"Atatürk'ün ağzından birçok hatıralar anlatılmaktadır. Kendisinin kaleminden çıkan tek hakiki vesika "Nutuk" tek hakiki hatıralar da 1926'da "Hakimiyet-i Milliye" gazetesinde neşredilmek üzere bana anlattıklarıdır." Falih Rıfkı Atay
Atatürk üzerine çalışmalarıyla tanınmış gazeteci, yazar Falih Rıfkı Atay 1894'te İstanbul'da doğmuştur. Öğrenimini İstanbul Edebiyat Fakültesi'nde yaptı. 1908 devriminden sonra "Tanin" gazetesinde gazeteciliğe başladı. Bir yandan gazetelere, dergilere yazılar yazıyor, bir yandan da Babiâli Mektubi Kalemi'ne devam ediyordu (1913). Bir süre sonra, oradan Dahiliye Hususi Kalemi'ne kâtip olarak geçti. Falih Rıfkı Atay Birinci Dünya Savaşı'na yedek subay olarak katıldı. Bir süre sonra 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa'nın emir subayı olarak, Kudüs'te ve Suriye'de bulundu. Bu arada, resmi görevle birtakım Avrupa yolculuklarına da katıldı. Savaş sona erince, Bahriye Hususi Kalem Müdür muavinliğine atandı. O sıralarda iki arkadaşıyla birlikte "Akşam" gazetesini kurdu (1918). Devrim aleyhinde bulunanlarla çetin bir savaşa girişen Atay, 1922 yılında Bolu'dan milletvekili seçildi, 1950'ye kadar milletvekili kaldı. Bu arada, "Hakimiyet-i Milliye", "Milliyet", "Ulus" gazetelerinin de başyazarlığını yaptı. 1950'de siyasi hayattan çekilerek kendini tamamen gazeteciliğe adadı. Kısa bir süre "Cumhuriyet" gazetesine haftalık sohbetler yazdıktan sonra, bir arkadaşıyla birlikte "Dünya" gazetesini kurdu.
Kitabın odağında şu soru yer alıyor: Bir imparatorluk çökerken kim mücadele etti, kim boyun eğdi? yazar bu soruya çok net bir yanıt veriyor: Direnen Mustafa Kemal, teslim olan ise Vahdettin. Yazarın bu tutumu öylesine belirgin ki, anlatımın bazı bölümlerinde satır aralarına sinen öfke, tarihi nesnelliğin önüne geçebiliyor. Bu anlatım, dönemin ruhunu daha derinden hissettiriyor. O ilk cumhuriyet kuşağının taşıdığı hayal kırıklığını, öfkesini ve idealizmini daha canlı ve gerçekçi bir şekilde ortaya koyuyor. Zira bu kitap, yalnızca olayları kronolojik sırayla aktaran bir tarih metni değil; aynı zamanda belli bir dünya görüşünü ve dönemin düşünsel mirasını yansıtan bir tanıklık niteliğinde.
Bu kitap, 1926 yılında Mustafa Kemal’in Falih Rıfkı ve Mahmut Soydan’a verdiği mülakatlardan oluşan bir eser. Mustafa Kemal’in 1.DS sonu ile 19 Mayıs 1919 arasındaki döneme dair anıları ve değerlendirmelerini okumamız büyük şans. Gazi, veliaht Vahdettin’in yaveri olarak katıldığı Almanya seyahatinden başlayarak savaşın son dönemlerindeki Almanya’yı, orduyu, aynı zamanda Wilhelm, Hindenburg, Ludendorff gibi meşhur kişilerle olan konuşmalarını anlatıyor. Burada Gazi’nin hata yaptığı, utandığı, belki pot kırdığı kısımları da anlattığını söylemek gerek. Bir anlatıcı olarak Gazi’nin olaylarda kendini ön plana çıkaran, anılardaki diğer kişilere karşı belki acımasız olabilen bir anlatıcı olduğunu söyleyebiliriz, ancak Karabekir’in anılarıyla kıyasladığımızda Gazi’nin oldukça mütevazı bir anlatıcı olduğunu düşünüyorum. Bunda şüphesiz Gazi’nin arzuladıklarını başarmış bir ülke kurucusu, Karabekir’inse hakkının yendiğini düşünen ve hakikaten de hakkı yenmiş, liderle ters düşüp köşeye itilmiş bir insan olmasının etkisi vardır. Ben, Gazi’nin bu kitap tarzında anlatımlarının daha fazla olmadığına üzülenlerdenim. Bu kitaptaki isabetli düşünceler, Vahdettin’e karşı dahi nisbeten insaflı değerlendirmelerin Nutuk’tan oldukça farklı olduğunu söyleyelim. Bunda şüphesiz Nutuk’un siyasi bir metin olmasının etkisi yüksek. Bu arada “Mustafa Kemal’i Samsun’a göndererek Kurtuluş Savaşı’nı Vahdettin planladı ve başlattı” iddiasının kaynağı olan konuşmanın da bu kitapta geçtiğini söyleyelim. Fakat tabi bu iddiayı savunanlar sadece Vahdettin’in “Paşa memleketi kurtarabilirsin” sözünü görüp, Gazi’nin sonrasındaki değerlendirmesini görmezden geliyor. Gazi bu konuşmayı aktarıp Vahdettin’in bu sözle kastettiğinin İngilizleri memnun etmek olduğunu, zaten Vahdettin’in ancak bunu hayal edecek karakterde bir insan olduğunu söylüyor. Nitekim sonrasında gelişen olaylar da Mustafa Kemal’i haklı çıkardı, Vahdettin Milli Mücadele’ye engel olmak için uğraştı. 2021’de hala bunun tartışmasını yapmak ne kadar anlamsız olsa da gerçekleri söylememiz gerekiyor. Kitabın yazarı Falih Rıfkı’nın Gazi’yi ve Milli Mücadele sonrası Türk Devrimini en iyi anlatan yazarlardan olduğunu düşünüyorum. Özellikle Zeytindağı ve Çankaya, zirveye çıktığı eserlerden.
Bilindiği üzere Nutuk, mayıs ayının 19unda Samsun’a çıktım diye başlar. Bu kitap ondan önceki anılarını samimi bir dille anlatan Atatürk’ün bir nevi ikinci ağızdan nutuğudur. Savaşın son anlarının ve mütareke sonrasında Paşanın bulunduğu durumu ve ruh halini daha iyi anlamak açısından okunmasında fayda var.
Falih Rıfkı Atay’ın Atatürk’ün Bana Anlattıkları kitabı, tarihin soğuk satırlarından çok daha fazlasını sunuyor. Çünkü burada yalnızca olaylar değil, Atatürk’ün bizzat kendi ağzından paylaştığı düşünceler, anılar ve değerlendirmeler var. Kitap, Atatürk’ü sadece bir devlet adamı olarak değil; düşünen, sorgulayan, kendi halkına yol arayan bir insan olarak görmemizi sağlıyor.
En çok hoşuma giden şey, bu anlatıların resmî bir tarih diliyle değil, daha samimi bir sohbet havasıyla aktarılması oldu. Atatürk’ün kararlarının arkasındaki zihniyeti, geleceğe dair öngörülerini ve özellikle millet kavramına yüklediği anlamı daha yakından hissedebiliyorsunuz.
Kitap, bir yandan Kurtuluş Savaşı’nın ve Cumhuriyet’in kuruluşunun bilinmeyen yönlerine ışık tutarken, bir yandan da Atatürk’ün kişisel dünyasına yaklaşmamıza imkân veriyor. Onu “sadece büyük bir lider” değil, aynı zamanda kaygıları, hayalleri ve insani tarafları olan bir kişi olarak görmek çok değerliydi.
Benim için Atatürk’ün Bana Anlattıkları, tarih kitaplarının dışında, hem duygusal hem de düşündürücü bir okuma oldu. Atatürk’ün fikirlerini doğrudan duymak, bir milletin bağımsızlık yolculuğunu çok daha derinden hissettiriyor.
Mustafa Kemal'in Ağzından Vahdettin, Atatürk'ün Bana Anlattıkları Mustafa Kemal'in Ağzından Vahdettin,
Falih Rıfkı Atay, 1955.
Mustafa Kemal' in Ağzından Vahdettin Falih Rıfkı Atay' ın 1. Dünya Savaşı' nın son yıllarından Samsun' a çıkıncaya değin olan anılarını Mustafa Kemal' in kendisinden dinleyerek kaleme aldığı eseridir.
Atatürk'ün ağzından birçok hatıralar anlatılmaktadır. Kendisinin kaleminden çıkan tek hakiki vesika 'Nutuk' taki hakiki hatıralar da 1926'da 'Hakimiyet-i Milliye' gazetesinde neşredilmek üzere bana anlattıklarıdır.
Mustafa Kemal'in Cihan Harbi'nde Suriye'de 7. Ordu Komutanlığı döneminden, 1919 Mayıs'ta Samsun'a varışına kadar olan döneme ilişkin birinci ağızdan tespit ve değerlendirmeleri... Genel bir usul olarak, hatırat türü kitapların mukayeseli olarak okunması gerektiğini düşünüyorum., zira çoğunlukla birbirini nakzeden pek çok şey bulunabiliyor bu tür mukayeseli okumalarda. Tabi bir de buna, sözkonusu hatıraların neşredildiği 1926 yılında içerideki siyasi tartışmaları ve iktidar mücadelelerinin oluşturduğu ortamı da ilave etmek gerekir zannımca...
Mareşal Gazi Atatürk'ün ağzından, yakın çalışma arkadaşı ve sırdaşı Falih Rıfkı Atay tarafından kaleme alınmış kitap 1955 yılında yazılmıştır.
Atatürk'ün 1919 Mayıs'ta Samsun'a varışına kadar olan döneme ilişkin Vahdettin ve ara ara Falih Rıfkı Atay ile ilişkilerini içeren kitap anı tarzında sayılabilecek bir kitap olup bir solukta okunacak kitaplardandır.
ATATÜRK'ÜN BANA ANLATTIKLARI / FALİH RIFKI ATAY 10 Kasım'da Atamızı anmak için uzun süre önce okuduğum bu kitabı tekrar okuyup, yorumunu yazdım (okuduğum dönemde sosyal medya ve yorum paylaşımları olmadığı için). 1998 / Birinci baskı olan kitap Cumhuriyet Gazetesi'nin okurlara armağanıydı. Atatürk'ün Bana Anlattıkları, Falih Rıfkı Atay'ın Mustafa Kemal'in kendisinden dinleyerek I. Dünya Savaşı'nın son yıllarından Samsun'a çıkıncaya değin olan anılarını kaleme aldığı eseridir. Kitap olarak 1955'te yayımlanan eser aslında 1926 yılında "Hakimiyet-i Milliye" gazetesinde dizi halinde yayımlanmıştır. Önsözde Atay konu ile ilgili olarak: " Atatürk'ün ağzından birçok hatıralar anlatılmaktadır. Kendisinin kaleminden çıkan tek hakiki vesika "Nutuk", tek hakiki hatıralar da 1926'da "Hakimiyet-i Milliye" gazetesinde neşredilmek üzere bana anlattıklarıdır. Her akşam iki saat O konuşur ben not tutardım, ertesi gün bu notlara biraz düzen vererek okur, bir itirazı yoksa neşrederdik. Hatıralar üç kısım olacaktı; Dünya Harbi'ne ait olanlar, Mütareke sırasında İstanbul'daki faaliyetlerine ait olanlar, nihayet Kuvayi Milliye devrine ait olanlar! İlk yazı, 1926 Mart'ının 13'ünde çıktı. 32 parçalık bu seride, hatıralarda birçok isimler geçtiği için ve bu isimler arasında yabancı devlet reisleri de bulunduğu için, bu yazıların içerde ve dışarda yankılar uyandırmamasına ihtimal yoktu. Hükümetin ricası üzerine Mustafa Kemal birinci kısmın sonunda hatıralarını kesti. Fakat biz Samsun'a çıkıncaya kadar geçen hadiseler hakkında notlarımızı tamamlamıştık. Nutuk, kendisinin Samsun'a ayak basması ile başlamaktadır. Bizim elimizde bulunan notlar ise mütarekede Adana'dan İstanbul'a gelişi ile Samsun'a ayak basışı arasındaki devrin hatıralarıdır..." Bu alıntı biraz uzun oldu ama üstünde durmak istediğim birkaç ayrıntı var, o yüzden. İlki bu kitap Nutuk öncesini anlattığına göre önce bu anıları okumalı, sonra Nutuk okunmalı bence. Diğeri ise Ata'nın kaleminden sadece Nutuk'un çıktığını söylemesi. Oysa bilindiği üzere O'nun elinden çıkan başka eserlerde var. Takımın Muharebe Talimi (Almanca´dan çeviri - 1908), Cumalı Ordugâhı - Süvari: Bölük, Alay, Liva Talim ve Manevraları (1909), Tâbiye ve Tatbikat Seyahati (1911), Bölüğün Muharebe Talimi (Almanca´dan çeviri - 1912), Tâbiye Meselesinin Halli ve Emirlerin Sureti Tahririne Dair Nesayih (1916), Zabit ve Kumandan ile Hasbihal (1918). Bunlar, bu kitaptan önce yazılmış eserler ama belki Atay'ın bunları dikkate almama sebebi anı değil askeri düşüncelerini anlattığı kitaplar olmasıdır. Bu kitapta ise Mustafa Kemal'in savaş siyaseti hakkındaki eleştirileri; gerek Türk gerek Alman kumandanlarla tartışmalarını, veliaht Vahdettin ve Padişah Vahdettin hakkındaki görüşlerini, birlikte yaptıkları Almanya yolculuğunda konuştukları ve yaşadıkları gibi konuları kendi ağzından ve o dönemin en yakın şahitlerinden Atay'ın kaleminden okuyorsunuz. Özellikle Yakup Cemil Vakası, Mondros Mütarekesi, Tertipler, Padişahla Son Görüşme başlıklı bölümler ilgimi çekti. Tarihe, özellikle Cumhuriyet tarihine ve Atatürk'e ilgi duyanların mutlaka okuması gereken bir kitap olduğuna inanıyorum. Tüm okumalarınızın bilgilendirici ve keyifli olması dileğiyle...
Kesinlikle okunması gereken kitaplar listesine eklenmelidir. Atatürk, Samsun’a çıkışından itibaren gelişen olayları Nutuk kitabında yazmıştır. Falih Rıfkı Atay ise bu kitabında Atatürk’ün ateşkes esnasında Adana’dan İstanbul’a gelişi ile Samsun’a çıkışı arasındaki devri Atatürk’ün ağzından nakletmiş. Bu kitaptan sonra Nutuk okumanın daha faydalı olacağı görüşündeyim. Okunması kolay, sürükleyici bir kitap olmasının yanında Atatürk’ün anlatımıyla olayları okumak ayrı bir keyif. “... İstanbul ufuklarında yalnız düşman hakaretleri, düşman bayrak ve süngüleri yükseliyordu. Şaşılacak şeydir. Artık adi bir mendil gibi ayak altında çiğnenen bu çevrede hala bir saltanat, bir hükümet, bir varlık olduğunu zannedenler vardı.” Bu cümle durumun vahametini en anlaşılır şekilde açılmaktadır.
Atatürk'ün kalemşörü Falih Rıfkı Atay... Çanakkale ile Milli Mücadele arasında Mustafa Kemal'in popüler tarih anlatiminda yer bulamadigi yaklasik 3 yillik bir donem vardir. Aslinda Mustafa Kemal esas bu 3 yilda şekillenmiş ve ideolojisi olusmaya baslamistir ama nedense ders kitaplarindaki tarih bu 3 yili es gecer. Sagda solda anektod olarak anlatilan bircok olay bu 3 yilda olmustur aslinda. İste Falih Rifki, Mustafa Kemal ile yaptigi mulakatlarinda bu 3 yili toparlamis ve o bahsedilen anektodlarin kaynagini bu kitap teşkil etmistir.
Mondoros sonrasında, Adana’dayken Yıldırım Orduları komutanı olduğu dönem Mustafa Kemal ve Sadrazam İzzet Paşa arasında mektuplaşmalar çok ilginç… Atatürk’ün kişiliğini ve ulusal onur bilincini çok iyi anlıyorsunuz.
nutuk’un öncesini ele alıyor; birinci dünya savaşı’yla başlayan süreç anlatılıyor. atatürk, başlangıçta bu bölümlerin nutuk’a dahil edilmesini öngörmüş, ancak daha sonra konu bütünlüğüne uymadığı kanaatiyle metinden çıkarılmasına karar vermiştir.
“Vahidüddin hemen bana cevap verdi: -Paşa be, her şeyden önce İstanbul halkını doyurmak mecburiyetindeyim. İstanbul halkı açtır. Bunu temin etmedikçe alınacak her tedbir isabetsiz olur” (s.43)
Mustafa Kemal'i ve vatanseverleri devrime iten yolu ve dönemin yönetim grubunun, İstanbul'daki huzurlarını kaybetmemek adına aciz bir şekilde başka devletlerden medet ummasının çarpıcı bir belgesi olmuş.
Yazım dili olarak çok akıcı ve güzel. Okurken kendinizi o dönemde Mustafa Kemal'in yanında yaşıyormuşsunuz gibi hissettiriyor. Kitabın sanırım en güzel yanı buydu benim için. İçinde bulunduğu tüm diyaloglarda siz de aynı odada, beraberinde dinler gibi hatta zaman zaman kendinizi onun yerindeymişsiniz gibi bile hissediyorsunuz. Böylelikle, duygularını ve düşüncelerini ne kadar kibar ve gerektiği şekilde ifade edebilen nadir bir şahsiyet olduğuna da tanıklık etmiş oluyorsunuz.
Dönemi ve o dönemdeki kişilerin tutumlarını öğrenmek açısından da çok faydalı hatta tarihi doğru anlayabilmek adına okunması gerekli de olan bir kitap olarak değerlendiriyorum.
Mustafa Kemal'in Ağzından Vahdettin, Atatürk'ün Bana Anlattıkları Mustafa Kemal'in Ağzından Vahdettin,
Falih Rıfkı Atay, 1955.
Mustafa Kemal' in Ağzından Vahdettin Falih Rıfkı Atay' ın 1. Dünya Savaşı' nın son yıllarından Samsun' a çıkıncaya değin olan anılarını Mustafa Kemal' in kendisinden dinleyerek kaleme aldığı eseridir.
Atatürk'ün ağzından birçok hatıralar anlatılmaktadır. Kendisinin kaleminden çıkan tek hakiki vesika 'Nutuk' taki hakiki hatıralar da 1926'da 'Hakimiyet-i Milliye' gazetesinde neşredilmek üzere bana anlattıklarıdır.
Atatürk'ün Falih Rıfkı Atay'a anlattığı ve 1926 yılında Hakimiyet-i Milliye gazetesinde tefrika edilen hatıraları. Nutuk dışında yayınlanan tek hatırat olması bakımından yakın tarihle ilgilenenlerce mutlaka okunması gereken bir birincil kaynak. Belki de ticari gerekçeyle konulan kitabın başlığı ise hatıratın içeriğini tam yansıtmıyor; hatıratta Birinci Dünya Savaşı'na ve Mütareke Dönemi'ne dair önemli anekdotlar da yer alıyor.