"Türkiye'de Bir Kadının Var Olma Savaşı..." Toroslar'ın bir köyünde doğan Saniye'nin zorluklar, engeller, imkansızlıklar ve acılarla dolu öyküsü, aynı zamanda toplumumuzdaki birçok kadının da ortak kaderi. Saniye, 'erkek gibi bir kız' olup babasının gözüne girerek okula gitmeyi başarmıştı; ama tüm mücadelesine rağmen kocasının iç dünyasına girmeyi, onun can yoldaşı olmayı başaramadı. Kocası Saniye'yi kendinden hep uzak tuttu. Otuz yılı aşkın evliliğinde kendi adını kocasının ağzından bir kez bile duymayan Saniye, "Acaba ben gerçekten de yok muyum?" kuşkusuna kapıldı. Tüm duygularını ve özlemlerini şiire döktü. Sadece kendi için değil, bu ülkenin tüm kadınları için yazdı. Yoksam ben Varmışım gibi Canlıymışım gibi Neden acıyor yüreğim Yaş akıtıyor gözlerim. Saniye Çelik'le konuşmamı sanki rahmetli annem benden istedi. Dinlediğimde, Saniye'nin acıları, yalnızlığı, içinin burukluğu annem Zehra'nın yaşamını anımsattı. Ve bu kitap oluştu.
Doğan Cüceloğlu, kırktan fazla bilimsel makalesi yayınlanan bir psikolog ve çeşitli topluluklara bilimsel psikoloji çerçevesinde gelişim seminerleri sunan bir iletişim psikolojisi uzmanıdır. Çok sayıdaki kişisel gelişim kitabı ile Türk insanının düşünce, duygu ve davranışlarını inceler.
Mersin'in Silifke kasabasında 11 çocuklu bir ailenin 11. çocuğu olarak dünyaya gelmiş ve ortaokulu orada bitirmiştir. Ankara ve Kırklareli'de liseyi bitirip İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun olmuştur. ABD'de Illinois Üniversitesi'nde Bilişsel Psikoloji doktorasını yapmıştır.
Türkiye'de Hacettepe ve Boğaziçi üniversitelerinde çalışmış, Fulbright bursu ile Berkeley'deki California Üniversitesi'nde ziyaretçi öğretim üyesi olarak bir sene görev almıştır.
1980-1996 yılları arasında ABD'deki Fullerton şehrinde California Eyalet Üniversitesi'nde görev yapmıştır. 1996'dan bu yana Türkiye'de üniversite öğrencilerine, öğretmenlere, anababalara ve işadamlarına yönelik seminerler, konferanslar ve atölye çalışmaları düzenlemektedir.Psikoloji üzerine bir çok kitap yazmıştır ve bunların hepsi eğitici kitaplardır.
Doğan Cüceloğlu has written such a beautiful book that I said that every man should definitely read it when finishing. In the book where a real life story is told, our author reflects the tragedy experienced with such beautiful words that it can be considered a great empathy book for male readers among Decadent works.
Since it is the story of a person's life that is being told, as well as the reality of the country, you start to see the people you love at that point while reading the book. The real pressures that a woman experiences, the violence she sees, getting married to someone she doesn't love, child marriages, and many other issues such as child marriages are intertwined, and the problems that a woman, a country woman (in particular, in the book) experiences, are handled in a wonderful language.
For example, how long can you, as a man, withstand a situation of violence? I'm not talking about a fighting environment. I am talking about an environment where your hands are tied and no justifiable reasons are presented to you. What is the ratio of violence that you can tolerate and tolerate in such an environment?
What would be your opinion if you were married to someone who you have no say over, who your family decides for you, and you say that if there were two of us left in the world, I wouldn't marry anyway? and the limit of your tolerance for this marriage?
Now I'm taking the question from you and asking it for a woman you love. If this becomes your wife, becomes your sister, a woman who is close to you is subjected to this tragedy, how long can you endure this pain that you cannot intervene?
I would say that you should definitely read this book, which has a language that will make the reader think at this point.
Ataerkil bir toplumda yaşıyoruz ve etrafimizda o kadar çok Saniye Çelik ler var ki o kadar çok bu acıları yaşamış kocasindan hic bir konuda ufacık bir destek gormemis kadınlar var ki okurken her biri gözümde canlandı belki başkalarınin gözünde 5 yıldızlık değil bu satırlar ama özgürce anlatıldığı için benim gözümde böyle
Kendi alanında özel bir kitap olmuş. Bir yandan soru-cevap şeklinde Cüceloğlu’nun bir imza gününde tanıştığı Saniye Çelik’in hayatı anlatılırken diğer taraftan yine onun yazdığı şiirleri okuyoruz. Kitabın adı içeriğini tam yansıtıyor. Bir Kadın Bir Ses derken hem bir insanı anlamak hem onun kadın olarak yaşadıklarını okurken tüm kadınlara ve erkeklere bir ses olmasını anlayabiliriz. Kitap boyunca eşinin neredeyse bir narsisiste yaklaşan davranışlarıyla kendi tabiriyle savaşırken mağdur psikolojisi daha baskın duruyor. Çelik’in bilinci kitaptan sonra daha gelişmiş görünüyor yazdığı mektuplardan. Farklı sevgi dilleri olan iki insan öfke dansıyla aynı kısır döngünün içinde dönüyorlar. Kavgalar ne sorunları çözüyor ne değişim yaratıyor. Özellikle çocuklara yansımaları da ağır olmuş. Çelik’in psikolojisini biraz çözsek de eşinin neden öyle davranmış olabileceğine dair biraz daha çözümlemeye ihtiyaç var.
Cüceloğlu’nun kitaplarını Türkçeyi güzel kullanması açısından da beğendiğim için bu kitapta göz ardı edilemeyecek kadar çok noktalama ve yazım hatası olması şaşırttı. Bir son okuma gerek. Kül olmuş gibi duran bir ormanın içinde açan çiçeği tasvir eden kapak resmi de anlamlı olmuş. Yanıp kül olsan da bilincinin açması mümkün.
bukalemun - bahta bakan (30)
selinti (35)
“Toplumla giriştiğim bu sessiz kavganın…” (48)
“Gitseydiniz, acaba kendinizi kaybetmiş ve yenilmiş mi hissedecektiniz? Belki de o nedenle gitmediniz.” (69)
“Olduğum yerde kök salmak, orada gelişmek bilinci vardı bende.” (69)
“Benim alanıma çok Çok fazla girdiniz Beni talan ettiniz Yağmalandı tüm haklarım Boşa gidiyor çabalarım Son bir gayret ederim Diyorum kendi kendime İnsanoğlu insan olduğumu Zorla da olsa kabul ettireyim.” (71)
cere - toprak testi (76)
“Susturuldukça Bastırıldıkça Katlanarak büyüyor kavgamız Haklarımızı iade ettiğinizde Ya da Söke Söke aldığımızda Bitecektir ancak kavgamız Varacağız farkına insan olduğumuzun Gülümseyerek bakacağız dünyaya Merhaba özgürlük merhaba Diyeceğiz verilmeyen Haklarımızı aldığımızda” (85)
“Onu tedavi edebilirim, o nedenleri ortadan kaldırabilirim diye düşünüyordum, onun için uğraşıyordum.” (116)
“Benim annem kendisi için hiç savaşmadı. Sanki hayatını başkalarına hibe etti. Ben de öyle yaptım ama mücadelemi de sonuna kadar verdim. …onlar için her şeye katlandım.” (121)
“”Annenizden başka kimse benim kahrımı çekmez, bunu biliyorum…” gibi laflar ediyormuş. - Bu, Türk erkeklerinin eşleri için çok sık söylediği bir söz!…” (126)
“Kültürümüzden gelen yaşamı adil paylaşamama hadisesi yüzünden Mehmet’le sürekli kavga halindeydim. İşgal altında olduğumu hissediyordum. Mehmet teslim almak için baskılarını artırdıkça, ben de teslim olmamak için canım pahasına savaşıyordum. … Mehmet “Erkeğim” diyordu, ben, “İnsanım” diyordum.” (152)
“Güçlüler kendilerine güzel, güçsüzlere de kötü kaderle yazıyorlar. Yani sözü edilen kadar bir yerde güçsüzlere sunulan, uydurulmuş bir yalan gibi geliyor bana.” (158)
Cüceloğlu yorumlar:
“Kadın konusu bence Türkiye’nin çağdaşlaşmasıyla eş anlamlı. Yani çağdaş, akılcı, sağlıklı bir gelecek için Türk kadının toplum içindeki yerinin çağdaş, akılcı, sağlıklı olması gerektiğine inanıyorum.” (164)
“Türkiye “yetişkin çocuklar” ülkesi. Bu söz hem kadınlar, hem de erkekler için geçerli.” (171)
“Bir erkeğin “yetişkin çocuk” olması ne demektir,… Kendi gözüne hesap vermeyi, vicdanının sesini dinlemeyi hiç öğrenemediği için çok rahat yalan söyler.” (171)
“…onun içinde yetiştiği dünyada kadının yakınlığını, güvenini ve sevgisini kazanmanın anlamı yoktu.” (173)
“Bir “Yetişkin çocuk” kadında hangi özellikleri görürüz? Kendi yaşamını yönetmeye hazır değildir ama hazır olmadığını bilmez; kendi öz değerlerini keşfedemediği için rüzgârın önündeki bir yaprak gibi olayların içinde sürüklenir. Sözde erkeğin baskısına ve uyguladığı şiddete karşıdır, ama içten içe bir “taş fırın” erkek özlemi vardır.” (173)
“Olayları erkeğin gözüyle görerek anlam veremediği için erkeğin hayatından kopuktur, ama yaşam dansının tüm sorumluluğunu erkeğin üzerine atar.” (174)
“Yetişkin çocuk kadının bir özelliği de mutsuz ve bunalımlı bir aile ortamını, “çocuklarının hatırı için” devam ettirmesidir…” (174)
“Varolabilmesi için can’ın sürekli beslenmesi gerek. Can varoluşunun yankılanmasıyla beslenir. Bu nedenler insan ilişkilerinde kendi isminin söylendiğini duymak ister, ismini duyunca özü beslenir.” (176)
“Sırf hayatlarına tanıklık edecek birinin yokluğuna katlanamayacakları için mutsuz ilişkileri sürdürüp giden insanları hangimiz görmedik? Ve biz terapistler, kim bilir ne kadar çok kez sırf bir insanın hayatına tanıklık ediyor olmakla yardım sağlamışızdır.” Irvin Yalom, Din ve Psikiyatri (180)
“Bana öyle geliyor ki, Mehmet Çelik’in gizemi, onun anlaşılmak istememesinde, uzak duruşunda ve yalnızlığını kabul edişinde yatıyordu. Mehmet Çelik’i anlamak demek, onun sıradanlaşması demekti. Bunu hissediyordu ve onun Saniye Çelik’le savaşı, sıradan bir insan haline gelmeme savaşıydı. … Bu mücadele, gizemini yalnızlığından ve uzak duruşundan alan bir erkek ile onu yaşamının merkezi yapmaya çalışan bir kadının mücadelesiydi.” (182)
“…tüm yaşamını oturup benimle konuşabildi ve bu süreç içinde “gözlemleyen bilinci” gelişti.” (186)
“…Türkiye’yi “Batılılaşma süreci içinde olan bir toplum,” olarak görüyorum. … …Batı uygarlığı şimdiye kadar erkek baskın bir uygarlık olduğunun farkına neden varamadı? Yanıtını Hegel’de buluyor: Bir uygarlık olgunlaşmadan kendinin farkında varamaz, kendi manasını bulamaz. Bu tür bir farkına varış, o uygarlığın gerçekten olgunlaştığının, yani sürecin sonuna yaklaştığının habercisidir. … Bu kitap çerçevesinde benim anladığım o ki, kadın erkek ilişkilerinde adil bir düzeni Batı uygarlığında şimdiye kadar göremedik. O nedenle, orada görerek, kopyalayıp buraya getiremeyeceğiz. Bizim kendimizin; kadın ve erkeğin insan insana, özgürce, onurlu yaşayabileceği adil bir toplum hayatının temel değerlerini keşfetmemiz ve bu değerler üzerine yaşam felsefemizi oluşturmamız gerekiyor.” (189)
Siz siz olun tanımadığınız insanlara ödünç olarak kitabınızı verip “bunu oku” demeyin. 50’li yaşlarda ev hanımı bir komşumun okumam için vermesi sebebiyle kitabı mecburen okudum. Aşırı kötü bir kitap değildi ama bir kitabı “bitsin” diye okumak zevk vermiyor.
Kitap hakkında söyleyeceklerime gelecek olursam: Üzerinde Doğan Cüceloğlu’nun ismi bulunuyor fakat kitap Doğan Cüceloğlu ile 3 gün önce tanıştığı ve oldubittiye getirip zorba bir adamla evlendirilen özgür ruhlu -ama kocasından gördüğü onca sevgisizliğe, aldatılmalara, şiddete karşı yine de kocasını terk edemeyen- Saniye Çelik’in röportajından oluşuyor. Kitabı okurken yer yer gözlerim doldu, böyle hayatların yaşanmış olması çok acı verici. Allah başta bu ülkenin olmak üzere artık hiçbir ülkenin kadınlarına böyle acılar yaşatmasın.
Kitap Türkiyede yaşayan kadınların sorunlarını anlatıyor güya. Ama gerçek anlamda bir hayatı bilmeme, hikayesi gibi geliyor insana. Beğenmedim, belki bir roman halinde yapılsaydı daha çok etkilenirdim. Bir kişi ile 3 üncü bir kişinin dedikodusunu yapıyormuş gibi bi hali var.
Kitap Saniye Celik adinda bir kadinla Dogan Cuceloglu nun roportajindan olusuyor. Turkiyede kadinlarin yasadigi skntili hayati konusuyorlar. Cuceloglu nun diger kitaplari kadar iyi degil.
Sonlarında yetişkin çocuklar hakkında verdiği kısa bilgiyi sevdim. Uzun süre önce okuduğum “Mış Gibi Yetişkinler” kitabını anımsamamı sağladı. Ufacık tekrar iyi geldi.
Şiddet gören bir kadının biyografisini onun diliyle aktarıyor Cüceloğlu. *"Ve günün sonunda, yol da biter yolcu da." *"Savaşının nedeni ve adı belliydi: Kadın olarak onurlu ve mutlu yaşam."
Okurken hiç keyif alamadım maalesef. Azimli çalışkan bir kadınla başlayan bir hikaye devamında eve ve aşırı mutsuz ve toksik bir evliliğe sıkışmış bir hayata dönüşüyor. Evet, belki ders niteliğinde olabilirdi bu kitap, Avrupa'nın en batısından en doğusuna kadar yaşadığımız ataerkil topluma eleştiri niteliği taşıyabilirdi eğer kitap kadının kendini sorgulamasıyla ve kendine kabahat bulmasıyla bitmeseydi. Onlarca sene kocasından fiziksel ve psikolojik şiddet gören bir kadının en sonunda olayı 'ben de biraz anlayışlı olabilirdim sonuçta eve para getiriyordu'ya bağlamasına katlanamadım. Kitap bittikten sonra neden okudum ki ne kattı şimdi bu kitap bana diye sinirlendim...