German philosopher Arthur Schopenhauer wrote a strong text to explain his belief system in The World as Will and Representation. Rather than viewing the world as a construct within itself, Schopenhauer argued that the world exists beyond the five senses. He believed that rather than seeing an object in its true form, we only see and understand our perception of it. His ideas are classified as post-Kantian philosophy, just one strand of thought amidst other thinkers such as Hegel and Heidegger. However, Schopenhauer is generally thought to follow Kant's original ideas most closely. Still, the philosopher disagrees with Kant's view of ethics, saying that inner experiences, driven by the Will, are the most significant part of the human experience. Born in the late 1700's, Schopenhauer was immersed in philosophy at a young age. By age 25, he published his doctoral dissertation On the Fourfold Root of the Principle of Sufficient Reasoning. In his most famous works, he primarily focused on the attainment of happiness. He believed that physical and emotional desires can never be satisfied, resulting in a painful human condition. Schopenhauer claimed that all actions are internally motivated by a desire to obtain pleasure, but that lasting happiness would remain unobtainable. The World as Will and Representation" is widely hailed as Schopenhauer's greatest work, as well as one of the most contemporarily-written philosophical texts of the nineteenth century.
Arthur Schopenhauer was born in the city of Danzig (then part of the Polish–Lithuanian Commonwealth; present day Gdańsk, Poland) and was a German philosopher best known for his work The World as Will and Representation. Schopenhauer attempted to make his career as an academic by correcting and expanding Immanuel Kant's philosophy concerning the way in which we experience the world.
Öncelikle itiraf etmem gerekir ki bir kitabı 3 ayda okuyarak kendi çapımda rekor kırdım! ancak bunun nedeni birtakım fiziki olumsuzluklardı. bir de kitap başta felsefesini ortaya koymak adına uzuun tanimlar içeriyordu; zorlandım. Ancak 3. bölüm ile birlikte kara göründü! inanılmaz heyecan verici tespitler, yorumlar, çıkarsamalar, göndermeler... bazılarını okurken heyecandan ayaklarım yerden kesildi. kesinlikle mükemmel! birçok düşünürün, düşüncenin zengin madenlerine inmek gibiydi. Inanılmaz bir aydınlanma katıyor insana!
Ben armoninin en alt seslerinde, basta istemenin nesneleşmesinin en alt basamaklarını, inorganik doğayı, gezegenin kütlesini saptarım ... Bence yüksek olanlar bitkilerle hayvanların dünyasını temsil eder ... Son olarak, melodide kısıtlanmamış özgürlüğüyle bütüne yol göstere göstere ilerleyen, tiz, şarkı söyleyen ... İstemenin nesneleşmesinin en yüksek basamağını, insanın bilinçli yaşamını, çabasını saptarım ... [o] dünyanın iç doğasını, [kendi anlama yetisinin anlamadığı bir dilde, dile getirir ... üstelik [onun] dünyayla öykünme ilişkisi, derin mi derin, doğruluk bakımından sonsuz, çarpıcı bir ilişkidir. Çünkü herkes onu anında anlar ... Gelgelelim, müzikle dünya arasındaki karşılaşma konusu, müziğin dünyayla ilişkisinin bir kopya ya da yeniden üretim ilişkisi olduğu konusu, müziğin dünyayla ilişkisinin bir kopya ya da yeniden üretim ilişkisi olduğu konusu pek bulanıktır.
Arthur Schopenhauer - İsteme ve Tasarım olarak Dünya (Die Welt als Wille und Vorstellung)
istemek, çok istemek, çok fazla istemek ve beraberinde yeni yine yeniden tasarlanan dünya...
Schopenhauer, Buddha'nın four noble truth/4 soylu gerçeğine modern bir cila çekmiş. İsteğin gerçekleşip gerçekleşmediğine aldırmaksızın,beş duyunun topladığı veriyle bıkmadan usanmadan yaşama katılmanın yolunu yeni filizlenmiş istekler üzerinden meşrulaştıran bizler ne çok yorgunuz. Bu ne sefalet aman yarabbi. İçi dolmayan bir boşluk bu. Ancak Jung'un önsözüne istinaden, Arthur babanın bu büyük acı zincirine karşı önerdiği inceden çileci yöntemi pek kabul edemiyorum. Bir şekilde Buddha/nirvana ve Mevlana/aşk kavramlarına yakınsaması tebessüm yaratıyor tabi. Pek hoşa gitti. Özgür iradeyle eylediğini sanan dünya insanlarına, bu işin pek de böyle olmadığını acıtarak anlatıyor. İster kabul ister etme, salt isteğin oynattığı bir yığın kuklayız. Ne yazık ki. Bunun dışına Aşkla-ki etrafta bize servis edileni dışlayan şekliyle- "aganta,burina, burinata" diye Halikarnas Balıkçısı misali haykırarak yelkenleri suya indirebiliriz.. O yelken,isteme denizinde özgürce dolaşmayı kendi kendine yeten rüzgarıyla belki de bir gün öğrenecek. "Aganta" diye bağırın ansızın deniz çınlasın, ya da sevdikleriniz dans etsin. Yelkenler açık denizde, sofuların kibriyle veya etik, geleneksel sapkınlıkların kurallarıyla değil, aklın eleştirel gücü ve kalbin engin sevgi dağarcıyla birlikte yapacak bunu. Walt Whitman'la bitsin o zaman. Çimen Yaprakları'nda şöyle diyor :
Uzaklarda mı arayacaksınız? sonunda geri geleceksiniz nasıl olsa, En iyi bildiklerinizde en iyiyi bulacaksınız, ya da en iyi kadar iyi olanı, Size en yakın olanlarda tatlı, güçlü ve sevgi dolu olanı bulacaksınız, Mutluluk, bilgi başka bir yerde değil, burada! Başka bir zamanda değil, bu zamanda! ... İlahici yerine ilahinin kendisi ses verdiği zaman, Vaiz yerine vaazın sesi geldiği zaman, Kürsüyü yapan oymacı değil de, konuşmacı çekip gittiği zaman, Ben kitapların bedenine gece gündüz dokunabildiğim, kitaplar da benim benim bedenime dokunabildiği zaman, Bir üniversite dersi uyuklayan bir kadınla bebeği kadar inandırıcı olduğu zaman, Mezara işlenen altın, gece bekçisinin kızı gibi gülümseyebildiği zaman, Sonrasızlık ve aylaklık* karşımdaki sandalyelere yayılıp , benim içten dostlarım oldukları zaman, Onlara elimi uzatmak, sizin gibi erkeklere kadınlara nasıl yaklaşıyorsam, onlara da öyle yaklaşmak isterim...
Schopenhauer’a olan ilgim kadınlarla ilgili tespitleri ve aforizmaları sayesinde oldu. Ne ile karşılaşacağımı bilmeden sipariş etmiştim bu kitabı.
Kendi sistemini açıklayabilmek adına Kant terminolojisini kullanarak ısındırıyor sizi ilk önce, bilginin kaynağına inerek ya da çalışarak vurgunlarını arıyor.
Sonra bam* diye vuruyor yüzünüze; özgürce karar verdiğinizi sandığınız her şey, hesaplanamayacak kadar fazla ve karmaşık beyin aksiyonlarının çıktısı sadece! Schopenhauer müthiş bir anlatım gücüne sahip, kitabın içinde tüm organik inorganik canlıların ortak hikayesi dışında sanatın esrarengiz sağaltım gücünün bilgisini de açıklayacak.
Ama bu dahi pesimistin durağında yağmurdan koruyacak bir tavan yok! Oradan Nietzsche istasyonuna devam etmenizi öneririm.