"Sevgili ölüm, henüz yaşamadım."
"Sessizliğin Yanıtı", "Stiller" ve"Montauk" gibi eserleriyle bilinen Max Frisch'in hayatında dönüm noktası olacak kararlar ve olaylardan önce, gençliğinde kaleme aldığı ilk kitabı.
Varoluşsal bir kriz yaşayan bir adamın öyküsünün anlatıldığı "Sessizliğin Yanıtı", Max Frisch'in kabullenip sahip çıktığı bir eseri değil. "Sessizliğin Yanıtı", Max Frisch'in genel olarak eserlerinde yer bulan anlam ve varoluş kavramlarını içerse de, bu eser, yazar tarafından içselleştirilmemiş, hatta, sadece bir kez basıldıktan sonra, yazar kendi ilk el yazmasını yakmış ve bu eserin bir daha basılmamasını vasiyet etmiş.
“Rüzgârlar gibidir hayatımızın imkânları, yine de insan neden cesaret etmez ki yelken açmaya? Her şey yaşanmamış bir hayattan daha iyidir, hatta felaket bile – acı, ümitsizlik, cürüm, her şey ama her şey boşluktan daha iyidir!”
Yazarının ölümünden yıllar sonra tekrar basılarak hayata dönen bu eser, edebi olarak, Frisch'in bilinen eserleri kudretinde olmasa da, okurken, bizleri de hayat amaçlarımızı ve varoluşumuzu gözden geçirmeye sevk edebilecek derinliğe sahip.
"İnsan, hayatım dediği şeyin içini pek az doldurur, hem de gülünç derecede az. Bu, yitik günlerden oluşan bir zincirden başka bir şey değildir. Dolduramayacaktır hayat dediği şeyin içini, tıpkı dün ve yıllardır olduğu gibi."
Kitabın, Sisifos misâli bir yolculuğa çıkan başkahramanının, kendi hayatına anlam kazandırmak niyetiyle çıktığı bu çılgın yolculuğa, okur da katılıyor, benzer sorgulamalar yapıyor, düşüncelere dalıyor.
"Genç bir ruhu hiçbir şey, yetişkinlerin, insan her şeye alışıyor, nihayetinde biz de bu yollardan geçtik demesinden daha fazla kızdıramazdı. Bu muydu teselli dedikleri, onların da dünyaya yenilmiş olmaları mı?"
Varoluşu irdeleyen, hayat ve anlam üzerine kafa yoran, soran ve sorgulayan yetişkin okurlara öneririm.
Sevdiğim bazı alıntıları da paylaşmak isterim:
"İnsan yorgunsa eğer ve ertesi sabah uyanması için bir sebebi varsa yaşam ne güzeldir diye düşünüyor. Bu bilgiye nadiren sahiptir insan, her seferinde boş, beyhude bir varoluşa uyanır, bazen buna uzun süre katlanamayacağını düşünür. Zaman zaman kendini çok çaresiz hissedebilir, masanın üzerine yığılabilir ya da bazen başını alıp duvarlara çarpmak isteyebilir, düşündüğü ne varsa parçalanıp gitsin diye, fakat en sonunda bir an gelir ve uyku bastırır; her şeye galip gelen düşüncelerimizden veya çaresizliklerimizden daha güçlüdür uyku, sıkıntılarımızın tümünü kolayca bir kenara iter, böylece ölümcül düşünceler silinip gider.
Aslında uykunun hiçbir şeye çözüm olmadığı bilinir, isteği sadece bizi yeni çaresizliklere karşı bilemektir; insan ertesi sabah bir adım bile ilerlememiş olduğunu bile bile ayağa kalkmak zorundadır, bilinmezliğe doğru, inançtan, amaçtan yoksun, manadan yoksun, her şeyden ve her türlü maharetten yoksun, böylece insan giderek yaşlanır, içi daha da boşalarak, daha çaresiz bir hal alarak..."
"Bir bayrak yarışı gibi, diyor gülerek; amacı ve sonu olmayan bir bayrak yarışı; yaşamı elimize tutuşturup söylenen şu: Koş bununla, yirmi ya da yetmiş yıl. İnsan elinde ne olduğuna bakmaksızın koşar, koşar, koşar ve bayrağı bir diğerine verir. Biri bunun amacını soracak olursa söyleyecek neyi vardır? İnsan hile yapabilir tabii, birini kolundan tutup kenara çekebilir ama elini açarsa bulacağı bir hiçtir. Bunun için mi koşturuyoruz kuşaktan kuşağa? Tam bir sirk bu, çemberin etrafında dönüp durmak, belki de çemberin ortasında sevgili Tanrı oturuyordur ve eğlencesi bitmesin diye bizi yüzlerce tutkuyla kırbaçlayıp karnı ağrıyasıya değin gülüyordur."
"Belki de çok duru bir vicdan gerekiyor böylesine duru bir sessizliğe katlanabilmek için; yoksa insanın hayatı boyunca itinayla inşa ettiği, üzerine titrediği ne varsa bir saat içinde çöküp dağılabilir, belki de kahramanca nitelenen hırsın kibirden başka bir şey olmadığı, sadece kaçış olduğu ortaya çıkabilir; insan orada uzun süre oturursa geriye sadece kara bir leke, insanın sezdiği ve her daim korktuğu, yüzlerce teşebbüsle üstünü kapamaya çalıştığı, yüreğin esas yalanlarından biri kalır; sonuçta insanın cesareti yoktur açık bir içgörüye, gerçek bir değişime."