MODERNİTE, KAPİTALİZM, SOSYALİZM -Küresel Çağda Sosyal Eşitsizlik-
-"ALT-SINIF", toplumun içinde olabilir ama kesinlikle TOPLUMA AİT DEĞİLDİR, "iç mülteciler", "içerideki yabancılar" konumundadırlar.
Alt-sınıf, yoksulların, işsizlerin, görmezden gelinenlerin, küçük düşenlerin, onuru kırılanların, özgüvenlerini yitirenlerin bulunduğu, bireylerin asla TOPLULUK OLUŞTURMADIĞI, "görmezden gelinme-yoksulluk-hiçlikten" tiksinilen, sadece HINÇ, NEFRET ve İNTİKAM'ın olduğu alandır (En güçlü ülkelerden olan İngiltere'nin Bradford kentindeki çocukların bile %40'ı hiç kimsenin düzenli işi olmadığı ailelere aittir; %10 çocuğun ise adli sicil kaydı vardır).
Bu sorun, şehirlerin ve ülkelerin sınırlarının çok ötesine taşar ve KÂR GÜDÜMLÜ KONTROLSÜZ KÜRESELLEŞME'nin zorunlu sonucudur.
Böylesi eşitsizlikleri doğalmış gibi kabul edip, "Yumurta kırılmadan omlet olmaz", "herkes için riskler vardır" diyenlere, "HANGİ YUMURTANIN KIRILACAĞINA karar verenlerin gücünün GASPLARDAN geldiği ve daha ZARLAR ATILMADAN kaç kaç geleceği BELLİ olan HİLELİ ZARLARLA oyun oynandığı" gerçeği hatırlatılmalıdır.
Böylesi bir TOPLUMSAL EŞİTSİZLİK, bu yüzyılda yüzleşilmesi gereken PATLAYICI bir birleşim ve mevcut global sorunlar yumağının EN TEHLİKELİSİ'dir.
-SOSYAL DEVLET, üyelerini, acımasız ve ahlaki olarak harap edici "HERKESİN HERKESE KARŞI SAVAŞI"NDAN KORUMAK adına bir araya getirmeye meyillidir. SOSYAL SİGORTA SİSTEMLERİ ise, SUSTURMA, DIŞLAMA ve KÜÇÜK DÜŞÜRME zehirlerinden korur ve TOPLUM kavramını ORTAK-TOPLUMSAL bir DEĞERE dönüştüren DAYANIŞMANIN bereketli bir kaynağı olur.
-Ekonomik anlamda uçurumların oluştuğu dünyada, sosyal-kamusal özelliklerini bir bir terk eden devletler, toplumları ellerinde tutabilmek için GÜVENSİZ bir dünya yaratmaya en büyük harcamaları yapıp, endişelenen-korkan insan üzerinden GÜVENLİK OYUNLARI oynamaktadır. Zira güven-güvensizlik üzerine kurulan trajik oyunlar, PRATİKTE TÜM DEĞERLERİ ÖNEMSİZLEŞTİRİP köşeye atar.
-Ekonomik anlamda toplum tarafından kurtarılmanın bitirildiği ve sosyal güvencelerin tasfiye edildiği günümüzde, DEVLET MEŞRUİYETİNİ KİŞİSEL BEDEN-MÜLK GÜVENLİĞİ üzerinde GELİŞTİRİLEN TEHDİTLER temelinde sağlamaktadır. Bu ÇILDIRTICI GÜVENSİZLİK ve GELECEĞİN BELİRSİZLİĞİ TÜKENMEZ ve TATMİN EDİLEMEZDİR; bir kere ortaya çıktıklarında, onları durdurmanın imkanı yoktur.
-Parası olan herkes çitli-duvarlı "SİTE İÇİ" bir daire alarak, toplumsal-ruhsal olarak kentin dışına kaçmaktadır. GÖNÜLLÜLERİN GETTOLARI, çaresizlerin gettolarından DUVARLARLA ayrılmakta ve KÜÇÜK KALECİKLER oluşmaktadır; "KARIŞMA FOBİSİ"nin cisimleşmiş halleridir bunlar. Kendisi gibi olanlarla kalınmakta, başkalarını unuttukça YABANCILARLA YÜZ YÜZE olma hali giderek daha da ENDİŞE-KORKU verici olmaktadır.
ŞEHRİN MERKEZİ'NDEKİ KARIŞIK ÇEŞİTLİLİK hem bir KORKU kaynağı olmakta, hem de parlak ve ışıltılı, yeniliğin-sürprizin asla eksik olmadığı BAŞTAN ÇIKARICI BİR ÇEKİCİLİK taşımaktadır.
-California ve Glasgow üniversitelerinin bilimsel çalışmalarında, topluluk hissinin, korunaklı sitelerde daha az olduğu, saldırı-gasp ihtimalinin korunaklı olan olmayan yerler arasında fark göstermediğini ortaya koymuştur.
-Korkulardan kurtulmak için kendini BİR SİTEYE HAPSETMEK, çocuklara güvenli şekilde yüzme öğretmek için HAVUZDAKİ SUYU BOŞALTMAYA benzer. YABANCILARIN VARLIĞI MUCİZEVİ bir şekilde İNSANİLİĞE dönüşür ve ZİHİNSEL-DUYGUSAL BOŞLUĞA battığımızda ORTAK İNSANLIK, CAN SİMİDİMİZDİR.
-20.yy.da İŞ EVDEN AYRILMIŞ ve kente taşınmıştır (Max Weber), 21.yy.da ise İŞ ULUSTAN AYRILMAKTA ve KÜRESELLEŞMEKTEDİR.
Artık İKTİDAR KÜRESEL, SİYASET ACINACAK DERECEDE YERELDİR. "Siyasetten bağımsız iktidar, iktidardan yoksun siyasetin" var olduğu dünyada ulus devletler, küresel iktidarın (SERMAYENİN) POLİS KARAKOLLARI ve ÇÖP TOPLAMA-GERİ DÖNÜŞTÜRME MERKEZLERİ'dir.
Devletler arasındaki ekonomik mesafeler birbirlerine yaklaşırken, SAHİP OLANLAR ile SAHİP OLMAYANLAR arasındaki mesafe SINIRSIZ BİR ŞEKİLDE AÇILMAKTADIR.
!!! GEZEGENDEKİ %90 ZENGİNLİK, %1 İNSANIN ELİNE GEÇMİŞTİR.
*** Artık SOSYAL DEVLET değil, "SOSYAL GEZEGEN" hedeflenmelidir.
-Uygulanan komünizm, sosyalizmin Lenin'e ait sürümü, kestirme yolların tatbikiydi: bedelleri ne olursa olsun... Bu bir SERFLİK REÇETESİydi (Rosa Luxemburg) ve sonucunda oluşacak şiddetin, zulmün, vahşetin ve çilenin boyutlarını Rosa bile tahmin edememişti. Yönetimin organları, topluma, bir BAHÇIVANIN BAHÇEYE BAKTIĞI GİBİ bakmıştı ve İHTİYAÇLAR ÜZERİNDE DİKTATÖRLÜK inşa edilmişti.
Modernitenin en KATI döneminin iki uygulaması, Hitler Faşizmi ve Stalin Komünizmi idi. Bu iki deneyin cenaze marşlarını çalan, MODERNİTENİN "SIVI" AŞAMASINA GİRİŞİ'ydi.
-Sıvı aşamasındaki modernite, İNSAN ARZULARININ SONSUZLUĞUNA oynamaya başladı; ARZULARIN TATMİNİNE DEĞİL, DAHA FAZLA ARZUNUN ARZULANMASINI SAĞLAYAN ARZULARA.
-Sıvı modernite ise GELİR EŞİTSİZLİĞİNİ akıl almaz boyutlara taşımış, ABD ve İNGİLTERE'yi bu konunun liderleri arasına sokmuştur. Gelir eşitsizliğiyle birlikte bazı sorunların arttığı bilimsel olarak ortaya konmuştur.
ABD ve İngiltere'de, gelir eşitliği daha iyi olan Japonya-Almanya'ya göre, akıl-zihin hastalıkları 3 KAT, aşırı şişmanlık 3 KAT, cezaevi nüfusu 10 KAT, 15-16 yaş hamilelikleri 16 KAT fazladır.
BİREYİN herşeyi "KENDİ BAŞINA" yapabileceği üzerine kurulan sistem, ÖLÜMCÜL BİR HATADIR ve İNSANLARI HASTALANDIRMAKTADIR.
-Daha fazla bilginin erişilebilir olması için ödediğimiz bedel ANLAM İÇERİĞİNİN DARALMASIDIR; bilginin erişilmeye hazır olmasının bedeli ÖNEM ve DEĞERİNDE BÜYÜK AZALMA'dır. Artık sistemli bilginin yerini MODA SÖZCÜKLER almaktadır.
Bilgi teknolojisi üzerinde SANAL TOPLULUK OLUŞTURMA şansı çok artarken, GERÇEK-MEVCUT TOPLULUKLARIN PARÇALANMASINI da o kadar kolaylaştırmaktadır. ABD'de 20 yıl önce %60 aile birlikte akşam yemeği yerken, bugün oran %20'ye düşmüştür.
Artık DAİMİ GEÇİCİLİK HALİ, SIVI MODERN YAŞAM ve AKIŞKAN ORTAM söz konusudur; daha çok BİREYSELLİK, daha çok GÜVENSİZLİK ve KOPUKLUK yaşanmaktadır.
Halbuki BİREYSEL ÖZGÜRLÜĞÜN HAKİKİ KILINMASI, İNSANLAR ARASI BERABERLİK BAĞLARININ GÜÇLENMESİNİ GEREKTİRİR.
-ŞANS, KESİNLİĞİN tam zıddıdır ve CEHALET ve GÜÇSÜZLÜĞÜN ortak mahsulüdür. BİLİM cehaletin, TEKNOLOJİ ise güçsüzlüğün rakibidir. Doğadaki TESADÜFİLİK ise HAYATIN RENGİNE işaret eder.
-DOĞA'nın KORKUTUCU RASTGELELİĞİ ve BELİRSİZLİK DEHŞETİ üzerinden gelişen dinlerin, TEK TANRI inanışına evrilmesiyle İYİ İNSAN OLUNCA TANRININ SEVGİSİNİ KAZANABİLME olanağı ortaya çıkmıştır. Doğanın-Evrenin Tanrı'ya dönüştüğü inanış şekli, aslında GÜCÜN DOLAYLI YOLDAN İNSANA DEVREDİLMESİYDİ.
-TEK TANRI insana doğa karşısında böylesi bir hak sağlarken, ÇOK TANRICILIK ile kıyaslandığında, çok tanrıcılıkta bulunan çok sesli diyaloğun yerini MONOLOG'un aldığı; TEK SESİN MEŞRULAŞTIĞI; geriye kalanların ise KUTSAL DEĞERLERE SAYGISIZLIK/KÜFÜR olarak adlandırıldığı veya GEREKSİZLEŞTİRİLDİĞİ söylenebilir.
-EGEMEN, MUAFİYET GÜCÜNE SAHİP OLANDIR. Kural koyma gücü, KURALLARI ASKIYA ALMA yada onları GEÇERSİZ KILMA gücünden kaynaklanır. Kural koyma ve istisna yaratma arasında çelişki yoktur; tersine olarak, kuraldan istisnalık olmasa, kuralı ayakta tutacak güç de olmaz (Carl Schmitt).
-Devlet egemenliği önce AYRIŞTIRMA, sonra da AYRIŞTIRDIKLARINI BAĞDAŞTIRDIĞINA TOPLUMU İKNA ETMESİ üzerine kuruludur. Ayrıştırılacak SİYASİ DÜŞMAN ahlaki olarak KÖTÜ veya görüntü olarak ÇİRKİN OLMAK ZORUNDA DEĞİLDİR. Siyasi düşman üzerinde YIKIM yapılarak DÜZEN KURULUR ve bu egemenliğin belirleyici özelliğidir (Carl Schmitt).
Devletlerin yaygın bir şekilde TOTALİTER EĞİLİM içinde olmalarının nedeni de budur (H.Arendt).
New York Times gibi liberal bir gazete, ABD gibi liberalizmin kalesi gibi bilinen ülkesi için, 2001'den beri hükümetin KANUNSUZ davranmaya başladığı, 2007'den bu yana ise TOPLUMUN DEMOKRATİK OLARAK ADLANDIRILAMAYACAĞI tespitinde bulunmuştur (gizli dinlemeler, süresiz alıkoymalar, işkenceler, gizli hapishaneler, hayalet mahkumlar).
Egemenin her gün ne yapacağınızı söylemesi, sorumluluk yükünü ortadan kaldırarak rahatlık sağlar, durumu anlar, nasıl devam edeceğinizi bilir, güvende olur, yanlış anlamadan korunursunuz (L.Wittgenstein).
Egemenlikte sıkıntı baş gösterdiğinde, "SUÇLA SERT MÜCADELE", "POTANSİYEL TERÖR TEHLİKESİ" söylemleri ile CADI AVI başlatılır; kişilerin yaptıkları ile çektikleri arasında paralellik olması gerekmez, DEVELER TUTUKLANINCA TAVŞANLAR SAKLANIR VE DEVE OLMADIKLARINI KANITLAMAYA ÇALIŞIRLAR (Stalin dönemi nüktesi).
Bunlar yeterli olmazsa, diğer "İSTİSNALAR" hayata geçirilir: "OLAĞANÜSTÜ HAL", KUŞATMA HALİ" yada "SIKIYÖNETİM.
DEVLETLERİN GİDEREK TOTALİTERLEŞMEKTE OLAN TAVRI, UMARIZ TARİHİN AKIŞI İÇİNDE SINIRLI BİR SÜRE İÇİN GEÇERLİ OLUR.
-ÇOK SAYIDA BİRBİRİNDEN BAĞIMSIZ ETKENİN TOPLAMINDAN OLUŞAN HER DEĞİŞKEN, NORMAL OLARAK DAĞILMA (Gauss Eğrisi) EĞİLİMİNDEDİR. Eğrinin kanatlarında yer alanların bir ucundakiler çok abartılı tavır gösterirken, diğer ucundakiler olaya hiç katılmazlar. Ortadaki tepe bölgesinde yer alan büyük çoğunluk ("normal") ise OTORİTEYE İTAAT EDEN ve TOPLUMUN GENEL TAVRINA UYUM GÖSTERENLER'dir.
Yapılan bilimsel çalışmalarda, bu ortadaki "normal" diye adlandırılan grubun, emir verilmesi halinde, kendi rahatını bozmama güdüsüyle BAŞKASINA İŞKENCE YAPABİLDİĞİ gösterilmiştir. Eğrinin sadece bir ucunda yer alanlar otoriteye direnmiştir.
ZULÜM, SADECE BELLİ İNSANLARA ÖZGÜ BİR DURUM DEĞİLDİR; "NORMAL" OLAN HERKES OTORİTENİN BASKISI ALTINDA ZALİMLEŞEBİLİR.
-ÇAĞIMIZIN AHLAKİ FELAKETİ, şehvetimizden, hainliğimizden, yalancılığımızdan, istismarımızdan değil, HAYAL GÜCÜNDEKİ EKSİKLİKTEN kaynaklanır; zira HAYAL GÜCÜ, AHLAKİ DOĞRUYU ve GERÇEĞİ KATBEKAT DAHA İYİ KAVRAR (Günther Anders).
-Günümüzdeki EN ÖNEMLİ AHLAKİ GÖREV, insanların HAKLI-EVRENSEL GEREKÇELER için TELAŞLANMALARINI ve KORKMALARINI sağlamaktır.
-Sosyologların günümüzdeki görevi, AŞİNAYI YABANCILAŞTIRMAK, YABANCIYI AŞİNALAŞTIRMAK olmalıdır.
Bu konudaki geçerli sanat ise DİYALOG'dur.