Aztekler mektuplarını neye, nasıl yazar, neyle, nasıl gönderirlerdi? Eskimolar mektup yazmaz mı, bizim gibi mi yazarlar mektuplarını? Karıncaların PTT merkezi var mıdır? Güvercinler taşıdıkları mektupları okurlar mı? Çin'de bir horoz yumurtlamıştı ya: Ölüler kendi aralarında yazışır mı.... (Arka Kapak)
Ahmet Enis Batur is a Turkish poet, essayist, novelist, publisher and editor.
Born in Eskişehir, Enis Batur studied at St. Joseph High School (Istanbul), METU-Sociology (Ankara), and Sorbonne University (Paris).
Enis Batur is one of the leading figures in contemporary Turkish literature with a large body of work, extending to over two hundred volumes. Some of his works have been translated into European languages including French, English and Italian.
Gönderen:Enis Batur, okuduğum kitap Sel Yayıncılık Haziran 2000 baskısı. Kapak tasarımı ve kağıt kalitesiyle hemen dikkat çekiyor. İçeriğine gelince; konusu “mektup” ve ilişkili olan 80 deneme, birbirinden bağımsız sıralanmış. Olağanüstü bir araştırma-arama-okuma çabası sonucu ortaya çıkmışlar. Yazarın bu denemeleri yazdığı yıllarda internetin sınırlı ve gelişmemiş olduğu, Google arama motorunun olmadığı (belki kör-topal explore vardı) yıllar olduğunu hatırlatmakta yarar var, böylece verilen emek daha iyi anlaşılır.
Her ne kadar artık alıştığımız “yazarın ön plana çıkarıldığı” denemeler aralara serpiştirilmişse de inanılmaz tad verenler çok daha fazla. Örneğin Gombrowicz ile Bruno Schulz arasındaki mektuplaşma, yazarın Mete Tunçay’a gönderdiği polemikçi mektuplar, kendi tanımıyla “açık, dinamit, çığlık, hezeyan ve heyelan, diplomatik, artistik mektup” örnekleri. Piyer Loti ile ilgili “Kırık hayalliler” denemesi oldukça ilginç.
Arada bir kızsam da çok beğenerek ve çok şey öğrenerek okuyorum bu yazı insanını.
Hiçbir kitaba yerleşemediğim ama öte yandan her kitabın kapısını çaldığım şu dönemde iyi bir seçim olmuş. Çok yerleşmeden, kapıları çala çala ilerledim. Bambaşka mektup halleriyle, gönderilen gönderen ilişkisini yeni şekillerde ya da yeniden daha derin düşünmeme kapı araladı. Edebiyattan resme,gönül postasından Jön Türkler'e çok çeşitli mektuplaşmalara dair örneklerle zenginleştirmiş. Enis Batur bu "Gönderen" bohçasından çıkmakta, "tamam, oldu" demekte ne denli zorlandığını da eklemiş kitaba. Bende de bu his kaldı. Başlıklara satırlar eklemek ya da yeni başlıklar eklemek isteği bıraktı mümkün de zaten çeşit çeşit mektup var, hamişleri var, zarfları, renkleri... pulları o nedenle de güzel zaten.
Gönderilmeyen mektup satırına Zizek'ten bir ekleme yapmak istedim:
Darian Leader'ın ''Kadınlar Neden Yazdıkları Her Mektubu Göndermezler?'' kitabına atıfla Zizek:''Alıcısı bakımından, bir kadının aşk mektubunun esas alıcısı Adam, namevcut simgesel kurgudur, yani ideal okuru, sahnedeki ''üçüncü''dür, hitap ettiği etten kemikten adam değildir.'' Mektubun esas alıcısı boşluğun kendisidir. Yani kadının yalnızlığına/boşluğa gönderdiği mektup Öteki'ni var etmenin bir yöntemidir.
Ve geciken mektuplara Bachmann'dan, "Güzelim mektubun, sevgili mektubun, bir kez daha, ve daha birçok kez beni sevindirecek mektubun –“sessizlik” olmasın." Ingeborg Bachmann
ve bazen de
"Hiçbir pul hiçbir zarfa yakışmıyor Hiçbir zarf üçbeş satıra" Edip Cansever
1980'li yılların ilk yarısından itibaren başlanıp neredeyse 10 yıla yakın bir sürede oluşan, vücut bulan bir kitap. Mektubu konu edinmekten ziyade kavram olarak, mektup ve mektubun öğeleri, etkileri, hatta çeşitleri üzerine deneme yazıları. Her okuyucuyu içine çekemeyecek, gereksiz derinlere dalmış dedirtebilecek başlıklar olduğu gibi, ilgiyle ve bir nehir gibi akmaya müsait başlıklar da yer alıyor. Bende kitabın 1991 yılına ait ilk baskısı da varmış, sonradan fark ettim.