Every person is the leading actor of the movie he lives in, and fate is a spontaneous fiction prepared for this role.
This is the scene, let alone the positive/negative effects created by the series of events that the leading actor encounters in the course of the scenario, his reactions to these events may not be his own reactions. The heredity, historicity and accumulation of the reactions shown in this spontaneously prepared flow put the protagonist into a fiction within a fiction. Just like the fact that the historicity he acquired and his current experiences developing depending on the plot will add to his knowledge and historicity for the future...
In this book, the author analyzes processes such as trauma, therapy, and recovery; It touches on the inherited psychological continuity of psychological resilience, resistance power, struggle style and collapse. It reveals the impossibility of a person being able to achieve success without understanding these processes well and designing the past correctly.
Timur Harzadin has written a very productive and new book. I can say that it is one of the little-known great books.
"Bugünkü hayatınızı, başka birinin travmalarını onarmak için yaşıyor olabilirsiniz." sözünün arka kapakta yazması beni etkiledi.
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı, tanışmış oldum. Kolaylıkla okudum, yazım tarzı akıcıydı. Başka insanların hayatından örneklerin bolca olduğu bir kitaptı, bana Zeytin Ağacı dizisini ve Seninle Başlamadı kitabını anımsattı.
"Yapılandırılmamış bir geçmiş, yüzleşilmemiş anılar, çalışılmamış bir bellek ilerlememize izin vermeyecek." (sf 15)
"Bir kişinin suçluluk duygusu çok aşırı geliştiyse bu kişide görülen davranış şekli aşırı uslu çocuk olması efendi biri olması ve sürekli karşısındaki insanı mutlu edecek şeyler yapmaya çalışması yönündedir. Bu insanlar sürekli anne babasının onlara telkin ettiği hayatı yaşarlar, yaşadıkları hayatsa kendi yaşamak istedikleri hayatları değildir." (sf 86)
"Günümüzde travmaların nesilden nesile aktarılması üzerindeki araştırmalar esas olarak epigenetik üzerine yoğunlaşmaktadır. Epigenetik, DNA dizisinden bağımsız olarak gen ifadesinde, genin okunmasında meydana gelen kalıtsal değişikliklerdir. Yani DNA dizisinde bir değişiklik olmadığı hâlde genin okunması değişmiştir. Çevresel bir değişiklik DNA'nın ifadesini yani okunmasını etkiler. DNA'nın yapısı değişmediği hâlde DNA'nın ürettiği proteinler değişir. Bu okunma hücreyi ya da organizmayı doğrudan etkiler. Muhtemelen çevre değiştikçe DNA'nın okunması değişmekte ve bu durum kişi üzerinde bazı davranışlara sebep olmaktadır. Örneğin; arı larvaları arı sütüyle beslenirse kraliçe arıya dönüşürken arı sütüyle beslenmezse işçi arıya dönüşmektedir. Sonuç olarak çocukluk çağındaki bir travmanın bugünkü hayatı etkilemesi çevreyle alakalıdır. Kişi ruhsal anlamda sağlıklı insanlarla vakit geçiriyorsa bazı çocukluk çağı travmalarından etkilenmeyebilir." (sf 119)