[KİTAP YORUMU] Özgürlüğün kirazları
“Savaş sonrası edebiyat” ya da diğer adıyla “Yıkım Edebiyatı” Almanya’da II. Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan bir edebiyat akımı. Adından anlaşılacağı üzere savaşın toplumda yarattığı travmayı ele alıyor. Ernest Hemingway, Heinrich Böll, John Steinbeck, J.P. Sartre, Albert Camus, William Faulkner, Elio Vittorini ve Alfred Andersch gibi isimler bu türün önemli temsilcilerindendir.
#ÖzgürlüğünKirazları yolunu bulmaya çalışan bir yazarın kısa ama etkili hikâyesi. Andersch’in kaleme aldığı bu otobiyografik eser aynı zamanda II. Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyası’ndan kısa bir kesit de sunuyor bizlere. Yazar sadece tarihsel değil, felsefik unsurlar da barındıran yarı psikolojik, kişisel bir deneme ortaya koymuş. Özgürlüğün Kirazları, antimilitarist ve diyalektik retoriği çok güçlü bir roman.
Nasyonel Sosyalist görüşe sahip küçük burjuva bir ailede büyüyen Andersch, politik bir ideolojiye bağlı olmanın ağır sonuçlarını, daha küçük yaşlarda tatmış. Sekter tutuma sahip babasının, ideolojisinin yenilgisini, kendi yenilgisi ile eşdeğer tutarak, kendi kendini yok edişini izlemiş. Bir süre komünist görüşe inansada yazar, daha sonralarda sosyalist olduğuna karar vermiş. Sefilleşen hayatından edebiyata, sanata ve estetiğe merhaba demiş. Otodidaktik edebiyatla hayat bulmuş bir isim.
Bu deneme, yer yer Nazizm ve Komünizm’in eksik yönlerinin ufak bir analizi. Yazarın Totalitarizmin neden olduğu içe dönüklüğün sonucunda yaşadığı bir nevroz hali de söz konusu. Tüm bu iç içe geçmişlikte yazar aydınlanmaya, özgürlüğe ve adalete ulaşmaya çalışırken, insanın içindeki cesaret ve korkunun eşit çekim ile birbirini dengelemesi gerektiğini savunuyor. Korku ve cesaret duygularının arasında da tutku ve sağduyunun yer aldığını hayatından örneklerle bize sunuyor. Andersch bu duyguların yanında sanat, estetik ve doğayı da kişisel irade özgürlüğüne ulaşma da bir araç olarak kullanıyor. Yazar kendi deyimiyle “özgürlüğün tek bir anını tanımlayabilmek” için çalışıyor.
Yazar benliğine ulaşmaya çalışırken kendini bir kahraman gibi göstermiyor. Korkaklığı ve cesareti her an yanında taşıyor ve korunaklı bir yolda ilerliyor (Korkuya mı yoksa cesarete mi daha çok yöneldiği sorusu belirsiz kaldı bende). Çünkü Andersch’e göre korkaklık da yukarıda bahsettiğim gibi özgürlüğe giden yolda bir araç. Yaşamak için korkuyu da yaşatıyor.
Bu etkili hikâyede tek bir sonuca varmak imkansız. O kadar tartışılacak soru var ki burada. Okuduğunuzda okuyan var mı diye benim gibi araştırmaya başlayabilirsiniz. 😊Mesela askerlikle ilgili kısımda fikirlerini yadsıyamam. Siyasette, orduda gönüllülüğün esas alınmasını söylerken, mevcut durumun adaletsizliğini de akıcı ve şiirsel bir dille basitçe anlatıyor. Hiçlik ve Tanrı’nın doğa ile harmanlandığı “varoluşçuluk” da bir o kadar tartışmaya can attığım kısımlar oldu.
Yılın ilk kitabı benim için unutulmaz oldu. Bugünlerde okunması gereken önemli bir kitap olduğunu düşündüğüm, bu güçlü metni kendinizi vererek okumanızı tavsiye ederim.
Benim için günümüzde hâlâ geçerli olan ve gelecekte de geçerliliğini yitirmeyecek bir eser.
Telos Yayınları’ndan çıkan bu kitabın kapağındaki resim ekspresyonist ressam Claude Monet’in “Sheltered Path (Korunaklı Yol)” isimli resmi ve Andersch’in ekspresyonist sanata tutkusunu ve anlatmak istediği temaya mükemmel uymuş.
Sözlerimi kitaptan bir alıntı ile noktalamak isterim: “Bu kitabın tek işlevi belirsiz bir rotayı izlediğimi, belirli bir anda hayatıma anlam verecek bir eylemi seçtiğimi, o andan itibaren bunun, benliğimin tekerleklerinin döndüğü bir dingil haline geldiğini anlatmak.”
Sevgiyle kalın.
Not: Alfred Andersch’in düşünce biçimine W.G. Sebald Can Yayınları’ndan çıkma “Hava Savaşı ve Edebiyat” kitabında yer alan bir makalesi ile cevap veriyor. İlgili makaleyi de okumanız metnin diyalektiğini güçlendirecektir.