Jump to ratings and reviews
Rate this book

Son Şiirleri (1959-1963): Şiirler 7

Rate this book
Nâzım Hikmet’in çok güç koşullarda korunmuş, elden ele geçmiş, bazıları sağlığında basılamamış, bazıları özen gösterilmeden basılmış olan yapıtları, bu işe gönül vermiş eleştirmenlerin çabalarıyla, içerde ve dışarıda, yıllardır derlenip toparlanmaya çalışılmış, ama çeşitli nedenlerden kaynaklanan yanlışların, karışıklıkların, tutarsızlıkların bir türlü önü alınamamıştır.

Şimdi Adam Yayınları size Nâzım Hikmet’in yepyeni bir toplu yapıtlar derlemesini sunuyor.

Bu yolda daha önce yapılan bütün olumlu çalışmalar, Nâzım Hikmet’in kitaplarının ilk basımları, arkasında bıraktığı müsveddeler – mekanik yaklaşımlara düşmeden, durumlara, türlere göre ayrı değerlendirmelere gidilerek – büyük bir özen ve duyarlıkla yeniden gözden geçirilmiş, konunun uzmanı eleştirmenlerin özverili katkıları ve ortak çabalarıyla, sanatçının özellikleri, kendine özgü kullanımları gölgelenmeden, yanlışların düzeltilmesi, karışıklıkların, tutarsızlıkların giderilmesi sağlanmıştır.

195 pages, Paperback

Published January 1, 2002

8 people are currently reading
140 people want to read

About the author

Nâzım Hikmet

263 books799 followers
Nazim Hikmet was born on January 15, 1902 in Salonika, Ottoman Empire (now Thessaloníki, Greece), where his father served in the Foreign Service. He was exposed to poetry at an early age through his artist mother and poet grandfather, and had his first poems published when he was seventeen.

Raised in Istanbul, Hikmet left Allied-occupied Turkey after the First World War and ended up in Moscow, where he attended the university and met writers and artists from all over the world. After the Turkish Independence in 1924 he returned to Turkey, but was soon arrested for working on a leftist magazine. He managed to escape to Russia, where he continued to write plays and poems.

In 1928 a general amnesty allowed Hikmet to return to Turkey, and during the next ten years he published nine books of poetry—five collections and four long poems—while working as a proofreader, journalist, scriptwriter, and translator. He left Turkey for the last time in 1951, after serving a lengthy jail sentence for his radical acts, and lived in the Soviet Union and eastern Europe, where he continued to work for the ideals of world Communism.

After receiving early recognition for his patriotic poems in syllabic meter, he came under the influence of the Russian Futurists in Moscow, and abandoned traditional forms while attempting to “depoetize” poetry.

Many of his works have been translated into English, including Human Landscapes from My Country: An Epic Novel in Verse (2009), Things I Didn’t Know I Loved (1975), The Day Before Tomorrow (1972), The Moscow Symphony (1970), and Selected Poems (1967). In 1936 he published Seyh Bedreddin destani (“The Epic of Shaykh Bedreddin”) and Memleketimden insan manzaralari (“Portraits of People from My Land”).

Hikmet died of a heart attack in Moscow in 1963. The first modern Turkish poet, he is recognized around the world as one of the great international poets of the twentieth century.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
187 (54%)
4 stars
104 (30%)
3 stars
39 (11%)
2 stars
10 (2%)
1 star
2 (<1%)
Displaying 1 - 27 of 27 reviews
Profile Image for Baris Ozyurt.
921 reviews31 followers
January 7, 2019
“Bizim avludan mı kalkacak cenazem? 
Nasıl indireceksiniz beni üçüncü kattan? 
Asansöre sığmaz tabut, 
merdivenlerse daracık. 

Belki avluda dizboyu güneş ve güvercinler olacak, 
belki kar yağacak çocuk çığlıklarıyla dolu, 
belki ıslak asfaltıyla yağmur. 
Ve avluda çöp bidonları duracak her zamanki gibi. 

Kamyona, yerli gelenekle, yüzüm açık yükleneceksem, 
bir şey damlayabilir alnıma bir güvercinden : uğurdur. 
Bando gelse de, gelmese de çocuklar gelecek yanıma, 
meraklıdır ölülere çocuklar. 

Bakacak arkamdan mutfak penceremiz. 
Balkonumuz geçirecek beni çamaşırlarıyla. 
Ben bu avluda bahtiyar yaşadım bilemediğiniz kadar. 
Avludaşlarım, uzun ömürler dilerim hepinize...
(963 Nisan, Moskova)”(s.182)
Profile Image for yaren.dglr.
21 reviews10 followers
March 8, 2022
“[…]ve dövüşebilirim,
doğru bulduğum, haklı bulduğum, güzel bulduğum her şey için, herkes için,
yaşım başım buna engel değil, […]” 🖤

1963 Şubat, Tanganika Maranga Oteli
Profile Image for Ebru.
95 reviews32 followers
September 14, 2017
"Diz çöküp bakarım ellerine
ellerine dokunmak isterim
dokunamam
arkasındasın camın.
Ben bir şaşkın seyircisiyim gülüm
alacakaranlığımda oynadığım dramın."
Profile Image for tyranus.
110 reviews302 followers
December 7, 2018
Giderayak işlerim var bitirilecek, giderayak.
Ceylanı kurtardım avcının elinden
ama daha baygın yatar ayılamadı. Kopardım portakalı dalından
ama kabuğu soyulamadı.
Oldum yıldızlarla haşır neşir
ama sayısı bir tamam sayılamadı. Kuyudan çektim suyu
ama bardaklara konulamadı!
Güller dizildi tepsiye
ama taştan fincan oyulamadı.
Sevdalara doyulamadı.
Giderayak işlerim var bitirilecek, giderayak. (1959, Giderayak)




Berlin'de Astorya Lokantası'nda
bir garson kız vardı,
gümüş damlası gibi bir kız.
Yüklü, ağır tepsilerin üstünden gülürnserdi bana.
Yitirdiğim memleketin kızlarına benzerdi.
Ama bilmem ki neden
gözlerinin altı çürürdü kimi kere. Nasibolmadı
baktığı masalara bir türlü oturamadım.

Bir gün bile oturmadı baktığım masalara. Yaşlı bir adamdı.
Hastaydı da sanırsam,
perhiz yemekleri yerdi.
Yüzüme kederli kederli dalmayı bilir Almaınca bilmezdi ama.
Üç ay, üç övün gelip gitti,
sonra kayboldu.
Belki memleketine dönmüş
belki dönmeden ölmüştür. (1959, Astorya Lokantası)



Gözlerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey, iki gözünüzle bakarsınız,
iki kurnaz, iki hayın,
ve zeytini yağlı iki gözünüzle
bakarsınız kürsüden Meclis'e kibirli kibirli
ve topraklarına çiftliklerinizin
ve çek defterinize.
Ellerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey,
iki elinizle okşarsınız,
iki tombul,
iki ak,
vıcık vıcık terli iki elinizle
okşarsınız pomadalı saçlarınızı, dövizlerinizi,
ve memelerini metreslerinizin.
İki bacağınızın ikisi de yerinde, Adnan Bey,
iki bacağınız taşır geniş kalçalarınızı,
iki bacağınızla çıkarsınız huzuruna Eisenhower'in,
ve bütün kaygınız
iki bacağınızın arkadan birleştiği yeri halkın tekmesinden korumaktır.
Benim gözlerimin ikisi de yok.
Benim ellerimin ikisi de yok.
Benim bacaklarımın ikisi de yok.
Ben yokum.
Beni, Üniversiteli yedek subayı,
Kore'de harcadınız, Adnan Bey.
Elleriniz itti beni ölüme,
vıcık vıcık terli, tombul elleriniz. Gözleriniz şöyle bir baktı arkamdan
ve ben al kan içinde ölürken
çığlığımı duymamanız için
kaçırdı sizi bacaklarınız arabanıza bindirip.
Ama ben peşinizdeyim, Adnan Bey,
ölüler otomobilden hızlı gider,
kör gözlerim, kopuk ellerim,
kesik bacaklarımla peşinizdeyim. Diyetimi istiyorum, Adnan Bey,
göze göz,
ele el,
bacağa bacak,
diyetimi istiyorum,
alacağım da. (1959, Diyet, Korede ölen bir yedek subayımızın menderese söyledikleri)




Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli,
belini sarmayalı,
gözünün içinde durmayalı,
aklının aydınlığına sorular sormayalı, dokunmayalı sıcaklığına karnının.

Yüz yıldır bekliyor beni
bir şehirde bir kadın.

Aynı daldaydık, aynı daldaydık.
Aynı daldan düşüp ayrıldık.
Aramızda yüz yıllık zaman,
yol yüz yıllık.

Yüz yıldır alacakaranlıkta
koşuyorum ardından. (1959, Hasret)




Türküler söylendikçe Türk diliyle
Seni seviyorum gülüm, dendikçe Türk diliyle
Türk diliyle gülünüp
Türk diliyle ağıtlar yakıldıkça, Adnan Bey, ben anılacağım,
anılacak Türk diliyle size sövüşüm. Tarlalarımıza girmiş değil sizin gibisi yaban domuzunun.
Şehrimiz görmüş değil yangının sizden kanlısını.
Bir adınız var, Adnan Bey, adımıza benzeyen.
Dilimiz kuruyor dilimizi konuştuğunuz için.
Bitten, açlıktan, sıtmadan betersiniz.
Yüz Türkiye olsa
elinizden de gelse
yüzünü de zincire vurur
yüz kere satarsınız.
Milletimin en talihsiz gecesi
ana rahmine düştüğünüz gecedir. (1959, adnan bey)



Selanikli Osman Efendi
keskin muhasebecilerdendi
ama o da yanıldı ömründe bir kere
yanlış bir tohum atıp rahm-i madere.
Bu tohum dünyaya çıkıp insan biçimini aldıysa da,
boyu da bir karış kaldıysa da,
öyle haltlar yedi, öyle işler karıştırdı ki sövdüler kabrinde bile babası Osman Efendiye.
Osman Efendi, Ahmet Emin adını takmıştı tohumuna,
Ahmet Emin, Yalman'lığı kattı buna
ve Ahmet Emin Yalman
önce Alaman oldu sonra Amerikan.
Ona göre her devirde, her zaman
satılacak bir gazeteydi "vatan"
ve hazret sattı vatanı.
Hapse atacaklarmış Ahmet Emin Yalman'ı
Amerikana yaranmaktaki rekabet yüzünden.
Hapisteki hırsızlara acıyorum ben, ahlakları bozulacak
Emin Beyle aynı damda yaşayarak ... (1959, ahmet emin yalman)




Seviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibi
geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi,
ağır posta paketini, neyin nesi belirsiz, telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi, seviyorum seni denizi uçakla ilk defa geçer gibi.
İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık içimde kımıldanan bir şeyler gibi, seviyorum seni "Yaşıyoruz çok şükür!" der gibi. (1960, Seviyorum seni)



.....
benden sonra ölmesi gerekenler benden önce ölüyor ne iştir
büyük harpler yüzünden ölüm büsbütün şaşırdı sırayı
.... (1962, Yılbaşı Ağacı)



......
Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan trnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması to­puysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hali. (1962, Vatan Haini)



.....
Tahta, beton, teneke, toprak, saman damlarımızla iki milyardan artığız,
kadın, erkek, çoluk çocuk.
Ekmek hepimize yetmiyor,
kitap da yetmiyor,
ama keder
dilediğin kadar,
yorgunluk da göz alabildiğine.
..... (1962, Nerden Gelip Nereye Gidiyoruz)









8 reviews
February 19, 2016
Seydi Fakıllı köyünde kadınlar art arda dizilmiş su çekerler
art arda bağlanmışlar bir tek ipe
su çekerler gayya kuyusundan,
su çeker taş devri kadınları
otuz metre altından yerin.
Güneş yağar
toprak ölü
su uyur otuz metre derinde karanlık ve çamurlu.

Kadınlar art arda bağlanmış bir tek iple su çekerler.
Yorgunluk filân değil
dışında yorgunluğun bu,
kederin de, umutsuzluğun da , açlığın da,
bilirim, bu kahrolası şeyin böylesini duymadılar
insanlar insan
öküzler öküz
âletler âlet olalı beri.

Kımıl böcekleri tahılı yedi
kahvenin önünde banka memurları
toprak ölü
su uyur otuz metre derinde ve çamurlu
yıllık taksit 15 lira verilemedi.
Seydi Fakıllı köyünde kadınlar su çeker gayya kuyusundan
Uyan Anadolu’m uyan ölüm uykusundan.

30 Ağustos 1962
Profile Image for ehk2.
369 reviews
September 16, 2016
GİDERAYAK

Giderayak işlerim var bitirilecek,
giderayak.
Ceylanı kurtardım avcının elinden
ama daha baygın yatar ayılamadı.
Kopardım portakalı dalından
ama kabuğu soyulamadı.
Oldum yıldızlarla haşır neşir
ama sayısı bir tamam sayılamadı.
Kuyudan çektim suyu
ama bardaklara konulamadı.
Güller dizildi tepsiye
ama taştan fincan oyulamadı.
Sevdalara doyulamadı.
Giderayak işlerim var bitirilecek,
giderayak.


Haziran 1959
Profile Image for Maria Dovnar.
41 reviews9 followers
October 8, 2011
He used to live in Russia and Belarus. His poems like a bridge between two continents, also it was a love bridge to his russian wife. For everybody who fall in love on distance.
Profile Image for Burak Taşcı.
167 reviews8 followers
April 3, 2019
SEVERMİŞİM MEĞER

yıl 62 Mart 28
Pırağ-Berlin tireninde pencerenin yanındayım
akşam oluyor
dumanlı ıslak ovaya akşamın yorgun bir kuş gibi inişini severmişim meğer
akşamın inişini yorgun kuşun inişine benzetmeyi sevmedim


toprağı severmişim meğer
toprağı sevdim diyebilir mi onu bir kez olsun sürmeyen
ben sürmedim
Pılatonik biricik sevdam da buymuş meğer


meğer ırmağı severmişim
ister böyle kımıldanmadan aksın kıvrıla kıvrıla tepelerin eteğinde
doruklarına şatolar kondurulmuş Avrupa tepelerinin
ister uzasın göz alabildiğine dümdüz
bilirim ırmak yeni ışıklar getirecek sen göremiyeceksin
bilirim ömrümüz beygirinkinden azıcık uzun karganınkinden alabildiğine kısa
bilirim benden önce duyulmuş bu keder
benden sonra da duyulacak
benden önce söylenmiş bunların hepsi bin kere
benden sonra da söylenecek
gökyüzünü severmişim meğer
kapalı olsun açık olsun
Borodino savaş alanında Andırey’in sırtüstü seyrettiği gökkubbe
hapiste Türkçeye çevirdim iki cildini Savaşla Barış’ın
kulağıma sesler geliyor
gökkubbeden değil meydan yerinden
gardiyanlar birini dövüyor yine


ağaçları severmişim meğer
çırılçıplak kayınlar Moskova dolaylarında Predelkino’da kışın çıkarlar karşıma alçakgönüllü kibar
kayınlar Rus sayılıyor kavakları Türk saydığımız gibi
İzmir’in kavakları
dökülür yaprakları
bize de Çakıcı derler
yar fidan boylum
yakarız konakları
Ilgaz ormanlarında yıl 920 bir keten mendil astım bir çam dalına 
ucu işlemeli


yolları severmişim meğer
asfaltını da
Vera direksiyonda Moskova’dan Kırım’a gidiyoruz Koktebel’e 
asıl adı Göktepe ili
bir kapalı kutuda ikimiz
dünya akıyor iki yandan dışarıda dilsiz uzak


hiç kimseyle hiçbir zaman böyle yakın olmadım 
eşkıyalar çıktı karşıma Bolu’dan inerken Gerede’ye kırmızı yolda ve yaşım on sekiz
yaylıda canımdan gayrı alacakları eşyam da yok
ve on sekizimde en değersiz eşyamız canımızdır
bunu bir kere daha yazdımdı
çamurlu karanlık sokakta bata çıka Karagöze gidiyorum ramazan gecesi
önde körüklü kaat fener 
belki böyle bir şey olmadı
belki bir yerlerde okudum sekiz yaşında bir oğlanın Karagöze gidişini ramazan gecesi İstanbul’da dedesinin elinden tutup 
dedesi fesli ve entarisinin üstüne samur yakalı kürkünü giymiş
ve harem ağasının elinde fener
ve benim içim içime sığmıyor sevinçten

çiçekler geldi aklıma her nedense
gelincikler kaktüsler fulyalar
İstanbul’da Kadıköy’de Fulya tarlasında öptüm Marika’yı
ağzı acıbadem kokuyor
yaşım on yedi
kolan vurdu yüreğim salıncak bulutlara girdi çıktı
çiçekleri severmişim meğer
üç kırmızı karanfil yolladı bana hapishaneye yoldaşlar 1948
yıldızları hatırladım
severmişim meğer
ister aşağıdan yukarıya seyredip onları şaşıp kalayım
ister uçayım yanıbaşlarında

kosmos adamlarına sorularım var
çok daha iri iri mi gördüler yıldızları
kara kadifede koskocaman cevahirler miydiler
turuncuda kayısılar mı
kibirleniyor mu insan yıldızlara biraz daha yaklaşınca
renkli fotoğraflarını gördüm kosmosun Ogonyok dergisinde
kızmayın ama dostlar non figüratif mi desek soyut mu desek işte o soydan yağlı boyalara benziyordu kimisi yani dehşetli figüratif ve somut
insanın yüreği ağzına geliyor karşılarında
sınırsızlığı onlar hasretimizin aklımızın ellerimizin
onlara bakıp düşünebildim ölümü bile şu kadarcık keder duymadan
kosmosu severmişim meğer

gözümün önüne kar yağışı geliyor
ağır ağır dilsiz kuşbaşısı da buram buram tipisi de
meğer kar yağışını severmişim

güneşi severmişim meğer
şimdi şu vişne reçeline bulanmış batarken bile
güneş İstanbul’da da kimi kere renkli kartpostallardaki gibi batar
ama onun resmini sen öyle yapmıyacaksın

meğer denizi severmişim
hem de nasıl
ama Ayvazofski’nin denizleri bir yana

bulutları severmişim meğer
ister altlarında olayım ister üstlerinde
ister devlere benzesinler ister ak tüylü hayvanlara

ayışığı geliyor aklıma en aygın baygını en yalancısı en küçük burjuvası
severmişim
yağmuru severmişim meğer
ağ gibi de inse üstüme ve damlayıp dağılsa da camlarımda yüreğim beni olduğum yerde bırakır ağlara dolanık ya da bir damlanın içinde ve çıkar yolculuğa haritada çizilmemiş bir memlekete gider
yağmuru severmişim meğer

ama neden birdenbire keşfettim bu sevdaları Pırağ-Berlin tireninde yanında pencerenin
altıncı cıgaramı yaktığımdan mı
bir teki ölümdür benim için
Moskova’da kalan birilerini düşündüğümden mi geberesiye
saçları saman sarısı kirpikleri mavi

zifiri karanlıkta gidiyor tiren
zifiri karanlığı severmişim meğer
kıvılcımlar uçuşuyor lokomotiften
kıvılcımları severmişim meğer
meğer ne çok şeyi severmişim de altmışımda farkına vardım bunun 
Pırağ-Berlin tireninde yanında pencerenin yeryüzünü dönülmez bir yolculuğa çıkmışım gibi seyrederek
10 reviews2 followers
October 10, 2024
Kapayın pencereleri sımsıkı,
çocukları sokaklara bırakmayın,
yağmurlar ölüm taşıyor tohumlara,
paslı yağmurlar yağıyor.

Yağmurları temizlemeli,
yine gümüş gibi parlatmalı yağmurları,
yağmurlar yine yalnız güneşi taşısın tohumlara,
çocuklar yine koşabilsin yağmurların içinde,
pencereleri yağmurlara açabilelim yine.
(s. 187)
Profile Image for Bahman Bahman.
Author 3 books242 followers
February 1, 2024
چگونه به این وطن رحم نکردند؟

آیا انسان وطنش را می فروشد؟
آب و نانش را خوردید
آیا در این دنیا عزیزتر از وطن هست؟
آقایان چگونه به این وطن رحم نکردید؟
پاره پاره اش کردند
گیسوانش را گرفتند و کشیدند
کشان کشان بردند و تقدیم کافر کردند
آقایان، چگونه به این وطن رحم نکردید؟
دستها و پاها بسته در زنجیر،
وطن، لخت و عور بر زمین افتاده
و نشسته بر سینه اش گروهبان تکزاسی.
آقایان چگونه به این وطن رحم نکردید؟
میرسد آنروز که چرخ بر مدار حق بگردد
رسد آنروز که به حسابهای شما برسند
میرسد آنروز که از شما بپرسند:
آقایان چگونه به این وطن رحم نکردید؟
Profile Image for Sinan Öner.
399 reviews
Read
February 17, 2022
Nâzım Hikmet, 120 yaşında! Nâzım Hikmet'in "Bütün Eserleri"ni Yapı Kredi Kültür Yayınları yeniden yayınladı. "Şiirler 7-Son Şiirleri (1959-1963)", Nâzım Hikmet'in daha çok Moskova'da yazdığı şiirlerden oluşuyor. Nâzım Hikmet, son şiirlerinde, anlık duygularını, izlenimlerini, fikirlerini yansıtıyor. Nâzım Hikmet'in vefâtından önce son yıllarında neler hissettiğini, neler düşündüğünü okurlar, "Şiirler 7-Son Şiirleri (1959-1963)" kitabında okuyabilirler. Nâzım Hikmet, 1902 yılında Selânik'te doğduktan itibaren, dünya olaylarının çevresinde, etkisinde ya da hatta merkezinde yaşadığı deneyimlerle şiirler yazmıştı, 1914-1918 yıllarında dünyayı saran 1. Dünya Savaşı, 1919-1923 yıllarında Türkiye'de Ulusal Kurtuluş Savaşı, 1917 Sovyet Ekim Devrimi ile Sovyetler Birliği'nin kuruluş yılları, Nâzım Hikmet'in gençlik yıllarında katıldığı ya da izlediği olaylar, daha sonra 1925-1938 yıllarında İstanbul'da Nâzım Hikmet Cumhuriyet Devrimleri'ni izledi, Cumhuriyet Devrimleri'nin şiirde başlıca lideri oldu, serbest şiirin öncüsü oldu, 1938-1950 yıllarında 2. Dünya Savaşı'nı hapishane koğuşlarında izledi, savaşa katılmadı, ama, 1950 yılından itibaren yeniden dünya olayları ile daha doğrudan karşılaştı, 1951-1963 yıllarında dünyayı dolaştı, daha çok Sovyetler Birliği'nin başkenti Moskova'da yaşadı, 1951 yılında Dünya Barış Konseyi Nâzım Hikmet'e Dünya Barış Ödülü'nü verdi, Demokratik Almanya'nın başkenti Berlin'de Nâzım Hikmet Dünya Barış Ödülü'nü törenlerle aldı! Nâzım Hikmet, Sovyetler Birliği'nde Kruşçev liderliğindeki reformları izledi, Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin konferanslarına katıldı, sürgündeki Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi'nde Üyelik yaptı, son şiirleri Nâzım Hikmet'in Sovyetler Birliği'ndeki yeniliklere bakışını da yansıtan şiirlerdir, okurlar Nâzım Hikmet'in dünyaya veda ederken yazdığı şiirlerle Sovyet şiirinin 1959-1963 yıllarındaki dünyayı kavrayışını da görebilirler!
Profile Image for Alphan Lodi.
331 reviews2 followers
June 17, 2023
“Düşlerin hızıyla aktım
yanıp söndü parıltılar
bir erik ağacı diktim
yemişlerinden tattılar

Kederi sevdim iyi ki
hele taşların denizin
insanın gözündekini
ve sevinmeyi ansızın

İyi ki sevdim yağmuru
iyi ki yattım hapiste
sevdim ulaşılmazları
hasretlerimin hepsinde

İyi ki sevdim dönüşü”

Nâzım’ın 1959-1963 arasında yazdığı son şiirleri; biraz ölüme, biraz kosmosa, insanlara ve yeryüzü kardeşliğine gönderilen bir selam gibi. Biraz pişmanlık, biraz sevda, vatanını satana öfke. Havana’dan Moskova’ya Avrupa’dan Afrika’ya uzanan şiirlerle dolu sayfalar. Nâzım işte…
Profile Image for Betül .
20 reviews2 followers
October 25, 2022
Bi memleketimden insan manzaralari degil acikcasi. Ondaki yogunlugu heyecani arayarak aldigim bir kitapti ancak bunda daha cok durgun yorulmus bir nazim hikmet gordum. Vatan haini siirini gorunce tamam dedim ancak yine ayni duraganlikla devam etti. Hayal kirikligina ugradim sairlerin yasam dongusunu hesaba katmadan kitap almamam konusunda bana bir ders oldu , yasliliklarinda verdikleri eserlerde baya o farki gozlemledim.
Profile Image for Cenk Koparır.
4 reviews1 follower
October 7, 2017
Hayatın ayrıntılarına çok sade bir dille dokunuyor. çok insalcıl. Edebi bir tarih dersi alıyorsunuz çoğu şiirinde. Şiir diyorum ama "yazdıklarım şiir olsun" kaygısı taşımıyor. Yazılarını edebi yapan; evrenselliği, zamansızlığı, herkesin hissedip de bu denli sade bir dille anlatamayacağı duygu selidir.

Profile Image for Nil.
38 reviews
May 24, 2023
İhtiyarlık yalnızlık bir de ben bir de karasevda dördümüz konuşmadan yan yana yürüyoruz
her birimiz tek başına yürüyor ama yan yanayız
neler vermezdik işitmiyelim diye birbirimizin ayak sesini
acıyoruz sövüyoruz birbirimize içimizden ama birbirimizi sevmiyoruz
çünkü inanmıyoruz birbirimize

-Bir Şehirde Tıramvaylarla Yapılmış Gece Gezintileri Üstüne, 3 Eylül 1961.
Profile Image for Narin.
183 reviews8 followers
June 7, 2020
Dürüst olmak gerekirse bu kitapta birkaç şiir dışındaki hiçbir şiiri bana dokunmadı, çoğunu atlaya atlaya okudum.
Nazım Hikmet ile aramızda garip bir ilişki var. Çoğu şiirini, tarzını beğenmiyorum ama beğendiklerim de beni gerçekten çok derinden etkiliyor.
Profile Image for gurur ✺.
31 reviews
January 5, 2025
“iyi ki sevdim yağmuru
iyi ki yattım hapiste
sevdim ulaşılmazları
hasretlerimin hepsinde”

bana verilmiş en güzel hediye. her satır bambaşka bir duygu, bir düşünce. bana gerçekten bir şeyler hissetirdi nazım hikmet’in bentleri. sanırım artık tanıdığım herkese öneririm bu kitabı.
Profile Image for İlhanCa.
906 reviews7 followers
April 14, 2023
Nazımca şiirler..1959-1963 arasında yazılanlar..
Profile Image for Ayşe buse.
86 reviews
April 21, 2024
bulutları severmişim meğer
ister altlarında olayım ister üstlerinde
ister devlere benzesinler ister ak tüylü hayvanlara
Profile Image for M.
309 reviews
March 17, 2025
گفت بیا
گفت بمان
گفت بخند
گفت بمیر
آمدم
ماندم
خندیدم
مُردم
ص184
Profile Image for Aslı.
3 reviews
April 23, 2025
Üstad'ın ruhu şâd olsun. Sonuna kadar devrim için savaşmış, son nefesini devrimle vermiş.
Profile Image for Nelken.
19 reviews
January 4, 2026
Nazim Hikmet poeta turco de vida azarosa sabe plasmar y transmitir en sus poemas sentimientos, emociones, pasión por la vida, la colectiva y la cotidiana.
debería ser más leído y sentido.
Profile Image for Nusret.
240 reviews3 followers
September 16, 2021
Nâzım Hikmet Ran'ın YKY'den (Yapı Kredi Yayınları) çıkmış şiir kitaplarının hepsini okumuştum, Şiirler 7 kitabı da onlardan biri, Şairin hayatına dair izlenimlerim az, ama şiir yönü, satırlarda haykıran yaşamlara olan izlenimim fazla. Şairin 1959-1963 yılları arası şiirlerini tek bir kitapta buluşmasını okuyabilmek güzeldi.
Profile Image for Menekse Yuksel.
46 reviews1 follower
November 1, 2019
Son yıllarının hasret, kırıklık, devrim kokan şiirleri:

Üstümüze yazdıklarımın hepsi yalan
onlar olan değil olmasını istediklerimdi aramızda
onlar ulaşılmaz dallarında duran hasretlerimdi
onlar susuzluğumdu düşlerimin kuyusundan çekilmiş
ışığa çizdiğim resimlerdi onlar

Üstümüze yazdıklarımın doğru hepsi
güzelliğin
yani bir yemiş sepeti yahut kır sofrası
sensizliğim
yani şehrin son köşesinde sokak feneri oluşum
kıskanışım seni
yani gözüm bağlı koşuşum geceleyin tirenlerin arasında
bahtiyarlığım
yani bentlerini yıkıp akan güneşli ırmak
Üstümüze yazdıklarımın hepsi yalan
Üstümüze yazdıklarımın doğru hepsi
This entire review has been hidden because of spoilers.
Profile Image for raShit.
377 reviews1 follower
August 21, 2015
"Kadınlarımızın yüzü acılarımızın kitabıdır
acılarımız, ayıplarımız ve döktüğümüz kan
karabasanlar gibi çizer kadınların yüzünü."
Displaying 1 - 27 of 27 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.