Jump to ratings and reviews
Rate this book

Flight of Ashes

Rate this book
This daughter of East Germany's elite exploded into print with her first angry novel mixing a cry against industrial pollution with the longing and alienation of women in a workers' state -- now a classic feminist text finding a new readership in today's world where nature is still under attack, homogenized news still fills the airwaves, and women's lives still don't seem to matter.

Paperback

First published January 1, 1981

15 people are currently reading
447 people want to read

About the author

Monika Maron

44 books64 followers
Monika Maron is a German author, formerly of the German Democratic Republic. She moved in 1951 from West to East Berlin with her stepfather, Karl Maron, the GDR Minister of the Interior.

She studied theatre and spent time as a directing assistant and as a journalist. In the late 1970s, she began writing full-time in East Berlin. In her early novels written in East Berlin, her primary theme was life and loathing inside a totalitarian surveillance state. But despite Maron's criticism of the GDR regime, it turned out that she had worked as an informer for the Ministry of State Security, or Stasi — a fact that she addressed in her 1999 novel, Pawels Briefe (Pawel's Letters).

She left the GDR in 1988 with a three-year visa. After living in Hamburg, Germany, until 1992, she returned to a reunited Berlin, where she currently lives and writes.

Her works deal to a large degree with confrontation with the past and explore the threats posed both by memory and isolation. Her prose is sparse, bleak, and lonely, conveying the sensitivity and desperation of her narrators.

In 1992, she was distinguished with the renowned Kleist Prize, awarded annually to prominent German authors, and, in 2003, with the Friedrich Hölderlin Prize.

Her latest novel, Artur Lanz (2020), delves into the emasculation of men as "heroes," and the evolution of "cancel culture" in a liberal mainstream that polices speech and opinions. Maron's characters' views on gender, immigration and Islam made some wonder if the once leftist writer had become Islamophobic or anti-feminist. Maron has also railed against the "gender gibberish" of woke liberals in political essays. She has criticized an "unenlightened Islam" and warned against "tolerance in the face of intolerance." Her political rhetoric echoes the far-right AFD party. Is the opinionated author turning herself into a mouthpiece for the alt right?

"I say what I think," she explained in an interview with public broadcaster Deutschlandfunk. "I arrive at my convictions or opinions by looking at the world or reading about it, or by weighing one opinion against another and somehow orienting myself. Whether that's right-wing or not doesn't matter to me in the end."

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
71 (19%)
4 stars
146 (40%)
3 stars
104 (28%)
2 stars
30 (8%)
1 star
11 (3%)
Displaying 1 - 30 of 36 reviews
Profile Image for Banu Yıldıran Genç.
Author 2 books1,465 followers
August 23, 2017
bu sene yaptığım en iyi şey svetlana aleksiyeviç'in kitaplarını okumaktı. onlardan sonra 60'ların doğu almanya'sında geçen ve yasaklanan bu romana hiç şaşırmadım.
yanlış sosyalizmde doğruyu bulmaya çalışan, gerçekleri söylediği için mahalle baskısıyla her geçen gün daha beter günlere gözünü açan ana karakter o kadar iyi işlenmiş ki...
bir anda bulduğu aşkı ve sonrasının hayal kırıklığı, oğlu için yaşamaktan vazgeçememesi, girdiği büyük depresyon, iki yüzlü iş ortamı, iyi niyetle attığı her adımda daha beter çukura düşmesi...
monika maron'un ilk ve en çıplak romanı sanırım. diğerleri daha fazla sınır çiziyor okurla yazar arasında.
Profile Image for Hendrik.
440 reviews110 followers
March 1, 2018
180t Flugasche pustet das Kraftwerk der Stadt B. jährlich in die Luft. Dreck den die Menschen der Industriestadt, auf ihrer Haut, in ihren Augen und ihren Lungen spüren. Bei der im Roman nur B. genannten Stadt, handelt es sich in Wirklichkeit um Bitterfeld. Einer der wichtigsten Produktionsstandorte der chemischen Industrie in der DDR. Gleichzeitig eine der dreckigsten Städte in ganz Europa. Die Journalistin Josefa Nadler reist aus der Hauptstadt Berlin nach B., um eine Reportage über das Kraftwerk zu schreiben. Die Arbeits- und Lebensbedingungen erschüttern sie derartig, dass sie einen ungeschönten Artikel darüber veröffentlichen will. Der Roman zeigt die Widersprüche in der sozialistischen DDR-Gesellschaft auf. Aus dem Selbstverständnis heraus ein Hort des Fortschritts, wo das Proletariat hohe Wertschätzung genießt. Tatsächlich aber gibt es immer noch unmenschliche Arbeitsbedingungen und rücksichtslose Umweltverschmutzungen, wie aus den Zeiten des Frühkapitalismus. Mit der offenen Thematisierung dieser Zustände, zieht Josefa natürlich den Widerstand von Vorgesetzten und Partei auf sich. Letztlich bleibt ihr nur der Rückzug in die innere Emigration. Denn gegen die allumfassende Stagnation und Starre ist nicht anzukommen. Monika Maron zeichnet in ihrem Buch das Portrait einer Frau, die sich durch die gesellschaftlichen Umstände, um ihr Leben betrogen sieht. Zur Zeit ihrer Veröffentlichung Anfang der 1980er Jahre, war die Geschichte ein aktueller Blick in die Realitäten des anderen Teil Deutschlands. Vermutlich ist sie heute nur noch etwas für Leser mit einem größeren historischen Interesse an der DDR.
Profile Image for Bern.
90 reviews1 follower
November 21, 2019
Now I've read all the books of Monika Maron translated into my mother tongue. I must say that I am totally impatient to read her other boks, but these are not available in my country, even in German. I've only found some free excerpts of the publishers.

Coming back to Flight of Ashes, her first book which could only be published in Western Germany at that times has autobiographic elements. Like the author, the protagonist (similarly a female journalist like the author) suffers from opression both from the management of the journal and the ruling party after writing an article on inhuman working conditions at a coal power station. The workers there are so desperate and afraid that they can't even ask for the simplest improvements. Moreover, a new plant was built, but they keep on working at the old one. Seeing their lives, she also questions her life as a journalist, a woman and a divorced mother along with the system.
It is also interesting that her colleagues who also realise that something is wrong both at the station and in the system claim that times during fascism were harder and she'd better be more moderate. I don't want to give further spoilers and advise this book ones who are eager to read a brilliantly written debut book.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Profile Image for Aylin.
176 reviews65 followers
July 6, 2023
Sosyalist Doğu Almanya’da yaşayan bir kadın gazetecinin sansüre karşı verdiği mücadele olarak aşırı sadeleştirerek özetleyebileceğim hikayenin özünü de çok beğenmek ile birlikte özellikle;

- Faşizmden kurtuluşu sosyalizmde gören savaş dönemi insanları ile sosyalizmin içine doğmuş ve komunizm baskısı ile hayatları kısıtlanmış insanların bakış farklılıkları (Luise-Josefa sf90)

- Kadın-erkek eşitliği/eşitsizliğine dair ilginç tespitleri (sf175)

- İç huzuru bulma yöntemleri (Jauer sf255)

gibi hikayenin içine serpiştirilen görüşlere de bayıldım👌🏻
Profile Image for Kaptan HUK.
97 reviews8 followers
May 2, 2025
Geçimsiz Kadın
Romanın orijinal ismi Flugasche. Google'a sordum "uçak" dedi. Romana başlık koymak madem serbest bir tane de ben yazdım: Geçimsiz Kadın.          Uçucu Kül'ün geçelim edebiyat tarafını roman tarafı da olmamış. İçerik desen çökmüş durumda. Ama önce baş karakter Josefa Nadler'dan 'epeyce' bahsedeceğim:           Josefa Nadler öfke, nefret, kıskançlık gibi olumsuz duyguları çalıştıran huzursuz bir karakter.  Kaldırımda yürüyen çiftleri kıskançlıkla izleyen, perdeleri açık evlere kıskançlıkla seyreden, iş yerindeki arkadaşlarına kolayca gıcık kapan, sonra da okura dönüp "elime fırsat geçti ama evde sıcak bir ortam kurmayı bir türlü beceremedim" diyen biri. Josefa Nadler'in sevgi dilini konuştuğu tek bir anı yoktur. O sadece sevgiyi arzular, hayaller. Kendisinden başlayarak hayat ve görüş alanına kim giriyorsa artık çocuk, şehir, Almanlar, işçiler, erkekler, arkadaşlarla sürtüşüyor, çatışıyor, savaşıyor. Dolayısıyla geçimsiz Josefa'ın övgüyle lafı edilen savaşçılğı 'değer'sel değil, tamamen sinirseldir; bir dünya görüşü sahipliğinden veya bilinç durumundan bahsedemeyiz yani. Josefa Nadler gençlik yıllarında burnunun dibindeki melek ruhlu Christian'ı değil de 'yakışıklıyı' seçerek seviyesizliğini tazelemiştir. (İlişkiyi merak edenler için yazayım: Başlamadan bitmiştir ilişki.  Bir barda Christian'nın gözü önünde Yakışıklı arkadaş sarışını seçerek savaşçımızı yüz üstü bırakmıştır. Josefa yıkılmıştır. Christian onu eve götürürken "üzülme, ben seni seviyorum" demiştir. Josefa bu sevgi sesini-ruhu müsait değildir- duyamamıştır. Yolları ayrılmıştır. Sonra hayat onları tekrar bir araya getirmiştir. Ve ilişkileri boyunca Josefa iş yeri geçimsizliklerini anlatıp durarak Christian'ın sevgisini istismar etmiş sömürmüştür...) Ruh soğukluğundan daima üşüyen Josefa önceleri Christian'la ısınmak için yatar, sonraları adet yerini bulsun diye sevişir, sonrasını sorma... Yavaş yavaş toparlarsak; evet kitabın arka kapağında yere göğe sığdıralamadan anlatılan Josefa Nadler'in bendeki anlamı yukarıda anlattığım gibi. Hangisi gerçek? Bilemem. Okuduğumu yazdım.          Bir konuya açıklık getirelim: Biri ne vakit çevre, mahalle ya da insanlarla mücadeleye girişse hemen "kendini gerçekleştirme" hikayesi deniyor buna. Uzaktan yakından ilgisi yok. Mahalle baskısında sürü insanın sosyopatlığının anlatıldığı hikayelere kitap pazarlamacıların uydurduğu yakıştırdığı kavramdır insanın kendini gerçekleştirmesi. Gerçek hayatta işler başka türlü döner. İnsanın kendisini gerçekleştireceği bir tarafı yoktur. Sen varsın zaten. Varlığını hissetmek istiyorsan sıra dışına çıkacaksın. Bi zahmet yani! Josefa'nın yaptığı gibi hem sırada(n) takılıp şikayet edeceksin hem de varlığını hissedeceksin. Yok öyle yağma! Hele bi sıradan çık bakalım gez toz kokla dokun bak... Bu kadar basit. Anladın? Sıra dışına çıktığında hareket halindesindir, eylemdesindir. Seviyorsun da! Sıradansan, sıradaysan bekliyorsundur, eylemin meylemin yok ve yanı yörenle didişmen sataşman kaçınılmazdır. Sırada(n)lık sinir hastalığıdır. Anladın? Güzel! Bu durumda roman çöker.           Tamam o zaman, Josefa'nın meselesini konuşalım şimdi: Berlinli muhabir Josefa Nadler'i patronu röportaj yapsın diye falanca sanayi kasabada ödül törenine yolluyor, fakat burada  yoğun çevre kirliliği de vardır, Josefa gördüklerini yazar, gazeteye verir, ortalık karışır, yazı basılacak gibi değildir,  gazetede kimse sorumluluk almak isteme, toplantı üstüne toplantılar, Josefa'a tavırlar alınır. Sırtlar çevrilir...Romanın da içeriği kabaca böyle.          Şimdi şu var: Oturmanın kalkmanın ve öksürmenin izne bağlandığı faşist düzende kalıpların dışında bir hamle yaptığınızda tanıdık tanımadık insanların size sırtını dönmesine neden şaşırıyorsunuz? Veya size dönen sırtlardan neden şikayet ediyorsunuz? O gazete yazısıntdan dolayı size çiçek mi verecekler sanıyordunuz? "Aaa Josefa hanımı ne kadar güzel yazmışsınız, çevre kirliliğine değinmişsiniz, yöneticilerimiz çok sevinecekler" falan mı demelerini bekliyordun? Evet Josefa neden şaşırıyorsun? New York yaşantısı sürsen anlarım. Özgürlük şehrinde bir yazıdan ötürü ilişkiler koparılıyorsa bu tabii ki şaşırtıcı durumdur, dibine kadar işlenmelidir. Ama sen faşist Berlin'de yaşıyorsun. Bu durumda roman çöker.          Monika Maron birincil tekil anlatımla başladığı romanındaki cesur tarzı dikkat çekiyor. Yasaklanmayı gerektirecek özellikte damardan cesur yazıyor. Monika Maron 128. sayfada makas değiştiriyor;  üçüncü tekil anlatıma geçerek okuru tanıklığa buyur ediyor. Okur neyin tanıklığını yapıyor? Hiçbir şeyin! Maron ilk bölümdeki durumları ve karakterleri adeta tekrardan yazıyor. Bitmek bilmez şikayet akıyor sayfalarda. Okuru tanıklığa çağırıyorsan aksiyon kurman gerek. Aksiyon da yok. Josefa'nın evinde dandik bir kovboy filmi seyrediyorlar, Christian' da var. Bu kadar. Toplantıların biri bitiyor biri başlıyor mesela. Sonuç olarak Monika Maron romanını 128. sayfada bitirmiş. Peki benzerine pek rastlanmayan o cesur yazılar neyin nesiydi?
Sayfalar ilerledikçe anlaşıldı ki, Üçüncü Kül bir terapi romanı; Maron'un şahsi konuları varmış yazmış.
Papaza günah çıkarırken ya da terapiste sıkıntınızı anlatırken samimi (cesur) konuşmak zorundasınız, aksi durumda sonuç alamasınız.
Monika Maron'un yazdıkları evet damardan cesurcaydı, çünkuü terapi divanındaymışcasına yazmış.
(Yıldızlardan ilkini çevirmen Zehra Aksu Yılmazer'e, diğerini bayıldığım Christian karakterine veriyorum.)
Profile Image for Neslihanim.
68 reviews36 followers
June 25, 2017
Yazarın Türkçe'deki diğer kitaplarından Acayip Bir Başlangıç'ı geçen yıl okumuştum. Bir arkadaşıma o kitabı önerirken aklımda hikayeye dair hiçbir şeyin kalmadığını fark ettim, tek bildiğim çok iyi bir üslubunun olduğuydu. Ve kesinlikle yazarın diğer kitaplarını da okumak istiyordum.
Uçucu Kül ise üslubu kadar hikayesi ile de son zamanlarda okuduğum en iyi kitaplardan. Çevirinin de hakkını vermek gerekiyor.
Profile Image for selin a..
27 reviews3 followers
March 19, 2021
Monika Maron’u daha önce okumamıştım. Bu romanla birlikte derhal en sevdiğim yazarlar arasında yerini aldı. Çok güçlü bir sesi var; bence Doris Lessing’in sesine benziyor. Pek çok yerde Altın Defter’i anımsadım. Her iki romanda da bir zamanlar sahip olunan güçlü inançların - ideolojik anlamda - sorgulanmasıyla gelen yabancılaşma ve bulantı duygusu hakim. Fakat Monika Maron’un dünyası kesinlikle daha karanlık ve çok daha şiirsel. Çok güzel.
Profile Image for Petya.
301 reviews23 followers
October 28, 2016
Vielleicht habe ich den Moment im ersten Drittel irgendwie überflogen, in dem es Sinn gemacht hat, die Ich-Perspektive auszuwechseln und bis zum Ende über Josefa unter leidlich häufiger Wiederholung dieses Namens in der dritten Person zu schreiben. Das war schon der erste Grund zum Augenverdrehen, wobei das erste Drittel mir so gut gefallen hatte, dass ich es fast komplett in mein Notizbuch abgeschrieben hatte. Und dann auch noch die ganzen Geschichten, die unzähligen Personen und deren Schicksale, die mal mehr, mal aber leider ziemlich wenig mit der Handlung zu tun hatten! Für mich kein so repräsentatives Abbild der DDR-Gesellschaft wie vielmehr die langweilige Erzählung über eine kleine Zelle in ihrem Inneren, in dem Menschen in Teetassen rühren, einander anrufen und es immer noch besetzt ist - wobei die Tiefe vom ersten Drittel allmählich flacher wurde und verschwand. Schockierende Ereignisse wie der Tod von H. sollten das holprige Handlungsschema dann etwas in Bewegung bringen - erfolglos. Ein Buch überhaupt nicht nach meinem Geschmack.
Profile Image for Fulya.
547 reviews201 followers
May 23, 2021
Maron'dan daha önce okuduğum Acayip Bir Başlangıç ve özellikle de Animal Triste'ye bayılmıştım. Ancak Uçucu Kül belki de otobiyografik öğeler taşıdığından olsa gerek okuması en zevk vermeyen kitabı oldu benim için. Kitabın bir yerinde hem de rastgele bir yerinde anlatıcı birinci tekil şahıstan üçüncü tekil şahsa değişiveriyor. Gündüz düşlerinin hiçbir sembolik tarafı yok. Dilinde öteki iki kitaptaki özgünlük yok. Konu daha kısa tutulabilecekken sakız gibi uzamış. Kısacası hüzünlü bir hayal kırıklığı oldu benim için.
Profile Image for Papatya ŞENOL.
Author 1 book70 followers
September 4, 2018
Monika Maron'un ülkesinde yıllarca yasaklı kalmış bu ilk romanı, duygularını ve düşüncelerini özgürce paylaşmak isteyen bir kadın gazetecinin çırpınışını anlatıyor. kişisel çıkmazlar, iş hayatındaki baskı, tatmin edilemeyen arzular ve yalnızlık bir araya gelince karamsar ve gerçekçi bir atmosfer çıkıyor ortaya. Maron'un en başarılı eseri diyemem; ama yazar olarak daha iyi anlaşılması için okumaya değer.
Profile Image for Nancy Schumann.
Author 20 books11 followers
December 5, 2019
Ich verstehe die wachsende Verzweiflung der Protagonistin. Ich verstehe ihr Gefühl gefangen zu sein. Und doch fand ich, das Buch wurde von Seite zu Seite verworrener. Die Erzählung springt zwischen Traum und Wahrheit, zwischen Jetzt und Vorgestern und vor zwei Wochen hin und her. Am Ende hatte ich keine Ahnung wann das, was ich gerade lese, sein soll. Dabei liest sich der Anfang wirklich schön, aber am Schluß wollte ich nur noch, dass das Buch endlich zu Ende ist.
Profile Image for ceyda.
38 reviews24 followers
March 11, 2022
”Tek bildiğim, birinin bana devamlı nedüşünüyorsun,neredengeliyorsun,nereyegidiyorsun,nezamandöneceksin,nedengülüyorsun diye sormasını istemediğimdi.Sadece iki kafayla düşünebilen, dört bacakla dans eden, ortak kararlar alan, tek yürek hisseden Siyam ikizi olmak istemiyordum.Ama bağımsız kadınlar üşümez,ağlamazlar, özlem sözcüğünü zaten lügatten silmişlerdir.Ben üşüyorum,ağlıyorum,özlüyorum.”
Profile Image for Josefina Wagner.
607 reviews
July 16, 2024
Yazarın bu eserine pek o kadar hayran kalmadığımı söyleyebilirim. İçerik mutlaka çok güzel; anlatım da öyle ne varki ben ucu politikaya dayalı (Doğu Almanya ) daki siyasi durumu içerdiği için biraz sevmeyerek okudum açıkcası. Çünkü siyasi olan her şey midemi bulandırıyor.İki yüzlülükler,döneklikleri korkaklığı adaletsizliğin en acımasızlığını yansıttığı için içimi kıyıyor.Bu yaşımda artık bunlara dayanma sınırımı aştım sanırım. Yazar yine muhteşem her zaman ki gibi.
Profile Image for Hazal Ozvaris.
28 reviews7 followers
October 6, 2022
Daha az hetero olsa mis olacakmış diye bakınırken gördüm; Kültür Bakanlığı izin vermeyince romanı -sonrakini de- basım için Batı Almanya’ya göndermiş Maron. Kitap da Doğu Almanya’nın çevre suçuna dair yazdığı makalesi yayımlanmayan bi kadın gazeteci hakkında. Sansürü içindeyken yazması ve Josefa’nın dünyasını daraltmadan bunun üstüne kurabilmesi çok etkileyici
Profile Image for Leylak Dalı.
636 reviews154 followers
November 14, 2016
Monika Maron ve Alef Yayınevi, ne yazarsa, ne basarsa okurum dediklerimden...
Profile Image for Burcu.
91 reviews26 followers
December 25, 2024
Uçucu Kül'e başlarken çok seveceğimi düşünüyordum ama öyle olmadı. Dağınık ve kafa karıştırıcı olduğunu düşündüm bitirdiğimde. İlk sayfalarda anlatıcı da olan ana karakter Josefa, kendi hikâyesini nelerin üzerine inşa ettiğinden bahsederken çok etkileyiciydi. Belki de sorun, birinci tekil anlatıcının yerini apansız alan tanrı anlatıcının ana karakterden okuru uzaklaştırdığı 104. sayfada başladı. Okumaya devam ettim ama kendimden de şüpheye düştüm. Çeviri, düzenleme ve son okuma aşamalarında böyle bir hatanın fark edilmediğini düşünmek bile istemiyorum. Belki de yazar, okurla ana karakterinin arasına mesafe koymak istemiştir ama bunu yapmanın sırası ve yolu bu muydu gerçekten?

Diğer yandan Josefa düşüncelerini özgürce ifade etmek isteyen, bu ifade edişin bedelini de ödemek zorunda kalan biri. Komünizmle yönetilen bir ülkede yaşama deneyimim olmadığı için bazı eleştirilerini anlamakta zorlandım. İdeolojisinden bağımsız totaliterleşen bir devletin Strutzer gibi karakterler üzerinden aktarılmasını ise zekice buldum. Zira ideolojilerin varlığını, onların kötü yönlerini bile savunanlar sayesinde sürdürdüğünü bir defa daha gördüm. Josefa ile Strutzer arasındaki gerilimin defalarca karşımıza çıkışından doğan çatışmanın gerekliliğini anlamakla birlikte, partinin iç işleyişinde kafamı karıştıran şeyler oldu. Belki de yazar bu kitabın artık Doğu Almanya'nın esamesinin okunmadığı 2024 yılında okunacağını tahmin etmemiştir.

Josefa toplumda çok fazla rolü olan bir karakter: Gazeteci, anne, sevgili, parti üyesi, arkadaş gibi gibi. Sevgililik ve arkadaşlık rolünün kesiştiği noktada ortaya çıkan aks, Josefa'nın ruh haline ilişkin detaylar sunsa da bir noktadan sonra anlamakta zorlandığım bir noktaya evrildi. Tıpkı annelik rolüyle ilişkisinin varla yok arası bir yere konumlanmasının beni zorlaması gibi. Elbette bir insanı insan yapan şeyler bu rollerin tamamı bir araya geldiğinde oluşturduğu bütün. Fakat kitabın yapmaya çalıştığı şeyi görüp benimseyemediğim anlar fazlaydı. Bunu en çok da yorumumun en başında bahsettiğim anlatıcı değişimine bağlıyorum.

"Alışkın olduğu iletişim düzleminden ayrılmaktan, kendisine yabancı bir değerler sistemine maruz kalmaktan, ataerkil ya da tutucu ahlak vaazları dinlemekten, bunları Christian'la tartıştığı gibi tartışamamaktan korkmuştu. Belki de, kendine bile itiraf edemediği sınıfsal bir önyargıdan, hatta sınıf engelinden başka bir şey değildi bu.
Yataklara da egemen olmayan bir egemen sınıf olmuş muydu hiç?" (sayfa 157)
Profile Image for Juliane.
99 reviews27 followers
September 10, 2009
This novel written by Monika Maron in East Germany during the 1970s was published 1981 in West Germany. It's her first literary work. The GDR ministry of Culture barred the manuscript from publication.

The main character Josefa Nadler, a journalist at the government-run Illustrated Weekly in East Berlin, travels on assignment to B. (which is a synonym for the real Bitterfeld, the most polluted city in Europe), to write an article of a comrade. There she finds horrific working conditions, lots of air pollution, poor workers and a mission she cannot refuse. Instead of writing the expected glorifying story, Josefa records and submits the true story...

A great novel... I'd like to read more of Maron's writing.
17 reviews
April 16, 2025
Es ist wie bei Berichten aus der Nazi-Zeit, nachfolgende Generationen können es nur schwerlich nachempfinden, wie es für den Einzelnen tatsächlich war. Ich habe den Ost-Block miterlebt, ich kenne das, was die Autorin/Protagonistin beschreibt. War am Anfang fast schmerzhaft, all diese Erinnerungen hochgespült zu bekommen, dennoch ein lesenswertes Buch. Erstaunt und gefallen, hat mir die doch recht poetische Sprache. Ich werde noch andere Bücher dieser Autorin lesen.
Profile Image for Serap.
240 reviews5 followers
November 29, 2024
Bu romanın kendi ülkesinde yasaklı olması hiç şaşırtmadı. Baştan sona Josefa’nın verdiği düşünce özgürlüğüne, haksızlıklara karşı mücadeleyi o kadar güçlü anlatmış ki. Okuması kolay değil, anlatıcının bir birinci tekil bir tanrı anlatıcı tarafına geçmesi bu tarz kitapları okumayanlar için zorlayıcı olabilir. Konu zaten o mücadelenin içinde çıkış yolu ararken sizi oldukça zorluyor. Ama ritme alıştıktan sonra hikaye sizi alıp götürüyor. Josefa çok özel roman kahramanlarından biri oldu benim için.
Profile Image for Çisel Aktimur.
119 reviews
January 20, 2026
“Yüz seksen ton uçucu külün gazete kağıdındaki ağırlığının insan tenindeki ağırlığından daha fazla olduğuna inananlar var mı yoksa?”

Josefa, sistemin nasıl çalıştığını bilen, yorgunlukla ölüme sürüklenen bir kadının kaza diye kayda geçirilmesinin politik bir yalan olduğunu fark edecek kadar bilinçli biri. Bu bilinç düzeyindeki bir karakterin, hükümet bilmiyor olabilir varsayımıyla yukarıya mektup yazması mantıksal olarak sorunlu. Çünkü sansür zaten devletin işleyişinin bir parçası. Yani yasaklayan mekanizma ile bilmesi gereken mekanizma aynı. Bu açıdan bakınca Maron, karakterin zihinsel tutarlılığını bilerek ya da bilmeyerek zedeliyor. Josefa’nın bu davranışını bilinçli bir kendini kandırma olarak okumamız için, Josefa’nın bu çelişkili düşünceyi nasıl meşrulaştırdığını iç monologlarında daha açık görmemiz gerekirdi. Bir karakteri 200 sayfa boyunca tutarlı, direngen, gerçeklikle teması olan biri olarak inşa ediyorsan, onu bir anda korkaklığı ağır basan bir karaktere de dönüştüremezsin çünkü. Bu, karakterin derinleşmesi değil; karakterin bozulması olur.

Maron, Josefa’yı uzun süre boyunca, zaten sistemle mesafeli, itiraz refleksi gelişmiş, etik bir eşiği olan biri gibi kuruyor. Josefa’nın fabrika ziyaretindeki gözlem gücü, detayları yakalaması, ölen kadının hikayesini içselleştirmesi; bunların hepsi onun yalnızca bir tanık değil, pozisyon alabilen bir özne olduğunu düşündürüyor bize. Yani okur olarak, Josefa’nın zihninde bir tutarlılık okuyoruz ve sonrasında o tutarlılık daha kaygan bir şeye dönüşüyor. Neden kaygan bir şeye dönüştüğünü elbette tahmin edebiliriz ama ben tahmin etmeden de bunu karakter üzerinden deneyimlemeliyim. Çünkü Maron, Josefa’yı bir tür ahlaki merkez gibi kuruyor; ama sonra onun bu merkezi taşıyacak gücü olmadığını gösteriyor. O zaman neden onu bu kadar ciddiye aldık? Maron belki de, ahlaki doğruluğun, tek başına cesaret üretmediğini göstermek istiyor. Ama o zaman romanın tonu ile sonucu arasında bir uyumsuzluk oluşuyor. Çünkü roman Josefa’yı uzun süre ahlaki olarak güçlendiriyor ama psikolojik olarak zayıflatıyor; bunu da yeterince hazırlamadan yapıyor. Josefa’yı hem haklı hem de zayıf yapmak istiyor; ama bu ikisini bağlayacak içsel köprüyü yeterince sağlam kuramıyor.

Christan’ın psikiyatri önerisini reddetmesi de çok kritik. Kendiyle meşgul olmaya başladığında dünyadaki adaletsizliklere göz yumacağını söylüyor. Yani bireysel terapiyi, sistemsel körlüğün bir parçası olarak görüyor.
Palyatif Toplum’da da tarif edilen bilinçle birebir örtüşüyor: Acının kökeni yapısal olduğu halde, bireye geri döndürülmesi; sistemin sorumluluğunun ruh sağlığına havale edilmesi. Evet, buraya kadar harika.
Bu ayrımı yapabilen bir zihin, yani sorun bende değil, dış dünyada, diyebilen bir zihin, devletin, hükümetin, bürokrasinin masum bir bilgi eksikliği içinde olabileceğine gerçekten inanamaz. Bu sadece politik olarak değil, epistemolojik olarak da tutarsız. Çünkü Josefa burada sistemin nasıl çalıştığını biliyor. Psikiyatrinin işlevini bu kadar net gören biri, hükümete haber verme saflığını savunamaz. Bu artık bilinçli çelişki savunmasını da zorluyor. Çünkü bilinçli çelişki dediğimiz şey, genellikle kör noktalar üzerinden işler. Ama Josefa’nın burada kör bir noktası yok; tam tersine, son derece keskin bir farkındalığı var. Yani roman bize bir yandan çok politik bir zihin sunuyor, öte yandan bu zihni, bu farkındalık düzeyiyle bağdaşmayan bir eyleme zorluyor. Sanıyorum ki Maron, bireysel farkındalık ile sistemsel eylemsizlik arasındaki gerilimi göstermek istiyor; ama Josefa’nın zihnini bu gerilimi taşıyabilecek kadar tutarlı kuramıyor. Anlıyorum ama maalesef tatmin etmiyor beni bulduğum bu cevap. Bu kadar harika bir kitabın içine sinen bu tutarsızlığı kabul edemiyorum.

Josefa sisteme karşı geldiği için mi yalnız, yoksa yalnız olduğu için mi sisteme karşı çıkmayı göze alabiliyor? Josefa gerçekten adaletsizliğe mi karşı çıkıyor? Yoksa hayatındaki durağanlığı kıracak bir odak mı arıyor? Gazetecilik onun için etik bir görev mi, yoksa varoluşsal bir tutamak mı? Fabrika meselesi onun için yalnızca politik bir olay değil; kendini canlı hissettiği nadir anlardan biri mi? Adalet için mi yazıyor, yoksa kendini hissetmek için mi? Joseja, bence, etik bir özne ya da politik bir figür değil. Anlam arayan ama anlam üretemeyen bir karakter. Fabrika meselesi bu yüzden bu kadar merkezi hale geliyor. Sadece adaletsiz olduğu için değil; onun hayatında bir ağırlık yarattığı için. Josefa bu sorunu seçmiyor, ama seçilmiş gibi sarılıyor ona. Çünkü sorun, ona bir yön, bir merkez, bir dramatik eksen veriyor. Bu eksen olmasa, Josefa’nın hayatı dağınık ve anlamsız kalacak. Kendi hayatındaki boşluk derinleştikçe, Christian ile olan ilişkisine sonradan anlam yüklemeye başlıyor. Onu bir beklenti alanına dönüştürüyor. Sorunlara ahlaki bir zorunlulukla değil, varoluşsal bir ihtiyaçla tutunan biri.

Ve burada, Anarşist Banker momentine de gelmeden edemiyorum maalesef. Josefa da kendini dışarıdan konumlandırıyor. Fabrikaya gerçekten bakan, oradaki sorunları gören, gerçeği duyurmak isteyen, susmayan gazeteci. Evet. Kulağa hoş geliyor. Ama bu dışarılık, giderek etik bir üstünlük pozisyonuna dönüşüyor. Yani ben görüyorum, siz görmüyorsunuz noktası. Buraya kadar sorun yok; hatta politik olarak da gerekli. Sorun, bu pozisyonun bedelini ödemeye gelince başlıyor. Josefa dışarıda kalmak istiyor ama dışarıda kalmanın sonuçlarını taşımak istemiyor. Konuşma gerçek bir riske dönüştüğünde, geri çekiliyor. Bu, tam anlamıyla asimetrik bir ahlak. Josefa sistemle mücadele etmiyor; sistemle ahlaki bir müzakere yürütüyor. Bu da onu, istemeden de olsa, küçük ölçekli bir tiran figürüne yaklaştırıyor.

Ve en önemlisi, Uçucu Kül, kadınlık üzerine değil; itirazın bedeli üzerine bir roman. Kadın bedeni değil, itiraz eden özne hedefte. Ve bu özne erkek de olsa, aynı sistem onu aynı şekilde öğütürdü. Sistemin baskısını anlatmaktan çok, boşlukla baş edemeyen bir insanın o baskıyı nasıl anlamlandırdığını anlatıyor kanımca.

O nasıl bir son, diye gerilirken, bizzat Josefa’nın çelişkisiyle uyumlu buldum aslında. Sistem kendini düzeltme kapasitesi olan bir yapı gibi gösterilmiş. Demek ki birilerinin ses çıkarmasına ihtiyaç varmış gibi, neredeyse iyimser bir yere varıyor. Kapanma, bir öğrenmenin sonucu gibi değil, bir örtbas etmenin nihai aşaması gibi durmalıydı. Ama roman bunu yeterince netleştirmiyor. Tam tersine, kapanmayı muğlak ama olumlu bir sonuç gibi bırakıyor. “Demek ki sistem dediğimiz şey hatasını kabul edebiliyor, yeter ki doğru kanaldan konuşulsun” gibi bir sonuca vardırıyor bizi ve bu ne tehlikeli bir varış noktasıdır.
Profile Image for Meria.
86 reviews
March 24, 2015
Realistich und traumvoll: aber warum sind Träume so wichtig für Josefa, die Hauptfigur? Vielleicht wiel so so naif, jugendlich, voller Hoffnungen und Idealen ist? Der Schluss ist nicht so klar für Josefa (was wird sie weitermachen?), jedenfalls ein Buch das zu denken auffordert.
Profile Image for Gülnur Ergül Şentürk.
3 reviews
January 6, 2025
Hiç bilmediğim, bir anda karşıma çıkan ve okuduğum için beni çok mutlu eden bir kitap bu. Kitabın arka kapağında Monika Maron için “daktilo başındaki intikam tanrıçası” denilmiş, direk beklentilerim arşa çıkıyor tabi.

Josefa Nadler küçük oğlu ile yalnız yaşayan bir muhabir, işi için sık sık seyehatlere çıkıyor, bu seyehatlerinden biri de kömür santreli üzerine kurulmuş, kömür tozundan kararlık ve puslu havalı B. şehrine oluyor. Anlatmak istediklerim o kadar fazla ki… Yazarın duru anlatımından başlamak en doğrusu olacak. Kitap hem derinlikli hemde ince bir mizah ile yazılmış, melonkoli ile mizah arasında ince bir çizgide ilerliyor. Bence romanın başarısı da Maron’un yoğun bir artmosfer yaratırkan okurunu yormadan, detayları ustaca aktarmasında. Toplumsal ve bireysel hafıza, yabancılaşma, kimlik ve değişim, oldukça süssüz ve doğrudan anlatırlırken alt metinlerde aforizmalardan uzak büyük anlamlar barındırıyor.

Modern yaşamın karmaşasında, bireyin yalnızlığına ve çevresel tahribatın insan üzerindeki etkileri güzel bir metoforla anlatıyor; “uçucu kül” belirsizlik, yok oluş ve belki de yeniden var olmanın temsili bence. Hem fiziksel hemde iç dünyamız ile çevremiz arasındaki yalnızlığı düşündüğümde “kül” insanın geçiciliğini, değerlerin tahribatını ve belirsizlik hissini tarif ediyor bana. Ayrıca kitap başlı başına Sanayi Devrimi Sonrası dünyanın yok edilen doğası ve bunun biz bireyler üzerindeki etkisi, dünya ile kurduğumuz dengesiz ilişkiye dair büyük bir eleştiri. Mesela toplumsal hafıza? Ne ara unutuyoruz bütün yaşananları? Bireysel olarak unuttuğumuz geçmişimiz ve hayellerimiz, toplumsal hafızayı da tahrip ediyor. İnsan olarak kendimize en büyük zararı yine kendimiz veriyoruz.

Bunların dışında kitapta en çok Josefa’nın modernleştikçe yalnızlaştırdığı bu topluma tutunma çabası, gelgitleri beni etkiledi. Yalnız anne olmak, -burada uzunca anne olmak üzerine de düşündüm- iş hayatındaki yeri, cinsiyet rollerimiz konusunda empatim artarken, bende kendimi Josefa kadar sıkışmış buldum. Üzerine çok düşündüren, az bilinen, daha çok okunması gereken bir kitap.
191 reviews8 followers
January 2, 2020
Monika Marons Debütroman liest sich recht zäh. Er leidet vor allem an akuter Handlungsarmut. Vordergründig geht es um die Darstellung der Stadt B., deren Bewohner ein tristes Dasein fristen. Das seit Langem marode Kohlekraftwerk macht Arbeiter und Stadtbewohner krank, doch die Journalistin Josefa Nadler kann in ihrer Gazette die Wahrheit nicht so darstellen, wie sie sie sieht. Hin- und hergerissen ringt sie um die für sie "richtige" Entscheidung.
Alle, die auch nur rudimentäre Kenntnisse über die inneren Mechanismen der ehemaligen DDR haben, wissen natürlich, was es mit der Stadt B. und diesem Gezetere, was man schreiben (und denken) darf und was nicht, auf sich hat.
Der Hintergrund der Geschichte ist allerdings ungleich vertrackter: Josefa Nadler lebt in einer komplizierten Beziehung zu ihren Mitmenschen - und zu sich selbst. Da ist das kleine Kind, dessen Erscheinung nie detailliert ausgeführt wird, das jedoch ganz abhängig von seiner Mutter ist. Da ist Christian, mit dem Josefa vor langer Zeit ein Techtelmechtel hatte, und von dem sie gerne erfahren würde, was er für sie sein könnte. Da sind Josefas Arbeitskollegen in der Redaktion, die alle ihre eigenen - von Josefa imaginierten und tatsächlichen - Probleme haben und versuchen, sich in ihrer Welt zurechtzufinden.
Der Handlungsstrang wird regelmäßig von Traumsequenzen Josefas unterbrochen, was die Erzählung komplex und verworren macht. Das Innenleben nimmt einen - m. E. zu - großen Platz im Roman ein und vermittelt dem Leser ein fein gezeichnetes Porträt einer in ihrer Seele zerrissenen Frau, die nach Orientierung sucht.
Profile Image for Evrim.
52 reviews
November 13, 2024
Yazarın ilk romanıymış ve benim de kendisiyle tanışma kitabım oldu. Konusunu ve işleyiş tarzını başarılı buldum, üstelik kadınların bundan 40 -50 yıl öncesinin Avrupa’sında dahi aynı görünmez sınırlar ve bunaltılarla sınanmış olması , kimlik arayışlarının hep başka çeldiricilere kurban gitmesi yönünden çok da düşündürücü.
Ancak ana karakter Josefa’da vücut bulan kişisel tarz, Josefa’nın insanlara karşı takındığı tavırlar , yer yer bana gelişimini henüz tamamlamamış deneyimsiz ve çok genç birinin sayıklamaları ve kişisel kaprisleri gibi geldi.
Kendi oğlunu sürekli “anonim” bir şekilde “çocuk” diye tanımlamasından tutun da alt kat komşusunu anlatırken kullandığı amiyane kelimeler, insanlara yerli yersiz çıkışmalar, bunlar ana karakteri içselleştirmemin önüne geçti ve benim icin fazla “fazlaydı”.
Bir tarafta ciddi bir sosyal amaç uğruna ; istemese de biraz politikaya ve hiyerarşiye bulaşırken , diğer tarafta bu haklı kavgadan yana tavır alan duruşuyla pek bağdaşmayan ergen halleri var sanki. Bu çelişki yüzündendir ki puanım 3/5.
(Bir de daha kitabın başında karakterin 30 yaşında olduğu vurgulandığı halde , en az 50’li yaşlarda olması gereken bir kadının fiziksel yaşlanma emarelerinin anlatıldığı yerler var ki onu hic anlamlandıramadım.)
Yine de yazarın dilimizdeki diğer kitaplarını da okuyup tarzını bütünüyle anlamak gerekir sanırım.
15 reviews3 followers
January 2, 2025
Karanlık, is, sessizlik, donukluk, korku, konuşamamak. Bu kitaptan aklımda kalan kavramlar bunlar. Yüzyıllardır süre gelen toplumsal baskının bireyler üzerinde kurduğu tahakküm, kendin olamamak, istediğin gibi olamamak sorunsalçalkantılı siyasi bir dönemden geçen bir ülkede yaşanan devlet baskısı ile birleştiğinde içinde yuvarlandığın bir girdaba dönüşüyor. Tam böyle bir ortamda kalıplara uydurulmaya çalışılan, kısıldığı kapandan kurtulmaya çalıştıkça daha çok üstüne basılmaya çalışılan bir kadının hikayesini görüyoruz.

"Her özelliğimin önüne bir 'fazla' koyuyorlar. Fazla spontanesin, fazla safsın, fazla dürüstsün, bir yargıya varmada fazla hızlısın..."

Ve giderek gelen bir kabulleniş, geleceğe dair bir karamsarlıkla birleşiyor. Savaşmanın anlamsızlığını fark ediyor sanki Josefa.

"Bu gidişle, kırk elli yıl sonra, insanlar kendilerinde ölesiye sıkılacak Luise. O zamana kadar isyankar kalabilenlerin de soyu tükenecek ve hiç kimse çocukları dünyayla oynamaları için cesaretlendirmeyecek. Çocuklar bu dünyaya adım attıkları andan itibaren hayatın kaskatı ciddiyetiyle tanışacaklar. Ölçülü yemek yeme, ölçülü oyun oynama ve ölçülü öğrenmeyle tüm neşeleri yok edilecek. (...) Hayatı kendi içlerinde bulanların vay haline! Toplumdan dışlanan, alay edilen münzeviler olacaklar."
Profile Image for Papiliorama.
31 reviews2 followers
February 27, 2024
Interessante Einblicke in eine Welt vor meiner Zeit mit einer Protagonistin, in der ich mehr wiederentdeckt, als ich erwartet hätte...

Der Roman ist älter als ich und so musste ich mich zuerst an die Sprache gewöhnen. Das klappt aber recht schnell und ich konnte mich gut auf Josefas Geschichte einlassen.

Der Einblick in diese Zeit, die ich nur vom Hörensagen kanne, die DDR mit ihren Repressalien, fiel mir leicht. Die Protagonistin ist ein 30 jährige Journalistin mit viel Gerechtigkeitsempfinden, aufbrausend und kurzsichtig, aber klarer Haltung. In Ihre Träume und Ihre Gedankenwelt einzutauchen war sehr spannend und ich habe viel mehr Gemeinsamkeiten entdecken können, als ich erwartet hatte.

Interessanterweise kam mir folgender Gedanke: Ist diese Geschichte wirklich heute nicht mehr vorstellbar? Die politische Zensur, der Josefa ausgesetzt ist, wäre heute undenkbar, aber wirtschaftliche Interessen oder gesellschaftliche Normen können auch heute Bericht beeinflussen. Sind wir so frei, wie wir gern wären oder wie würde Josefas Leben wohl aussehen, wenn sie heute Journalistin wäre? Hätte sie vielleicht einen Podcast oder einen Blog, in dem sie ohne Redaktion berichten könnte?
Profile Image for Nilüfer Ünal.
71 reviews
November 17, 2024
Josefa’nın, B.’nin üzerinde uçuşan 180 ton uçucu külü dert edindiği satırlarda, cesur tek bir sesin bazen bir şehrin kaderini değiştirebileceğine dair “umut” hep varı hisettirdiği için sevdim belki de kitabı ya da o cesur ses olmayı seçenlerin aslında çok korkusuz ve çok tuzu kuru insanlar olmadığını aksine onların da iliklerine kadar korktuklarını samimiyetle anlattığı için de sevmiş olabilirim.
“Hangi hikayelerin basılacağı kurala tabi olabilir. Ama yazmanın kendisi hiçbir kurala bağlı değildir. Kendinizi bir belgeselci, belge toplayan biri olarak görün. Yazdıklarınızın ne zaman okunacağına kafayı takmadan işinizi yapın.” diyor kitapta bir yerde Monika Maron…1981 yılında yazdığı ülkesinde basımı yasaklanan kitabının bugün dünyanın bambaşka ülkesinde okunurken, 180 ton uçucu kül yerine kendi ülkesinin türlü dertlerini düşünüp, kendi topraklarındaki Josefa’lara minnet duyan bir okuyucunun, satırları okuduktan sonra kendisini sevgiyle selamladığını bilmeden…Edebiyat bu yüzden iyi ki var
Profile Image for Karris.
25 reviews
June 10, 2024
This gave me Bell Jar vibes, which I love. Maron was able to convey some of Josefa's emotions so beautifully and in a way that I personally connected with. I wasn't prepared to relate to Josefa or this book at all but I really did.

The scattered timeline made it hard for me to follow at times, which I understand as a literary device - it makes sense for Josefa and the plot - but it was a little frustrating.

I hate myself for immediately latching on to the love story/interest when it was presented - I need to work on that. But that story was also written so well, I really enjoyed Maron's style.

I don't know anything about the GDR really so it was an interesting entry point.
39 reviews
July 20, 2022
Kendi düşüncelerinin arkasında durmak ve duygularını yaşamak isteyen bir kadının meslek hayatı, korku ve arzularını gerçekçi bir dille anlatmış.
Josefa Nadler doğu almanyada gazete muhabiridir, boşanmıştır, küçük oğluyla yaşar. Bir şehirdeki kömür santralının yol açtığı sıkıntıları hakkında röportaj yapar, ancak sansüre uğrar ve bunu sorgulayınca disiplin soruşturmasına maruz kalır. Arkadaşları, sevgilisi ve meslekdaşları onu dışlar. İşten çıkarılır, aynı gün yazdığı makaleye dayanılarak santralın kapatılması kararı alınır.
Displaying 1 - 30 of 36 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.