Aksaray’da kalabalık bir konakta doğan, etrafı gözleyerek büyüyen, her duyduğunu zihnine kaydeden bir çocuk… Daha lisedeyken öğretmenine, “Sen en iyisi tiyatrocu ol oğlum,” dedirtecek kadar mayasını belli eden, gizli cevher bir genç… Eşiyle altmış iki yıl aynı yastığa baş koyacak kadar derin bir âşık… Türkiye’de kabare kültürünü başlatan, yüzlerce temsilde yer alan, Yeşilçam’da da birbirinden unutulmaz karakterlere hayat vermiş bir oyuncu… Karşınızda her yönüyle Metin Akpınar. Zeynep Miraç, muhatabını nasıl konuşturacağını biliyor, hem ince hem dikkatli sorular sormayı başarıyor ve Metin Akpınar’ı bir zaman tüneline sokarak onun tiyatro tutkusunu, en yakını Zeki Alasya’yla olan dostluklarını, eşi Göksel Akpınar’la olan aşkını, Anadolu’daki turnelerini, Ulvi Uraz’dan Haldun Taner’e “hoca”larını bir bir anlatıyor bize. Üstelik karşımızdaki manzara yalnızca Metin Akpınar’ın hayatı değil, aynı zamanda bir Türkiye tarihi kesiti; muhtıralar, ihtilaller, sansürler, davalarla belki örselenen, ama asla tutkusundan vazgeçmeyen tüm sanat emekçilerinin çok iyi bildiği bir direnme hikâyesi bu anlatılan. Ne de olsa Metin Akpınar’ın hayatı, sahneye adanmış bir ömür…
Az gittik uz gittik Bir de döndük baktık ki Olduğumuz yerdeyiz - Dün bugünün açılış şarkısı
50 yıl öncesinden ne kadar güzel ve maalesef halen geçerli dizeler. Sahneye Adanmış Bir Ömür son zamanlarda okuduğum en iyi biyografi kitabı olabilir. Gerçekten evimizdeki esprilerde ve komikliklerde babam Devekuşu Kabare'yi eksik etmezdi. Henüz bir çocukken bile evde Alo Galaksi Taksi Araba Yoook skeçleri uçuşurdu. Metin Akpınar'ın bu kitabından Nilay Örnek'in podcast'inde haberdar oldum. Hemen alıp okumak farz oldu.
Tiyatronun tiyatro, kabarenin kabare olduğu dönemler. Müjdat Gezen, Ayşen Gruda, Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Perran Kutman'lı tiyatronun altın yılları. Ne kadar da güzelmiş, özgürmüş ülkem. Yine babamın 68-73 arası Fırt dergilerini okuyarak büyüdüğüm için siyasetin bile nispeten temiz olduğu, rahatlıkla yerilebildiği dönemler yaşamış. Zaten Türkiye ileri giderken geri giden nadir ülkelerden. Günümüzde tweeter'da bir tweet bile hapse atılma sebebiyken özgürlüğe, demokrasiye ne kadar açız. Ama'lı cümlelerden de bu cümleleri sarf edenlerden de oldum olası nefret ederim. İşte bu yüzden de özgürlüğün aması olmaz.
Metin Akpınar'ın anılarından bazılarına çok güldüm. - Polis izni almaları gerek ve fakat muktesebatta kabare tiyatrosu diye birşey yazmıyor. - Siz nesiniz diye sordu polis - Biz kabare tiyatrosu yapıyoruz - Nedir yani kabare tiyatrosu? Müzik var mı? - Var. Piyano var eşlik ediyor. - Dans var mı? - Var. - Kadın var mı?! - Var. - E siz pavyonsunuz :)))
Çıkarımın güzelliğine bakar mısınız? Algı o kadar kıt ki kendi küçük dar penceresinin dışından bile bakmaya muktedir değil. Bakanı da hor görür. Ne kadar günümüz Türkiye'sine göndermeler. Ne kadar ince espriler. Ne kadar zeki fikirler.
Zeki Alasya oynadığı role gerici yobaz protestolar geleceğini öğrenmiş. Rolün orijinali "Evladım sen üzülme ben seni imam hatipe vereceğim. Oradan istediğin gibi yetişeceksin". Oyun zamanı "Evladım üzülme ben seni imam" deyince bizimki "gericileeer, zındıklaaar" diye bağırmaya başlamış. Zeki Alasya da cümlesini "İmambayıldıyla besleyeceğim seni" deyince bizim haşere sus pus olmuş.
Başka bir espri: Ayda tanıştığım kızla flört ederken aşk teklif ettiğimde olmaz diyor. Niçin? Dünyabaşım var :)
Bir de şu çok hoşuma gitti. Haldun Tanerin kabaredeki başarısının en büyük nedenlerinden biri her akşam oyuna gelip seyirciyi dinlemesiymiş. Seyircinin nabzını ölçer, iyi gitmeyen, tepki görmeyen sahneler varsa oyuncuların karşısına yenilenmiş metinle çıkarmış. Friends: The Reunion'da izlemiştim. Orada da esprilere gülünmediği zaman ilgili sahne baştan yazılır tekrar çekilirmiş. Ne kadar benzer hassasiyetler.
En büyük üzüntüm (ve halen inanamadığım şey) 24 oyunun sadece 6'sının kayda alınabilmesi. Tarihi hazine bunlar. Dönem tarihçesi. Üstelik 100 yıl önceden de bahsetmiyoruz videokameranın gayet de yaygın ve erişilebilir olduğu yıllar. Bütün o oyunların gittiğine inanasım gelmiyor. Gerçi kalan 6 tane bile küçük küçük skeçlerden oluşuyor, baştan sona izlenemiyor bile, o da ayrı.
Özetle okuma zevki açısından gayet keyifli bir kitaptı, tavsiye ederim. Herkese keyifli okumalar!
Metin Akpınar, bu ülkede yetişmiş en büyük tiyatrocuların başında gelir, bunun kimse aksini iddia edemez. Tam kapsamlı bir biyografi kitabı olmasa da yine de onun hayatı aslında Türkiye tarihine de tanıklık etmektir.
Okul yılları, gençliği, tiyatroya başlangıcı, Zeki ile tanışması, ülkeyi ayağa kaldıran oyunları, filmleri ve projeleri ile ayaklı bir müze gibi hayatı. Zaten belgeselini de izlediyseniz kitap su gibi akıp gidiyor.
Sen iyi ki yapmışsan; biz de iyi ki seni tanımışız, izlemişiz, okumuşuz.
Zeynep Miraç’ın duru kaleminden akıp giden, kahkahalara gözyaşlarını eşlik ettiren, çok güzel, çok hareketli, nefis bir biyografi. Kahraman Metin Akpınar (ve Zeki Alasya) olunca daha azını beklemiyor okur, yine de yazarın ince dokunuşları kahramanları daha da yüceltiyor.
Devekuşu Kabare’yi canlı izleyen şanslı kişilerden biri olmama sevinirken birkaç sayfa sonra hâlâ aynı sorunlarla boğuşmamıza üzülmeye başlıyorum. Kitabı okurken eski Beyoğlu’nu özlüyorum, Konak Sineması’nın kalabalığını anımsıyorum. Kemal Sunal, Ayşen Gruda, Ahmet Gülhan, Halit Akçatepe gözümün önüne geliyor. İçim cız ediyor. Ne olursa olsun bunların kâğıda dökülmüş, belgeselinin çekilmiş olması bir nebze ferahlatıyor.
Gayet keyifli bir kitap ancak en beklenen yerlerde gerekli detaylara yer verilmediğini hissediyorsunuz. Mesela zülfü livaneli ile olan parti denemesi nedem başarısız kalıyor son derece yüzeysel anlatılmış; keza kabare sonrası son on beş yirmi senede neden bu kadar az projede yer aldığı da; neden ekranlarda en azından son dönem olduğu gibi halk tv gibi tele bir gibi platformlarda önceler bu kadar sık karşımıza çıkmadığı da anlatılmıyor. Yine de rahat okunan bir kitap hele Metin Akpınar’ı seviyorsanız ki bizim dönem için bu çoğunluk için geçerli tavsiye ediyorum.
Çok keyifle okudum. Dört yıldız verdim çünkü sanki içinden hiç çıkılmayacak hissettiren bu güzel kitabı daha uzun tutabilirlermiş. O malzeme var sonuçta. Yazık olmuş Zeynep hanımın emeğine çabasına.
"Yapmak isteyip de yapamadıklarım var. Ama ben "keşke" lafını sevmem, yaşamımda "keşke" yoktur. Ne yaptıysam bilerek, isteyerek yaptım. Kendimi öyle programladım, öyle inşa ettim. Bedeline de katlandım."
Metin Akpınar'ın hayat hikayesini büyük bir keyifle okudum, hararetle tavsiye ederim… Başlıktaki gibi sahneye adanmış bir ömür, emekle, ilmek ilmek örülmüş, ilham verici bir portre… Metin Akpınar elbette büyük bir sanatçı, ancak bir o kadar da büyük bir insan. Pusulası hep vatan ve insan sevgisi olmuş, küçük hesaplar yerine ilkeler üzerinden yaşamış, toplumu, hakkı, hukuku kendine dert edinmiş. Kitapta hem çok eğlenceli bölümler hem de yakın tarihe ayna tutan, düşündürücü notlar var… Umarım Metin Akpınar'ın daha kapsamlı bir biyografisi yazılır, okurken burada anlatılanlardan çok daha fazlası var hissine kapıldım…