“Sesi Olmayan Türkü”de Füruzan, masalsı bir güzel kızın yitimiyle yakılmış bir türküyü hikâye ediyor. Turizmin yeni yeni geliştiği dönemlerde bir tatil kasabasında yaşanmış trajik bir aşk öyküsü bu. Kasaba yazlıkçılarından Varnalıların göz alıcı kızının etrafında dönen öyküde toplumsal gelişmelerin sancısı ve kültürel çatışmalar ustalıkla işleniyor.
“Varoşlarda” öyküsündeyse “kentlerin kenti” diye anılan bir büyük kent çöplüğündeki barakada yaşayan bir adamla oğlunun ölümcül çaresizliği Füruzan’ın yalın anlatımıyla dokunaklı bir öyküye dönüşüyor.
Yoksulluk, yoksunluk, güzellik, sevgi, tutku, sınıfsal ve kültürel çatışma, bireysel ve toplumsal dram… Hepsi Füruzan’ın yarattığı sarsıcı öykülerde vücut buluyor.
Kitaba adını veren öykü “Akim Sevgilim”, teyzeleri Mihriban ile Keriman arasında kalmış Gönül adlı kızın gözünden anlatılıyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Erenköy’de bir köşkte üç kız kardeş arasında yaşanmış kıskançlıklar, çatışmalar ve kırık bir aşkın hikâyesi “Akim Sevgilim”. Soylu ve varlıklı ailenin kızı, “küçük teyze” Keriman’ın genç bir göçmenle, bahçıvan Akim’le yaşadığı gizli ilişki aileyi çekip çeviren büyük teyze Mihriban tarafından bozulur. Tutkulu bir sevda kasvetli bir aile çatışmasının kurbanı olunca umutlar söner ve yerini derin öfke kaplar.
“Ne kadar da güzel, yakışıklı, çalışkan, becerikli genç bir adamdı o. Düşünsene, Keriman Teyzemi çiçekler ecesi yapmıştı. Okşamış, öpmüş, sevmişti. Kaç bin kez öpmüştü o güzel ağzıyla. O her buseden sonra şarkısını tekrarlıyordu, ‘Akim sevgilim’ diyerek. Sesi yaz bahar esintisi oluyordu. Havanın sıcağı gibi titreşiyordu aralarında. Sevişmelerinin, sarılışlarının buharı nasıl da amberliydi.”
Füruzan Yerdelen was an award-winning self-taught Turkish writer, who is highly regarded for her sensitive characterisations of the poor and her depictions of Turkish immigrants abroad.
Füruzan İlk kitabı Parasız Yatılı’yla 1972 Sait Faik Hikâye Armağanı ’nı kazandı. İlk kitaplarında kötü yola düşmüş kadın ve kızların, çöken burjuva ailelerinin, yoksulluk ve yalnızlıkla boğuşan kadın ve çocukların, yeni ortamlarda bunalan ve yurt özlemi çeken göçmenlerin dramlarına sevecenlikle yaklaştı; kişileri derinlemesine inceledi, anlatımını ayrıntılarla besledi. 12 Mart dönemini anlattığı ilk romanı Kırk Yedi’liler ile 1975 TDK Roman Ödülü’nü kazandı. 1975’te bir sanatçılar programıyla (D.A.A.D.) çağrıldığı Batı Berlin ’de bir yıl kalarak işçiler ve sanatçılarla röportajlar yaptı. Dokuz Çağdaş Türk Öykücüsü (1982, Volk und Welt Verlag) antolojisiyle Die Kinder der Türkei (1979, Kinderbuch Verlag) çocuk kitabını ise Doğu Berlin’de konuk kaldığı dönemde hazırladı. Öyküleri Fransızca, İspanyolca, Farsça, İtalyanca, Japonca, İngilizce, Rusça, Bulgarca, Boşnakça gibi dillere çevrildi: Öykülerinden yapılan bir toplam A. Saraçgil çevirisiyle 1991’de Napoli’de, Kırk Yedi’liler S. Pirvanova çevirisiyle 1986’da Bulgaristan’da, “Sevda Dolu Bir Yaz”, “Nehir” ve “İskele Parklarında” öyküleri Damian Craft çevirisiyle 2001’de Londra’da, Parasız Yatılı Elif Deniz - Pierre Vincent çevirisiyle (Pensionnaire d’état, Bleu autour yayınevi) 2010’da Fransa’da yayımlandı; toplu öykülerini ise İspanyolcaya Gül Işık çevirmekte. 2006’da 10. Ankara Öykü Günleri’nde, 2007’de Dil Derneği’nin Dil Bayramı’nda ve Antalya Öykü Günleri’nde, 2008’de 7. İzmir Öykü Günleri’nde onur ödülleri aldı. 2008 TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı’nın Onur Yazarı seçildi. 2009’da Dil Derneği İzmir şubesince Türk Diline Emek Ödülü verildi. 1988-90 yıllarında çektiği Benim Sinemalarım 1990’da Cannes Film Festivali’nin “Eleştirmenlerin 7 Günü” ve “Altın Kamera” dallarından çağrı alarak 158 film arasından seçilen 8 filmden biri olarak gösterime girdi; 1991’de ise Uluslararası İran Fecr Film Festivali’ndeki Uluslararası Jüri’den “En İyi İlk Film Jüri Özel Ödülü”nü kazandı ve Tokyo Uluslararası Film Festivali’nde seçilen “En İyi On Asya Filmi” arasında yer aldı. Oyunlaştırdığı Sevda Dolu Bir Yaz Ankara Devlet Tiyatroları’nda yaklaşık 200 kez sahnelendi (2000-2005). Öykü: Parasız Yatılı (1971), Kuşatma (1972), Benim Sinemalarım (1973), Gül Mevsimidir (uzun öykü, 1973), Gecenin Öteki Yüzü (1982), Sevda Dolu Bir Yaz (1999). Roman: Kırk Yedi’liler (1974), Berlin’in Nar Çiçeği (1988). Gezi-Röportaj: Yeni Konuklar (1977), Evsahipleri (1981), Balkan Yolcusu (1994). Oyun: Redife’ye Güzelleme (1981), Kış Gelmeden (1997). Şiir: Lodoslar Kenti (1991). Çocuk Kitabı: Die Kinder der Türkei (Türkiye Çocukları, 1979). Yaşantı: Füruzan Diye Bir Öykü (Haz.: Faruk Şüyün, 2008).
Yazar bu eseri ile üç ödül aldı. 2023 yılı Erdal Öz Edebiyat Ödülü, 2023 yılı Sedat Simavi Edebiyat Ödülü ve 2023 yılı Vecihe Hatiboğlu Anma Ödülü.
Çok güzel üç öykü var kitapta.
Bir hiç uğruna yaşanmadan geçirilen, maddi değerlerin her şeyin üzerinde tutulduğu ve mutluluğa uzanmayı biçimlere bağlayan hayatlar. Yok olan zerafetin yerini alan görgüsüzlük, geçmişe duyulan özlemi pekiştirircesine fütursuzca vücûd buluyor.
Çevremizde olan bitene körlüğümüz bitmedikçe, mücadele etme duygusunu ruhumuzda hissetmedikçe, dünya daha güzel olmayacak.
Çok güçlü, çok güzel cümleler ve çok güzel bir anlatım, kurgu, üslup… Muhteşem.
Bana ilham veren az sayıdaki okumadan biriydi. Okumaya doyamadım. Bu inanılmaz kadının kaybından dolayı çok üzgünüm.
Kitapta üç öykü var, ilk ikisi sınıfsal farklar, aile baskısı nedeniyle yarım kalan aşkları, üçüncüsü ise varoşlarda yaşanan derin yoksulluğu anlatıyor. Füruzan’ın yeni öykülerinin yayınlandığını duyunca çok sevinmiştim, lakin biraz hayal kırıklığına uğradım. Öykülerin konuları güzeldi, buna rağmen anlatımı dağınık buldum, okurken yer yer kafam karıştı…
Füruzan’ın yeni bir kitabının çıktığından haberim yoktu. Tamamen tesadüfen Yapı Kredi Yayınları’nın kitabevine girdiğimde öğrendim ve “yeni” olduğuna inanamadım. Füruzan’ın kurgusal metinlerinin tamamını okumuş, keşke okuduklarımı unutsam da bir kere daha okuyabilsem diyen, kendisine hayran biri olarak son zamanlarda aldığım en güzel haber buydu sanırım. Çok özlemişim Füruzan’ı. Keşke üçten fazla öykü okuyabilseydik, tadı damağımda kaldı. Eski öyküleri kadar içime işlemedi belki; ama üç öyküde de Füruzan’ın kendine has tarzını yakalamak, kendine has o dünyaya yeniden girebilmek çok güzeldi.
Türk edebiyatının yaşayan efsanesi Füruzan'ın 90 yaşında yayımladığı yeni öykü kitabı. Allah uzun ömür versin, çok özel bir kalem Füruzan. Bir kere kalemi inanılmaz berrak ve etkileyici. Yaşı hiçbir hantallık getirmemiş. Zihni son derece keskin. Modernist bir yazar olduğu öykülerinde bas bas bağırıyor.
2023'te yazdığı kitapta bile öykülerde bir 1950-60 ta yazılmış havası seziliyor. Özellikle birincide. Ben ilk öykü Akim Sevgilim'i diğerlerinden daha zayıf ama daha modernist buldum. Anlatıcı kavramı hafif flu sanki.
İkinci öykü bir sahil kasabası söylencesi. Bir takım esrarengizlikler barındıran, ucu açık bırakılmış bir öykü. Gayet güzeldi.
Üçüncü öykünün adı Varoşlarda. Of ki ne of. İnanılmaz bir öykü. 15 sayfada insanı yerden yere çalıyor adeta. Halen kendime gelemedim. Muhteşemdi.
Heyecanla alıp başladım 24 yıl sonra füruzan’ın yeni bir öykü kitabı çıkarmasına inanamayarak başladım. Yine tadı damağımda kaldı. Bittiğine üzüldüm. Üç öykü bizi alıp sanki füruzanın gençlik yıllarına götürdü. Ben “akim sevgilim” isimli öyküsünü çok sevdim. Farklı anlatıcıların ağzından dinlemek ve parçaları birleştirmeye çalışmak okuyucuyu diri tutuyor. Hatta roman olsa tadına doyulmaz diye düşündüm. İkinci öykü “sesi olmayan türkü” bitmeyen bir gizem ve efsunlu olaylarla doluydu. Sanki bir modern peri masalı bir tiyatro oyunu gibiydi. Üçüncü öykü “varoşlarda” bir yoksulluk öyküsü idi. Çok gerçek çok detaylı ve içe dokunan bir yanı var. Keşke daha çok yazsa diyerek bitiriyorum.
Akim Sevgilim’de 3 öykü var. İlk öykü çok şiirsel bir aşk hikayesi, ikincisi düş aleminde, son öykü de acı gerçeklerde.
İlk öykü, biz varlıklıyız, evet diye başlarken son öykü varoşlarda yitirilen bir kenti anlatıyor. Kentlerin kenti düşmüştü oysa. Son öykü Varoşlarda acı bir yumruk gibi vuruyor içinize…
Biricik dijital arkadaşım Nurşen'in Akim Sevgilim'e dair hayal kırıklığını dile getirince epeyce üzülmüştüm. Kitaba adını veren ilk öykü Akim Sevgilim gerek konusu gerekse yazarın yarattığı atmosfer itibariyle bana bir radyo tiyatrosu metnini anımsattı. Böyle gerçekten TRT Dinle uygulamasını açıp ben yemek yaparken böyle bir oyun dinlemiş olabilir miyim diye kontrol ettim. İhtimalen, yakın zamanda içinden yalılar konaklar adalar geçen çok oyun dinledim, etkisinde de kalmış olabilirim. Kitaptaki diğer öykülere nazaran daha anlaşılır bir çatısı olmasına karşın Füruzan öyküsü değil de ortaokul Türkçe ders kitabında okuma parçası okuyormuş gibi bitirdim. İkinci öykü olan Sesi Olmayan Türkü'de asla Füruzan sesini duyamadım ben, o kadar zor bitirdim ki bu bölümü başa sarıp sarıp yeniden okudum acaba kaçırdığım bir şey mi var diye. Ama yok, bir hocam bir metni anlayıp anlamadığımızı okuduktan sonra metin hakkında 15 dakika üzerinde konuşabiliyorsanız, o metni özümsersiniz derdi. Kitabın ikinci öyküsü olan Sesi Olmayan Türkü'yü bitirdiğimde sadece birkaç insan ismi ve adres edilen o coğrafyaya ait birkaç özelliği hatırlayabildim. Son öykü ise sanki kitabın bütünü sipariş üzerine yazılmış hissi uyandırıyor. Derdim kesinlikle literary bir otoriteymiş gibi eleştirmenlik taslamak falan değil ama kitap, dış bir edebiyat otoritesi tarafından oluşturulmuş bir şablonun Füruzan'ın ustalığı ile doldurulmuş gibi.
Füruzan’ın 90 yaşında yazdığı son öykü kitabı ‘Akim Sevgilim’i bir solukta bitirdim.Kitaplarımı ve okumayı çok özlemişim.Bir hayli ara vermek zorunda kalmıştım zira. Füruzan okumaya ilk kitabı ‘Parasız Yatılı’ ile başlamıştım.En sevdiğim Türk öykü kitaplarındandır.
Gelgelelim bu kitapla deneyimimi aynı şekilde değerlendiremeyeceğim. Kitap üç öyküden oluşuyor.İlk iki öykü yarım kalan aşkların hikayesiyken son öykü derin bir yoksulluğun. Böyle söylerken de düşünüyorum tamamlanan aşk var mıdır varsa neye benzer?
Öyküler ustalıklı yazılmış ancak Füruzan’ın o vuruculuğunu pek bulamıyorsunuz satır aralarında.Tanışma kitabınız bu olmamalı bana kalırsa.
Ancak bir insanın son günlerine kadar hala yazıp üretebilmiş olması nasıl bir lütuf.Hepimize sevdiği şeyi bulabilmeyi ve uzun yıllar sağlıkla yapabilmeyi diliyorum.🧡
“akim sevgilim”, “sesi olmayan türkü” ve “varoşlarda” adlı üç öykü bulunuyor kitapta. hepsinin de dili çok güzel ama ben en çok “akim sevgilim”e bayıldım, okuması çok çok keyifliydi. öyküde altını çizdiğim çok yer oldu ama en çok aşağıda alıntıladığımı sevdim:
“Siz, erkeklerin ancak kadınları isteyebileceğini, erkek istediğinde arzusuna uygun sayılanı kadınların yapması icap ettiğini, söylerdiniz. Usluluğun, okşanmanın erkeğe yakışır olmadığını öğrenmiştim, öğretmişlerdi. Beğenmek onların, beğenilmek bizim işimizdi. Haz onların hakkı, beklemek, utanmak, kabul etmek bizim vazifemizdi. Hiç de erkeğe göre olmayan o dalgın bekleyiş içinde, Küçük Teyzeme kendini bırakışı Akim’i daha da güzelleştiriyordu.” (s. 29,30)
Füruzan'ın vedası için armağan ettiği üç öykü gibi okudum. Tüm bıraktıklarına ek, okurlarına onu anmaları için bir vesile. İlk ikisi kadar beğenmemiş olsam da son öykü, Parasız Yatılı'dan beri Füruzan'la idrak etmeye başladığım derin yoksulluk manzaralarında en dibi aktararak bir bakıma onun yazarlığındaki öğrenciliğimi de tamamlamış oldu.
Edebiyatı, özellikle öykü yazarlığını, bir insanın kendi kendisini inşa ederek gerçekleştirmesi için en zor alanlardan biri gibi görürüm. Füruzan ayarında bir ustayı ana dilimde tanıyabilmek, buralarda dünyaya gelip yaşamayı değerli kılan bir tecrübe.
Füruzan, yazdığı son eserden 24 yıl sonra, 90 yaşına girmişken yayımlanıyor Akim Sevgilim. Bu çok etkileyici. Kitap yer alan 3 öyküden ilk ikisi, Akim Sevgilim ve Sesi Olmayan Türkü, Yeşilçam melodramlarını hatırlatıyor. İmkansız aşklar, zenginler-yoksullar...Bu iki öykünün "tanıdık, bildik, eskide kalmış" bir şeyleri anımsatan akışı ve yapısı var. Bu yanıyla sanki kendi görkemli çağının gerisine düşüyor Füruzan. Son öykü, Varoşlarda, ise artık çok yaygın ve giderek insanları şaşırtmaktan alıkoyan, toplumsal olaraka alıştırıldığımız bir yoksulluk trajedisi. İlk iki öyküye kıyasla çok daha keskin, acımasız koşullarda yaşayaşan baba ve oğulun çaresizliğini anlatıyor Füruzan. Bu öyküde kendi görkemli çağının gücünü bir nebze de olsa hissettiriyor.
Yeni Çıkanlar rafında bir Füruzan kitabını görmek beni çok mutlu etti. Arka kapak yazısında "... birbirinden çarpıcı ve dokunaklı üç yeni öykü" diye yazıyordu üstelik. "Sesi Olmayan Öykü" ve "Varoşlarda" adlı öyküleri henüz okumadım ama "Akim Sevgilim" daha önce Adam Öykü dergisinde yayınlanmıştı. Yayınevi bunu bilmiyor olamaz, değil mi?
Evet biraz zorlayici, anlatim biraz karisik ozellikle ilk oykude ama o nasil bir hikayeleme gücü, nasil bir hikayenin icine cekis ve hikayelerin kendileri ne kadar guclu.. yine gozlerimde akamayan yaslar, kalbim cizik icinde ama bir taraftan edebiyatla kusatilmis olmanin huzru, boyle bir halde kapadim kitabi. Füruzan cok büyük bir usta
Füruzan’ın okuduğum ilk eseri Akim Sevgilim oldu. Beğenimi heralde buraya yazacak kelime dağarcığım yoktur. Üç öyküyü de çok beğendim, anlatımına bayıldım. Bir eser yazacak olsam böyle olurdu. Anlatımı, karakter tanımları, onları konuşturmaları, öykülerin konuları tam bana göreydi. Herkesin okumasını çok isterim.
Bitti.Füruzan'ın Akim Sevgilim kitabı üç öyküden oluşuyor.Sinema diline hakim olan sanatçı ilk iki öyküde bir film öyküsü yazmış gibi.Üçüncü öyküde ise biraz distopik bir evren sunuyor. İlk iki öykünün konusu klişe ama kişilerini oluşturması çok başarılıydı.
With her commend of the language and ability to convey emotions flawlessly, Firuzan never disappoints. I read all stories with great pleasure. They touched my heart as if those were my own perdonel experiance.
Füruzan'ın sadık bir okuyucusu olarak YKB Yayınlarının Kızılay'daki dükkanına girip kendime yaz için kitap seçerken afişi gördüm. Sanki herkes gelip alacak ve kalmayacak gibi hemen elime alıp sıkı sıkı tuttuğumu gören ve artık tanış olduğumuz görevli "ben de böyle heyecanlanmıştım. Yine güzel ama alıştığımız tadı yok, bir hayli farklı" dedi. Biraz önce kitabı bitirdiğimde aynı şeyi düşündüm. Dilin güzelliği, akıcılığı, her duyguyu anlatırken ki zarafeti, acıdan kalbinizi kanatırken bir yandan serin serin üfleyen kelimeleri aynıydı ama biraz dağınıktı. Füruzan'la tanışmak isteyenler bu kitapla başlamasın. Füruzan'ı tanıyanlar da farklı bir anlatıma hazırlıklı olsun.
Kitap 3 ayrı hikayeden oluşuyor,kitaplardaki öyküler bir sonla bitmiyor sonu belirsiz bir şekilde kalıyor.İçerisinde en beğendiğim hikaye Varoşlarda oldu,o hayatın içerisinden olmama rağmen sanki yazar o durumdaymışız gibi çok güzel hissettirdi.
Çok zorlandım. Aşırı dağınık bir anlatım var ve bu durum konuyu da dağıtıyor; tekrar tekrar okunan cümleleri anlamaya, toparlamaya çalıştıkça konu belirsizleşiyor, anlamsızlaşıyor... Çok üzgünüm.