Oyun metinlerine karşı biraz uzağım, bunda da en büyük etki ilk okuduğum Shakespeare'in Hamlet'iydi ve okumakta çok zorlanmıştım. Çok ısrarlı bir tavsiye ile başladım Haybeden Gerçeküstü Konuşmalar'a. Edebiyatçı Gürbüz Vural'la ev hanımı eşinin hayatını anlattığı oyunu bir solukta okudum ve yer yer gülmekten kendimi alamadım.
Uzun zamandır bu kadar keyifli bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum. Cem Yılmaz'ın bir yerde, "bu kadar komiklikleri nereden buluyorsunuz" ya da buna benzer bir sorusuna "bulmuyorum, ben size, sizi anlatıyorum" dediğinden olsa gerek, Gürbüz Vural'ın eşiyle arasında geçen diyalogları okurken birçoğunu yaşamamdandır beni bu kadar etkileyen.
Not aldığım o kadar çok yer oldu ki, "demokratlığı" tarif ettiği bir bölümde eşinin, banyoyu ıslatma tartışmasıyla başlayan diyalog çok beğendiğim bir bölümdü.
Adam – Mesela şöyle diyebilirsin: Sevgilim gel seninle banyoyu ıslatalım ve çoraplarımız ayağımızdayken lavabonun önünde dans edelim. Islak çorapların vücudumuza yaydığı serinlik belki de bizi erotik bir diyara sürükler kimbilir… İşte hayat budur aşkım. Hatta demokrasi bile budur.
Kadın – Bak şimdi! Demokrasiyle ne ilgisi var bunun?
Adam – Açıklamaya çalışayım: Ülkemizde bazı insanlar lavabonun önünde çoraplarının ıslanmasından nefret ediyorlar. Buraya kadar bir sorun yok. Ama aynı insanlar bu durumdan herkesin nefret etmesini istiyorlar. Nefret etmeyenlerden de nefret ediyorlar. Sonra ne oluyor: Bir gün haberlerde video kasetleri yayınlanmaya başlıyor bazı insanların: Banyoda bıcı bıcı yaparken…
Kadın – Çarpıtma konuyu! Bahsettiğin olaylar verdiğin örnekteki kadar basit değil. Memleket meselesi.
Adam – Hiçbir memleket meselesi bundan daha basit ya da karmaşık değildir.
Kadın – Peki bunun bizimle ne ilgisi var? Yani ben sana banyoyu ıslatma dediğim için demokrat sayılmıyor muyum?
Adam – Hayır! Hayatın içindeki durumlar senin ezberlediğinin dışında geliştiğinde tahammül edemediğin için demokrat sayılmıyorsun. Lokantada herkes kendi yiyeceğinden çok karşısındakinin ne yediğine dikkat eder. Karşısındaki ona göre çok lezzetli bir şey yiyorsa kıskançlıktan, kötü bir şey yiyorsa kızgınlıktan ötürü aç kalır. Her iki durumda da mutsuzdur. O yüzden bizim mutfağımız birçok ülkeye göre daha gelişmiştir. Çünkü biz evde yemek yeriz. O gün ne pişmişse herkes onu yer. Ama gel gör ki evdeki demokrasi çarşıya uymuyor işte…