Emma Goldman'ın "Hayatımı Yaşarken" isimli otobiyografisinde Gorki hakkında yazdıkları dikkatimi çekince daha önce pek çok kitabını okuduğum Gorki'ye yıllar sonra tekrar göz atmaya niyet etmiştim. Çok uzun zamandır kitaplığımda duran "Unutulmuş Hikâyeler, Aşk Rüyası"nı bu motivasyonla okudum.
Gorki'nin Rus halk kitlelerini "duygusuz ve zalim barbarlar", "tembel yığınlar" vs olarak nitelediğini, yoksul köylülerin Ekim Devrimi'ndeki payını küçümsediğini Goldman'dan okuduğumda şaşırmıştım. Oysa, yazarın "Aşk Rüyası" hikâyelerindeki duygusuz ve zalim ama bir o kadar çocuksu ve saf karakterler, yaşadığı onca sefalete rağmen Gorki'nin Rus insanından asla umudunu kesmemiş olduğunu düşündürdü bana.
Goldman'ın iddia ettiği gibi, hikâyeleri ve düşünceleri arasındaki çelişkilerin yazarın gerçekçiliğini gölgeleyip gölgelemediği konusunda düşündüm ister istemez kitabı bitirince. Gorki Rus insanının karanlık taraflarını gösterirken sahip olmasını dilediği özellikleri de karakterlerinde işlemiş.
Daha önce başka yerlerde yayımlanmamış olup, ilk defa bu kitapta toplanmış olan hikâyelerin hepsini sürükleyici ve akıcı bulduğumu söyleyebilirim. Normalde hikâye çok okuduğum bir tür değil ama hepsini severek okudum ben. İlk bir kaç hikâyeden sonra, kötü, çirkin, saldırgan vs karakterlerin içinden nasıl bir saflığın ya da güzelliğin çıkacağını gerçekten merak ettim devamı gelen her bir öyküde.
Kitabın çevirisi de oldukça başarılı bence. Betimlemelerdeki ince mizah ise, en sevdiğim taraflarındandı bazı öykülerin.