Öğretmen okulu öğrencisi genç bir kız ile Anadolu'nun kuytu bir köşesine yeni atanmış genç bir öğretmen, yolları kesiştiğinde, ölüme kadar, ölümden sonra bile süren, dar koşullar içinde geçen, ama sevginin o muhteşem varsıllığıyla donanan büyük bir aşk yaşayacaklarını bilebilirler miydi? 'İlk görüşte aşk'la başlayan serüvenlerinin umarsız boyutlara ulaşacağını görebilirler miydi? 'Yaşam' denen yeryüzü sahnesinde sevgilerle, acılarla sarmalanan iki insanın duygularına değdiriyor kalemini Adnan Binyazar ve insana verilen en büyük cezanın, sevgisinin acıma duygusuna dönüşmesi olduğunu gösteriyor. Umarsız beklentilerle, gerçekleşemeyen umutlarla, kahramanımız çıkmaz sokaklara sürükleniyor, hüznün cehenneminden kurtulamıyor. Duyguları en ince katmanlarına kadar ortaya koyan bir anlatımla, son derece duyarlı, ustalıklı bir dille, şiirsel bir söylemle ölümsüz bir sevginin destanını yazıyor Adnan Binyazar. Gerçekle düşlemin iç içe geçtiği Ölümün Gölgesi Yok, varlık kadar yokluğun da sonsuzluğuna inandırıyor okuru.
Adnan Binyazar, 7 Mart 1934 tarihinde Diyarbakır'da doğdu aslen Elazığ-Ağın'lıdır. Ancak 14 yaşında başlayabildiği ilköğrenimi çeşitli illerde sürdürdü. Dicle Köy Enstitüsü'ne girerek köy enstitülerinin yetiştirdiği köylü aydınlar kuşağının bir parçası oldu. Eğitimini, Gazi Eğitim Enstitüsü'nde sürdürdü.
Türkiye'nin çeşitli öğretmen okullarında, Hacettepe Üniversitesi, Gazi Eğitim Enstitüsü, Devlet Konservatuarı, Basın Yayın Yüksek Okulu gibi birçok eğitim kurumunda ve Türk Tarih Kurumu'nda, Kültür Bakanlığı'nda, Türk Dil Kurumu'nda görev yaptı. 1978 yılında Kültür Bakanlığı Tanıtma ve Yayımlar Dairesi Başkanlığı'na getirildi. 1981 yılında Berlin Eğitim Senatosu'nun çağrısı üzerine Berlin'e gitti, bu dönemde İncila Özhan'la birlikte altı ciltlik Türkçe/Dil ve Okuma Kitabı'nı (1.-2.) yazdı. Yurtdışında çeşitli öğretmen yetiştirme proejlerinde çalıştı. Halk kültürüne ilişkin araştırmalarda bulundu. Öğretmenliğini yazarlığı ile birleştirdi; deneme ve roman alanında eserler verdi.
Adnan Binyazar, Masalını Yitiren Dev adlı anı-romanında yoksulluk içinde geçen çocukluk dönemini, Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazanan Ölümün Gölgesi Yok adlı kitabında bir sevda öyküsü anlattı.
“Ölümün Gölgesi Yok”, mekân olarak Çorum Berlin hattında geçen bir roman. Adnan Binyazar, bu hattın üzerine yaşadığı her şeyi, gençlik yıllarını, eşiyle olan yaşanmışlıklarını, sevgiyi, aşkı, bağlılığı ve ölümü oturtmuş. Çorum’daki öğretmenlik yılları, eşi Filiz Hanım’la tanışıp evlenmeleri ve eşinin rahatsızlığı ve Berlin’de gördüğü tedavi çabaları arasında geçen romanın ikinci ve altıncı bölümleri arasında Çorum yılları anlatılıyor. Romanın, ilk bölümü Filiz Hanım’ın hastalığı ve Berlin’deki tedavi günleri ile başlıyor; altıncı bölümden sonra yine Berlin’e geri dönüyoruz.
“Yürürken külçeleşen ayaklarımı kaldırımlarda sürüklerken bedenim Berlin sokaklarının ıssızlığında idi, duygularım Çorum’un bozkır kokulu odalarında…”
İlk bölümlerde roman yer yer savrulsa da, anlatımın gücü çatıyı ayakta tutuyor. Otobiyografik romanlara hep mesafeli durmuşumdur. Fakat Adnan Binyazar’ın ustalığının, bu önyargımı kısmen ortadan kaldırdığını söyleyebilirim. Yalnız roman boyunca sıkça kullanılmış dipnotlar beni rahatsız etti. Yazarın bizzat kendisinin koyduğu bu tür dipnotlar, anlatının gücünü kırıyor, tempoyu düşürüyor, dikkat dağıtıyor ve romanın büyüsünü bozuyor. “Ölümün Gölgesi Yok”, sona doğru, özellikle eşinin öldüğü bölüm ve sonrasında yükselen anlatımıyla ödülü hak etmiş.
Alıntı: Adnan Binyazar, Ölümün Gölgesi Yok, Can Yayınları, İstanbul, 2012, s.261.
Adnan Binyazar benim için geç bir keşif olmuş. Neyseki sevgili yazarımız hala hayatta iken keşfetmeyi başarmışım, bunu bile bir başarı olarak görüyorum.
Kitabımız, Adnan Binyazar’ın hayatından çok vurucu bir kesite ait. Eşi ağır bir hastalığa yakalanmış ve ölüme doğru yol almaktadır ve yazarımız bu dönemde eşinin yanındayken yaşadığı duyguları, geri gidişlerle bize anlatmaktadır. Okurken bu kadar yoğun bir duygu seli ve bu kadar yoğun bir sevgi nasıl olur diye düşünmeden edemiyor insan. Hatta keşke herkes böyle bir sevgiyi yaşasa diye de düşünüyorsunuz ister istemez.
Neden böyle düşünüyoruz? Çünkü yazarımız öyle cümleler kullanmış, öyle metaforları anlatımı içine yerleştirmiş, o kadar naif bir anlatım dili seçmiş ki başka bir şey düşünmek eden gelmiyor. Son derece akıcı, son derece vurucu ve bütün bunlara rağmen yine de çok edebi bir dil bu.
Çok beğendim ve ilk fırsatta diğer romanını da okumaya karar verdim.
Adnan Binyazar aşkı,sevgiyi ve bunların getirdiği mücadeleyi hem kendi açısından hem de genel olarak o kadar güzel anlatmışki kitaba bağlanıp kalmamak elde değil. En önemlisi kitap bitince herşeye rağmen böyle güzel sevmek ve sevilmek istiyor insan ve sonunu bile bile yaşamak denen duyguyu o zaman daha iyi anlıyorsunuz çünkü sonu böyle olsa bile ben de yaşamak isterdim bu sevgiyi, mutluluğu ve hüzünü diyorsunuz.