Jump to ratings and reviews

Allies with the Infidel: The Ottoman and French Alliance in the Sixteenth Century

In 1543, the Ottoman fleet appeared off the coast of France to bombard and lay siege to the city of Nice. The operation, under the command of Admiral Barbarossa, came in response to a request from François I of France for assistance from Sultan Süleyman the Magnificent in France’s struggle against Charles V, the Habsburg Holy Roman Emperor and King of Spain. This military alliance between mutual ""infidels,"" the Christian French King and the Muslim Sultan, aroused intense condemnation on religious grounds from the Habsburgs and their supporters as an aberration from accepted diplomacy. Memories of the Crusades were, after all, still very much alive in Europe and an alliance with ""the Turk"" seemed unthinkable to many. Allies with the Infidel places the events of 1543 and the subsequent wintering of the Ottoman fleet in Toulon in the context of the power politics of the sixteenth century. Relying on contemporary Ottoman and French sources, it presents the realpolitik of diplomacy with ""infidels"" in the early modern era. The result is essential reading for students and scholars of European history, Ottoman Studies, and of relations between the Christian and Islamic worlds.

304 pages, Hardcover

First published May 31, 2011

Loading...
Loading...

About the author

Christine Isom-Verhaaren

5 books1 follower

Ratings & Reviews

What do you think?

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
7 (38%)
4 stars
7 (38%)
3 stars
4 (22%)
2 stars
0 (0%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 4 of 4 reviews
Profile Image for Koray.
340 reviews61 followers
September 17, 2026
Kitap sayesinde aslında 15. ve 16. yüzyılda Osmanlıların Balkanlar ve Doğu Akdeniz'deki saldırılarının zaman zaman Fransızlarla zaman zaman da İtalyan devletçikleriyle eşgüdümlü olarak yürütüldüğünü hayretle fark ettim. El altından gizlice yürütülen ittifaklarla Osmanlı ilerlemesi daha düzenli ve etkili olmuş. Örneğin, Mila­no Dükü Lodovico Sforza "Fransız Milano'ya ulaştığında Türk de Venedik'te olacak" demişti. Yani Osmanlı-Venedik savaşları sırasında İtalyan "kardeş" devletleri birbirinin amansız düşmanıydı. Kitapta ele alınan diğer bir önemli konu da Cem'in on yılık esaretidir. Cem'i her türlü hediye ile kandırarak yiyip bitirmişler. Cem tehlikeli varlığı sayesinde Bayezid Avrupa'ya karşı kapsamlı bir saldırıya geçme teşebbüsünden kurtulmuş olabilir. Bu sayede Batıyla daha "dikkatli" ilişkiler kurulabildi bence. Üçüncü ve en ilgi çekici konu Barbaros ve donanmasının 1543-44'te Toulon limanında kışlamasıdır. Sekiz ay süren bu konaklama bugün bile bölgede derin izler bıraktı.
"....Oysa o dönemde yaşayanlara göre Fransızların 1499'da Milano'yu işgali Osmanlıların Mora'daki Venedik topraklarına saldırılarıyla doğrudan bağlantılıydı. İtalya'da hem Fransızların, hem Osmanlıların barışa karşı oluş­turduğu tehdit diplomatik girişimleri yoğunlaştırdı: İtalyan devletlerinin hükümdarları Fransa, Osmanlı İmparatorluğu ya da İtalya'daki komşula­rıyla bir çatışma beklediklerinden olası müttefik arayışlarına girdiler. Mila­no Dükü Lodovico Sforza Bayezid'i Venedik'e saldırmaya özendirmekle suçlandı. Sforza bir yandan Venedik'e Osmanlılara karşı İtalyan Birliğini sağlamak istediğini bildirirken, bir yandan da Bayezid'e Venedik'in Fran­sızları İtalya'ya getirdiğini ve Xll. Louis'nin İtalya'yı fethettikten sonra Yunanistan'daki Osmanlı topraklarına saldırmayı tasarladığını bildirdi. Mayıs 1499'da papanın oğlu Cesare Borgia ile bir Fransız prensesinin evliliği açıklandığında papa Milano ve Napoli'den desteğini çekerek Fransa ve Venedik'in yanında yer aldı ve Sforza'yı Osmanlıları Venedik'e karşı kış­kırtmakla suçladı. Belirtildiğine göre, Sforza "Fransız Milano'ya ulaştığında Türk de Venedik'te olacak," demişti. Bu tehdit çağdaş kişilerin Venedik topraklarına Osmanlı saldırısı ile Milano'nun Fransızlarca işgalini birbiriy­le bağlantılı olaylar olarak gördüklerini ortaya koymaktadır..."
"...Fırtınalar yüzünden Fransa'ya dönemeyen Fransız donanması, o dönemde Cenova yönetiminde olan Sakız Adası'nda kışladı. Gerekli mal­zemeyi adadan satın alacak parası olmayan Fransız Amirali Saint-Blancard erzak ve para istemek üzere Şubat ayında birkaç gemiyle İstanbul'a gitti. Sultan ve Hayreddin Paşa para, peksimet, et, şarap ve meyvenin yanı sıra Fransız gemilerinin onarımı için gerekli malzemeyi de sağladılar. Nisan 1538'de gemileriyle İstanbul'dan ayrılan Saint-Blancard Haziran'da Fran­sa'ya ulaştı..."
"... On beşinci yüzyıldan sonra savaş gittikçe daha pahalı olmaya başladı; Fransızlar ve rakipleri Habsburglar da sürekli para sıkıntısı içindeydi. Osmanlıların aske­ri politikaları sefer hazırlıklarına Batıda aklın almayacağı kadar bol para ayırmaktı. Ama bu sefer sultanı bazı olağandışı güçlüklerle karşı karşıya getirdi. Donanmasını Osmanlı topraklarından çok uzağa gönderdiğinden
bu kez adamlarını doyurmak ve ödemelerini yapmak için Fransız desteğin­den yararlanmak zorunda kaldı..."
"...Netice itibarıyla Toulon sekiz ay boyunca bir Türk kolonisi haline geldi. Bir Hıristiyan kentinin camisiyle, esir pazarıyla bir Müslüman kentine dönüşmesine tanık olanlar şaşkınlık içinde kaldı..."
"...Osmanlıların böylece çıktıkları Batı Akdeniz seferi ve bu kapsamda donanmanın 1543-44 kışını Fransa'da geçirmesi Osmanlılar ile Fransızların olağandışı koşullarda bir araya gelmesine olanak verdi. Dolayısıyla bu buluşmalar birkaç Fransız'ın Osmanlı İmparatorluğu'na gitmesi ya da ara sıra bir Osmanlı elçisinin Fransa'da bulunması gibi durumlara göre çok daha karmaşık bir etkileşi­me yol açtı. Osmanlılar yalnızca sayıca kalabalık bir grup olarak Fransa'ya gitmekle kalmadılar; aynı zamanda Fransızlarla yan yana savaştılar, onların evlerinde yaşadılar ve yemeklerini yediler..."
"... İtalya savaş alanı ve büyük güçlerin elde etmek için çekiş­tiği bir ödül haline gelince, tehdit altında kalan herhangi bir devlet koruma sağlaması için daha büyük bir güce başvuruyordu. Bu politika 1494'te İtalya'nın Fransız işgaline uğramasına yol açtı ve işgal İtalyan savaşla­rı döneminin başlangıcı oldu..."
"...Bayezid'in hükümdarlığının (1481-1512) ilk döneminde, kardeşi­nin Fransa'da ve Roma'da tutsaklığı sırasındaki diplomasi ve ittifaklar Osmanlıların İtalya'nın ötesindeki Hıristiyan ülkelerle daha çok ilgi­lenmesine ve diplomatik ilişkilerini artırmasına yol açtı..."
"... Papa haçlı seferini aynı zamanda Fransa ve İspanya'yı İtalya' dan uzaklaştırmanın da yolu olarak gördü..."
"...Sultanın hizmetindeki herkesin Müslü­manlığı kabul etmesi zorunlu değildi.../..Bütün imparatorlukların "yağma makinesi" olduğunu söyler, ama "asimilasyon ve yabancı insan gücü kullanımının hiçbirinde bu boyutlara vardırılmadığını" ekler. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu'nun "Avrupa devletlerinden bir dönme ve sığınmacı selini de kendine çekerek kullandığına" ve bu kişilerin güç ve kazanç uğruna bir "ırk" ve din sını­rını aşmak zorunda kaldığına inanır..."
"...Kralın haberi gizleme arzusuna karşın Floransa elçisi Cem'in öldüğünü aynı gün öğrendi ve haberi Floransa'ya gönderdi. Venedik'te Onlar Meclisi 27 Şubat'ta haberi aldı ve hemen sultana bilgi verdi.."
"...Napoli'de Cem'in nabzının çok zayıf olduğunu fark eden doktorlar krala haber verdiler. Kral Cem'i ziyaret ederek nasıl olduğunu sordu; Cem "iyiyim" diye karşılık verdi. Bunun üze­rine kral, "Dayanın beyim, neşelenin; bu andan itibaren özgürsünüz. Tut­sak olduğunuzu düşünmeyin," dedi. Cem özgürlüğü için krala ve Allah'a şükretti, ama "kafirler" kendisini bahane ederek Müslümanlara saldıra­caklarsa Allah'ın canını alması için her zaman dua etmişti. Sonunda duası kabul edildi ve 25 Şubat 1495'te kelime-i şehadet getirdikten sonra öldü..."
"...Vakı'at'a göre papa Cem'e acıdı ve birlikte ağladılar. Papa Cem'e sultanlık tasarısın­dan vazgeçerse Mısır'a geçebileceğini, ama geleceğini düşünerek Macaris­tan'a gitmesinin kendi açısından daha iyi olacağını söyledi. Papa ile Cem birkaç kez bir araya geldiler, ama ikisi de birbirinin tutumundan tatmin olmadı. Papa Cem'in Macaristan'a gitmesi gerektiğinde ısrar edince, Cem bu durumda Macar ordusuyla Müslümanlara saldırmak zorunda kalacağını belirtti. O zaman da Osmanlı uleması Cem'i kafir kabul edecekti. Cem, "Değil Osmanlı ülkeleri, dünya sultanlığı için bile dinimden vazgeçmem," dedi. Papa Cem'in haçlı seferi planlarını desteklemek istememesine öfkelendi ve İtalyanca olarak Cem'e ağza alınmaz sözler etti. İtalyanca öğrenmiş olan Cem aynı dilde cevap vererek papanın onur kırıcı sözlerini anladığını gösterdi. Cem'in söylediklerini anlamasından utanan papa birçok kez özür diledikten sonra Cem'i nezaketle huzurundan gönderdi..."
"...Ertesi gün birçok ülkeden elçilerin de katıldığı kardinaller kurulu toplantısına götürülen Cem papaya yaklaştı; papa da Cem'i boynunda iki noktadan öptü ve buyur etti. Daha sonra Cem kurul­dan gönderildi ve iki üç gün boyunca ziyafetler düzenlendi..."
"...Vakı'at-ı Sultan Cem aynı zamanda bir Osmanlı seyahatnamesidir. Yazarın Cem'le çıktığı yolculuklar, yabancı ülkelerde gözlem olanaklarının tutsaklığı nedeniyle sınırlanmış olmasına karşın Fransa'da ve İtalya'da yaşamın bazı yönlerini görmesine ve betimlemesine olanak sağladı. Yazar Fransız kırsalında dolaştı; birçok kaleye ve kasabaya gitti. Üç ay Fransa'nın Akdeniz kıyısında kaldıktan sonra kış mevsiminde Alpler'i geçti. Roma'ya gitti ve Rönesans papalarının en kötü ünlülerinden ikisinin, VIII. Innocen­tius'un ve VI. Alexander'ın papalığı sırasında Roma' da bulundu. Ve 1494'te Fransızların İtalya'yı işgaline tanık oldu...."
"..Provence Valisi Kont Louis Adhemar de Grignan'a gönderilen 8 Eylül 1543 tarihli kraliyet belgesiyle (lettres patentes) Toulon halkının kenti boşaltması emredildi. Kralın emrini aldıktan sonra 16 Eylül'de Toulon Meclisi üyeleri, gerekli düzenlemeleri yapmak üzere Grignan'a bir komisyon göndermeye karar verdiler. Kralın parasal sıkıntılarını bildiklerinden, Osmanlı donanmasının Toulon'da kalmasıyla ilgili harcamalar için hemen 20.000 ekü toplanmasını planladılar. Barbaros'a gönderilen komisyon 25 Eylül tarihli raporunda d'Enghien'le görüştüklerini ve d'Enghien'in bütün kent halkının gitmesine gerek görmediğini belirtti; aile reisleri ve zanaatçı­lar kentte kalacaklardı. D'Enghien ayrıca Osmanlı donanmasının kalması­nın kenti zahmete sokmayacağı konusunda da söz verdi../...Vieilleville gerçekten Osmanlılara ödeme yapıldığını anlatmıştır, ama bu 1544'te değil, 1543'te, Nice Kuşatmasından sonradır; Vieilleville, "Hayred­din [Fransızlara] başka bir hizmette bulunmadan M. d'Enghien'e veda etti. Ona ve Osmanlı güçlerinin öbür liderlerine başardıklarıyla karşılaştırıldı­ğında çok büyük bir tutar olan 800.000 eküden fazla para ödendi. Tou­lon'da otuz iki hazinedar üç gün boyunca, gece saatlerine kadar aralıksız para sayarak bin, iki bin ve üç bin ekülük torbalar hazırladı," diye yazmış­tır.../ .. Osmanlı donanmasının barındırılması, donanmanın büyüklüğü nedeniyle güçtü. 1. François'nın halkın Toulon kentini boşaltması emrinde 30.000 savaşçıdan söz ediliyordu. Bu sayı, 16. yüzyılda surlarının içinde yalnızca 637 ev bulunan bir kentte barındırılabilecek insan sayısının çok üzerindeydi; öte yandan Toulon'un banliyöleri de vardı. Osmanlı kuvvetleri kente, banliyölerine ve çadırlara yerleştirildi. Toulon'un Provence bölgesinin geri kalan kesimlerinden dağlarla ayrılması nedeniyle Osmanlı donanması için erzak ve malzeme sağlanma­sı da zor oldu. 1. François Toulon halkına zahmetleri karşılığında on yıl vergi bağışıklığı tanıdı ve Osmanlılara erzak satın almak için başka yerlere gitmelerine izin verdi. Ama erzak satın almak ciddi bir harcama kalemi oluşturuyordu ve 1.François'nın yeterli parası yoktu. Osmanlı donanma­sının ihtiyaçları için 29 Kasım 1543'te Levant deniz hazinedarına 30.000 livre verildi. Osmanlı kuvvetlerinin temel gıda maddesi peksimetti. Polin, Osmanlı donanmasının Toulon'da kalacağı süre içinde 105.960 kental peksimet gerektiğini ileri sürdü, ama toplam miktar 193.400 kental edi­yordu, çünkü donanmanın İstanbul'a dönüş yolculuğu için de peksimet sağlanması gerekiyordu. Kral yalnızca 84.000 kental sağlayabiliyor, dola­yısıyla geri kalan miktarın sağlanması kralın Provence'daki görevlilerine düşüyordu. Lyon kadar uzak yerlerden ve Fransa'nın güney kentlerinden erzak talep edildi. Barbaros Lyonlu bir tüccardan 6.ooo livre aldı ve bor­cunu donanmanın maaşlarını aldığında ödemeye söz verdi. Bazı bölgeler yiyecek, bazıları ise para sağladı, ama hiçbir şey zorla alınmadı ve Osmanlı donanması için bu kaynakları talep eden Fransız devleti oldu. Gazavat'a göre Hayreddin Paşa (kralın görevlileri gibi) donanma için ek alımların da parasını ödedi ve Fransa dışından, örneğin Cenova, Korsika ve Sardinya'dan da yiyecek aldı. Fransızların sağladığı peksimet, Toulon meclis üyelerinin çabaları ve Hayreddin Paşa'nın kişisel girişimleri sayesinde Osmanlı donanması kışı yiyecek sıkıntısı çekmeden geçirdi..."
"...Bazı Fran­sızlar kahramanlıklarıyla ünlü Osmanlıların Fransız askerleri konusunda ne düşüneceklerinden endişe ediyorlardı. Monluc, Nice Kuşatmasını anlattıktan sonra şöyle devam etti: "Türkler bizim adamlarımızı çok aşağı görüyorlar, ama bence sayılar eşit olduğunda bizden iyi değiller. Bizden daha sağlam, daha itaatkar ve daha sabırlılar, ama daha cesur olduklarına inanmıyorum. Bir üstünlükleri var: Savaştan başka bir şey düşünmüyorlar." Monluc Osman­lıların Fransız askerlerini hor gördüğü kanısındayken Osmanlı kaynakları bu konuda sessizdir. Buna karşılık Osmanlıların düzenliliği Fransız kaynakla­rında sık sık övülür. Monluc, Nice Kuşatmasından sonra "tevazuyla davrana­rak müttefiklerimizin yerine geçtiler" diye yazar. Maurand, Osmanlı donan­masının Barbaros'un kadırgasını izleyerek limandan ayrılışının görüntüsünü düzenli ve güzel olarak niteler. La Ronciere, "dönemin bütün tanıkları Bar­baros'un donanmasının disiplinine saygı açısından görüş birliği içindedir" der.."
Profile Image for William.
126 reviews18 followers
August 16, 2011
In this study, Dr Christine Isom-Verhaaren, an Instructor in Middle East history at Benedictine University in Lisle, Illinois, examines the alliance between the Ottoman Empire and the Kingdom of France in the sixteenth century. The Franco-Ottoman alliance, in which a Christian king allied with a Mulim sultan, against another Christian monarch “has been regarded as a sensational aberration from the norms of Renaissance Diplomacy” (p.4). The author says that this is not an accurate portrayal of of actual events. She stresses that historians have traditionally used the historiographical viewpoint of nineteenth century historians, and those historians ignored contemporary French and Ottoman sources in favor of Habsburg propaganda. To rectify this situation Isom-Verhaaren relies on Ottoman and French primary sources to discuss the reality of the Franco-Ottoman alliance in the sixteenth century.

The Franco-Ottoman alliance began to take shape in the late fifteenth century. The Ottoman Empire, as Isom-Verhaaren professes, was an integral part of the fifteenth- and sixteenth-century European Mediterranean world. France was engaged in a series of conflicts known as the Italian Wars (1494-1559). After his defeat at Pavia (1525), Francis I of France’s fear of the Emperor Charles V, who ruled over the Holy Roman Empire, Spain, and controlled vast territory in Italy, led him to seek an alliance with the Ottoman Empire (p.34). The Ottomans, one of the Great Powers of the era, had captured Belgrade (1521), conquered the island of Rhodes (1522), defeated Louis II of Hungary at the battle of Mohács (1526), besieged Vienna (1529), and controlled most of the eastern and central Mediterranean. The Ottomans faced Charles V in eastern Europe and the Mediterranean. The author downplays the role of religion, and shows that the Ottomans and French viewed each other from political, diplomatic, and military standpoints that led to them pursuing joint military action against their mutual enemies. In this case, Francis I and Süleyman the Magnificent formed a formal alliance against the powerful Charles V. As the author points out, a Christian alliance with the Ottomans was nothing new: “The pope, Naples, Venice, and Milan had all previously requested Ottoman aid against their Christian enemies” (p.28). The Ottomans were seen as an integral part of the balance of power among the European powers. France cooperated with Ottoman naval operations in the 1530s, kept a permanent diplomatic representative at Istanbul, and agreed to a commercial treaty (1536). Isom-Verhaaren describes Franco-Ottoman joint naval and military operations during the siege of Nice (1543) and the Ottoman fleet spending the winter in Toulon (1543-1544) in the western Mediterranean. She points out that Francis I, despite promises, provided limited support to Ottoman forces and was reluctant to place significant forces in the south while Imperial and English forces threatened northeastern France in 1544. Nonetheless, Francis I kept the alliance with the Ottomans as the best way to confront Charles V on several fronts. Henry II, Francis I’s son and successor, continued to keep close relations with the Ottoman Empire. The author points out that the Ottoman fleet, with French assistance, captured the island of Corsica in 1552. Henry II would continue to use the Ottoman alliance to gain diplomatic and military advantages for the rest of the Italian Wars.

Isom-Verhaaren provides an important revision in the diplomatic and military history of the sixteenth century. The author describes aspects of the Franco-Ottoman alliance in detail and points out the alliance’s importance for French and Ottoman foreign relations. She shows that the Ottomans were accepted as diplomatic partners by the French and other parties. This is a valuable study that should be read by scholars of the sixteenth century.
2 reviews
December 12, 2024
An in-depth history book about the French-Ottoman alliance that lasted centuries.
Early modern age Mediterranean was a melting pot of cultures, interests, shifting alliances, trade, and more. Not only is this era super interesting, but the book illustrates how historiography changes to emphasize and promote interests of current-day patrons of those who write about it.
Generations later, to today, residents of Nice and Toulon would be told revisionist, made-up tales of Ottoman cruelty, to satisfy contemporary policies, while reality was much different.
Profile Image for Dirk  G. Van Waelderen.
12 reviews1 follower
December 27, 2013
Very accurate points on: the Ottoman-French relations, on the influence of Habsburg propaganda, the systematic overestimating the Ottomans vs Habsburgs as a solely religious conflict.
The conclusion however underestimates the propaganda and the agenda of the French kings. The portrayal of the Habsburgs as defenders of the faith was also done by les rois tres Chrétiens de France ... .
Displaying 1 - 4 of 4 reviews