Alexander Pushkin (1799 1837), Russia's greatest writer, wrote much more than his novel in verse Eugene Onegin. In this selection of five of his finest narrative poems, all his essential qualities are on display his ironic poise, his stylistic variety, his confounding of expectations, his creation of poetry out of everyday language.
Works of Russian writer Aleksandr Sergeyevich Pushkin include the verse novel Eugene Onegin (1831), the play Boris Godunov (1831), and many narrative and lyrical poems and short stories.
People consider this author the greatest poet and the founder of modern literature. Pushkin pioneered the use of vernacular speech in his poems, creating a style of storytelling—mixing drama, romance, and satire—associated ever with greatly influential later literature.
Pushkin published his first poem at the age of 15 years in 1814, and the literary establishment widely recognized him before the time of his graduation from the imperial lyceum in Tsarskoe Selo. Social reform gradually committed Pushkin, who emerged as a spokesman for literary radicals and in the early 1820s clashed with the government, which sent him into exile in southern Russia. Under the strict surveillance of government censors and unable to travel or publish at will, he wrote his most famous drama but ably published it not until years later. People published his verse serially from 1825 to 1832.
Pushkin and his wife Natalya Goncharova, whom he married in 1831, later became regulars of court society. In 1837, while falling into ever greater debt amidst rumors that his wife started conducting a scandalous affair, Pushkin challenged her alleged lover, Georges d'Anthès, to a duel. Pushkin was mortally wounded and died two days later.
Because of his liberal political views and influence on generations of Russian rebels, Pushkin was portrayed by Bolsheviks as an opponent to bourgeois literature and culture and a predecessor of Soviet literature and poetry. Tsarskoe Selo was renamed after him.
The Gypsies is a masterpiece of literature. In vogue at the time of writing was the romantic ideal, and in this poem Pushkin interrogates the vision of the noble savage. Aleko attempts to live by the Romantic ideal of the retreat to nature, but in the course of the poem fails to achieve the happiness in nature among the gypsies that one would expect. The rhythm of the poem speeds up linearly with Aleko's frustration, until he boils over and crushes those around him. The old man foreshadows this by stating "You are fond of us, although you come from / A people used to wealth and ease. / But freedom doesn't always please / Those who have lived a life of comfort." By the end of the poem, after he explodes, Pushkin destroys the notion of the Romantic ideal and introduces realism into Russian literature with the lines, "But even amongst you innocents / There is no lasting happiness!... / Inside your worn and tattered tents / Surge dreams of violence and distress, / And as you wander through the steppe / Catastrophe in hiding waits, / Dark passions everywhere run deep, / There is no refuge from the Fates."
The other poems in this collection are also fantastic, each in its own way. This is an easy to read volume, and the translation is exquisite and easily readable.
-Bu yazı, Evrensel Kültür Dergisi'nin Eylül 2001 sayısında yayınlandı.-
İÇİNDEKİLER 1) ŞİİRİN KONUSU 2) ŞİİRDE GÖZE ÇARPAN ÇEŞİTLİ NOKTALAR 3) ŞİİRLE ŞAİR ARASINDAKİ İLİŞKİ 4) ŞİİRİN RUS VE DÜNYA YAZINININ ÖTEKİ YAPITLARI ÜZERİNDEKİ ETKİSİ 5) ANLATISAL BİR ŞİİR OLARAK ÇİNGENELER SONUÇ
1) ŞİİRİN KONUSU:
Şiir, Çingene çergelerinin bir betimlemesiyle başlıyor. Kimi eleştirmenlere göre, bu başlangıç bölümleri, Rus gerçekçiliğinin müjdecisi... (Ünlü eleştirmen Belinskiy, Çingeneler'in girişini, Rus gerçekçiliğinin başlangıcı sayıyor. (Simmons 1965, s.26) ) Zemfira, Aleko'yu Yaşlı Adam'la tanıştırıyor ve Çingeneler arasına girmesini sağlıyor. Yaşlı Adam O'na, "istediğin zanaati eyle" diyor. Aleko, ya demir dövecek ya şarkı söyleyecek ya da ayı ile köyleri dolaşacaktır. Yeni bir gün başlar. Kısa bir genel sahne çiziminden sonra, Aleko'nun gözünden, Zemfira'nın tinbilimsel betimlenimi sunulur. Aleko ile Zemfira arasında şehirlerle ilgili bir konuşma geçer. Zemfira, şehirli olmaya özenir görünürken, Aleko O'na şehrin kötülüklerinden sözeder. Bunu izleyen konuşmada, Yaşlı Adam'ın anlattığı Çar'ın sürgün ettiği bir ihtiyarla ilgili öykü, şiirin sonunu ima eder. İhtiyar, burada çok sevilmesine karşın, yurt özlemi dolayısıyla hep mutsuz olmuştur. Yani geçmişinin tortusu O'nu yalnız bırakmamıştır. Aleko, Çingeneler'le birlikte iki yaz geçirir. Birgün Zemfira, kocaya (Aleko) hitap eden, şarkıyı söyleyenin (Zemfira) bir başkasını sevdiğine dair bir şarkı söyler. (Bu şarkı, dönemin revaçta bir şarkısının Puşkin'in yaptığı Rusça çevirisidir.) Sonrasında gece, Zemfira ve babası (Yaşlı Adam), Aleko uyurken O'nun kesik kesik inlemelerini ve diş gıcırdatışlarını dinlerler. Aleko uyanır. Yaşlı Adam, Aleko'ya, Zemfira'nın annesiyle (Mariula) yaşadığı -kısa süreli- ilişkiyi anlatır. Mariula kaçıp gitmiş, Zemfira'yı da Yaşlı Adam'a bırakmıştır. Burada da, Aleko'nun söyledikleri, şiirin sonunu öngörme olanağı verir. Aleko, Yaşlı Adam'a, "Ben senin yerinde olsam Mariula'yı (Zemfira'nın annesi) bulur ve hançerlerdim" diyor. Bir süre sonra, Genç Çingene'yle Zemfira'nın yattıktan sonra ayrılmalarına tanık oluruz. Aleko uyumaktadır. Sonunda uyanır. Duyduklarından, durumu anlar. Önce Genç Çingene'yi sonra Zemfira'yı öldürür. Ölüler gömülür. Yaşlı Adam, Aleko'dan Onlar'ı terketmesini ister. Çingeneler kin duymazlar ama bir caniyle yaşamak da istemezler. Sonsöz başlıklı son bölümde Puşkin, birinci tekil şahıs kullanır. Şiirin bütünündeki yaşamöyküsel etkilere ek olarak, bu son bölümde, Puşkin, özyaşamöyküsünden bir kesit sunar. Bir süre Çingenelerle yaşamıştır. "Ve İstanbul'a Rusun/Egemen sınırlar gösterdiği" dizeleri, rastgele değildir. Besarabya bölgesi, ve dolayısıyla Puşkin'in sürgünlük dönemini geçirdiği Kişinev, 1824 tarihi düşünüldüğünde, Osmanlı İmparatorluğu'ndan Ruslar tarafından daha yeni alınmıştı.
Şiirin Sonsöz bölümünden önce ortaya konulan sonu ve Sonsöz bölümü, Puşkin'in iki görgül görüşünü sunar: 1) Özgürlüğ(ün)e düşkün bir insan, özgür bir toplumda yaşamaya başlasa bile, O'nda uygarlığın/şehrin koşullandırdığı çeşitli davranışlar (Örneğin/ Kadın üzerinde özel mülkiyet düşüncesi özekli davranışlar) ve dürtüler silinmez. 2) Çingeneler de, ne olursa olsun mutlu olamazlar. Çünkü uykuları azaplıdır, gölgelikleri beladan kurtulmaz, uğursuz tutkular heryerdedir ve yazgı karşısında savunmasızdırlar. Ya da bu sayılanlar, mutluluk tanımının dışında kalanlardan olduğu için, bir betimleme niteliğinde, Çingenelerin mutsuzluğunu imlerler. Mersereau, Jr. (1996), Çingeneler'in bitiş biçiminde, Puşkin üzerindeki Byron etkisinin sonlanmış olduğunu belirtiyor. Aleko, Zemfira'yı bencilce öldürüyor. (s.141))
2) ŞİİRDE GÖZE ÇARPAN ÇEŞİTLİ NOKTALAR
a) Çoknokta Kullanımı:
Şiirde çoknoktalar beş kez kullanılıyor. Bu çoknoktaların, çeşitli parçaları ayırma işlevi gördüğü söylenebilir -ki bu çoknoktalar, bu işlevi hakkıyla görmektedir. Diğer bir yaklaşım ise, bu çoknoktaların, Çar'ın sansürünün ya da Puşkin'in özsansürünün yolaçtığı boşluklara karşılık geldiği olacaktır. (Blagoj, 1982)
b) Zıtlıklar ve Dönüşümler:
Şiirde, aydınlanmış kahramanla vahşi ilkel oymak ayrımı ortaya konulur. (Blagoj 1981, s.29) Şiiri sonlandıran olay, Aleko'nun içindeki sahip olma duygulanımlarının tortusudur. Toplumu karşısına aldığında bile, toplumun O'nda koşullandırdıklarından tamamıyla kurtulamamıştır. Rousseau'nun -"toplum, bireyi bozar." Cümlesinde en kaba çizgileriyle özetlenebilecek- görüşleri, Çingeneler'in çeşitli dizelerine yedirilmiştir.
Kendisi için sınırsız özgürlük isterken, başkalarının özgürlüğüne saygı göstermeye hazır değildir, bir zorbaya dönüşür. (Blagoj 1981, s.30)
c) Şiirin Düşünsel Yapısı
Çingeneler'in -Puşkin'in öbür şiirleri gibi- bir düşünce şiiri olduğu açıkça görülüyor. Kropotkin ise tersini iddia ediyor. (Kropotkin 1905, s.40) "Puşkin'de; Goethe'de, Schiller'de, Shelley'de, Byron'da vö. bulunan düşünce derinliğine ve güzelliğine rastlanmıyor. O'nun şiirindeki güzellik, biçim güzelliğidir, uyak egemenliğidir" diyor (s.40) -Tahmin edildiği üzere- Kropotkin'in yaklaşımına hiç bir şekilde katılmıyorum. Çingeneler'i, Rousseau'nun "toplum, bireyi bozar" savı üstünde dönen tartışmaların, şiir biçimselliğinde, bireytarihsel bir açılımı olarak görüyorum. Çingeneler şiiri bile –ki daha derin yapıtları da vardır- tek başına, Puşkin'deki düşünce derinliğini gösterme açısından yeterlidir.
Kropotkin'in Puşkin'i bu şekilde değerlendirmesi, şiirden ne beklediğiyle sıkı sıkıya bağlı. Zaten Kropotkin, bu değerlendirmenin hemen ardından, şiirde aradığı şeyin, bizi iyi eden soylu düşünceler olduğunu belirtiyor. (s. 40) Oysa, Puşkin, Çingeneler'in amacı neydi diye soranlara, "Şiirin amacı şiirdir" diye yanıt veriyor. (Magarshack 1967, s.190; Simmons 1965, s.27) Sanatın işinin iyiyle kötüyle değil, bunların şiirsel özellikleriyle olduğunu söylüyor. (Magarshack 1967, s.196) Bu noktada, Kropotkin'in eleştirisini, ölçüt bağımlı bir eleştiri olarak değerlendirmek gerekir. Puşkin, "Anatomi nasıl ki cinayet değildir, insanın zayıflıklarının, kuruntularının ve tutkularının betimlenmesi de ahlaksızlık değildir." diyor. (Alıntılayan, Magarshack 1967, s. 196) Bu ise, Kropotkin'in toplumsal gerçekçilik yönelimli bakış açısının tersine, gayet doğalcı bir bakış açısı.
(Puşkin, halk dili kullanıyor. Ayrı bir şiir dili yaratmış değil, bu da Kropotkin'i rahatsız ediyor. (s.43) Kropotkin, Puşkin'in dönemin sınıfsal çelişkilerini ele almamasından da rahatsız. (s. 46))
d) Çingeneler'deki Gerçekçilik
Çingeneler şiiri, -Puşkin'in coşumculuğu bırakıp gerçekçiliği benimsemeye başladığı veya coşumculukla gerçekçiliğin içiçe geçtiği- bir geçiş şiiri olarak kabul edilir. (Simmons 1965, s.25) Çingeneler'i aynı gerekçelerle, Puşkin'in son coşumcu şiiri sayanlar da vardır. (Blagoj 1982, s.173; Yaran 2000, s.13) Puşkin'in Çingeneler'de envantercilik yöntemini işe koşması, bir başka deyişle, anlamca benzer sözcükleri üstüste sıralıyor olması, bu geçişin ürünüdür. (Cizevskij 1974, s.55)
3) ŞİİRLE ŞAİR ARASINDAKİ İLİŞKİ
Çingeneler şiirinin yaratım aşamasıyla ilgili en önemli özellik, bu şiirin, Puşkin'in kişisel deneyimlerinin bir ürünü olmasıdır. Puşkin, Besarabya'da sürgündeyken, 27 Temmuz- 21 Ağustos 1821 tarihleri arasında üçbuçuk hafta Çingenelerle yaşamıştır. Besarabya'da Zemfira'yla tanışmıştır. (Zemfira'nın -Şiirin Konusu bölümünde- sözü edilen 'Kes Beni, Yak Beni' adlı şarkısı, -aynı bölümde belirtildiği gibi- o dönemin revaçta bir Moldavya türküsünün çevirisidir. (Magarshack 1967, s.189) ) Bu yönüyle Çingeneler şiiri, dünya yazın tarihinde çok özel bir yere sahiptir.
Puşkin, daha sonra, şiirin kahramanını ayı oynatan bir Çingene yaptığı için eleştirilir. Bir arkadaşı, Aleko'nun demirci olmasının daha iyi olabileceğini söyler. Puşkin'in yanıtı yerindedir: "Sekizinci dereceden devlet memuru mu yoksa toprak sahibi mi yapaydım?.." (Magarshack 1967, s. 190)
4) ŞİİRİN PUŞKİN'İN ÖTEKİ YAPITLARIYLA İLİŞKİSİ VE RUS VE DÜNYA YAZINININ ÖTEKİ YAPITLARI ÜZERİNDEKİ ETKİSİ
a) Şiirin Puşkin'in Öteki Yapıtlarıyla İlişkisi
Blagoj'a (1981) göre, Çingeneler şiiri, Puşkin'in bir başka yapıtı olan Kafkasya Tutsağı'nın bir tür çeşitlemesidir. Fakat kahraman, özgürlük düşüncesi noktasında daha gelişmiştir. Kentlilerin mutsuzluğu tanısı konur ve bu tanı, gayet açık bir biçimde sunulur. Çingeneler şiiri, -Puşkin'in aynı zamanlarda yazdığı- Kuran Taklitleri ile birlikte, Rus olmayan insanları kavradığı ilk yapıt örneğidir. (Blagoj 1981, s.31) Çingeneler'in Kafkasya Tutsağı'ndan bir başka farklılığı ise, bu seferki kahramanının toplumdan kaçmasının nedeninin kişisel nitelikte olmamasıdır. Çingeneler'in kahramanı, yasalardan kaçmaktadır. (Magarshack 1967, s.189)
b) Şiirin Rus ve Dünya Yazınının Öteki Yapıtları Üzerine Etkisi
Simmons (1965), Tolstoy'un Kazaklar adlı romanını yazarken, aklından Çingeneler'i geçirmiş olabileceğini söylüyor, çünkü Kazaklar'la Tolstoy'un kahramanı Olenin arasında da, Aleko'yla Çingeneler arasındakine benzer bir çatışma var.
Dostoyevskiy, 1860'da, Moskova'da, Puşkin anıtının açılışında, Aleko'nun, özgürlüğüne ulaşmak için kibrinden vazgeçmesi gereken mutsuz Rus gezgini tiplemesini temsil ettiğini bildirir. (Simmons 1965, s.27) Blagoj (1982), Puşkin'in Çingeneler'indeki Aleko'yla Dostoyevskiy'in Suç ve Ceza'sındaki Raskolnikof arasında, cinayet sonrası duydukları yabancılık açısından koşutluklar bulur.
Ünlü opera yapıtı Carmen'in yazarı Prosper Mérimée, Çingeneler'i Fransızca'ya çevirmişti. Carmen'i yazarken, Zemfira'dan etkilenmiş olması olasıdır. (Blagoj 1981, s.31) Gerçekten de, Zemfira'yla Carmen'in kişilikleri arasındaki benzerlikler, "belliydi zaten" dedirtecek cinstedir.
c) Çingeneler ve Carmen
Bu bağlamdaki temel çelişkinin özel bir hali olan kadın üzerinde özel mülkiyet düşüncesi, iki yapıtı alttan alta birleştirir. Aleko'ya karşılık gelen Don José Navarro da, Carmen aracılığıyla Çingeneler arasına karışır. Ancak Carmen'de resmedilen, göçebe Çingeneler'den çok, yerleşik Çingeneler'dir. Kentte kalacak evleri vardır. Çerge düzeninde yaşamamaktadırlar. Doğrudur, yaşamları yolculuklar içinde geçer, dağlara çıktıkları da çok olur, ama yerleşik yaşamla bütünleşmiş bir durumdadırlar. En çok kaçakçılıkla para kazanırlar. Don José'nin, haydutluk dışındaki görünür mesleği çerçiliktir. Carmen'se -başlarda- zaten bir fabrika işçisi olarak görünür. Bir başka işçiyi bıçakladığı için gezici yaşamı hız kazanır.
Don José, Çingeneler arasına yasalardan kaçtığı için girmemiştir ama tam tersi olur, Çingeneler'le yaşamasıyla birlikte azılı bir hayduta dönüşür. Don José, bir siyasal muhalif değildir. O'nu Çingeneler arasına götüren, özgürlük düşü değildir, O'nunkisi, güzel bir kadının albenisine kapılarak, zoraki bir katılıştır. Bu, önemli bir ayrımdır: Aleko, Çingeneler arasında yaşamayı seçer; Don José ise, Onlar'la yaşamak zorunda kalır. Aleko, önce Genç Çingene'yi sonra Zemfira'yı hançerle öldürür. Don José de, önce Carmen'in romu (Çing. koca) Tekgöz'ü sonra Carmen'i hançerle öldürür. Olay da aynıdır, yöntem de, sıralama da aynıdır. Gerekçe bile aynıdır: Carmen'in başkalarıyla birlikte olması ile Zemfira'nın Genç Çingene ile olan ilişkisi aynı düzlemlerdedir.
5) ANLATISAL BİR ŞİİR OLARAK ÇİNGENELER
Bu yapıt, ilk bakışta, şiirden çok nazımda yazılmış bir öykü olarak görülebilir. Puşkin seçkileri, bu biçim bir görüşe katılmıyor. Şairin kendisi de, yapıtın içine damlattığı şiir dili de bu görüşün karşısındadır. Puşkin seçkilerinde, Puşkin'in tüm yapıtları, "Lirik Şiirleri", "Anlatısal Şiirleri", "Dramları", "Nazımda Hikayeleri" gibi altbaşlıklar altında sunulur. "Balıkçıyla Altın Balık Hikayesi" ve "Altın Horoz Hikayesi" gibi çalışmaları, nazımda hikayeleri olarak kabul edilirken, "Çingeneler", "Bakır Atlı" vb., anlatısal şiirleri olarak değerlendirilir. (Bkz. Pushkin 1985) Değerlendirmenin bu yönde olmasında, kuşkusuz, Puşkin'in kullandığı dilin büyük payı vardır.
Anlatısal bir şiirin teknik açıdan temel sorunlarından biri, dramla bağlantısı noktasında olacaktır. Aynı -kurgusal- gerçekliği, sahnelemeye yönelik terimler aracılığıyla sunmak da olasıdır. Böyle bir yaklaşım, şiirin bir biçim olarak nitelikleri düşünüldüğünde, ilk şiir kuramcısı sayabileceğimiz Aristoteles'in haklı eleştirilerine uğrayacaktır. Şiir biçimselliği içinde, şiir dilinin yerini gösteri dilinin alması, şiir dilinin olanaklarını kullanmamak ve şiir dilini işlemekten kaçmakla eşdeğerdir. Bundandır ki, şiirde kullanılan gösteri dili, Aristoteles için, aşağı bir konumdadır. (Hix 1998) Çingeneler'e bakıldığında ise, Puşkin'in bu yanlışa düşmediği görülür. Kullandığı dil, şiir dilidir.
Puşkin, Çingeneler'in bitiminde gizem yöntemini devreye sokar. Şiiri açık uçlu bitirir. Aleko'nun sonunda yalnız kalışının ardından ne yapacağı belli değildir. Nereye gidecektir? (Blagoj 1982, s.170)
SONUÇ
Puşkin'in yapıtı, bir çok az bulunur niteliğe sahip. Bunlardan biri, Çingeneler'in bir tür tarihçiliğini yapmasıdır. Bu, az bulunur bir niteliktir çünkü Çingeneler'in tarihini hep başkaları yazmıştır. Çeşitli sanat ürünlerinde, "büyücü", "akıl çelen", "hırsız" vb. olarak resmedilirler. (Gezgin 2000a) Bu yönden bakıldığında Puşkin'in şiiri çok içten bir şiirdir.
Puşkin'in başyapıtlarından biri olan Çingeneler, çağına yabancılaşmış insanı ne kadar güzel anlatır... Oysa, O'na biçtiği sonla O'nu sığınabileceği son limandan da kovar. O'nun kaçabileceği hiç bir yer yoktur. Çünkü -basmakalıp bir sözü anmak gerekirse- yabancılaşmış insanın kaçtığı, kendisinden başka bir şey değildir. Çağına yabancılaşmış her insanın düşündüğü bir şeyi resmeder Puşkin'in şiiri. Kaçıp gitmek... Bir daha dönmemek... Kişinev'de bir süre Çingeneler'in arasında yaşayan Puşkin'in kendisi de, bu duyguları yaşamış olmalı. Bugün Puşkin gibi bir şair de kalmadı. Mutluluğunu göçebelikte saymak, ancak coşumcu dönemin bir şairinin yönelimi olabilirdi. Genç kuşak şairlerin Puşkin ve Lermontov'dan öğreneceği gerçekten çok şey var. Gezgincilik ruhu, yüzyıllar boyunca, kırık olanın, yitik olanın ilgisini çekmiş. (Bkz. Gezgin 2000a ve 2000b) Ve bu ilgi öyle doğal bir gereksinim niteliği almış ki, şimdi birçok reklamla da sömürülüyor. Gerçek gezgincilik ruhunu taşıyanlar, Puşkin'in Aleko'suna, Hamsun'un Göçebe'sine, Hesse'nın Knulp'una, Lermontov'un Aşık Garip'ine gitsinler! Çünkü orada, yalnızca kendilerini görecekler.
Bir önceki bölümde sorulmuştu: Aleko nereye gidecektir? Aslında çok açık: Çağdaş dünyanın bir insanı olarak, bu yaşadıklarını şiirleştirecektir. Ancak şiirle Zemfira'yı ve sevgilisini öldürmeden önceki mutlu iki yılını anımsayacaktır. Gün saymadan, "işe vb. geç kalıyorum" düşüncesi olmaksızın geçirdiği o iki yıl, şiirinde ve hiç bir yere varmadığı, bir bütünlüğe kavuşturamadığı için yırtıp attığı müsveddelerinde yaşayacaktır. Uygar dünyada, bir şair olarak yani bir akıl çelici olarak gemileriyle kıyıdan geçen Odysseus'un mürettabatını değil ama kulakları balmumuyla sıvanmamış, gemi direğine bağlı Odysseus'u baştan çıkaracaktır. (Gezgin 2000a
Centered around the romantic ideal and the idea of the noble savage. There is no freedom. Nowhere is out of reach of destructive passions; nowhere is there a refuge from the forces that rule our lives.
Pushkin’s writing is so light and effortless. I can only imagine what it’s like to read in the original Russian, but translator Antony Wood gives a little taste in his helpful notes. Included in this collection are:
The Gypsies (1827), which is a real treasure. Its main character Alecko along with Eugene Onegin were an important part of Dostoevsky’s famous dedication speech to the Pushkin statue in Moscow in 1880. The story was also the basis for Carmen, which is less acknowledged than it should be.
The Bridegroom (1824-25), a spin on a Romantic ballad, and with lovely onomatopoeia (see below).
Count Nulin (1825), which is a bit of a parody of Shakespeare’s ‘The Rape of Lucrece.’ The moments building up to the Count stealing into the married woman’s bedchamber are perfectly rendered. It’s fascinating to know that he was on his way to St. Petersburg in December 1825 when he turned back because of unlucky omens (e.g. a hare crossed his path) – and thus avoiding being at the Decembrist uprising that led to executions and exile for many of his friends. He was writing Count Nulin instead.
The Dead Princess and the Seven Champions (1833), which is Pushkin’s version of the classic Brothers Grimm story Snow White (Sneewittchen). I loved his trademark concision, and the discussions the Prince has with the sun and moon while searching for the fair maiden.
The Golden Cockerel (1834), which Anna Akhmatova figured out was based on Washington Irving’s The Legend of the Arabian Astrologer a century later. It’s clearly a satire of Tsar Nicholas I, and written out of his frustration of the shackles of a humiliating court appointment and constant scrutiny.
Just this quote, from The Bridegroom. The original Russian has 6 ‘s’ (с) and 6 ‘sh’ (ш) sounds to match the mood for the wind blowing through the trees in a dense wood:
С тропинки сбилась я: в глуши Не слышно было ни души, И сосны лишь да ели Вершинами шумели.
Which Wood translates as:
I’d lost my path, and all around No living soul, no living sound, Nothing at all that stirs, Only the tops of firs.
The Gypsies is a masterpiece of literature. In vogue at the time of writing was the romantic ideal, and in this poem Pushkin interrogates the vision of the noble savage. Aleko attempts to live by the Romantic ideal of the retreat to nature, but in the course of the poem fails to achieve the happiness in nature among the gypsies that one would expect. The rhythm of the poem speeds up linearly with Aleko's frustration, until he boils over and crushes those around him. The old man foreshadows this by stating "You are fond of us, although you come from / A people used to wealth and ease. / But freedom doesn't always please / Those who have lived a life of comfort." By the end of the poem, after he explodes, Pushkin destroys the notion of the Romantic ideal and introduces realism into Russian literature with the lines, "But even amongst you innocents / There is no lasting happiness!... / Inside your worn and tattered tents / Surge dreams of violence and distress, / And as you wander through the steppe / Catastrophe in hiding waits, / Dark passions everywhere run deep, / There is no refuge from the Fates."
The other poems in this collection are also fantastic, each in its own way. This is an easy to read volume, and the translation is exquisite and easily readable.
The Gypsies: Did Merimee's Carmen the acknowledged source of Bizet's opera owe much to this poem?
The Bridgegroom: an original in the same meter of the Germanic ballad Lenore by Gottfreid Burger, which was based on the Scottish ballad,Sweet William's Ghost.
Count Nulin: A parody of Shakespeare's poem The Rape of Lucrece. Pushkin wondered what would have happened if Lucrece had slapped Tarquin's face...He decided to parody both Shakespeare and history (brave man).
The Dead Princess: A stream line of the tale of Snow White and the Seven Dwarfs although this time the brothers are not dwarfs but bogatyri, the giant heroes of Russian folklore.
And finally, The Golden Cockerel: another verse folk tale but this time based on that of Washington Irving's Tales of the Alhambra. Instead of a bronze warrior that warns a wily astrologer of approaching foes, it is a golden cockerel.
Having read this collection I can see why Pushkin is beloved of the Russian people. He spins delightful tales with magical words and masterful command of the language. His creative ability, his style, his fluency and drama would have been greatly in demand in days before television and have not lost their appeal today.
Carmen, Zemfira, Esmeralda - those are three names of love and passion In spite of one's strong will - love doesn't last; it's changing like a fashion It's like a bird's song - though man could cage or kill the bird or cruelly cut its wing, Yes, man could do all that to bird of love - but he can't force the bird to sing ...
Wow. This is the first work I've read by Pushkin, and I feel as if I have been denied something special by not having been introduced to his work years ago. Though it is clear that translating from Russian to English cannot capture all his poems' intricacies, this translation remains illuminating. I now need to reread some Nabokov and other Russian authors, so that I can more fully understand when they were paying homage to Pushkin. These poems are a pleasure to read, due to both the stories they tell and the literary techniques they employ.
Absolutely loved the debate of the social contract and the noble savage ideal found within the The Gypsies. Freedom and comfort are not always the same, though we tend to believe they are the same within Western culture.
Hard to translate poetry, especially rhyming poetry. These are interesting but hardly essential stories in verse. I need to tackle Eugene Onegin, I reckon.