Jump to ratings and reviews
Rate this book

Kırk Ambar #1

Kırk Ambar: Rümuz-ül Edeb

Rate this book
"Kırk Ambar" bir mefhumlar kamusu, derbeder ve dağınık bir ansiklopedi, Cemil Meriç'in deyişiyle, "kurmak istediği abidenin birkaç sütunuyla birkaç odası". Eser iki bağımsız bölümden oluşuyor: Rümuz-ül Edeb ve Lehçe-t-ül Hakayık. Her bölüm başlı başına bir kitap olacak kadar hacimli. O yüzden "Kırk Ambar"ın iki ayrı bölümünü, eseri baskıya hazırlayan Mahmut Ali Meriç'in düzenlemesiyle, iki ayrı cilt halinde yayımlıyoruz. Bu birinci cilt, dünya edebiyatından klasiğe, hümanizmden edebiyat sosyolojisine, romanın ro1anından edebiyat tarihinin tarihine uzanan bir çizgide Türk okuyucusunu düşünceye davet ediyor.

463 pages, Paperback

First published January 1, 1980

Loading...
Loading...

About the author

Cemil Meriç

23 books153 followers
Yazar ve mütercim. 12 Aralık 1916’da Hatay Reyhanlı’da doğdu. Ailesi Balkan Savaşı sırasında Yunanistan’dan göçmüştü. Fransız idaresindeki Hatay’da Fransız eğitim sistemi uygulayan Antakya Sultanisi’nde okudu. Bir süre ilkokul öğretmenliği ve nahiye müdürlüğü, Tercüme kaleminde reis muavinliği yaptı.

1940’da İstanbul Üniversitesi’ne girip Fransız Dili ve Edebiyatı öğrenimi gördü. 1941’den başlayarak İnsan, Yücel, Gün, Ayin Bibliyografyası dergilerinde yazmaya başladı. 1942 ve 45 yılları arasında Elazığ lisesinde, 1952 ve 54 yılları arasında ise İstanbul`da Fransızca öğretmeni olarak çalıştı. Daha sonra İstanbul üniversitesi Edebiyat fakültesinde yabancı diller okutmanlığı görevinde bulundu, Sosyoloji bölümünde dersler verdi. Mükemmel düzeyde Fransızca okuyup yazan Meriç, İngilizceyi anlıyor, Arapçayı, kendi ifadesiyle, “söküyor”du.

1955’de gözlerindeki miyobunun artması sonucu görmez oldu, ama olağan üstü çalışma ve üretme temposu düşmedi. Talebelerinin yardımıyla çalışmalarını ölümüne kadar sürdürdü. 1974 yılında İstanbul üniversitesinden emekli oldu ve yıllarının birikimini ardarda kitaplaştırmaya girişti. 1984’te, önce beyin kanaması, ardından felç geçirdi, 13 Haziran 1987’de vefat etti.

Cemil Meriç`in ilk yazısı Hatay`da Yeni Gün Gazetesi`nde çıktı (1928). Sonra Yirminci Asır, Yeni İnsan, Türk Edebiyatı, Yeni Devir, Pınar, Doğuş ve Edebiyat dergilerinde yazılar yazdı. Hisar dergisinde “Fildisi Kuleden” başlığıyla sürekli denemeler yazdı. Meriç, gençlik yıllarında Fransızcadan tercümeye başladı. Hanore de Balzac ve Victor Hugo`dan yaptığı tercümelerle kuvvetli bir mütercim olduğunu gösterdi. Bati medeniyetinin temelini araştırdı. Dil meseleleri üzerinde önemle durdu. Dilin, bir milletin özü olduğunu savundu ve sansüre, anarşik edebiyata şiddetle çattı.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
45 (55%)
4 stars
23 (28%)
3 stars
10 (12%)
2 stars
2 (2%)
1 star
1 (1%)
Displaying 1 - 4 of 4 reviews
Profile Image for Rey.
67 reviews2 followers
Read
May 3, 2026
“Mekân ile zamanı aşacak insan. Bu kanatlanış,
birleşmenin, birlikte düşünmenin eseri olacak.
Birlikte düşünmek kişiliği ortadan kaldırmaz, ge-
liştirir. Ama düşüncelerini başkalarımnkilerle bir-
leştirmek için, onlan sevmek, onlarla kaynaşmak
gerek. Kurtuluş bu şuurlanışta. Düşünen insanlığı
hayata bağlayacak olan, maddî bir rahat değil,
kendi kendini aşma, bütünleşmedir.”
Cemil Meriç, Ümrandan Uygarlığa,
“Büyücü Çırağı
S.11

Lanson’a göre, “her kitapta iki insan vardır: yazar ve
okuyucu.
S.14

Yazmak bir davete icabet etmektir. Eseri okuyucu ısmar-
lar, farkında olmadan ısmarlar..
S.14

Kitap yaratıcı bir güç olmaktan çok düzenleyici bir güçtür... Yazar bir orkestra şefi.
Gustave Lanson (15)

“Geniş bir vatanım var. Kafamdaki bir parça
beyin on ülkeden geliyor. En has değerim hangi
ülkeden., bilemem M!”
Richard Dehmel (1863-1920)
S.17

Tarih
boyunca, insanların uyuşmasına dayanan aralıksız bir ayık- *
lama olur; yaşamaya lâyık yazılar kalır sadece.
S.21

Kısaca, edep, gerek Cahiliye devrinde, gerekse İslâmiyet’te, asil ve insan! değerlere yönelmek anlamına geliyor. Bir kelâm-ı kibara göre, “dinin üçte ikisi” S.22

Eski Araplar için cömertlik ahlâkî faziletlerin başında gelir. Demek ki edip, fazilete davet eden kişi.
Edep, fazilet).
S.22


Toplarsak, edep, İslâmiyet’ten önce, ziyafete davet de-
mektir.
S.23

📌Mevlana: “Gözünüzü açıp Kur’an’a bakınız. Allah kelâmı olan Kur’an’m bütün ayetleri edep tâliminden ibarettir” demiyor mu? 23

Ortak bir dünya edebiyatı, bütün milletler karşılıklı münasebetlerin şuuruna vardıkları zaman boy atabilir ancak. S.24

Kafası işleyen ve geleceği sezen üç beş kişi dünya edebiyatım neden müjdeleyememiş diyeceksiniz.. Müjdeleyememiş, çünkü bu edebiyatın daha önce yaratıcı ve terkipçi bir insan tarafından kurulmuş bulunması lâzımdı. Bu yaratıcı insan Goethe olacaktı.
S.27

Önce ev kurulmalı; evi süslemek, sonraki iş. Hayatım güven altına almadan koleksiyonculuk olur mu? Önce var olmak, sonra kolları sıvayıp çalışmak, nihayet: kâm almak. S.28

Madem ki Tanrı binlerce dilden konuşuyordu, binlerce kulak lâzımdı onu dinlemek için. S.29


Dünya edebiyatı, sınırların her yönde genişlemesi demekti. Ama merkez hep Almanya olacaktı.
S.30

Çünkü İspanya da Doğu’dur, İspanya yarı yarıya Afrika’dır; Afrika yarı yarıya Asya.
S.37

Richard Dehmel aşağıdaki mısraları onlar için söylemiş: geniş bir vatanım var. Kafamdaki bir parça beyin on ülkeden geliyor. En has değerim hangi ülkeden geliyor, bilemem ki? 39

‘İnsanlık tarihinde zaman zaman bir düşünce belirir, belli bir konu yavaş yavaş olgunlaşmağa başlar. Yıllar, asırlar boyunca, bu düşünce, kendine en mükemmel ifadeyi vermeğe kadir insanları veya araçları, dünyanın dört bucağından etrafına toplar birer birer’ S.41

Chamisso
"İki vatanım var diyordu, iki ülkenin mânevî mirasçısıyım" syf 42

Evet, insanın amacı cedlerinin fetihlerini sağlamlaştırmak ama, dünyaya damgasını vurmak için, bu mirası tecrübeye dayanan kişisel unsurlarla mezcederek yeni bileşimlere gitmesi ve zenginleştirmesi de şart. S.42

Evrensel sıfatına lâyık bir edebiyat, bütün insanları, kaynaştırmağa çalışan, kucağını her varlığa, hayatın her biçimine açan edebiyattır. S.44

En çetin sorun da şiirlerin çevirisi. Goethe ‘çevrilemeyene yaklaşmalı ama dokunmamalıyız’ diyor. Çevrilemeyenin
hududunu ancak büyük şairler darlaştırabilir.
S.45

(Jules Reviczky, 1855-1889), ne güzel söylemiş: ‘Şarkı güzel, şarkı kutsal, hele millî ise, ama şarkıların en güzeli insanlığın, dünyanın şarkısı’.47

Lunaçarski de Wagner’in bir yıldönümünde: ‘İnsanlığın yarattığı ne varsa, gerçek bir özümsemesini, gerçek bir değerlendirmesini yapmalıyız. Yaratılacaklar adına böyle muhteşem bir işi başarmak boynumuzun borcu’ diyordu.47


Klasiklerin en
büyükleri yaşadıkları dönemde anlaşılmayanlar.
S.51

Insanı tanıyordu geçen asır, insanları tanımıyordu.
S.51

Yaşarken herkes sizi alkışlıyorsa, adınız unutulup gidecektir
hayranınız olan nesillerle.
S.53

Şaşıracaksınız belki ama insanlarda mükemmeliyet, hudutlarını
bizzat çizdiğimiz bir bekleyişe uymaktan başka nedir?
S.56

klasik yazar, üstün bir İçtimaî sınıfa hitap eder, proleter yazar, yığına.
S.61


İnsanoğlunun özü hep aynıdır, ona göre. Büyük eserlerin ku-
maşıdır bu öz. Kasılışında barok bir eda vardır. Tabiîye ulaşacak dehası yoksa, yüceye, muhteşeme erişmeye çalışır.
Fertle fert arasındaki minnacık farklara boşvererek hep cihanşümulü, hep büyüğü aramak tehlikeli bir yolculuk belki.
S.76

Klasiklerin ‘insan tabiatı’nda senli benliliğe yer yoktur.
S.76

Sanat,
kendine hudutlar çizebildiği ölçüde büyüktür. “Biçim, zorlayıcı olmasa, düşünce bu kadar gür fışkırmazdı”, diyor Baudelaire. Alman klasiklerinin en hası Goethe de şöyle der:
“hudutlarının şuuruna varmadan ustalaşılamaz, hürriyet ancak kanunların çerçevesi içinde mevcuttur.
S.77

Sadelik de, klasik için bir meziyet. Klasik, sehl-i mümteni peşindedir. Her klasik sanatın merkezinde yatan özellik-
ler: vuzuh, sadelik, tokluk ve mükemmeliyet endişesi. Kla-
siği en iyi tarif eden kelime şüphesiz ki denge’dir. İç dünya
ile dış âlem arasında kâmil, mahrem ve derin bir denge,
manevî sıhhat.
S.77

Klasik, Avrupalı için, büyülü bir kelime. Kendinize klasik
dedirttiniz mi itibarınız artar. Adınız romantiğe çıkmışsa,
şüphelisinizdir.
S.79

İmanını kaybeden bir çağın dini hümanizm. S.85

“İnsanın necatı, hudutlarını aydınlık olarak bilmesinden ve kendi hiçliğini idrak etmesinden geçer.” s.95

“Vicdana dayanmayan ilim, ruhun iflasından başka nedir ki." S.89 ( Rabelais)

"Hümanizm, dünyanın en namussuz sömürüsü olan burjuva sömürüsünü örtbas etmek için ileri sürülmüş bir duman perdesidir." (Kemal Tahir) S.85-86

"Hümanizm bir dine yardımcı olduğu zaman ve o dinin görüş açısı içinde kaldığı zaman faydalı olabilir."

"Sirenlerin şarkısını engin denizlere açılmayanlar duyamazlardı ki." S.92
Feyzi Hindi-Hâkî, eger bezulmeti hesdi mukayyedi, Arşı, eger benur-ı ilahi münevveri (Yokluk zulmeti içinde bocalıyorsa, toprak, ilahi nurla aydınlanmışsa, arş.) s.93


Mark Orel, "sizi incitenleri bile sevin" der. S.100

️”Şüphenin olduğu yerde taassup ve zulüm barınamaz.” S.101

“Geçmişimizi değil, şimdiki halimizi incelemek suretiyle daha iyi anlarız kendimizi. Mesela dil konusunda herhangi bir dili tarihî olarak izah etmek başkadır, onu derinden derine anlamak başka. Fransızca öğrenmek için, Fransızca öğrenmek lazımdır, Latince değil.” S.125

"İnsanlık binlerce yıl zarfında değiştiğinden çok, son yüz yılda değişti." S.126

"Romanlar mektepteki hocaların yerine geçen dilsiz eğiticilerdir." — Piskopos Huet, S. 132.

"Roman, medeniyetin aynasıdır." — De Salvandy, S. 133.

"Izdırap insanlığın alınyazısı." — Cemil Meriç, S. 143.

“Gerçek okuyucu için edebiyat, rastgele bir vakit geçirme aracı değil, başlıbaşına bir amaçtır. Romanı okumak başka, romanı yaşamak başka.” S.144

“Her romancı psikolog olmalıdır. Bugün hepimiz, ruhça çok fakirleşmiş bir insanlıkla cebelleşmekteyiz.” S. 150


3.Bölüm: 153-248

“Yunan edebiyatinda bize benzeyen insanlari canlandiracak edebir bir form yok. Destan da, trajedi de bizden üstün kimseleri terennüm eder. Komedinin kahramanlari ise bizden asagi kimselerdir.” (Aristo, syf: 152)

“Eski Yunan ve Roma`nin bütün hikayelerini toplasak bir Binbir Gece Masallari yapmaz.” (syf: 158)

“Eskicag toplumlarinda kadin tek boyutlu idi; kadina bütünlük kazandiran, Hiristiyanlik`la feodal toplum.” (syf: 159)

“Ask romanlarini yaratan feodal yasayistir. Fransa`da romanin tarihi, ask duygusunun gelismesinin tarihidir, o da toplumun gelisme tarihi.” (syf: 160)

“Romanla kadinlasti bati dünyasi, roman sayesinde kadinlasti. Kadinlarin odasinda olusti roman. Cünkü bu oda, öncelikle romanlarin okundugu, daha dogrusu dinlendigi, hayal edildigi, yasandigi yerdi.” (Thibaudet, syf:169)

“Gercek roman, romanlara hayir demekle baslar, gercek felsefenin de felsefelere hayir demekle baslamasi gibi.” (syf: 170)

“Sirenlerin sarkisina benzer kitaplar. Bastan cikarir kulak vereni. Din kitaplari okuyarak harekete gecmekle, sövalye romanlari okuyarak eyleme gecmek ayni sey degil mi?” (syf: 180)

“Bir düsünce ve yasayis seklinin temelindeki ideoloji nasil degerlendirilecek? Tek ölcü: niyet ve amel.” (syf: 180)

“Kisotizm, bir mefkurecilikten cok bir ruhculuktur, yalinkat ve dünyaya civili bir felsefeye karsi hayat dolu bir hikmettir” (syf: 183)

“Roman ancak yazarin ustaca kaynastirdigi metinlerden kalkarak anlasilabilir.” (syf: 186)

“Destan hakikatinin hic bir delile ihtiyaci yoktur. Hissedilir ve yasanilir.” (syf: 188)

“Metinlerin zahiri manasini bir yana iterek, batini manasi üzerinde durmak, hikayenin kendisi önemsiz...Bu yöntem, sonralari Tevrat ve Incil icin de, Bati`nin yandisi edebiyatlari icin de sik sik kullanilacak.” (syf: 189)

“Görülen alemdeki düzen, görünmeyen alemdeki düzene uygundur. Görünmeyen alem, bir örnekler ve emsaller deposudur... Görünen dünya, görünmeyen dünyaya baglidir” (syf: 190)

“Düzenin saglamligindan kuskulandiracak bu kadar karisiklik varken can-u gönülden “iste düzen” deyip cikabilir misiniz? Hayir. Yapabileceginiz tek sey, bu düzenin pecesini kaldirmaya calismak ve arkasindaki herc-ü merci, anarsiyi gözler önüne sermek.” (syf: 191)

“Artik milli denilen destan, topluma yapanci bir eser, anlami degismis, bozulmus.” (syf: 195)

“Roman ve nesir uyusmaz birbiriyle. Roman onlari kaynastirinca birligini kaybetmis olur.” (syf: 196)

“Destani anlatis tarzi her seyi söylemeyi ve göstermeyi mümkün kildigi gibi, yazara genis ve oturakli bir cerceve de sunar. Bütün yeniliklere acik bir cerceve.” (syf: 197)

“Az görülen, benzeri olmayan, tek olan girmez romana. Romancinin ele alacagi biricik degerler, istatistik degerlerdir...Hicbir degeri olmayan esyalar, romanda yalniz faydali olmakla kalmaz, büyük bir temsil gücü de kazanabilir, gercegin bir parcasina isik tutarlar.” (syf: 199)

“Romanin degerini yapan, anlatilan olaylarin sik sik gecmekte olusudur: sayisal bir deger.” (syf: 199)

“Evet, düsüncelerin mayalanmasi esrarli bir gercek. Bir kendi yarattiklarimiz var, bir de cevreden ögrendiklerimiz. Icimizden gelen ilhamla, bize kabul ettirilen düsünceleri ayirabilir miyiz birbirinden?” (syf: 204-205)

“Her deruni hayatta baskalarinin sözü daha agir basar. Bu söz binbir sekilde kendini duyurabilir. Ama en mükemmel ve en isleyici sekli edebiyat.” (syf: 205)

“Edebiyat, ne kadar bayagi, ne kadar seviyesiz, ne kadar yozlasmis olursa olsun, yasayanlarin kendilerine örnekler arayacagi bir repertuvardir.” (syf: 205)

“Gercekler dünyasinda kesin ve güvenilir kaliplar yok artik. Caprasik, icinden cikilmaz bir dünya, elimizden kaydi kayiveriyor. Her sey tersine dönmüs.” (syf: 206)

“Serrin kökünü kazimak icin, önce hayirla serri ayiracak sabit bir ölcü bulmak lazim.” (syf: 207)

“Romantikler icin Don Kisot, hayat karsisinda idealist bir davranisin canli sembolü, maddeci bir toplumda bedbaht bir kahramandir.” (Vigny, syf: 208)

“Zavalli türk aydini, Tanzimt`tan bu yana yalniz Fransiz edebiyatini hecelemis, Avrupa edebiyatinin bir bütün oldugunu anlayamamis bir türlü. Ormani da görmemis, agaci da. Rüzgarin önüne savurdugu birkac kuru yapragi insan zekasinin bütünü sanmis.” (syf: 210)

“Hakikat su ki, Flaubert`in cocukken ezberledigi kitabi (Don Kisot) biz henüz heceleyecek seviyede bile degiliz.” (syf: 210)

“Rus realizmi, daha cok ruh`a egilmis, bu yönüyle Ingiliz realizmine yakin. Rus romaninin ayirici vasfi: merhamet.” (syf: 228)

“Mühim olan ic dünyamiz, disaridan gelen etkiler ne tayin edicidir, ne saptirici. Edebiyat modalari, ruhumuza nüfuz etmeyen birer elbise.” (syf: 229)

“Tenkiticler ve ilahiyatcilar... her iki zümrenin de üzerinde birlestigi yargi su: roman demek, uydurma demek..öyleyse, zevk icin de ahlak icin de tehlikelidir.” (syf: 238)

“Roman, Aydinlanma felsefesi icin tehlikesiz bir tasiyici...” (syf: 238)

“Ortacag`da dünyanin merkezi Tanri idi, sonra din disi mefhumlar oldu. Simdi fert cikiyordu sahneye. Ferdin kendi kendini ifade etmesine en uygun tür romandi.” (syf: 239)

“Roman bize asikar hakikatleri ögretmez, bizi kendi büyüklügümüze inandirir; bir sey sanariz kendimizi. Olup bitenlerin tek sebebi biziz. Olaylar isteklerimize göre bicimlenir ve bicimlenmelidir de.” (Histoire Justifiee, syf: 239)

“Tür ortaya cikti cikali kadini yüceltir. Filhakika kadinin icinde bulundugu durumu cok dolayli yollardan da olsa, hep kinamistir roman.” (syf: 239)

“Roman, kurulu düzenle kolay kolay uyusamayan bütün sosyal emellere acik bir tür.” (syf: 240)



4. Hafta

"Tasvirler kitaplarımıza posta pulu gibi yapıştılar.” Sebep: kolaya olan zaafımız. “Kolay düşünmek, kolay yazmak, ve nihayet kolay bir şöhret kazanmak...” s.324

Roman, gelişen içtima! bir sınıfın emellerini dile getirir. Bizde ne böyle bir sınıf var, ne ortak bir dünya görüşü. s.325

1928’de alfabeye başlayan bir millet 1936’da nasıl kendisini ifade edecek edebiyat şaheserleri yaratabilir? Tabiî yok Türk romanı! Çünkü okuyucu yok, birikim yok, hürriyet yok. s.325

Her toplumun romanı kendi meselelerini ifade eder. s.325

"Biz ezelden beri şair milletiz ve edebiyat -bütünü ile- şiir demektir bizim için."
s.325

"Bir memlekette bir sanat nevi tek başına inkişaf edemez. Ona müsait vasatı verecek bütün bir edebiyat hayatının bulunması lâzımdır. Sanat hayatımız evvelâ dağınık, sonra fakirdir”. s.326

"Fikir hayatımız gündelik gazetelerin elindedir, bu biraz da yok demektir”. s.327

Osmanlı kendini imanda veya aksiyonda gerçekleştirir. Gevezeliği vakarına yakıştırmaz. Teşhir etmez yaralarını. s. 330

"Roman bir arayışın hikâyesidir." (L. Goldmann) s. 330

"Her sıhhatli medeniyet seçerek, ayıklayarak alır." s. 332

"Tercüme bir teslimiyet değil, bir fetihdir. Düşüncenin özü alınır ve en makbul üslupla aktarılır." s. 332

Mühim olan zarf değil mazruftu. Lafız değil, mana idi. s.332

Mütercim kucağında yaşadığı muhitin ihtiyaçlarına, kendi kültür mirasının imkânlarına göre eser verir. s.334

Roman bir buhranın, bir uyuşmazlığın, reelle ideal arasındaki herhangi bir nisbetsizliğin eseridir, inanan bir toplumda, pürüzlerini yok etmiş bir toplumda,- hayal! çözüm yollan aramaya ihtiyacı olmayan bir toplumda romanın ne işi var?
Roman bir sıhhat değil, bir sıhhatsizlik alameti. Sınıf kavgalarıyle beraber sahneye çıkışı bundan. s.334

Dil bir cümbüştü, bir musîkî idi. Itri’nin devamı idi. Cümleler Süleymaniye’nin sütunları gibi, kubbesi gibi ihtişamlıydılar. Belki bir düşünce taşımıyorlardı. Düşünceye ihtiyacı yoktu Osmanlı’nm. Düşünce buhranların ve tezatların çocuğuydu. Şiir bir şölendi, nesir bir şölen. Fatihler, dinlenmek için okuyorlardı. Kelime resimdi, nakıştı, büyü idi. s.335

“Kıymet bilmeyen milletlerde
kıymet yetişmez ve kıymet yetiştirmeyen milletlerin kıymeti
olmaz...''s.338

“Biz, yabancı kültür etkilerine açık olmamızın, kültür emperyalizmine uğramamızın başında dil inkılabını görüyoruz..." s.338

“Edib olur kişi sermâye-i hayası kadar”s.340

"Mabedi bezirgânlardan temizlemek...” bezirgânlardan, dilencilerden, kalem haydutlarından... Gazaların en hürmete şâyânı. s.343

"O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler, çekip gittiler." s.346

Kitap bir ticaret metaı oldukça, yaratıcı ister istemez esnaflaşacaktır. s.352

"Edebiyatın, sanatın, düşüncenin grafoman’lara karşı korunması, ülke sınırlarının barbarlara karşı korunması kadar kutsal” s.352

''Ah bu kalabalık: her dedikoduyu hakikat sanan şapşal ve şuursuz
sürü (daha doğrusu zavallı aydın kardeşlerimiz).''s.353

1923’de Türk milleti, Mustafa Kemal Paşa’ya, Nuh Peygamber’in gemisine bağlandığı gibi bağlanmıştı. Ama sular yükseldikçe Türkiye gemisinde safra diye insanlar atılıp durmuştu yarım yüzyıldan beri. s.354

"Aydının görevi suçlamak değil, anlamaya çalışmak." s.355

"Her devrim çarpıtılmış Türkiye'de. Dünyadaki başka ihtilaller de felçli doğmuş.....Hangi devrim yıktığının kötülüklerinden başka bir miras bırakmıştır insanlığa?" s.355

"Sloganlar: Çağımızın şeytanı. Bütün bir nesli parmağında oynatan bir avuç kelime., cansız, soğuk, ölü. Bedduadan daha meşum, büyüden daha netameli." s. 358

"İnsanlar alçaktılar, ama çıldırmamışlardı. Biliyorduk ki politika beyaz eldivenle oynanmaz. Politikacı Makyavel’den beri şüpheli bir yaratıktır." s.358

"Allah korkusuna dayanan bir medeniyet Allah korkusu kalmayınca bedeviyetlerin en sefili olmaz mı?" s. 359

"Devleti,fazilet ve adaleti gerçekleştirmek için değil, yok olmamak için kurmuştur Batılı. Tanıdığı tek mukaddes vardır: çıkar. S.359

Vahiy.İslâm’ın bütün hayatını kucaklar. İmanını kaybeden bir müslüman aklım da, vicdanını da, insanlığım da kaybetmiştir. Putperestlerin en sefilidir. Sloganlara tapan bir putperest. s.359

„Savaşan iki ordu demek, intihar eden büyük bir ordu demektir.“ (Barbusse) s. 361

„İntihar eden bir nesil bu. İntihar eden, daha doğrusu
harcanan. Harcanan yalnız onlar mı? Gerçek suçlular, bu
işitilmemiş faciayı fildişi kuleden seyredenlerdir. Gerçek
suçlular biziz: Biz hocalar, biz eli kalem tutanlar, biz politika
esnafı.“ syf: 361

''Unutmaya değil, uyandırılmaya muhtacız. Bu
zifiri karanlıkta ateşböceklerinin pırıltısı bile muhterem.''s.362

"Tutkuların havladığı bir dünyada, kimseyi suçlamayan bir roman. Bahtsız bir çağa tutulan bir ayna." ( Düğün Gecesi romanı için) s. 364

İnsan ilimleri ülkemizde ilim haysiyeti kazanamadı henüz. Sosyoloji kekeliyor, psikoloji güdük ve dilsiz, tarih resmî klişeleri tekrarlayan ihtiyar bir bunak. Roman, onların görevini yüklenmek zorunda.s.365

Osmanlı edebiyatının eski kaynaklarını Osmanlılık âleminde değil, o âlemin tamamiyle dışında aramak mecburiyetindeyiz..s.368

“Gerçek edebiyat Servet-i Fünun’la başlar. Avrupalı merak edip de araştıracak olsa kendi aile edebiyatına en yakın örneği ancak Servet-i Fünun’da bulabilir.”(Hüseyin Cahit)s.370

"Halk’a yayılmayan bir edebiyat büyük bir ehemmiyet taşımaz." (Hamdullah Suphi Tanrıöver) s.372
Profile Image for Murat AYDIN.
202 reviews2 followers
May 7, 2024
Cemil Meriç'in her okuduğum kitabında kendime sormadan edemiyorum: Bir insan bu kadar kitabı okumayı ve bu kadar bilgiye sahip olmayı bir ömre nasıl sığdırabilir diye. Okumak ve yazmak, hayatı boyunca yaptığı neredeyse tek şey olmuş sanırım.

Kırk Ambar'ın bu cildi, edebiyat meraklısı ve ilgilisi için çok güzel bir referans olmaya namzet. Edebiyat tarihi (İngiliz, Fransız, Rus, Alman, İspanyol, Japon, Çin, vb., biraz da Türk edebiyatı), edebiyattaki akımlar (hümanizm, realizm, klasizm, antikite, romantizm, ekspresyonizm, vb.), kavramlar (edep, edebiyat, roman, , önemli yabancı ve yerli yazarlar (Cervantes, Balzac, Tolstoy, Dostoyeyski, Goethe, Zola, Kemal Tahir, Peyami Safa, Yaşar Kemal, Ziya Gökalp, Namık Kemal aklımda kalanlar), önemli eserler (Don Kişot, Goriot Baba, Vadideki Zambak, Monte Kristo Kontu, Robinson Cruise, vb.) hakkında fazlasıyla doyurucu bilgi mevcut.

Cemil Meriç'i bence özgün ve farklı kılan, bu eserde de yaptığı gibi; konuları, kavramları, eserleri ve yazarları karşılaştırmalı olarak ve eleştirel bakış açısı ile derinliğine ele alması. Şimdiye kadar okuduğunuz eser, yazar veya tarihsel süreçleri Cemil Meriç kadar detaylı ve özgün biçimde ele alabilecek yetkinlikte çok az insan vardır.

Örneğin; Don Kişot'u okuduysanız ve yaşlı bir kaçığın sıradan hikayesi olarak gördüyseniz, Goriot Baba da aynı şekilde zihninizde önemsiz bir eser olarak kaldıysa Kırk Ambar'ı (1.cilt) okuduktan sonra düşünceleriniz önemli ölçüde değişecek ve bilmediğiniz şeyler öğreneceksiniz.

Tüm külliyatını okumadıysam da şimdiye kadar okuduğum iki eserinde Cemil Meriç hakkında şu kanıyı edindim: okuma eylemini sadece vakit geçirmek aracı olarak görenler için değil ama pek çok bilgiyi derli toplu şekilde bir arada bulmak, düşünmek, sorgulamak, ufkunu genişletmek isteyenler için ideal bir tercih.

Bu arada İletişim Yayınları, editoryal açıdan ideale çok yakın bir tasarımla kitabı basmış. Dipnotlar, açıklamalar gerçekten okuyucunun işini kolaylaştıracak şekilde düzenlenmiş. Bir tebrik de onlara...
Profile Image for Ugur Tezcan.
79 reviews11 followers
December 29, 2019
Cemil Meriç'in okuduğum ilk kitabı Kırk Ambar: Rümuz-ül Edeb, yerli ve yabancı edebiyat dünyası ve belli başlı edebiyat akımları hakkında incelemeler içeriyor. Aslında edebiyat seven herkesin okuması gereken bir kitap. Her daim okunabilecek bir başucu kitabı olarak 5 yıldız veriyorum.
Ama kitapta Cemil Meriç'in kendi fikirlerinden ziyade yabancı, özellikle Fransız yazarların fikirlerinin sentezlerine yer vermiş. Meriç'in kendi yorumunu ne zaman katsa çok derinlemesine bildiği Batı dünyasını eleştirmekten geri kalmıyor. Daha çok İslam medeniyetinin ve Türk-İslam dünyasını yücelten Meriç, Batı rasyonalizmini ve tanrıtanımazlığı zaman zaman yeriyor ve bu çok rahatsız edici. Meriç'in neden bu kadar İslam yanlısı olduğunu bilmiyorum. Muhtemelen inançları fikirlerinden ağır basıyordur diyelim.
Displaying 1 - 4 of 4 reviews