamamış soruların ne kadar acıtıcı ve yok edici olabileceğine ilişkin. Romanın içinde pek çok şiir alıntısı var, bir kısmını da Karin Karakaşlı yazmış. Çok ayrı bir güzellik ve oturaklılık katmış bu şiirler. Eleştireceğim tek nokta esas karakterin fazla idealize edilmiş olması. O kadar kırılgan, iyi, melek gibi bir insan tasvir edilmiş ki; bir noktadan sonra inandırıcı gelmemeye ve rahatsız etmeye başlıyor, keşke bir iki arıza yönünü de görseydik. Buna rağmen etkileyici, okuyucuyu içine çeken, ağlatan, üzen, kendisiyle hesaplaştıran bir roman olmuş. İyi ki okudum.
ortasında kendimi hüngür şakır bulduğum hâlimle: bu bir kendini ardında bırakma meselesidir. bana öyle geliyor ki ömrün alnında, soranı-geçeni çok, yara izi gibi asılı duruyor zaman, biçimsizliği ve ele gelmezliğiyle.. neyse ki eski zaman ellerinin dokunduğu, parmak uçlarından şiirlerin aktığı şeyler de oluyor. en nihayetinde bu, koca gözlü -dünyayı kocaman seyreden- kadınların maharetinden, öyle değil mi? 'müsait bir yerde inebilir miyim?'; kırık ve gürültüsüz bir aşktan geriye kalan ince bir hesaplaşma hâliydi. sorularını kendi başından atmak ya da onlara öylesine cevaplar bulmak için değil, duygularını teğet geçmeyecek kadar cesur yaşadığı için.. o kadar biliyordum ki nereye gideceğini-selamını kime vereceğini,,
not: düş sokağı sakinleri'nden gayret et güzelim'le kalbimi hançerledim ben, eğer okursanız, ne olur şans verin onun da bir elinizden tutmasına, naçizane.
Karin Karakasli ile ilk tanismam bu kitap sayesinde oldu. Kalemi cok kuvvetli ve duygu derinligiyle oldukça etkileyici bir yazar. Siirlere bu denli yer vermesini cok sevdim. Kendisi de siir yaziyormus. Huznu ve vazgecisi cok iyi aktarmis. Cok sarsici bir kitap olmus. Kalemine saglik...