Yozgat'ta doğan (1945) Ahmet Yaşar Ocak yüksek tahsilini İstanbul İlahiyat Fakültesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünü bitirdi. Aynı fakültede asistan oldu. Doktorasını Strasbourg Üniversitesinde, doçentlik ve profesörlüğünü ise Hacettepe Üniversitesi Tarih bölümünde yaptı. Ocak, Hacettepe üniversitesinde öğretim görevliliği görevini devam ettirmektedir.
Ahmet Yaşar Ocak Strasbourg Universitesi Beşerî Bilimler Fakültesi'nde Prof. İrene Melikoff yönetiminde doktora çalışmalarına 1974 yılında başlamış ve 1978'de "La Revolte des Babais: Un Mouvement Socio-religieux en Anatolie au XIIIe Siecle" adlı teziyle doktorasını tamamlamıştır.
Ocak, 1983'ten beri Türk Tarih Kurumu ve Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, 1997'den beri Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı üyeliği 1993-1997 arası H.Ü. Türkiyat Araştırmaları Merkezi Başkanlığı'nda bulundu. 1998'den bu yana, Brill (Leiden) Yayınevi'nin Halil İnalcık ve Suraiya Faroqhi yönetiminde yayımlamakta olduğu The Ottoman Heritage dizisinin ve 1997'den beri Journal of the History of Sufism dergisinin danışma kurulu üyesidir.
Ocak İslam tarihindeki grupları, kişilikleri ve yapıları sosyal tarih perspektifinden incelemekte ve günümüzde fazlasıyla ve tamamen siyasi angajmanlarla değerlendirilen bir takım konulara akademik yaklaşımla yorumlar getirmektedir.
İslam tasavvuf tarihinin en sıradışı tarikatının doğumu, evrimi ve karakteristik özellikleri üzerine muhteşem bir sosyolojik ve tarihsel araştırma kitabı.
Zannedilenin -ve kitap başlığında ima edildiğinin aksine- küçük bir zümrenin marjinal inancı olarak kalmamış, anadolu coğrafyasında asırlarca hüküm sürmüş ve hem Şemsi Tebrizi'nin mensubiyeti dolayısıyla Mevleviliği etkilemiş, hem de Hacı Bektaşi Veli üzerindeki tesiri dolayısıyla Bektaşiliğin özünü oluşturmuş muhalif tarikat, kendine has ritüelleri, konar göçer yaşamları, Abdalan-ı Rumun nüvesini oluşturması hasebiyle de Selçuklunun yıkılış ve Osmanlının kuruluş zamanında önemli bir yere sahip.
Ahmet Yaşar Ocak bütün bu geçişkenliği, tarikatın oluşmasına yol açan toplumsal dinamikleri, ritüellerinin Hint mistisizminden nasıl etkilendiğini, yarattığı terminolojinin günlük dile etkisini ve başka birçok detayı basit ve akıcı bir dille anlatıyor. Konuyla ilgisizseniz bile tarih ve sosyolojiye merakınız varsa beğeneceğinizi düşünüyorum, şayanı tavsiye.
Okumaktan zevk aldığım ilginç ve güzel bir kitaptı. Kalenderiliğin gelişimini ve dönüşümünü belgelerle ortaya koyuyor. Bana en çarpıcı gelen iddia ise Bektaşiliğin yeni bir tarikat olmayıp Kalenderiliğin içinden doğup geliştiği, bu gelişimde Osmanlı'nın Bektaşiliği desteklemesi ve korumasının ana rolü oynadığı yönündeki iddia oldu. Kalenderilik devletin ehlileştirdiği biçimiyle Bektaşiliğe dönüşmeye adeta zorlanmış gibi görünüyor.
"Kalenderilik âlem halkının hayrında şerrinde olmamak, Cennet ve Cehennem korkusu taşımamak, halk arasına kanşmamak, mücerred olarak cihanı dolaşmaktır, insan terk ü tecrîd gibi değerli bir nakde ve teslim, rızâ, tevhîd ve sabır servetine mâlik olduktan sonra, parayı, altın ve gümüşü, malı ve mülkü hiç bir zaman özlemeyecektir. İnsanın gerçek dostu Fakr'dır. Bundan utanmadıktan sonra insanın başka şeylerle işi ne olabilir ... fakr, insanı en olgun ve yüksek mânevi mertebelere eriştiren bir telâkki olarak takdim edilir. Zira insanı bu dünyanın bütün kaygularından kurtararak her iki cihanda aziz edecek olan fakr'dır. Fakr insanı sultan yapar. Tecerrüd, yani bütün insanlardan, dolayısıyla beşerî zaaflardan ve eksikliklerden soyutlanmak ta böyledir ...
İşte bu telâkkiler daha IX. ve özellikle X. ve XI. yüzyıldan itibaren tıpkı gezginci Budist, Zerdüştî ve Maniheist râhipler gibi, yaşanan hayat tarzım ve dış görünüşü büyük ölçüde etkilemiş ve ilk Kalenderler, Baba Tâhir misalinde olduğu üzere, dağ ve tepe başlarındaki mağaralarda insanlardan uzak, yalnız başlarına ve yarı çıplak bir kılıkla, asgarî yiyeceklerle yetinerek yaşayan bekâr ve münzevî bir hayat sürer olmuşlardır."
“Baka bre çirkin gebe karınlu şehirlüsi, yüz kez yüz bin yıldır ki ben bu milke gelürem bir taşı bir taş üzerine komadım." Otman Baba
"Muhit-i zevrak menem Hak menemdür Hak menem Tamû vü uçmağ menem cümle mekân bendedir Evvel ü Âhir menem Ganî vü Fakır menem Zâkir ü mezkûr menem küfr ü îman bendedür Cümleye ma’bûd menem Kâ’be menem put menem Âdem’e maksûd menem işde fulân bendedir" Kaygusuz Abdal
"Terk ü tecrîd ehliyüz hânümandan fâriğüz îki âlemden birîyüz în ü ân’dan fâriğüz Varımız mahbûb ile meydür kalandan fâriğüz Biz de bir kaç lâübâliyüz cihandan fâriğüz" Hayreti
"Mezhebi İslâm’ı yok bir kaç nefer Torlaklar Lâneti vü bid’ati Şeytan ile ortaklar Çün libâs-ı Şer’u dînden ûr ü üryandır bular Terk ü tecrîd oldı sanman bir nice çıplaklar Hiç birisinden değiller yetmiş iki milletin Cümleden merdûd ü hâricdir bu kavm-i âklar" Latifi