Yaşar Kemal'in bu diyar serisinin son kitabı... İlk kısımda köyüne geri dönüyor. O da ne! Köyü cennet olmuş, sebebi yeni kaymakam. Gezi için gittiği köyünde yine ropörtaj yaparken buluyor kendini. Biz de bir kere daha ağalarla devletin ortasına düşüyoruz. Teneke kitabının ilhamını burdan aldığını düşünüyorum. Sonrası daha acıklı. Gecekondu mahallelerinde geziyoruz, fakirlerin evleriyle zenginlerin mezarlarını karşılaştırıyoruz, eh kazanan çoktan belli ama. Sait Faik de zengin mezarlarına gömülmüş, Yaşar Kemal bunun onu çok üzeceğini söylüyor.
Menekşedeki balıkçılara gidiyoruz. Kitabın büyük yoğunluğu da Menekşe'de geçiyor zaten. Balıkçıların türlü hikayeleri var, hele bir tanesi efsane olmuş, Sait Faik onu öykü yapacakmış, yazamadan Hemingway'in yaşlı adam ve Deniz kitabı çıkmış... Aynı hikayeymiş! Tabi ki onu da hemen okunacaklar listeme ekledim.
Balıkçıların hikayeleri dertleri bitmiyor,, Marmara'da balık bitmiş, bir zamanlar balina bile varmış. Herkesin bir suçlusu var, kendi hariç. Kontrolsüz avlama, fabrikalar, doyumsuzların fazla fazla avlayıp satamadıkları ölü balıkları tekrar denize dökmesi....
Alıntılarım:
“Anadoluda yüzde doksan tapular böyledir. Adamın bir dönümlük tapusu vardır, sınırları içinde 1000 dönümlük tarlası vardır. Bu tarlalar hazinenindir”
“Niçin bu haldeyiz, biliyor musunuz, hala binlerce köy toprak altında, milyonlarca insan mağara çağını niçin yaşıyor, biliyor musunuz, bizde düşüncesini satan yazar çoğunlukta olduğu için.
Bir milletin başına büyük felaketler gelir. Büyük küçük felaketler… Örneğin o memleket iç ve dış sömürücülerin istilasına uğrar. Bu gerçekten büyük bir felakettir. Fakat memleketin yazarları, aydınları bu istilaya karşı koymazlarsa, işte bu, felaketlerin felaketidir. Ya korktuklarından, ya da satılmışlıklarından karşı koyamazlar. İkisi de aynı kapıya çıkar.”
“Birkaç saat dolaştıktan sonra Zincirlikuyu cennetinden ayrılıyoruz. Birkaç mezar bakımcısı durmadan mezarlıkların üstündeki karları temizliyorlar, mezarlığın asfaltını temizliyorlar. Birkaç bahçıvan mezarlığın ağaçlarını buduyor.
Sonra şehre dalıyoruz. Şehrin bütün caddeleri kar içinde. Caddeleri temizleyen yok. Arabamız düz yolda kara batıyor. Nerdeeeee Zincirlikuyu mezarlığının konforu, nerdeeeeeeeee İstanbul şehri”
“Ceride-i Küfri”lerin de ödevleri bu dünyada her gerçeğe küfretmek. Her gün yirmi dört saat küfür etmeseler kısmetleri kesilir, bu din, bu Allah tüccarlarının”
“Böyle bir rezalet İranda olmaz, Turanda olmaz, Afganistanda olmaz, Afrikada olmaz, Habeşistanda olmaz. Hiçbir yerde olmaz. Ama Türkiyede olur. Çünkü Türkiyede, Türkiyede oturan burjuvalar hüküm sürer, “Proleter” sözcüğünü yasak ederler. Kimseler yasak etmez bu sözcüğü şu yeryüzü yuvarlağında, şu iki buçuk milyar insan yaşayan yeryüzü yuvarlağında, proleter sözcüğünü yasaklamak kimsenin aklına gelmez. Ne demek yasaklamak, ne demek böyle olaylar… Ne demek, ne demek… İnsan düşündükçe çıldırıyor”
“Türkiyede oturan burjuvaların faşizmi Hitlerin, Mussolininin faşizmi gibi olacak, onların kalitesinde olacak değil ya. Türkiyede oturan burjuvaların faşizmi de böyle aşşağılık, böyle gülünç olur”
“proletarya insan soyunun en namuslu, en sıcak, en insan sınıfıdır. Kimseyi sömürmez, kimseye hükmetmez, kimseyi ezmez. Dünyayı yaratan proletaryanın elleridir”
“Hay Türk milletinin gözünün bebeği şanlı bürokrasi, aslanlar aslanı, Türk milleti sana minnettardır. Sen neye kadir değilsin ki… Bir millet sayende, bundan da perperişan olursa şaşmasın dünya, şaşmayacağız. Sayende Türk vatanı ve hem de milleti bir kalkınacak, bir kalkınacak, nurlu ufuklar birse bir milyon olacak. Sen denizleri kurutmaya, ormanları yakmaya, yıkmaya, tüketmeye, sen bu vatanda… Türk milletinin göz bebeği de, varlığı, yiğidim şanlı bürokrasi. Et ve Balık Kurumu yöneticilerine… Tekmil büyük yöneticilerimize Türk milleti adına minnettarlıklarımızı, hayranlıklarımızı sunarım. Saygılarımızla”