İnsana, insanlığa has duygulardan; aşktan, özlemden, acıdan, öfkeden şiirler yaptı bize. Yaşadığımız dünyayı değiştirebileceğimizi söyledi mısra mısra. Bu yüzden de korkuttu "kral"ları Attila İlhan... Bu kitapta okuyacağınız şiirler, bu ülkenin kocaman bir "Korku Krallığı"na dönüştüğü 12 Eylül döneminde yazılmış ve o dönemin baskıcı, her türlü özgürlüğü yok eden, sindirici, kanatıcı, çürütücü ortamını anlatıyor. Sirenler çalıyor mısralarında; zincir şakırtıları kol geziyor, sokaklardan kan sızıyor, bir insan ağlıyor bazen, bir kadın acıdan sarhoş oluyor...
Attilâ İlhan was born in Menemen in İzmir Province, Turkey on 15 June 1925. He received most of his primary education in İzmir. However, because of his father's job, he completed his junior high school education in different cities. Aged 16 and enrolled in İzmir Atatürk High School, he got into trouble for sending a poem by Nazım Hikmet, a famous dissident communist Turkish poet, to a girl he was in love with. He was arrested and taken into custody for three weeks. He was also dismissed from school and jailed for two months. After his imprisonment, İlhan was forbidden from attending any schools in Turkey, thus interrupting his education.
Following a favorable court decision in 1941, he received permission to continue his education again and enrolled in Istanbul Işık High School. During the last year of his high school education, his uncle sent one of his poems to CHP Poetry Competition without telling Attilâ. The poem, Cebbaroğlu Mehemmed, won the second prize among many poems written by famous poets. He graduated from high school in 1942 and enrolled in Istanbul University's law school. However, he left midway through his legal education to pursue his own endeavors and published his first poetry book, Duvar (The Wall).
12 Mart öncesinde, sırasında, sonrasında olaylara karışan, bu yüzden vurulan, ölen, sürülen, saklanan gençlerin şiirleri. Yine kelimelerin manalarını en iyi şekilde kullanıp yazılan şiirler.
Çünkü battım kasa boş ne para ne çek Çünkü bütün telefonlar ısrarla alacaklı Bu gece yalnızım onlar gelmeyecek Batan bu köhne şilebde ne işleri var.
Maviciler akımının öncülerinden Attilâ İlhan'ın, 12 Eylül sonrasında Türkiye'nin ruhunu yansıtmaya çalıştığı şiirlerinden oluşan "Korkunun Krallığı", ülkemiz yakın tarihine bakmak için bir fırsat sunuyor.
"Sen sen ol Sıkı tut yüreğini Hiç belli olmaz Vaziyet umutsuz mudur Sabrımız umudumuz mudur?"
"Korkunun Krallığı"nda, şiirsel güzellikte duygulardan ziyade korku, huzursuzluk ve acı gibi daha istenmeyen duygular karanlık ve şiirsel bir anlatıma kavuşuyor.
"Nasıl doğmakla başlarsa ölüm Ölmekle başlar hayat Bil ki dünyayı sarsan sıçramalar Birikmiş şuurlarla gelir."
İfade edilmesi zorlayıcı, mantıksal bir açıklama ve anlam getirilemeyen karanlıkları anlamak için en saf sözlü duygu aktarım yolunun şiir olduğunu düşünüyorum. Bu doğrultuda, düşündürücü ve etkili bir okuma deneyimi sunan "Korkunun Krallığı", Nâzım'dan Muhibbi'ye, Fuzuli'den Baki'ye birçok misafiriyle zengin bir okuma.
"Zor olan asıl yaşamak Ölmek ne ki."
Korku ve karanlığın yanında başka duygular yok mu? Tabii ki, yoksulluk da burada, aşk da burada.
"Yalnızlık sinsi hastalık Sansar gibi sessiz seyreder Nerede vuracağı anlaşılmaz Ne aşısı bulundu ne serumu Kurtulma ümidi az."
Kitabın sonunda yer alan notlarda, Attilâ İlhan hakkında bilgi verici yazılar mevcut. Hem kendisi, hem şairliği hem de eserlerine yönelik olumlu ve olumsuz yazıları okumak da keyifli ve öğretici oldu.
Yakın tarihle ilgilenen ve şiir seven tün yetişkin okuyuculara tavsiye ederim.
"denizde belirgin bir hırçınlık senin varoluş dediğin nedir artı sonsuzdan eksi sonsuza evrende perde perde kaybolan çığlık" (s.57)
Nefis bir Attilâ İlhan kitabı ile günümü şenlendirdim. Geçtiğimiz günlerde Attilâ İlhan ve Hasan Hüseyin'in okumadığım pek çok kitabı olduğunu anladım. Onları listeme alıp bitirmeye çalışıyorum. Bu da onlardan biriydi.
Bu kitabın her bir şiiri arkasında büsbütün yaşanmışlıklar barındırıyor. Felsefi derinliğinin ve siyasi imge ve davasının yanı sıra yaşanmışlıkların dehlizlerinden beslenmişler. Özellikle yukarıda paylaştığım alıntı gibi ontolojik meseleleri olan şiirleri sevdim. Bir tanesini de yorumun sonuna yazacağım.
Kitapta ilgincime giden, ekler kısmında Ümit Yaşar'ın Attilâ İlhan'a yönelik yazdığı çok sert eleştirinin de yer alması. Acaba Attilâ İlhan kendisi mi koydurdu bunu bilmiyorum. Ancak Ümit Yaşar'ın eleştirisini fazla sert buldum. Tek bir hususta katılıyorum kendisine yabancı kelimelerin bu denli bol kullanılması Attilâ İlhan'ın halk edebiyatı ile harmanlanmış şiirlerinde bazen bunaltıcı olabiliyor.
Yaşamın kendi içindeki diyalektiğini anlattığı birkaç dize ile bitiriyorum yorumumu; "nasıl doğmakla başlarsa ölüm ölmekle başlar öyle hayat bil ki dünyayı sarsan sıçramalar birikmiş şuurlarla gelir" (s.63)
Attilâ İlhan, kolektif şuura en büyük katkıları yapanlardan birisi!
“varsa devran içinde devran bu devranın devranıyız biz o canlar ki cânânından taşra düşmüştür cânânıyız biz
gönül mahzun ay karanlık yıldızlar gözden nîhan olsa da arşı ferşi ışıktan titretecek bir aydınlık imkânıyız biz
ince bir yağmura gerçi asılmıştır -serez'in esnaf çarşısı'nda- uzadıkça uzar gölgesi darağacından o asırdan bu asıra şeyh bedrettin-i simavî'nin elhâk/devamıyız biz”(s. 61)
Evet Attila İlhan'dan 5. kitabım oldu ve en güzeli bu kitaptı. Çok beğendim ve dilinden daha fazla etkilendim. Diğer kitaplarına nazaran bu kitapta ne var diyecek olursanız; en son bölüm hariç (ki o kadar da olsun) seçme şiirler gibiydi. Dili çok güzel. Kitabın sonunda şiirlerin açıklamaları daha doğrusu ne üzerine ve niçin yazıldığı olarak anlatılmış. Bilgi Yayınevi'nden okudum. Seti de oradan aldım zaten o yüzden kitabın baskısı biraz eski.
Konu olarak yalnızlık kavramına çok değinilmiş ve aşklardan aldığı darbeler üzerine aşkı biraz yermiş yazar. Tedirginlik ve siyaset üzerine bolca dize var. Daha doğrusu siyasi yazıları toplumu bilinçlendirme olarak yazılmış. Nazım Hikmet'ten Mustafa Kemal'e kadar her şey var. Attila İlhan sevenler bu kitabı okumalı. Zevkle okuduğum bir eser oldu. Sizlere de tavsiye ederim.
Dipnot: Son bölümü beğenmediğim için 9 verecektim ama gerçekten çok beğendim. 10'luk kitaplarım arasına girmesi için kanaat kullandım. :)
Korkunun Krallığı'nı okudum. Bu okuduğum 2. Attila İlhan kitabı oldu.
Serbest şiirden pek hoşlanmam; şiirde ölçü ve kafiye ararım ama nedense Attila İlhan'ın şiirlerini beğeniyorum. Bu kitaptaki şiirler de genel olarak güzeldi ama çarpıcı bir şiire rastlamadım.
ne o gerçektir ne sen aşk büyük bir avunmaktır ne kadar görkemliyse o kadar hüsrana uğratır en iyisi bu belaya hiç tutulmamaktır o ağır yalnızlardır ki bu sayede kurtuldular
Karanlık bir kapı olup üstümüze kapandılar kimse bizi sevmedi / ağır kan kaybıyız”
“ölmek zamanı (27)
susardınız ne de çok susardınız anlaşılması güç susmanızın anlamı sanki bir bulmaca uzun bir sarmal uzadıkça sersem eder adamı o zaman sevmek değil ölmek zamanı
(baksa da beni görmüyor sanki yokum duymadı açık anlattıklarımı sessizliği kalabalık giremiyorum ölüler kuşatmış sağımı solumu geçmişte yaşıyor biliyorum bir anlatabilsem onsuz olamadığımı o zaman sevmek değil ölmek zamanı)”
“ışık mezarlığı (11)
birden demir kuşlar fazla şehir demir ağaçların tamamladığı yeşilden sarıya gözleri değişir gagaları kırmızı neon yaprağı asmalımescit’te dolmuş durağı yarı gece açıkça geçilmiştir meçhul katillerin bıraktığı bir silah gibi parlıyor şehir
uykusuzlukların ateş aldığı gece barlarında içkiler zehir kınından çıkar öfke bıçağı sabaha karşı cinayet işlenir ölen kim aslında öldüren midir besbelli hiç anlaşılamayacağı karakolda intihara heveslenir bir acil serviste yatağı hazır
korku yalnızlığın gelişmesidir her gece hiç sevmenin kurtulamadığı ay şimşek mavisi belirmiştir bıçak parıltısıyla yalar sokağı sarhoş bir fahişenin ağladığı gözlerinde kahır birikmiştir sevdiği itlerin farkına varmadığı parasını yiyorlar allah bilir
geceleyin beyoğlu ışık mezarlığı”
“salı sabaha karşı (30)
istanbul çok değişmiş / yalnızım çok yabancıyım gidecek başka yerim yok / korkuyorum”
“nöbet değişimi (41)
biliyorum kuralları bozduğumu yerimi uysal birine bırakmalıyım”
“şehnaz (71)
heyhat sona ermiştir ömür son vapur kalkmaktadır çoğu hayal kırıklığı beyhude teselliler birazı”
“hüzzam (72)
sevenler el koyar sevdiğine kısaca yok olmaktır sevdanda kendini kaybetmek sevdiğinde bulmaktır ne o gerçektir ne sen aşk büyük bir avunmaktır ne kadar görkemliyse o kadar hüsrana uğratır en iyisi bu belayı hiç tutulmamaktır o ağır yalnızlardır ki bu sayede kurtuldular”
“gülşen’i hatırlar mısın (83)
alkolle boğuyor yangını içindeki zor olan asıl yaşamak / ölmek ne ki”
“müşerref (84)
seninle çok aradım / nerelerdesin ağzının ağzımda bıraktığı tuz o borsa simsarıyla hala evli misin oysa sen mutsuz ben daha mutsuz müşerref / müşerref / saklambaç oynuyoruz”
This entire review has been hidden because of spoilers.
Attila İlhan, bu kitapta topladığı şiirlerinde 12 Eylül ara rejiminin etkisi, dönemin siyasi olayları ve gençlerin durumundan etkilendiği anları aktarıyor. 3 bölümden oluşan kitabın ilk iki bölümü için siyasi ve bence tamamen realiteden beslenen şiirlerden oluşuyor. Ki Attila İlhan da sosyal realizmden yola çıktığını ifade eder.
Yine bu kitapta da meraklısı için notlar ve meraklısı için ekler kısımları mevcut.
Attila İlhan şiirlerini meraklısı için notlar kısmında yer alan şairin ilgili şiire dair notları ile okuyunca; Attila İlhan'daki sorumluluk bilincini, vicdanı, kendi olanakları dahilinde bir şeyler yapabilme çabasını görüyorsunuz. Belki de bu nedenledir ki Attila İlhan benim en sevdiğim şairdir ve Korkunun Krallığı'nı severek tavsiye ve de hediye edeceğim bundan sonra.
Kitabın, meraklısı için ekler bölümünün ise oldukça zekice ve biraz da muzipçe hazırlandığını demeden edemeyeceğim. Bir kısım eleştirmenlerin, Attila İlhan üzerinde olumsuzdan olumluya doğru giden eleştirileri sıralanıyor. Bunlardan sadece bir tanesine değineceğim, o da Ümit Yaşar'ın topyekün attila ilhan başlıklı yazısı. Burada Ümit Yaşar, Attila İlhan'ı daha çok şiiri, siyasi propaganda aracı olarak kullandığı için eleştiriyor ve henüz 2. şiir kitabını çıkarttığı bir dönemde Attila İlhan'ın şimdilik bozbulanık akmakla birlikte bir gün cılız bir nehire dönüşeceğini iddia ediyor. Oysaki Korkunun Krallığı, siyasetten bir güzel beslenerek yıllardır delice aktığı bir nehir olarak elinizde duruyor ve Ümit Yaşar'ın eleştirisi de bir toz zerresi oluveriyor gözünüzde.
En sevdiklerime gelince; Acemaşiran'ın özellikle son dörtlüğü Şehnaz Hisarbuselik Ağır Kan Kaybıyız Ölmek Zamanı Diyalektik Gazel Nöbet Değişimi şiirlerine bayıldım.
Son olarak içki masalarımızın vazgeçilmez dizesi olan " Garson masa iyi manzarayı değiştir." dizesinin geçtiği Batan Bu Köhne Şileb... şiiri ile tanışmak güzeldi.
Attila İlhan bu eserini; ülkemiz tarihindeki en kanlı darbe olan 12 Eylül 1980 Darbesinin yansımalarını bu sefer romanla değil, şiirlerle okura ulaştırmak için yazmış olsa gerek. Dönemin baskıcı, uzlaşmamız, yasakçı ve tam anlamıyla kaosun hakim yaşantısı; şiirlerin mısra aralarına ve ruhuna yansır. Bazı şiirlerde sirenler çalar, şair tutuklanır. Bazılarındaysa insanlar ağlar, kan kokularını hissedebilirsiniz. Kimi serbest ölçüyle yazılan şiirleri, dörtlükler ve o dörtlükleri de Divan şiirinden alıntı epigraflı şiirler destekler. Daha doğrusu her bölümde bir epigraf. Bu da normaldir çünkü Attila İlhan eskiyi tamamiyle reddeden Garip Akımı’na karşı çıkan, Eski-Yeni şiir anlayışlarının bir sentezini oluşturan sanat anlayışına sahiptir. Bu eserde yazdığı şiirlerinin ne anlattığını, kitabın sonundaki açıklamalar kısmında belirtmiştir. Gerçekten içinde çok güzel şiirlerin bulunduğu, her edebiyatseverin okuması gerektiği bir şiir kitabıdır.
Lâbüd gelen efsâne olur dehre nâzımâ bir gün de bizim hâlimiz efsânelik eyler lâbüd: mutlak, kaçınılmaz dehr: zaman, çağ, felek, dünya hayatı Nazım: şiir, düzenlemek, dizmek “Kaçınılmaz olarak gelen, zaman karşı bir düzen kurma çabasına efsane olur / bir gün de bizim halimizi efsaneye çevirir”
Bâkiya hangi gönül şehrine gelse şeh-i aşk bile endûh u belâ hayl ü haşem gibi gelir endûh: keder, gam belâ: acı, sıkıntı hayl: asker topluluğu, atlı birlik, kalabalık haşem: maiyet, hizmetkârlar, etrafındakiler, gösterişli kalabalık hayl ü haşem: ordu, kalabalık, maiyet Bâki’ya, hangi aşığın kalbine varsa, aşkın şahı bile olsa / keder ve bela ordusu gibi gelir
"Sokağa çıkma yasağı": “Öyle büyük ki hicran” p.10 hicran: sevgiliden ayrı kalma, vuslatın (kavuşmanın) zıddı, aşkın en yakıcı hâli.
Herkesin korktuğu bir dönemde dile gelmiş şiirler. Kah tıbbiyeli bir çocuktan kah fahişelerden kah da izlenmenin soğuk tarafından değinir İlhan. Kitabın son kısmı ise hiç alışageldik bir tarzda değil; önce şiirlerin açıklamaları sonra şaire yöneltilen görüşler, ki çoğu eleştiriler, paylaşılmış. Açıklamaları şiirlerden önce görüşleri sonra okumak daha makul olabilir.
Korku ancak bu kadar güzel anlatılırdı. Uzun bir dönem ülkenin içinde bulunduğu durum kurulan korku krallığı ve şairin dile getirdiği duyguları etkileyici.Ancak bazı bölümlerde, şiirlerde tekrara düşmüş olunması hayal kırıklığı yarattı.