SES / SABAHATTİN ALİ
1937'de Sabahattin Ali'nin yayınlanan son öykü kitabı. Ses, Ali'nin 1936 - 1937 yılları arasında yazdığı hikayelerden oluşuyor.
Bazı hikâyeler mutluluk üzerinedir, bazıları mutsuzluk…
Bazı hikâyelerde sadece iyiler vardır, bazılarında sadece kötüler…
Bazı hikâyelerse hayata kulak verir.
İyiliğe ve kötülüğe, mutluluğa ve mutsuzluğa dair ne varsa yazılıdır onlarda.
Tıpkı kendimizi bulduğumuz, yaşamın aynası bu öykülerdeki gibi… (Arka Kapak)
Kitapta; Ses, Köpek, Sıcak Su, Mehtaplı Bir Gece, Köstence Güzellik Kraliçesi, Çirkince, Apartman, Gramofon Avrat ve Bir Mesleğin Başlangıcı adlı öyküler var.
İlk öykü kitaba adını veren 'Ses'. Bu hikayenin başlangıcı bana Sabahattin Ali'nin sonunu hatırlattı. Bir kamyon arızasının onlarca değişik sonucu olabilir; öyküde olduğu gibi boşa çıkan umutlar ya da Sabahattin Ali'nin başına geldiği şekilde kaybedilen hayatlar... Bir de gündemi sarsan kamyon kazaları var tabii...
Çirkince adlı hikayede; "İçinde vücutları ve ruhları güzel insanların yetiştirildiği Gymnasium'un mozaikleri, şimdi birbirini kovalayan keçilerin tırnakları altında dağılmaktaydı. Coşkun bayramların, spor oyunlarının kutlandığı Hypodrom'un göbeğine muhacirler tütün ekmişler, kenardaki kuru yapraklı bir çardağın altında sıtmadan titreşerek yatıyorlardı. Sayısı bir zamanlar bin üç yüzü geçen ve bugün elimize ancak elli kadarı gelebilen o harikulade tragedya ve komedyaların oynandığı tiyatronun geniş ve serin artist gardıropları şimdi tek tük gelen seyyahlarla, buraya yerleşmiş olan birkaç aileye ve keçi çobanlarına kenef vazifesini görüyordu." paragrafını okuyunca içim acıdı. Çocukluğumdan beri anlamadığım bir şey; insanlar neden tarihi eserleri korumaz da zarar verir? Tarihi surlara ev yapmak; camiden çini, mermer, kandil çalmak!!! Cahillik mi yoksa bizde çok eser var nasılsa diye önemsemek mi?
Gene aynı öyküde; 1940'larda Çanakkale'den Selçuk'un köyüne gidişlerini anlatıyor. Çanakkale'den gambotla Bandırma'ya, oradan trenle İzmir'e, orada bekleyip Aydın trenine. Tren Selçuk'ta bozulunca köye at arabası ya da at ile devam. Okurken ben yoruldum. O dönemde her gün her yöne tren yok; at / at arabası ile olmayan patika yollarda seyahat. Bir yerden bir yere gitmek günlerce süren eziyet. Günümüzde her şey hızlı ve rahat olduğu halde biz insan oğulları gene de şikayet edecek bir şeyler buluyoruz.
Bu öyküde beni düşündüren çok şey var. " Bu kadar güzel bir yere nasıl olup da 'Çirkince' adını verdiklerine çocukluğumdan beri şaşar dururdum." Cümlesi de hep düşündüğüm bir konuya parmak basmış. Mahalleden, köye, köyden kasabaya bu isimler neye göre veriliyor? 22 sene boyunca değişik zamanlarda ( yaz -kış, gece -gündüz, hafta içi - hafta sonu) geçtiğimiz ıssız / sessiz olan bir köye neden 'Şenköy' demişler anlamadım... ( Şenköy, Çınarcık - Esenköy arasında )
Bir şey daha söylemeden geçemeyeceğim. Senarist Ayşe Sasa ve yönetmen Yusuf Kurçenli'yi tebrik etmeden olmaz. 3,5 sayfalık Gramofon Avrat öyküsünden 88 dakikalık film çekmişler. Yetenek bu olsa gerek... Film, 1988 yılında 7. Uluslararası İstanbul Film Festivali / Jüri Üstün Başarı Belgesi almış.
'Ses'ten tınılar:
🔊 Mühendis ise birdenbire müthiş bir hiddete kapılmıştı. Adi bir çobanın karşısında yalvarır gibi sözler söylemiş olmak ona tahammül edilmez bir izzetinefis yarası gibi görünüyordu. (Köpek)
🔊 O zaman derhal her şeyi anlar gibi oldu. Bu hal, sonun yaklaştığına alametti. Artık ölmekten başka yapılacak şey kalmamıştı. Bunu gayet sakin karşılıyor, mümkün olduğu kadar sıkıntısız bir şekilde bu dünyayı bırakıp gitmek istiyordu. (Mehtaplı Bir Gece)
🔊 Hayatımda hiçbir erkeğin bir kadına bu kadar isteyerek, bu kadar deli gibi bu kadar yeis içinde baktığını görmemiştim. Hiçbir şey sormaya cesaret edemedim. (Köstence Güzellik Kraliçesi)
🔊 Bir akşam olsa, bir eve gitse, bir arka üstü yatsa ve karısı ile küçük kızına şöyle göğsünü kabarta kabarta bir bağırıp çağırsa!... (Apartman)
🔊 Ne kadın ona, ne o kadına bir laf söylemiş değildiler. Aylardan beri onun doru atları ve hafif arabası kadını birçok yerlere götürdüğü, birçok yerlerden, bazen arkalarından atılan kurşunlara rağmen selametle evine getirdiği halde belki bir kere adamakıllı birbirlerinin yüzüne bakmamışlardı. (Gramofon Avrat)